Ankara’daki NATO Zirvesi, ittifak tarihinin en dikkat çekici toplantılarına imza attı. Erdoğan’ın görkemli ev sahipliği ve Trump’ın baskın üslubu, teknik bir savunma forumunu kişisel diplomasi gösterisine dönüştürdü. Liderler arasındaki jestler ve abartılı misafirperverlik kadar, NATO 3.0’ın askeri ve siyasi mimarisine dair kritik kararlar da masadaydı. Zirve, ittifakın dayanıklılığını sorgulayanlara karşı güçlü bir mesaj verdi.
MAHMUT AKPINAR | YORUM
7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, ittifak tarihinin en dikkat çekici toplantılarından biri olarak kayıtlara geçti. Teknik bir savunma forumu olmanın ötesinde, toplantı ev sahibi Erdoğan ile Trump’ın kişisel diplomasi ve ego yönetiminin ön plana çıktığı “show”a dönüştü. Zirve, tantanalı törenler, abartılı misafirperverlik ve liderler arası jestlerle karakterize olurken, aynı zamanda NATO 3.0’ın askeri ve siyasi mimarisine dair önemli kararlara da ev sahipliği yaptı.
Ankara Zirvesi, tecrübeli bir siyasetçi olarak Erdoğan’ın pragmatizmdeki becerisini bir kez daha ortaya koydu.
NATO, özünde demokratik ülkelerin savunma birliğidir. 1949 yılında hazırlanan NATO Sözleşmesi’nin daha giriş kısmında, “Taraf devletler halklarının özgürlüğünü, ortak mirasını ve medeniyetini, demokrasi ilkelerine, bireysel özgürlüklere ve hukukun üstünlüğüne dayalı olarak korumaya kararlıdır.” denilir.
NATO savunma paktının üzerine oturduğu temel ilkeler demokrasi, hukuk ve kurumların özerkliğidir. Erdoğan, demokrasi, hukuk, kurumların özerkliği bağlamında Türkiye’nin tarihinin en kötü örneklerini verdiği bir dönemde NATO toplantısına ev sahipliği yaptı ve kimse demokrasi, hukuk konularında Türkiye’ye eleştiri getirmedi. Kimse Erdoğan’a, “En önemli rakibin olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı neden hapiste?” diye sormadı. Hatta toplantı esnasında vuku bulan polisin gösterilere hukuk dışı muamelesini, sert tavrını kimse sorgulamadı.
Demokratik paktın üyelerinin hiçbirisi demokrasinin en temel esası olan ifade özgürlüğünün neden bu kadar perişan halde olduğunu diyemedi. Hadi liderler Trump’ın gazını almakla, öfkesini kabartmamakla meşguldü. Ama gelen gazeteciler, basın mensupları da yemekler, gösterişli servisler, seremoniler dışında can yakıcı ama gerçek konuları yeterince ele almadılar. Erdoğan, devasa birikmiş demokratik, hukuki, ekonomik problemlerle değil, ikramlarla, yemeklerle, hediyelerle konuşulmayı başardı. Bu yönüyle takdiri hak ediyor.
Toplantı ev sahibi olarak Erdoğan’ın kendi stratejik önemini ve kişisel liderliğini vurgulamak, meşruiyetini perçinlemek ve iç politikada halkına “güçlü lider” pozu vermek üzerine tasarlanmıştı, bunu da başarıyla yaptılar. Erdoğan, Türkiye’nin NATO içindeki yükselen ağırlığını öne çıkarmak için Savunma Sanayi Forumu’nu resmi programa dahil etti, sokaklara Türk savunma sanayii ürünlerinin afişlerini astı ve liderleri özenle hazırlanmış tantanalı merasimlerle ağırladı.
Türk misafirperverliği protokolün ötesine geçerek bir gösteriye dönüştü. Ayrıca genel organizasyonun ötesinde Erdoğan şahsen Donald Trump’ı gönüllemeye (veya kafalamaya) odaklanmıştı. Özellikle Trump’a yönelik ilgi ve yapılanlar dikkat çekiciydi. Erdoğan, Trump’ın ego dinamiklerini ustaca okuyarak adeta ona has bir havalimanı inşa edip, açılışını onun katılımıyla gerçekleştirdi ve bir binaya Trump’ın adını verdi.
Bu jestler, Trump’ın “her istediğini yapan Erdoğan’a” övgüleri getirdi. Trump geleneği bozmadı ve diğer iltifatları arasına bir övgü cümlesi(!) olarak “Rahip Brunson’u istedim, o da verdi!” dedi. O konuyu tekrar araya soktu.
Trump krallardan öte ağırlandı ve bu durum Trump’a yakın medyada övgüyle ele alındı. Erdoğan’ın bütün bunlarla bireysel meşruiyetini perçinleme yanında, F-35 alımı ve CAATSA yaptırımlarını çözmeyi hedefliyordu, bu konularda taahhütler aldı. Ancak bunlar Trump’ın tek başına yapabileceği işler değil. Trump’ın tüm yozlaştırma çabasına rağmen ABD’de hala demokrasi var ve Kongre çalışıyor. Bu konularda nihai kararı Kongre verecek.
Trump zirvenin doğal showmen’i konumundaydı. NATO yükünün büyük kısmını ABD’nin taşıdığını her fırsatta hatırlatarak Avrupa liderlerini “faturalarını ödememekle” eleştirdi. Avrupa’nın, Rusya tehdidi karşısında ordularını küçültmüş ve ABD şemsiyesine muhtaç hale gelmiş olması, liderleri Trump’a iltifat ve temenna yarışına soktu.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte dahil birçok lider, Trump’ın gönlünü hoş tutmakla meşguldü. Sadece İtalya ve İspanya liderleri limoni durdular. Bu atmosfer, normalde stratejik koordinasyon odaklı bir toplantıyı Trump’ın egosunu tatmin eden bir platforma çevirdi. Zirve esnasında Trump’ın Ankara’dan İran’a yönelik savaşı tekrar başlatması toplantının dramatik karakterini pekiştirdi.
Başlıca kararlar
Erdoğan ve Trump’ın gösterilerine rağmen zirvede, NATO’nun geleceğine dair bazı adımlar da atıldı. Sonuç Bildirgesi’nde üye ülkeler, kolektif savunma maddesi 5. Madde’ye “sarsılmaz bağlılık”larını teyit etti: “Bir müttefike saldırı, tüm müttefiklere yönelik saldırıdır.”
Bu vurgu, ittifakın varlığının ve caydırıcılığının sürdüğünü göstermek için yapılmıştı.
Askeri kapasite açısından Lahey’de alınan savunma harcaması taahhütleri (GSYH’nin %5’i) somutlaştırıldı. Avrupalı müttefikler ve Kanada, 2025’te temel savunma ihtiyaçlarına yönelik yatırımlarını 139 milyar doların üzerinde artırdı. Ankara’da 50 milyar doları aşan yeni tedarik anlaşmaları duyuruldu; savunma sanayii üretim kapasitesi, inovasyon ve ortak tedarik öncelik haline getirildi.
Ukrayna’ya yönelik destek de netleşti: 2026 için 70 milyar avro askeri teçhizat, yardım ve eğitim taahhüdü verildi, 2027’de aynı seviyenin sürdürülmesi kararlaştırıldı.
Zirve, “NATO 3.0” kavramını somutlaştırdı: Daha adil yük paylaşımı, Avrupa’nın konvansiyonel kapasitesinin yeniden inşası ve ittifakın ABD’nin küresel rekabet hedeflerine uyumu, 360 derece güvenlik yaklaşımı gibi konular pekiştirildi. Uzay, siber, insansız sistemler ve yapay zeka gibi modern unsurlara yatırım vurgusu yapıldı.
Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğü ve İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiği yönündeki çağrılar, Orta Doğu boyutunu öne çıkardı. Türkiye’nin Karadeniz ve güney kanadındaki rolü, savunma sanayi ivmesiyle birlikte ittifakın “merkez” ülkelerinden biri olma iddiasını güçlendirdi.
Ankara NATO Zirvesi, Erdoğan ve Trump’ın kişisel showlarının gölgesinde ilerlese de, “Dağılacak mı?” diye tartışılan ittifak için iyimser beklentileri yükseltti, NATO’nun adaptasyon kapasitesini gösterdi. Trump’ın dominant tarzı ve Erdoğan’ın ev sahipliği, transatlantik ilişkilerin kırılgan ego ve çıkar dinamiklerini yansıttı.
Zirve, Türkiye’ye savunma sanayii anlaşmaları ve stratejik görünürlük kazandırırken, NATO’nun “birlik görüntüsü”nü pekiştirdi. Rusya, Çin ve hibrit tehditler karşısında bir dönüşüm, yenilenme çabasını belgeleyen önemli bir toplantı olarak tarihe geçti.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































