NATO Zirvesi’nin ardından şekillenen bölgesel dengelerin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni de etkileyeceğini belirten Siyaset Bilimci Eren Aksoyoğlu, ‘Çözüm süreci hem bölgesel bir pozisyonlanma itibarıyla hem de Türkiye’nin demokratikleşme süreciyle doğrudan ilişkili’ dedi
7-8 Temmuz’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’nin ardından gözler Türkiye’ye çevrildi. Zirvede öne çıkan güvenlik ve savunma politikalarının, Türkiye’de iktidarın iç siyasetini nasıl şekillendireceği tartışılırken, muhalefete yönelik baskı politikalarının seyri ile Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bundan nasıl etkileneceği de en çok konuşulan başlıklar arasında yer alıyor.
Siyaset Bilimci Eren Aksoyoğlu, Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile NATO Zirvesi arasındaki ilişkiye dair değerlendirmelerde bulundu.
Gelecekteki 10 ila 20 yıl arasında bölgede oluşacak güç boşluklarının hem çözüm sürecini hem de Türkiye’nin iç demokratikleşme dinamiklerini doğrudan etkileyeceğini belirten Eren Aksoyoğlu, “Çözüm süreci bu bağlamda hem bölgesel bir pozisyonlanma itibariyle hem de içeride Türkiye’nin içerisindeki demokratikleşme süreciyle doğrudan ilişkili olarak görülüyor” dedi.
Zirve sürece nasıl yansıyacak?
NATO zirvelerinin uzun süredir bölgedeki güç dengelerini belirlediğini ve bu eğilimin gelecekteki zirvelerde daha da güçleneceğini ifade eden Eren Aksoyoğlu, sürecin artık daha üstü örtülü ve kulise çekilmiş bir aşamaya girdiğini söyledi.
Eren Aksoyoğlu, zirveden güçlü çıkma ihtimalinin çözüm sürecine iki farklı şekilde yansıyabileceğini belirterek, ekledi:
“Birincisi; iktidar partisinin alacağı güçle beraber daha da sertleşeceği ve özellikle toplumsal muhalefet aktörlerine, şüphesiz DEM Parti’ye karşı daha sert pozisyonlanacağı yönünde bir beklenti var. Ve tam tersine eğer buradan güçlü şekilde çıkmayı başarırsa Ankara beraberinde bütün muhalefet aktörlerine karşı daha da ılımlaşabilceği ve çözüm sürecinin de yürüyebileceği yönünde iki farklı bakış açısı var. Elbette bu dinamik büyük ölçüde ABD’nin ve özellikle Trump yönetiminin alacağı pozisyonla ilgili olacak. Elde edilecek sonuç sürecin devamını da etkileyecek.”
‘Merkeziyetçilik ve yerelleşme çatışması’
Ankara’nın daha merkeziyetçi bir pozisyon talep ettiğini, Kürt siyasi hareketinin ise merkezin gücünün yerellere dağıtılmasını savunduğunu belirten Eren Aksoyoğlu, “Belli ki iktidar partisi bu yasalar birliğini önemli ölçüde kendini güçlendirmek ve dolayısıyla Kürt siyasi hareketiyle Ankara’nın merkeziyetçilik üzerindeki yaklaşımı konusunda çatallaştığı yere doğru gitti. Dolayısıyla belirli bir aşamada bu sürecin çatışmalı ilerleyeceğini anlayabilmek mümkün. Kürt siyasi hareketi ortaya çıkan yasa taslakları ile tatmin olmadı. Dolayısıyla bu durum Ankara’nın elini daha da güçlendiren bir sonuca yol açabilir” ifadelerini kullandı.
‘Türkiye savunma sanayisinde yeni Pazar oluşturabilir’
NATO’nun geleceğine dair değerlendirmelerde bulunan Eren Aksoyoğlu, NATO’nun yerine Avrupa savunma mimarisinin ikame edileceğini belirterek, “NATO ve Avrupa’nın savunma mimarisi birbirinden bağımsız değil. Tam tersine NATO’yu ikame edecek bir bölgesel anlamda Avrupa savunma mimarisi öngörülüyor. Bu, beraberinde özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin üzerindeki mali yükü azaltmak, sahada daha etkin hale gelmek ve Ortadoğu’daki çıkarlarını maksimize etmek için yeni bir NATO’nun Batı kanadının oluşmaya başlayacağını göreceğiz” dedi.
Türkiye’nin bu mimari içinde yer almasının savunma sanayisi açısından yeni bir pazar oluşturduğunu söyleyen Eren Aksoyoğlu, ülkede 3 bin civarındaki savunma sanayi şirketinin kısa ve orta vadede 10 bine çıkabileceğini kaydetti.
İran savaşı ve Türkiye
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik yaklaşımlarındaki farka değinen Eren Aksoyoğlu, “ABD’nin başından beridir talebi İran’ın elindeki nükleer gücü ve konvansiyonel silahları zayıflatmaktı. İsrail ise rejimi değiştirmek ve İran’ı neredeyse haritadan yok etmek istiyordu. Bu bağlamda başarılı olamadı. Yani ABD ile İsrail arasında doğrudan bir makas farkı var artık. Bu durum Trump yönetiminin yeni monarşiler talebiyle de ilişkili. İran’daki herhangi bir değişiklikte Türkiye arabulucu bir pozisyona gelebilir. Ancak Ankara Kürt varlığını olabildiğince zayıf ve siyasallaşmaktan uzak tutma tutumuna devam edecektir. Bunu İran’da da görebiliriz” dedi.
Haber: Ömer Güngör / MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































