Yeni talan projesi ile Bismil’den başlanarak onlarca hektarlık alanda ‘hidrolik çatlatma’ yöntemi ile petrol çıkarılacak:
- Jeoloji uzmanı Ömer Sarı: Ne yazık ki ülkemizde yapılan madencilik, mühendisliğin gereksinimleri doğrultusunda yapılmamaktadır. Ekolojik bir zihniyetle değil, tamamıyla rant güdümlüdür
- Mezopotamya Ekoloji Hareketi’nden Nejdet Sezgin: ‘İlk olarak bir halkın tarihini, ideolojisini yok ediyorlar. Bunlar yok edildikten sonra halkın orada mücadele etmesine gerek kalmıyor ki
Reyhan Hacıoğlu
Türkiye ve Kürdistan’da nerdeyse hemen her gün yeni bir alan ihaleye çıkarılırken, ruhsatları satılan alanlar ise delik deşik edilmiş durumda. Ulusal ve uluslararası şirketlerin yürüttüğü projelerden geriye dönüşü olmayan zararlar, yok edilen tarih, kültür ve toplumsal yaşam alanları kalırken, bir yandan da halk yerlerinden ediliyor.
2025 yılında başlayan “Demokratik Toplum ve Barış” sürecini fırsat bilen iktidar, son iki yılda Kürdistan’da onlarca alana ruhsat izni verdi. O alanlardan biri de Amed’in Bismil ilçesinde kaya gazı ve kaya petrolü arama sahası. İktidar medyası tarafından son yılların en büyük projesi olarak tanıtımı yapılan çalışma, Bismil’den başlayarak birçok kenti ve ilçeyi de içine alacak yatay ve dikey olmak üzere 24 sondaj kuyusunu kapsıyor.
Proje iki sabıkalı şirkete
Projenin ortakları Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile birlikte ABD’li Continental Resources ve TransAtlantic Petroleum şirketleri. Bu iki firma, Türkiye’de Trakya ve Kürdistan’da ise Êlih’de (Batman) yıllardır TPAO ile birlikte petrol çıkaran ve çevreye zararlar konusunda sabıkaları bulunan firmalar.
Buna göre, ilk aşamada Bismil’in kuzeyinde 600 kilometrekarelik bir alanda planlanan sondaj sahası, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) kararlarıyla genişletilerek bölgedeki toplam arama alanı 1 milyon dönüme çıkarıldı. Proje takvimine göre ilk etapta dikey sondajlar ile “hidrolik çatlatma” (fracking) adı verilen özel yöntem uygulanmakta ve sahada üretim potansiyeli araştırılmakta. Yapılan analizler sonucu yaklaşık 6 milyar varillik konvansiyonel olmayan petrol potansiyeli tespit edildiği iddia edildi. Bölgenin rezerv durumu ve projenin çevreye zararları konusunda Jeoloji uzmanı Ömer Sarı ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi’nden Nejdet Sezgin ile konuştuk.
Pilot bölge seçilmiş
Gelişen sektörler ve çoğalan nüfus ihtiyacı karşısında sistemin farklı arayışlar içinde olduğunu belirten Jeoloji uzmanı Ömer Sarı, “Kaya gazı veya kaya petrolü dediğimiz aslında daha önceleri Amerika bölgesinde gün yüzüne çıkarılmış yeraltı zenginlikleridir. Türkiye’de ise bakanlığın yeni öne sürdüğü bu durum için petrol rezervlerine sahip olan bölgeler pilot bölge olarak seçilmiş” dedi. “Buralar bilimsel olarak petrol rezervlerinin olduğu yerler, haliyle kaya gazı da aramak mümkün” diyen Ömer Sarı, devamında şunları dile getirdi: “Büyük petrol rezervlerinin olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu petrol rezervleri, konvansiyonel yöntemler dediğimiz yani geleneksel yöntemler dışında dikey sondaj ile belirli bir noktaya derinliğe ulaşıldıktan sonra şeyil tabakası dediğimiz kaya gazının ve kaya petrolünün hapsolduğu noktalarda yatay sondaj yani 90 derecelik bir eğim vererek yatay sondajlar yapılmakta ve bu şekil kaya içerisinde çatlaklar oluşturulup hapsolmuş gaz ya da petrol dışarı çıkarılmakta. Bir diğer modern yöntem dediğimiz hidrolik yöntemler var. Bunda ise büyük oranlarda tatlı su kullanılır. Tatlı suyun aşağı basılarak o basınçtan yararlanıp kaya içerisinde ana kayayı çatlatıp oradaki gazı ya da petrolü o tekniklerle çıkarmaktır.”
Büyük tahribatlar yaşanır
Bu yöntemlerin gerekli önlemler alınmadığında doğaya zararlı olabileceği uyarısında bulunan Ömer Sarı, “Şimdi yeraltı su tabakaları kullanımı için sondaj yapılırken kimyevi bileşikler kullanılır. Bu bileşiklerin yeraltı su seviyelerine karışması sonucu o sular insan vücudunda kanserojen etkiye sebep verir. Bir diğer zarar ise bölgesel yani lokal olarak bulunan faylanmaları tetikleyerek yerel depremler üretebilir. Yine yeraltında hapsolmuş metan gazının sızıntıları sonucu ozon tabakasının delinmesine sebebiyet verebilecek tahribatlar da gün yüzüne çıkabilir. Tabii bu tahribatlar binlerce sera gazının oluşturduğu gazdan daha büyük bir tahribat yaratır. Bunlar olası durumlar” diye belirtti.
Ekoloji değil rant öncelikli
“İnsanlığın da ülkenin de gelişimi ya da insanların kullanımını kolaylaştırmak açısından madenlere ihtiyaç var ancak doğa tahribatı yaratmadan olası bir rezervi gün yüzüne çıkardıktan sonra o bölgenin rehabilitasyonu kesinlikle yapılmalıdır” diyen Ömer Sarı, Türkiye’de bu durumun gözardı edildiğini belirterek, “Ne yazık ülkemizde yapılan madencilik mühendisliğin gereksinimleri doğrultusunda yapılmamaktadır. Ekolojik bir zihniyet güdülerek değil, tamamıyla rant güdümlüdür. Oradaki cevheri alayım, pastadan payıma düşeni alayım ve çekip gideyim mantığı var” dedi.
Ranta göre yasa

Mezopotamya Ekoloji Hareketi‘nden Nejdet Sezgin ise Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporlarının amacının sermayenin işini kolaylaştırmak olduğunu belirterek, “Buna göre bir yerin ranta açılması, talan edilmesi gerektiğinde bu amaçla devlet büyük şirketlere, kompradorlara ve uluslararası şirketlere göre kendi yasasını düzenledi. Bu yasal düzenleme çerçevesinde güya bir ÇED raporu çıkarıyorlar ve bu raporu kendilerine bir altyapı olarak kabul edip buna göre ruhsatlandırmaları veriyorlar” dedi. “ÇED ile risk ve maliyet analiz raporlarını oluşturuyorlar” diyen Nejdet Sezgin, buna dahi uyulmadığını belirterek, bu yüzden kendileri açısından ÇED raporlarının bir hükmü olmadığını ifade etti. “Bizim coğrafyamız sömürgeleştirilirken ki bunu tüm Türkiye için söylüyorum, doğası talana açılırken bunları savunmak bizim en meşhur hakkımızdır” diyen Nejdet Sezgin, “Kürdistan’ı göz önünde bulundurduğumuzda şuanda ya petrol arama sahası ya kaya gazı çıkarma-araştırma sahası ya maden arama sahası ya da HES, JES ve GES sahasına dönüştürülmüş her yer” dedi.
Uzun yıllar kiralanıyor
Bu alanların 20 ile 30 yıllık arasında şirketlere kiralandığına işaret eden Nejdet Sezgin şöyle devam etti: “Oradaki canlıların yaşamını değil ne kadar sömürü yapabilirim, ne kadar süre içinde ne kadar getirisi olur diye hesap yapılıyor. Ki bu analiz raporlarına dair bakış açılarına da yansıyor. Maliyet raporlarında, ‘Ben bu projeyi hayata geçirdiğim zaman bunun ulaşımının bana ne kadar maliyetli olacak?’, ‘Bu ulaşımdan sonra bunun üretim aşamasında maliyeti ne olacak? Ve bana getirisi ne olacak?’ gibi durumlar öncelik alınıyor.” Yapılan bilimsel çalışmalar sonucu çıkarılan madenlerden sadece yüzde 3’ünden bölge halklarının yararlandığını, geriye kalan yüzde 97’sinden ise şirketlerin, ortaklarının ve mevcut iktidarların yararlandığını belirten Nejdet Sezgin, “Maliyet analiz raporu hazırlanırken sadece bunlar göz önünde bulundurulur. Kaç insan çalışacak, kaç insan ölecek, kaç insan bunun mağduru olacak ya da oradaki yerel halkın toprak kirliliğinden kaynaklı, su kirliliğinden kaynaklı beraberinde hava kirliliğinden kaynaklı yaşayabileceği riskler göz önünde bulundurulmuyor” dedi.
Ekosistem bir bütündür
Risk analiz raporlarında ise sadece olası zararların insan popülasyonu üzerindeki etkilerine odaklanıldığını belirten Nejdet Sezgin, “Diyelim ki Bismil’den sonra Silvan Havzası, Dicle Üniversitesi Havzası, Kayagözü Havzaları ve Kocaköy’deki petrol havzalarıyla birlikte Ergani’yi de içine alacak alan şu anda onların kullanım alanında burada sadece ne kadar insan etkilenecek ona bakıyorlar. Ama ekosistemdeki diğer varlıkların başına ne geleceği, ne yaşayacakları onların umurunda değil” dedi. Kullanılan kimyasalların yüz yıllık sorunlar yaratacağını belirten Nejdet Sezgin, “O ağır metallerin, kirleticilerin yol açacağı doğal ve çevresel zararları tahmin etmek mümkün bile değil. Tabii yine bunların beraberinde büyük bir çevre yıkımı getirecek, bir doğa yıkımı getirecek, bir eko yıkımı getirecek” dedi.
Projeler için yabancı şirketlerin tercih edilme sebeplerine de değinen Nejdet Sezgin, “Yabancı şirket tercihlerini genellikle sömürgeleştirilen topraklarda görüyoruz. Ve burada yerel halkın üzerinde yaşamış olduğu ve tüm varlıklarıyla ekosistemine ait olduğu bir yerin sömürgeleştirilme gerçeği var. Yine hammadde yabancılaştırılması var. Yani burada petrolü çıkardığında burada işlemiyor. Ya da güneş enerji sisteminden elde etmiş olduğu o enerji yine burada yerel halkın çıkarına, yararına ya da tüm varlıkların geleceği ile ilgili bir şeye evirilmiyor” dedi.
Sadece toprak parçası değil
Bu noktada yapılacak olanın halkı bilgilendirmek ve örgütlemek olduğunu belirten Nejdet Sezgin, “Orası sadece bir taşın bulunduğu bir toprak parçası değil. Orada yerel halkın tarihi, kültürü, kimliği, manevi değerleri var. Manevi değerlerden kastımız çocuklarının cenazeleri var. Annelerinin, babalarının, dedelerinin mezarları var. O açıdan bizim sürekli söylediğimiz bir şey var; tarihimize, kültürümüze, toprağımıza, suyumuza, havamıza sahip çıkmalıyız” dedi. İktidar ve sermayenin bir alanı talan ederken üç temel dayanak kullandığını ifade eden Sezin, “Biri tarihsel, biri ideolojik, diğeri ise ekonomiktir. Bakın ekonomik boyutu 3. aşama. İlk olarak bir halkın tarihini, ideolojisini yok ediyorlar. Bunları yok edildikten sonra halkın orada bir toprak parçasına, bir taşa, bir suya bunun için mücadele etmesine gerek kalmıyor ki” diyerek uygulanan politikalara işaret etti. Sezgin şunları söyledi: “Her bir sivil toplum kurumu aynı zamanda buradaki ekoloji hareketinin bir bileşenidir. Birlikte mücadele etmenin yol ve yöntemini bulmak zorundayız. Yine yerel yönetimlerle iletişimde olup, birbirimizi ikna ederek doğru yol ve yöntemlerle doğamıza, yaşamlarımıza sahip çıkmamız gerek.”
Yarar ‘yabancıya’ zarar yerliye!
Kaya petrolü üretiminde kullanılan hidrolik çatlatma (fracking) ve yatay sondaj yöntemleri, geleneksel petrol üretimine kıyasla çevre üzerinde çok daha yüksek riskler barındıran yöntemler. Buna göre bu yöntemin en bilindik zararları;
- Çatlatma işleminde suyun içine kurşun, formaldehit ve asit gibi 600’den fazla kimyasal madde eklenir. Kuyularda oluşabilecek sızıntılar veya çatlaklar, içme ve sulama suyu sağlayan yeraltı su kaynaklarına karışmasına yol açabilir.
- Enjekte edilen kimyasal suyun bir kısmı ağır metaller ve yeraltındaki radyoaktif maddelerle birleşerek yüzeye geri döner. Bu atık suların güvenli şekilde arıtılması veya depolanması çok zordur.
- Bu yöntem aşırı miktarda su tüketir. Tek bir kuyu için işlem sürecinde ortalama 300 bin metreküpe varan devasa miktarda su harcanabilmektedir. Kuraklık riskinin yüksek olduğu Kürdistan’da bu durum, tarımsal sulama ihtiyaçları üzerinde ciddi bir baskı oluşturabilir.
- Yerin binlerce metre altına uygulanan yaklaşık 12 bin PSI’lık aşırı yüksek hidrolik basınç ve kimyasal atık suların yeraltına geri pompalanması, kayaların dengesini bozarak kayganlaşmasına neden olur. Uzmanlar, verilere dayanarak, bu yöntemin küçük ve orta ölçekli depremleri doğrudan veya dolaylı olarak tetikleyebileceğini belirtmektedir. Bölgenin aktif fay hatlarına yakınlığı sismik riskleri artırmaktadır.
- Sondaj kuleleri, boru hatları, atık havuzları ve ağır iş makinelerinin hareketliliği nedeniyle Bismil’deki binlerce dönümlük verimli tarım arazisi işgal edilmekte veya zarar görmektedir.
- Kuyulardan ve üretim tesislerinden atmosfere sızan metan gazı ile diğer uçucu organik bileşikler, yerel düzeyde hava kirliliğine yol açarken küresel ölçekte sera gazı salınımını artırır.
- Bu çevresel ve sismik riskler nedeniyle Fransa, Almanya, İskoçya ve Bulgaristan gibi birçok Avrupa ülkesinde hidrolik çatlatma yöntemi tamamen yasaklanmıştır.
TransAtlantic Petroleum’un Amed sevdası
Projede yer alan TransAtlantic Petroleum’a, daha önce Sur ilçesi Yenievler Mahallesi’nde ham petrol arama-çıkarma ve depolama faaliyetleri için verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararı ekolojistlerin şikâyeti üzerine mahkemece durdurulmuştu ancak firma karardan hemen sonra aynı alan için yeniden başvuru yapmıştı. Firmanın son yıllarda Amed’de başvurduğu 13 projeden 10’u bakanlık tarafından şuana kadar kabul edilen projeler oldu.
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































