NECİP F. BAHADIR | YORUM
Siyasetin en sıcak konusu CHP… MHP ve Bahçeli yine kendisini ayrıştırdı. Yargıtay’a ‘acele et’ çağrısı yaptı. Ve CHP’nin bir an önce durulması gerektiğini söyledi. Erdoğan ise bir gün önce kabine toplantısı sonrası, “Taraf değiliz, bizi ilgilendirmiyor…” dedi.
“Yalan söyleyen ölsün mü?” diye yüzüne söyleme şansımız yok tabii. ‘Ülkede Erdoğan’dan habersiz kuş uçmuyor’ dense yeri… Siyasette yaprak kıpırdasa Erdoğan’ın parmağı vardır. Yargı kendi irade ve inisiyatifiyle mi verdi kararını? Özel’in ‘seyyar giyotin’ dediği Akın Gürlek’i adalet bakanı yapan kim?
Erdoğan’a kim inanır? ‘Kadir İnanır’ diyeceğim ama o da hasta… Olup bitenlerden habersiz, dünyadan kopuk… Entübe edilmişti.
Neyse mesele ciddi, sululuğun lüzumu yok. Ahmet Taşgetiren gibi inanmaya dünden hazır bir isim bile itiraz etmiş. Karar’daki köşesinde, “Olağan şüpheli durumdan kurtulmaya çalıştılar… Kurtulabildiler mi? Kurtulabilirler mi? Süreçler o kadar iç içe geçiyor ki ve o kadar ayan – beyan işler oluyor ki…” diye yazmış. Final cümlesi garip; “… Onlar adına da acayip utanırım.”
Bu kadar mı? AKP ve Erdoğan’ın zulüm politikaları karşısında ‘utanmak’ yeterli mi?
Hayır, Ahmet Taşgetiren’i önemsemiş falan değilim. Ama AKP mahallesindeki havayı ve psikolojiyi yansıtmak istedim sadece.
Erdoğan’ın Ankara’da kurduğu oyunun tabanda ne tür karşılık bulduğu merak edilmez mi? ‘Devlet aklı’ kavramı böyle bir iklimde ortaya çıktı. “Biz yapmıyoruz, devlet aklının kararı.” Öyle bir devlet yok! Daha doğrusu Erdoğan ortada ‘devlet, kurum, bürokrasi’ falan bırakmadı. Devletsiz bir dönem bu…
Ve de siyasetsiz bir dönem. Ülkede siyaset bitti. Erdoğan siyasetin tüm alanlarını işgal etti. Sadece potansiyel alanı merkez sağı değil, CHP’ye kadar uzandı.
Doğu Perinçek’i bile ‘müttefiklerinden biri’ yapabildi. Kim kime yaklaştı? O ayrı bir tartışma konusu… Yönünü ve davasını kaybedenin Erdoğan olduğunu kaç kez yazdım burada. Ne demişti İsmet Özel, “İnsan için önüne çıkan bütün yollar ‘yürünebilir yollar’ ise o insan artık kaybolmuştur. Kaybolmak nereye gideceğini bilmemek, yani her yere gidebilmektir.”
Erdoğan’ın durumu bu… İktidarını ve koltuğunu koruyacak tüm yollar onun için ‘yürünebilir’. Koltuğu dışında kutsalı ve davası kalmadı. Tek pusulası bu…
Ekrem İmamoğlu kendisiyle yarışacak bir rakipti. Defterini dürdü. Adam 35 yıllık diplomasından bile oldu. Ankara yolunu kapattığı gibi ‘özgürlüğünü’ de elinden aldı. İstanbul’da kendisini yenmesini ‘yanına’ bırakmadı.
Siyaset mi şimdi bu? Rakiplerini yargıyı kullanarak devre dışı bırakmanın adı ne zaman siyaset oldu? Rus ve Ortadoğu tarzı yönetim bu.
CHP 31 Mart’ta birinci parti olmasaydı, kurultay dosyası açılır mıydı? Heybedeki ‘turp olarak’ bekletilir miydi? ‘Bay Kemal’ diye etmedik hakaret bırakmadığı Kılıçdaroğlu ‘Kemal Bey’ olur muydu?
31 Mart öylesine bir korku saldı ki Kılıçdaroğlu’na sarılmak zorunda kaldı. Denize düştü Erdoğan. Dalgaların arasında boğulma tehlikesi ve riskiyle karşı karşıya… Yine Taşgetiren de bir bölüm paylaşayım; “Erdoğan’ın oyu artmıyor. Yüzde 30 civarında kilitlenmiş bir oy oranı… Sonrası yok. Toplumsal rıza üretilemiyor Erdoğan’ın etrafıda…”
Kuşkusuz yüzde 30 da çok. Normal şartlarda bu kadar kötü yönetim yüzde 3’ü bile bulmaz. Ama Erdoğan kendisine adeta tapan ‘müminlerini’ üretti. Küçümsenmeyecek oranda ‘AKperest’ kitlesi oluştu.
Kim mi onlar?
‘Kahrolsun Sisi’ dediğinde de ‘gol’ heyecanıyla alkışlayanlar, ‘Yaşasın Sisi’ dediğinde de ayağa kalıp tezahürat yapanlar… İşte devlet yönetimi diye kendinden geçenler… Yok mu bunlar? Ben uzaklardan fark ediyorum. Siz de görmüyor musunuz? Allah’a inandığını söyleyip Erdoğan’a tapana hiç rastlamadınız mı?
Yeraltına falan inmiş değiller, her yerdeler… Cem Yılmaz’ın gösterilerine konu oldu, yaşlı bir teyze seçim günü, “Koyun dedik, koyduk…” demiş ya… İşte o inanç ve psikoloji…
Vaktiyle bir AKP’liyle karşılaşmıştım. Muhafazakar biri olduğu yüzündeki sakalından belliydi. “Ben Erdoğan için ölürüm.” dedi. Acıdım adama. Üzüldüm de… “Bak inanan bir adama benziyorsun, Allah için öl… Bir siyaset adamı için değil!” diye cevap verdim.
Yüzünde bir şaşkınlık dondu kaldı. Ne diyeceğini bilemedi. Ne diyebilir ki… Metin Külünk’ün ‘Erdoğan’ın sosyolojisi’ dediği de işte bu… O sosyolojinin omurgası ‘müminler ve AKperest’ topluluğu… Bu siyaset falan değil.
Yüzde 30’un tamamı bunlardan ibaret değil elbette. Öyle olsaydı, ülke bitmişti. Umutlar tümden ölmüştü. Bir de ‘AKP’den geçinenler ve bunu Erdoğan’dan bilenler’ cemaati var. Yüzde 20’ye yakın bir zavallı kitlesi rızkı verenin Erdoğan olduğunu sanıyor. Erdoğan’a iman düzeyinde olmasa da ‘rızık’ derecesinde bağlılık gösteriyor. Ülkede ne olup bittiği umurlarında değil. Yeter ki yardım paketleri ve cüzdanlarına dokunulmasın… Halel gelmesin… Akıl ve vicdan cüzdana teslim olmuş. Hak, adalet gibi kavramlar gündemlerinden çıkmış.
Bir ‘umutsuzluk yazısı’ değil bu… Geçtiğimiz haftalarda Metin Külünk boşuna söylemedi, “Erdoğan sosyolojisi eriyor… Seçmen Cumhur ittifakını dövmek istiyor!” diye… ‘Erdoğan’ın mümini’ olmak da bir yere kadar… Açlığın, boş midenin inancı sarstığı tarihi örneklerle sabit. “Soğan ekmek yeriz!” diyen kitle bile döner ‘putunu’ yemeye başlar. 31 Mart sonuçları ‘emekli ve dar gelirlilerin’ eseriydi. Şimdi orada da çözülme söz konusu…
Umutsuzluk yok yani. Zor zamanlar, ağır şartlar kendi içinde çözümü de üretir.
Ben bu siyasetsiz ortamda siyasi analizler yapmaya çalışıyorum. Ankara’dan, siyasetin mekanlarından uzak… Kulislerden habersiz. ‘Yakın siyasi tarihin künhüne kadar vakıfım’ desem kibre girer mi? O maksatla söylemiyorum. Yazarınızı tanımanız için belirtiyorum. Bazı okuyucuların eleştiri ve itirazlarını duyuyorum. Doğrudan onlara cevap yerine böyle bir yazıyı tercih ettim. Siyasetin doğasının nasıl işlediğinden haberim var. Bu siyasetsiz ortamda siyasete direnenler de var.
Buradaki yazılarda ağırlıklı olarak onların yer aldığını farketmiş olmalısınız. Çelişki içinde olan ben değilim. Ankara ve siyaset öylesine oynak ki… Günlük güneşlik havada bulut falan yokken fırtına kopuyor ve kar yağmaya başlıyorsa ben ne yapabilirim? Yoksa ben ne kahinim, ne falcı…
‘Hariçten gazel okuyan biri’ de değilim. Ne olduğumun kararını siz verin! Düşünce dünyanıza bir zenginlik ve bakış açısı katabiliyorsam ne mutlu bana… Gündemle birlikte meramımı da anlatmak istedim.
Erdoğan ülkeyi teslim aldı, Ankara ve topluma ‘siyasetsiz günler’ yaşattı hala da yaşatmakta ve fakat günün sonunda o kaybedecek, ‘siyaset’ kazanacak. Yatağından sapmış ve kırgın tarih nehri tekrar doğal mecrasına dönecek.
‘Son sözü’ kader söyleyecek. Kendisiyle beraber ‘Erdoğan’ın müminleri ve AKperestler’ hüsrana uğrayacak.
Enseyi karartmaya gerek yok. Bu tekerlek tümsekte kalmaz…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/06/Vize-Imparatorlugu-arastirmasina-erisim-engeli-Iste-o-dosyada-yer-alan-75x75.jpg)