Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi
DENİZCİ BILLY BUDD – İÇREK BİR ANLATI

Herman Melville
Çeviren: Yiğit Yavuz
Amerikan edebiyatının en büyük yazarlarından Herman Melville (1819-1891), Moby Dick, Kâtip Bartleby, Benito Cereno gibi bugün hepsi birer klasik olan eserler vermesine rağmen yaşarken pek ilgi görmedi. Yirminci yüzyılın ilk yarısında âdeta yeniden keşfedilen yazarın ölümünden sonra yayımlanan Denizci Billy Budd, yaşlılığında belli bir huzur ve dinginliğe erişmişken tamamladığı son eseridir. İyilikle kötülüğün, saflıkla hinliğin karşıtlığını temel alan, alegorilerle yüklü bir anlatıdır Denizci Billy Budd. Melville bir nevi düzyazı-şiir denebilecek bir üslup denediği eserinde gerek beşerî gerekse dinî meselelerde kolay cevaplar sunmak yerine okuru adalet, masumiyet ve otorite gibi konular üzerinde düşünmeye davet eder. Melville’in ömrü boyunca sorguladığı insanlık trajedisine çözüm sunmaktansa yeni sorulara, yeni belirsizliklere kapı açtığı, varoluşun karanlık yönlerine, toplum hayatını şekillendiren ahlâki ikilemlere duyduğu ilgiyi yansıttığı son eseridir.
DAPHNİS VE KHLOE

Longos
Çeviren: İo Çokona
MS II. yüzyılda Lesbos Adası’nda yaşadığı kabul edilen Longos, naif bir aşkın pastoral hikâyesi olan Daphnis ve Khloe adlı romanında insan ilişkilerine ve ayrıntılı doğa betimlemelerine önem vermiştir. Eser ilk olarak 1559’da Vatikan Kütüphanesi’nde Rahip Jacques Amyot tarafından keşfedilip Fransızcaya çevrilmiştir. Daha sonra bütün batı dillerine aktarılan roman 1873 yılında Mehmet Kâmil Bey tarafından Fransızcadan Türkçeye çevrilmiş ve Dafni ile Kloe’nin Hikâye-i Taaşukları adıyla yayımlanmıştır. Daphnis ve Khloe yüzyıllar boyunca neredeyse bütün sanat dallarını etkilemiştir, resimden heykele, müzikten tiyatro ve sinemaya kadar pek çok alanda bu hikâyeden esinlenen eserler ortaya konmuştur. Kurgu ve üslubuyla yapı olarak çağdaş roman anlayışına yaklaşan eserin teknik ve estetik açıdan mükemmelliğini metheden Goethe kitabın muhteşem güzelliğinin etkisini yeniden hissetmek için her yıl bir kez okunmasını tavsiye etmiştir.
THEAİTETOS

Platon
Çeviren: Ari Çokona
Atina’nın aristokrat gençlerinin gramer, müzik ve beden eğitiminden oluşan temel eğitimini alan Platon (MÖ 428/7-348/7), yirmili yaşlarında, kendisini en çok etkileyen düşünür Sokrates ile tanışmıştır. Siyasetle de ilgilenen Platon, Sokrates’in ölüme mahkûm edilişinin ardından bu uğraşından vazgeçip hocasının düşüncelerini geliştirmeye ve kendi felsefe sistemini kurmaya yönelmiş, MÖ 387 yılında Batı dünyasının en uzun ömürlü eğitim kurumlarından Akademia’yı kurmuştur.
Platon’un Theaitetos diyaloğu Batı felsefe tarihinin en temel sorularından biri olan “Bilgi nedir?” konusuna eğilen, içerdiği düşünsel derinlik ve anlatım inceliğiyle dikkat çeken bir eserdir. Kavram analizleri ayrıntılıdır, örneklemeler yoğunlukla matematiksel veya algısal örnekler üzerinden yürür. Diyalog boyunca bilgiyle algı arasındaki sınırlar, doğru sanının yapısı ve tanım kavramının işlevi titizlikle tartışılır.
Modern Klasikler Dizisi
KARPATLAR ŞATOSU

Jules Verne
Çeviren: Işıl Özgüner
Jules Verne’in çok sevilen “Olağanüstü Yolculuklar” dizisinde yer alan Karpatlar Şatosu, Bram Stoker’ın ünlü romanı Dracula’dan beş yıl önce, 1892’de yayımlandı. Vampir edebiyatının bu en ünlü yapıtına esin verdiği söylenen romanına mekân olarak Drakula’nın memleketi Transilvanya’yı seçen Jules Verne, gotik edebiyatın konvansiyonlarını kullanarak gizemli ve tekinsiz bir ortam yaratır. Transilvanya coğrafyası yöre halkının batıl inançlarında kök salmış kuşkulu, olağanüstü, tuhaf ve şeytani olayların mekânıdır. Bilinmeyene karşı duyulan korku, açıklanamayan her şeyin doğaüstü güçlere atfedilmesine neden olur. Ancak Karpatlar Şatosu Jules Verne’in batıl inanç ile bilimsel gerçekçilik arasındaki sınırda gezindiği, bilim ve teknolojideki gelişmelerin önemli bir rol üstlendiği romanlarındandır.
MİLENA’YA MEKTUPLAR

Franz Kafka
Çeviren: Nafer Ermiş
Kafka ile Milena’nın karşılaşması başlangıçta alelade, giderek olağanüstü ve nihayetinde hüsranla neticelenen hüzünlü bir olaydır. Dünya savaşıyla yıkılmış bir Avrupa’nın yoğun kasveti ve çıkışsızlığı mektupların yazarlarını da etkiler. Üstelik başta faşizm olmak üzere totaliter rejimlerin ayak sesleri yükseliyor, dünya daha tahripkâr bir çöküşe doğru hızla yol alıyordur. Henüz 38 yaşına girmiş Kafka’nınsa ciğerleri artık iyice kötülemiştir, öksürük nöbetleri, uykusuzluk işkencesi aman vermiyordur. Milena uzakta da olsa güçlü bir ışık, mahcup bir ihtimal, aranan bir yuvadır Kafka için. Sonradan tıkanacak olsa da karşılıklı mektuplaşmak ikisini de ayakta tutar. Karizmatik edası, kendine has yaşam tutkusuyla Milena sadece “büyüleyici bir kadın” değil, aynı zamanda kendi çağının tanığı olan, politik arzularından taviz vermeyen entelektüel bir simadır da. Kafka, onun için “daha önce hiç karşılaşmadığım türden canlı bir ateş,” diyecektir. Moda yazıları, çevirileri, politik merak ve ilgileriyle dönemin nadide bir şahsiyeti olan Milena’ya yazılan mektuplara imkânsız bir aşkın sızısı, umut ve hayal kırıklıkları damgasını vurur.
Türk Edebiyatı – Mektup Dizisi
İKİ GÖZÜM AYŞE – SABAHATTİN ALİ’NİN ÖZEL MEKTUPLARI

Yayına Hazırlayanlar: Ayşe Sıtkı İlhan, Doğan Akın
Sabahattin Ali, 6 Kasım 1931 ile 15 Nisan 1935 tarihleri arasında Ayşe Sıtkı İlhan’a tamamı eski harflerle yazılmış tam altmış yedi mektup, on bir şiir ve iki çeviri gönderir. Türk edebiyatının efsane mertebesindeki yazarı Sabahattin Ali’nin hiç bilinmeyen altmış yedi mektubu ve bir bölümü bestelenerek milyonlara ulaşmış şiirlerinin cezaevlerinden yazılmış bu orijinal el yazmaları Ayşe Sıtkı İlhan tarafından gazeteci Doğan Akın’a teslim edilir. Ayşe Sıtkı İlhan mektupları eski yazıdan çevirir, Doğan Akın yayına hazırlar.
Dönemin çarpıcı atmosferini yansıtmanın yanı sıra Kürk Mantolu Madonna’dan Kuyucaklı Yusuf’a, ‘Aldırma Gönül’den ‘Melankoli ve Dağlar’a, öykü ve romandan şiire uzanan Sabahattin Ali edebiyatının kaynaklarının birinci elden habercisi olan bu kıymetli mektupların gözden geçirilmiş yeni baskısı, isimlerin üzerindeki giz kaldırılıp tam metin olarak okuyucuya sunuluyor.
Çağdaş Dünya Edebiyatı
MUTLUYKEN BAŞKA ADLARIMIZ VARDI

Yiyun Li
Çeviren: Nuray Önoğlu
Eserleriyle The Story Ödülü, The Los Angeles Times Kitap Ödülü, Amerikan Ulusal Kitap Ödülü finalisti olan, Pulitzer ve Pen/Faulkner Edebiyat Ödülü sahibi Yiyun Li, okurların yoğun ilgisini çeken Kazkafanın Kitabı’nın ardından, yeni eseri Mutluyken Başka Adlarımız Vardı’da kayıp, yas, yabancılaşma, göç, annelik ve modern hayat üzerine bilgelikle örülü benzersiz öyküleri bir araya getiriyor: Yas tutan bir anne kayıplarının listesini tutuyor; bir üniversite hocası ile kuaförü arasında tuhaf ve karmaşık bir bağ kuruluyor; bir kadın kendisinin iki katı yaşında bir adamdan her sene mektup alıyor; hayatının sonlarına yaklaşan bir biliminsanı ile bir zamanlar doktorluk yapan bakıcısı ortak bir yaşama adım atıyor…
Yiyun Li’nin kahramanları düşledikleri sıradan ve huzurlu hayattan ölümle, şiddetle, yabancılaşmayla ayrı düşüp ellerinde kalanla yaşamanın yeni yollarını arıyor ve bunu bir kavanoz bal, yaralı karıncalar ya da yıllarca özlemle saklanan bir fotoğraf gibi anlam dolu detaylarda ve akıllardan çıkmayacak küçücük anlarda buluyorlar.
“Yiyun Li’nin yazdığı her yeni kitap, bir kutlama vesilesidir.”
–Sigrid Nunez
“Görkemli bir üslup ve detaylardaki yadsınamaz titizliğin bir araya geldiği ustalıklı öyküler… Mutluyken Başka Adlarımız Vardı, hünerinin doruğundaki bir yazardan mükemmel bir derleme.” –Michael Schaub, NPR
İnceleme-Araştırma Dizisi
MİLYARDERLER GELİR VERGİSİ ÖDEMİYOR BUNA BİR SON VERECEĞİZ

Gabriel Zucman
Çeviren: Hande Koçak
Uzun yıllardır vergi cennetleri, vergi adaletsizliği gibi konularda çalışan Fransız ekonomist Gabriel Zucman, bu kitapçıkta çok çarpıcı bir gerçeğe parmak basıyor: Ultra zenginler, milyarderler hiç gelir vergisi ödemiyorlar veya hemen hiç ödemiyorlar. 2024’te Rio de Janeiro’da toplanan G-20 zirvesinde, Brezilya dünya milyarderlerinin servetlerinden yıllık %2 oranında bir vergi alınmasını önerdi. Bu önerinin de fikir babası olan Gabriel Zucman, Fransa örneğini rakamlarla ele aldığı bu çalışmada ultra zenginlere getirilecek düşük oranlı bir “taban vergi” ile adaletsizliğin nasıl giderileceğini anlatıyor.
YAPMAK – ANTROPOLOJİ, ARKEOLOJİ, SANAT, MİMARLIK

Tim Ingold
Çeviren: Mehmet Doğan
Avcılar, avlarıyla karşılaşmadan önce bu hayvanları sık sık rüyalarında görürler. Hakeza ressamlar, mimarlar, besteciler ve yazarlar da daima uzaklara atılmaya meyilli bir hayal gücünün içgörülerini yakalamaya, bunları maddi ilişkilenme sahasına döndürmeye çalışırlar. Avcılar gibi onlar da rüyaları yakalarlar. Öyle görünüyor ki insan uğraşları daima rüyaları yakalamak ile malzemelerden yararlanmak arasında denge kurar. Tasarım ile yapma arasındaki ilişki, bilişsel uslamlama ile mekanik icra arasındaki herhangi bir karşıtlıktan ziyade umut ve hayallerin çekme kuvveti ile maddi kısıtlamaların direnme kuvveti arasında yaşanan bu gerilimde yatar. İnsan yaşamı işte tam burada yaşanır: hayal gücünün kapsamının malzemelerin sürtünme kuvvetiyle karşı karşıya geldiği ya da azmin güçlerinin dünyanın pürüzlü kenarlarına tosladığı noktada.
CUMHURİYET’E İZ BIRAKAN ALMAN MİMAR – BRUNO TAUT

Kemal Arı
“Nerede bir yapı inşa ediyorsak, orası artık bizim yurdumuzdur!” Bu söz, ünlü Alman mimar Bruno Taut’a ait. Taut’un yaşamının son dönemi Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nün yöneticisi olarak Türkiye’de geçmiş, aralarında Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi binasının da bulunduğu önemli mimari yapılar ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün cenazesi için hazırlanan katafalkın tasarımını yapmıştır.
Prof. Dr. Kemal Arı, bu çalışmasında Taut’un Königsberg’de başlayan yaşamöyküsünü anlatırken, Nazi Almanyası’nın baskıları nedeniyle ülkesinden ayrılışını, Almanya, Hollanda, Sovyet Rusya ve Japonya’da yaşadığı şehirlerin düşünce yapısına kattıklarını, mimarlık mesleğindeki gelişimini, ailesiyle ilişkilerini ve Türkiye günleri ile genç Cumhuriyet’e kazandırdığı eserleri ele alıyor.
ÇOCUKLARLA FELSEFE VE MEDİTASYON

Frédéric Lenoir
Çeviren: Güner Or
Montaigne, çocuklara “iyi doldurulmuş” değil, “iyi biçimlendirilmiş” bir kafa kazandırmak gerektiğini söyler. Frédéric Lenoir bu fikri soyut bir eğitim idealinden somut bir deneyime dönüştürüyor. 6-10 yaş arası çocuklarla yapılan ve Paris’ten Abidjan’a, Cenevre’den Montréal’e uzanan felsefe atölyelerindeki deneyimlerini anlattığı bu eserinde, mutluluk, ölüm, dostluk, adalet, sevgi ve hayatın anlamı gibi büyük soruları ele alıyor. Atölyelerde çocuklar hazır cevaplar edinmiyor; dinlemeyi, söz almayı, başkalarının düşünceleriyle gerçekten karşılaşmayı ve kendi düşüncelerini kurmayı öğreniyor. Meditasyon ise bu çerçevede bir rahatlama tekniğinin ötesinde; zihnin dağınıklığını çerçevelemenin, ortak yaşama ve söze dönüşen iç deneyime dikkatle yönelmenin bir pratiği olarak beliriyor.
Spinoza Mucizesi, Öngörülemeyen Bir Dünyada Yaşamak, Hayvanlara ve Hayvanları Sevenlere Açık Mektup gibi eserleri İş Kültür etiketiyle okuyucularla buluşan yazarın Çocuklarla Felsefe ve Meditasyon isimli kitabı, çocukların düşünceyle kurduğu ilişkinin ne kadar erken
Anı Dizisi
ANILARIN GÜZELLERİ

Türkkaya Ataöv
Cumhuriyet kuşağının önde gelen aydınlarından Türkkaya Ataöv, Anıların Güzelleri’nde hatıralarını geniş bir tarihsel ve coğrafi ufuk içinde anlatıyor. Gelibolu’da geçen çocukluk günlerinden başlayan bu yolculuk, bir çocuğun dünyayı kavrayışından bir düşünce insanının uluslararası deneyimlerine uzanıyor, çok katmanlı bir bütünlük kazanıyor.
Ataöv, eğitim yıllarından akademik hayata, sanatla kurduğu bağdan siyasal ve entelektüel mücadelelerine kadar uzanan yaşamını; karşılaştığı kişiler, şehirler ve olaylar üzerinden aktarıyor. Mülkiye yılları, uluslararası görevler, Birleşmiş Milletler deneyimi ve farklı kıtalarda yürüttüğü çalışmalar kitabın ana eksenini oluşturuyor. Afrika’dan Avrupa’ya, Sovyet coğrafyasından Amerika’ya uzanan seyahatler, aynı zamanda çok yönlü bir entelektüelin gözlemleri ve çağa tanıklığına dönüşüyor. Sanatçılardan siyasetçilere, akademisyenlerden dünya liderlerine uzanan geniş ilişki ağı da esere ayrı bir derinlik katıyor. Anıların Güzelleri, bir yaşamöyküsünün ötesine geçerek, Cumhuriyet düşüncesiyle yoğrulmuş bir aydının dünyaya bakışını, tanıklıklarını ve sorgulamalarını bir araya getiriyor.
Özel Dizi
DAKKA’DA ÜÇ GÜN – THREE DAYS IN DHAKA

Bülent Eczacıbaşı
Özel Dizi’den çıkan bu kitapta Bülent Eczacıbaşı’nın Bangladeş’in başkenti ve Güney Asya’nın en büyük şehirlerinden biri olan Dakka’da 21-25 Kasım 2025 tarihleri arasında çektiği fotoğraflar yer alıyor.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































