10 Muharrem’de Kerbela anılıyor ama Yezid’in adı anılmıyor. Ne Diyanet ne siyaset ne de medya Yezid’i ağzına alıyor. Bu sessizlik rahatsız edici. Kerbela sadece gözyaşı ve aşure tatlısından ibaret değil. Yezid’i görmezden gelmek, zulmü anlamamak demek. Hz. Zeynep’in asırlar öncesinden yükselen haykırışı bugüne ulaşıyor. Zalime boyun eğmeyen o ses hâlâ cevap bekliyor.
NECİP F. BAHADIR | YORUM
10 Muharrem… Kerbela’nın yıldönümü… Yas ve matem günü. Kılıçdaroğlu kalabalık konvoyla İstanbul’a gidemedi. Aşure dağıtacaktı. Erdoğan ‘Mah-ı Muharrem Oruç Açma’ programına katıldı. Buradaki konuşmasını Sabah’ın sitesinde okudum. “Kerbela, Hz. Hüseyin, dinmeyen acı…” dedi de Yezid’i ağzına almadı.
Diyanet’in sitesine girdim. Başkan Safi Arpaguş’un güne ilişkin mesajı vardı. Yezid’in adı geçmiyordu. Haftanın hutbesi ise ‘Birlikte Rahmet Vardır’ başlığını taşıyordu. Kerbela da yok, Hüseyin ve Yezid de…
Neden?
İmam Hüseyin’i katleden kim? Aç ve susuz bırakan kim? Yezid’siz 10 Muharrem haber ve yorumları rahatsız etti beni.
Muharrem’in 10. gününün ve Kerbela’nın mesajı sadece gözyaşı ve aşure tatlısından mı ibaret? Yezid, Medine sokaklarında birlikte büyüdükleri Hz. Hüseyin’e neden kıydı?
Sünni ekol Kerbela’nın konuşulmasını pek doğru bulmuyor. ‘Siyaset, iktidar ve saray’ neden tartışılmasın? Dün anlaşılmazsa, bugüne bakan mesajları idrak edilmezse, sadece Hüseyin’e ağlanır, Yezid görmezden gelinirse eksiklik olmaz mı?
Ben bir yandan İmam Hüseyin için gözyaşı dökerken diğer yandan Yezid’i hatırlatmak istedim.
İki yıl önceki yazıya döndüm. Bir çığlıktı bu asırlar öncesinden gelen… Hz. Zeynep’ti konuşan…
Tahtını babası Muaviye’den devralan Yezid, Hz. Hüseyin’e iki seçenek sundu: “Ya biat, ya ölüm!”
Münzevi bir hayat yaşamasına izin vermedi. Çünkü iktidarı için tehdit olarak görüyordu. Ali Şeriati, “Zalimin kılıçla, parayla ya da aldatarak elde ettiği güç herkesi susturdu. Hüseyin kendisini özgürlük yolunda kurban ederek zafer kazandı.” der.
Bediüzzaman da Hz. Hüseyin’in biat etmeyip harekete geçmesini ‘hürriyet-i şeriyye kılıcını çekmesi’ olarak görür. Kufe halkı, Hz. Hüseyin’e kucak açmak istedi. Mektuplar, aracılar, heyetler gönderdi. Durumu haber alan Yezid, Vali Ubeydullah bin Ziyad’a, “Gereğini yap! Kimseye acıma yoksa acınacak duruma düşeriz!” diye talimat gönderdi.
Ve Kufe kılıç ve havuç karşısında ve karşılığında Hüseyin’e ihanet etti, yönünü Yezid’e çevirdi. Güce teslim oldu…
‘Acınacak duruma düşmeme’ korkusuyla, iktidarlarına tehdit gördüklerine acımamak Yezid’in şifresiydi.
Vezir Haman da Firavun’a öyle demişti: “Hz. Musa’ya ve İsrailoğulları’na acırsak biz acınacak hâle geliriz.”
Kerbela’da çocuklara da dokunuldu, kadınlara da… Günlerce aç ve susuz kaldılar. Su ile aralarına engel koydu Yezid… ‘Aç ve susuz bırakmak’ Yezid’in politikasıydı. Yolundan gidenler hiç eksik olmadı.
Kerbela’da Hz. Hüseyin’in kardeşi Zeynep’le birlikte bir avuç Müslüman esir alındı. Önce çıplak develerin üzerinde Kufe sokaklarında dolaştırıldı. Hz. Zeynep zalime boyun eğmedi, Yezid ve uşaklarının yüzüne gerçekleri haykırmaktan geri durmadı. Kufe Valisi’nin yanına götürüldü ilkin.
Sizler kaybettiniz!
“Ey Ali’nin kızı! Gördün mü Hakk bizden yanaymış, böyle olmasaydı biz muzaffer olmazdık!” diyen Vali Ziyad’a şöyle seslendi:
“Sizler kaybettiniz, evet kaybettiniz. Çünkü kardeşim Hüseyin, binlerce kişiye boyun eğmedi. Eğer zalimliğinizden korkup ayaklarıyla buraya gelip eğilseydi önünde, o değil sen kazanmış olurdun. Hani nerede bu başın ayakları? O kendisi yerine, kesik başını yolladı sana! Önünde duran Hüseyin’in başı ama kendisi nerede? Gövdesi ve inançları nerede, yüreği nerede? Âlemlere rahmet dedesi, babası, anası nerede? Kerbela’da bre Yezid uşağı Kerbela’da…
Zorbalık dağa benzer. Zulüm yalçın bir dağ gibidir. Siz ne kadar zorba olursanız, o dağın doruğuna çok yaklaşırsınız. Ama unutmayın ki doruğa ulaştıkça uçurumların derinlikleri artar. Bir ayağın kayması, parçalanmaya yok olmaya yeter. İşte şu önünde duran Hüseyin’in başı, dağın doruğundaki zalimlerin sonu olacaktır. Kardeşim Hüseyin’in başından işte şimdi korkun. Çünkü bu kesik baş sizin sonunuzu getirecektir.”
Utanç içindeki Kufe halkı sokaklarda toplanmış esirlerin hâlini seyretmekte… Hz. Zeynep onlara da sesini yükseltti:
“Ey Kufeliler, dinleyin! Ey Yezid’e boyun eğenler! Ey aldatılmış zavallı halk, bize mi ağlıyorsunuz? Oysaki bizim gözlerimiz hâlâ yaşlı, ızdıraplarımız dinmemiş, feryatlarımız yatışmamıştır. Sizler, gerdanlığını kaybedip sonra da toprak içerisinde onu arayan kadın gibisiniz. Sizler, Allah ve Resulüne iman getirdiniz, ama daha sonra işlediğiniz bu büyük günahla onun kökünü kazıyıp attınız.
Sizden fesat, şer ve şarlatanlıktan başka bir şey de beklenemez. Bizleri öldürdünüz, şimdi de bize ağlıyorsunuz. Evet! Allah’a yemin olsun ki çok ağlayın az gülün! Bu işlediğiniz cinayetin kanı, sizin yakanıza yapışmış, bu yaptığınız pis ve kötü amellerinizden kurtulamazsınız ve bu ar ve rezillik, sizi kahredecek ve hiçbir suyla bu çirkef lekelerinizden arınamayacaksınız. Peygamber’in oğlu ve cennet gençlerinin efendisinin kanı, nasıl yıkansın? Siz, iyiliklerin mabedini ve yardıma muhtaç olanların derman kapısını yıkıp öldürdünüz. Siz, Allah’ın ve Resulü’nün size olan hüccetini şehit ettiniz.”
Seni bu makama getirenler, çok yakında anlayacak!
Hz. Zeynep ve diğer esirlerle birlikte Şam’a Yezid’in sarayına götürüldü. Zeynep Yezid’in yüzüne şöyle haykırdı:
“Ey Yezid! Esir olarak şehir şehir dolaştırmakla bu geniş yeryüzünü ve bu fezayı bize dar ettiğini, bizi Allah katında hor ve zelil, kendini de yücelttiğini ve bu olayların da senin yüce makamından olduğunu mu sanırsın ki böyle övünüp seviniyorsun? Dünyayı abat ettiğin, şenlendirdiğin için çok mu mutlusun? Her şeyin istediğin gibi gerçekleşmesine ve saltanatı ele geçirmene çok mu seviniyorsun? Allah’ın ‘O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi, sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar; biz onlara, ancak günahları daha da artsın diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.’ buyurduğunu unuttun mu yoksa?
Ey âzâd edilmiş kölelerin zürriyetinden olan! Kendi kadın ve cariyelerini örtüp Resulullah’ın kızlarını açık yüzlerle ve örtüsüz bir hâlde düşmanlarının yanında şehir şehir dolaştırman ve her konakta oranın sakinlerine teşhir etmen, yabancıya ve aşinaya bu himayesiz esirleri göstermen insaf ve adalet midir? Soylu ve necip insanların ciğerini ağzına alıp emen, sonra da dışarı atan ve şehitlerin kanıyla beslenen birinden nasıl merhamet beklenebilir?
Şimdi de bu yaptığıyla sanki günah işlememiş gibi, sarhoş ve mağrur bir hâlde, cennet gençlerinin efendisi Eba Abdillah’ın dişlerine çubukla vuruyor ve pervasızca ‘Bedir savaşında ölen büyüklerim, keşke burada olsalardı da bu durumu görerek çığlıklar atıp ‘Ellerin dert görmesin ey Yezid’ deselerdi.’ diyorsun. Evet, niye söylemeyesin ve niye bu şiiri okumayasın ki? Sen dedem Muhammed’in evlatlarının kanına buladın ellerini ve yeryüzünün yıldızları olan Abdulmuttalip oğullarını katlettin. Fakat sen bununla kendi ölüm ve bedbahtlığına zemin hazırladın.
Ey Yezid! Sen bu yaptıklarınla ancak kendi derini yüzdün ve kendi etini parçaladın. Seni bu makama getirerek Müslümanların sırtına bindirenler, zalimler arasında ne de kötü bir bedel seçtiklerini çok yakında anlayacaklar. Hangimizin daha bedbaht olduğunu bilecekler. Sen konuşulmayacak kadar değersiz birisin. Ama bu durum seninle konuşmaya bizi mecbur etti.
Ey Yezid! Kendi işinle meşgul ol, istediğin şekilde düzen kur, hile yap ve çalış. Ancak Allah’a andolsun ki bizim adımızı silemeyecek, vahyimizi söndüremeyecek ve öldüremeyeceksin, işimizi bitiremeyeceksin. Alnındaki bu lekeyi de silemeyeceksin. Çünkü aklın alil, yaşayacağın günler az ve kalildir. Münadi ‘Allah’ın lâneti zalimlerin üzerine olsun.’ diye seslendiğinde, o gün bu topluluğun dağılmış olacaktır…”
Hz. Zeynep’in bu hitabı tarihî kaynaklarda mevcut… Yezid’e ve Kufe halkına lanet, Hz. Hüseyin ve diğer şehitlere rahmet, Hz. Zeynep’in şahsında zulme boyun eğmeyenlere selam olsun…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































