NECİP F. BAHADIR | YORUM
Düne kadar Öcalan’a İmralı’da ‘bahçeli ev’ yapıldığı herkesin bildiği ‘sırdı’. Çok uzaklardan, okyanusun öte yakasından bile görülebiliyordu. Duyması ve görmesi için insanın iki gözü ile iki kulağının olması yeterliydi. ‘Bahçeli ev’ dediğin düpedüz villa, iki katlı… Türkiye gibi gittikçe fakirleşen ülkede ‘lüks sınıfına’ giren konut bu. Ada ve sahilini de hesaba katarsanız değeri ve kıymetinin daha da artacağı açık.
İnşaat çözüm süreciyle başladı. Sırf Öcalan için inşa edildi. Öcalan’a özgü… Ona has. Başkası olamaz mı? Hayır… Ancak yardımcıları veya aile bireylerinden birileri villanın sakini olabilir. Öcalan ‘bahçeli eve’ geçmedi. Şartları vardı. Ankara’dan veya iktidardan ‘statüsünün’ belirlenmesini istedi. ‘Adının konmasında’ ısrarcı oldu. DEM ‘baş müzakereci’ dedi. Fakat iktidar bir isim koymaktan kaçındı.
Sürecin iki tarafından biri olduğu ‘su götürmez’ gerçekti. Siyaseti maksimum devlet görevlileri Öcalan’la müzakere etti. Sadece devlet görüşmesiyle de sınırlı kalmadı. Meclis’te kurulan komisyonun içinden bir heyet İmralı Ada’sına gitti ve Öcalan’la görüştü. Aralarında AKP ve MHP’den milletvekilleri de vardı. AKP Milletvekili Hüseyin Yayman ‘görüşmeyi gizlemek’ için epey çaba sarfetti. Herkesin bildiği ‘sır’ olabilir miydi? Nitekim sonradan görüşme tutanakları paylaşıldı.
Yayınlamakta serbestsin!
İktidarın AKP kanadı statüye mesafeli dursa da MHP bir ad konmasına sıcak baktı. Bahçeli’yi tutabilene aşk olsun… Koptu gitti bir kere… ‘Kurucu Önder’ demekten bile geri durmadı. Tabanı ve kamuoyundaki tepkilere de aldırmadı, bu kavramları ısrarla tekrarladı. Öcalan’ın takdirini en çok kazanan siyasetçi oldu Bahçeli… DEM heyetiyle yaptığı görüşmelerde Öcalan minnet ve takdir his ve duygularını açıkça dile getirdi.
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin kapısı herkese açık… En son görüşen gazeteci Nagehan Alçı idi. Alçı’ya herkesin bildiği ‘sırrı’ afişe etti. Mesajını üstü kapalı, örtülü falan vermedi. Ayrıntılarıyla anlattı. Basit bir konut değil iki katlı bahçeli ev olduğunu söyledi. “Bunları yayınlamaka serbestsin” dedi ve ekledi; “Bence bir sakıncası yok…” Belli ki gazeteciyle sırf bu bilinin sırrı deşifre etmek için görüştü.
Peki neden konuştu Bahçeli? Tam da Erdoğan’ın memleketi Rize’de, “Yaklaşan seçimleri başarıyla atlatacağımıza inanıyorum…” demişken…
Sandık ne kadar yaklaştı? 2028’in ilkbaharı ‘yaklaşan seçim’ takvimi olabilir mi? Veya 2027’inin sonbaharı için de aynı soruyu sorabiliriz. 2027 belki… Bir yıl sonra… Acaba Erdoğan’ın kafasında başka ve daha erken bir tarih mi var? Bu cümlesi siyaseti heyecanlandırdı. Baskın seçim olabilir mi?
Ekonomi ve Mehmet Şimşek’e bakmak lazım… Erdoğan’ın cümlesi de önemsiz değil. Fakat mevcut şartlarda seçim AKP’nin felaketi ve sonu olur. Ekonomik kriz hat safhada… Bıçak kemiğe dayandı. Enflasyonun tek haneye düşmesi imkansız gibi bir şey… Yüzde 30’larda bandına demirledi. Mehmet Şimşek’in tüm çabaları boşuna… ‘Deprem, savaş’ gibi gerekçeler sığındı. Bahane hiç eksik olmayacak. Fakat hiçbir mazereti başarının yerini tutamaz. Hiçbir gerekçe de başarısızlığı örtemez.
Emeklilerin öfkesi büyük!
Bu koşullarda başta emekli olmak üzere sabit ve dar gelirlinin öfkesinin dinmesi ve tekrar iktidara dönmesi mümkün değil. AKP yönetimi herhalde bu acı gerçeğin farkındadır. Erdoğan gibi seçim sihirbazı bir isim koşulları iyileştirmeden seçime gitmenin ‘intihardan başka’ sonuç vermeyeceğini iyi bilir.
Ve fakat sandıktan da kaçış yok. Er ya da geç gelecek. Seçimin normal zamanına da ne kaldı ki… Kum saati işlemeye başladı.
“Bahçeli neden konuştu ve ‘sırrı’ afişe etti?” sorusuna cevap arıyorum. Mesajı kimeydi? Kamuoyuna mı? Yoksa ortağı Erdoğan’a mı ‘bir şeyler’ söylemek istedi? Bence ‘evet’… Ama ne? Bahçeli’nin sorunu veya derdi ne?
Erdoğan, ‘Öcalan’a bahçeli ev’ sırrının kamuoyu tarafından bilinmesini istemez. Yoksa bizzat kendisi duyururdu. Toplumun önemli kesimi süreçten rahatsız. O yüzden Erdoğan son derece temkinli… İhtiyatı hiç elden bırakmadı. El altından götürmeye özen gösterdi.
AKP medyası ‘görmezden’ geliyor!
Erdoğan tam da baba ocağında, yayla havasını teneffüs ederken siyasetin ve Ankara’nın boğucu ortamından uzaklaşacak ve bir nebze de olsa kafa dinleyecekti. Fakat Bahçeli rahat vermedi. Huzurunu kaçırdı. Bayram değil seyran değil iken durduk yerde ‘Öcalan’a bahçeli ev’ deyiverdi.
AKP ve medyası görmezden, duymazdan geldi. Fakat kamuoyu öğrendi bir kere… O macun bir daha tüpe geri dönmez. Artık sokaktaki insanın bile gündemi bu… Kulakta kulağa dolaşacak. Medya sussa ne olur? Bahçeli evin adı ‘villa’ hatta, ‘saray’ olacak… Köpürdükçe köpürecek…
Bahçeli ne dedi? Nagehan Alçı’nın kaleminden biraz ayrıntı vermek isterim; “İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan’a bir ev inşa edildiğiyle ilgili iddialar ortaya atılıyor. Ben Devlet Bey’e sorduğumda bana çok net bir yanıt verdi. ‘Abdullah Öcalan’a İmralı Adası’nda bir ev inşa edildi. Bu ev, önünde bahçesi olan, insani yaşam koşulları sunan bir ev. O evin içinde normal hayatın akışına uygun bir şekilde yaşayabilir Abdullah Öcalan. Fakat kendisi henüz bu eve girmeyi reddediyor’ dedi. ‘Neden reddediyor?’ diye sordum, ‘Çünkü statü istiyor’ dedi. ‘Öcalan’ın çerçeve yasayla belirlenen kurullarda yer alacağı netleşti’ dedim. ‘Evet ama onun hayata geçmesini bekliyor. Hayata geçtikten sonra, işlerlik kazandıktan, o kurullar çalışmaya başladıktan ve Abdullah Öcalan da o kurullarda görev yapmaya başladıktan sonra o eve geçmek istiyor’ dedi”
Epey detay var. AKP’li Şamil Tayyar bir adım öteye götürdü. X’ten paylaştığı mesajında şu bilgilere yer verdi; “Devlet Beyin açıkladığı “bahçeli ev” dubleks bir villa. 250 metrekare kapalı alanı var. İki katı kadar bahçesi. Hem barınma hem çalışma ofisi olarak planlanmış. Her türlü teknik altyapısı mevcut, görüntülü telefon ve internet imkanı var. Öcalan henüz yerleşmedi ama villanın ofis şartlarından ihtiyaç halinde yararlanıyor…”
Bu saatten sonra inkarı ve tevili mümkün değil.
250 metrekarelik dubleks ve bahçeli villada yaşayana ‘mahkum veya mahpus’ denir mi? Bu tablo karşısında ‘Öcalan çoktan özgürlüğüne kavuşmuş, İmralı bir tutsak adadan çıkmış, bir tatil beldesine dönüşmüş’ desek yanlış olur mu?
Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’deki hücesi kaç metrekareydi hatırlıyor musunuz? Sadece 15 metrekare… Öcalan’a saray, İmamoğlu’na zindan… Bunu başka isimler için de genelleyebilirsiniz.
Selahattin Demirtaş’ı anabilirsiniz sözgelimi. Peki adalet mi bu?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































