Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations) kıdemli araştırmacısı Steven Cook
Abdülhamit Bilici | Washington
Türkiye, kusurlu bir demokrasiden otoriter bir rejime dönüşümünü tamamladı mı? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan siyasi rakiplerini tasfiye ederken ve demokratik kurumları adım adım ortadan kaldırırken, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa neden büyük ölçüde sessiz kalıyor?
The Timeline programında, Jesse Waters ile birlikte Washington’un Türkiye ve Ortadoğu konularındaki önde gelen uzmanlarından, Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations) kıdemli araştırmacısı Steven Cook’la konuştuk.
Cook’a göre Türkiye’nin Batı açısından taşıdığı stratejik önem, özellikle de NATO üyeliği, Erdoğan’ı anlamlı bir Batı baskısından büyük ölçüde koruyor. ABD yönetimleri, demokratik gerilemeye ilişkin kaygılardan çok Türkiye’nin jeopolitik önemine öncelik verdiği için Erdoğan iktidarını ciddi bir bedel ödemeden tahkim edebildi.
Cook, Türkiye’nin otoriterleşme sürecinde dönüm noktası olarak 2013 Gezi Parkı protestolarını gösteriyor. Sonrasında aktivistlerin tutuklanması, muhaliflere terör suçlamaları yöneltilmesi, 15 Temmuz sonrası kitlesel tasfiyeler ve demokratik kurumların aşamalı biçimde aşındırılması gibi gelişmelerin yaşandığını hatırlatıyor. Bu demokratik gerilemede, sorumluluğun öncelikle Erdoğan ve Türkiye’deki siyasi aktörlere ait olduğunu vurgulasa da, Batılı hükümetlerin Türkiye’nin demokratik gerilemesini durdurmak yerine buna uyum sağladığını savunuyor.
Söyleşimizde NATO’nun Erdoğan’ı baskılardan nasıl koruduğunu, Washington’un Türkiye’deki son gelişmeler karşısındaki sessizliğini, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın “güçlü liderlik” övgüsünü ve Türkiye’de giderek daha otoriter hale gelen sistemin uzun vadede sürdürülebilir olup olmadığını ele aldık.
-Türkiye NATO Zirvesi’ne evsahipliği yapmaya hazırlanırken, otoriterleşme süreci de hızlanarak sürüyor. Yaptıkları açısından Maduro, Putin, Orban gibi liderlerden pek farkı olmayan Erdoğan’ı bu kadar “dokunulmaz” yapan nedir?
Bunun temel nedeni Türkiye’nin NATO üyeliği. Bu üyelik, ABD ve Avrupa’nın Türkiye’yi iç politikaları nedeniyle cezalandırmasını veya yaptırım uygulamasını son derece zorlaştırıyor.
Türkiye’nin otoriterleşme süreci aslında on yılı aşkın süredir devam ediyor. Ben bu süreçteki büyük kırılma noktalarından birini Gezi Parkı protestoları olarak görüyorum. O tarihten sonra aktivistlerin tutuklanmasına, hükümeti eleştirenlerin terörle suçlanmasına, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası tasfiyelere ve demokratik kurumların sistemli biçimde zayıflatılmasına tanık olduk.
Kongre’de Erdoğan’ın uygulamalarına nasıl karşılık verilmesi gerektiğine dair tartışmaları hatırlıyorum. Ancak hep aynı engelle karşılaşılıyordu: Türkiye bir müttefik ülkeydi. Sonuçta Türkiye’ye uygulanan tek ciddi yaptırım olan CAATSA yaptırımları da iç baskılar nedeniyle değil, Rus hava savunma sistemleri satın aldığı için devreye sokuldu.
NATO’nun yanı sıra Erdoğan’ın ABD başkanlarıyla kurduğu kişisel ilişkiler de önemliydi. George W. Bush onu İslam ile demokrasinin bir arada var olabileceğinin kanıtı olarak görüyordu. Barack Obama bölgesel bir ortak olarak değerlendirdi. Donald Trump ise kendisine duyduğu hayranlığı açıkça ifade etti. Bütün bunlar Erdoğan’a adeta jeopolitik bir açık çek sağladı.
-Bu durumda Türkiye’nin otokrasiye dönüşümünde ABD ve Avrupa’nın da payı olduğunu söyleyebilir miyiz?
-Birincil sorumluluk Erdoğan’a, AK Parti’ye ve Türkiye’deki siyasi aktörlere aittir.
Bununla birlikte ABD ve Avrupa Birliği de kararlı bir tepki vermekte sürekli başarısız oldu. Avrupa Birliği sık sık “derin endişe” açıklamaları yaptı ancak bunları anlamlı sonuçlar izlemedi. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra ise yeni bir gerekçe ortaya çıktı: Türkiye stratejik olarak fazla önemli ve kaybedilemeyecek bir ülke.
Biden yönetimi başlangıçta üniversite özerkliği, demokratik haklar ve LGBT topluluklarına yönelik baskılar gibi konularda eleştirilerde bulundu. Ancak zamanla bu eleştiriler de büyük ölçüde ortadan kayboldu.
Dolayısıyla Türkiye’nin siyasi gidişatından nihayetinde Türkler sorumludur; ancak Batılı hükümetler de Türkiye’nin otoriterleşmesine büyük ölçüde uyum sağlamıştır.
-NATO siyasi ve ahlaki açıdan iflas etmiş durumda mı? Demokratik değerlerle özdeşleşen bir ittifak, üyeleri arasındaki otoriter eğilimlere nasıl göz yumabiliyor?
-Tarihsel olarak NATO bir demokrasi kulübü olarak kurulmadı. Kuruluş amacı komünizme ve Sovyetler Birliği’ne karşı kolektif savunmaydı; demokratik yönetimleri denetlemek değildi.
Soğuk Savaş sonrasında demokrasi, hukukun üstünlüğü ve ordunun sivil denetimi üyelik için önemli kriterler haline geldi. Ancak NATO, sonradan otoriterleşen üyelerini dışarıda bırakacak herhangi bir mekanizma geliştirmedi.
Bugün başka bir faktör daha var. Avrupa ülkeleri ABD’nin NATO’ya uzun vadeli bağlılığından giderek daha fazla kuşku duyuyor ve kendi savunma kapasitelerini güçlendirmeye çalışıyor. Bu ortamda Türkiye’nin büyük ordusu ve stratejik konumu daha da değerli hale geldi. Bu da Avrupa liderlerini Ankara’nın demokratik gerilemesini eleştirme konusunda daha isteksiz kılıyor.
Sonuç olarak NATO üyeleri, normal şartlarda çok daha sert tepkiler doğuracak gelişmeleri görmezden gelmeye hazır görünüyor.
-ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack yakın zamanda güçlü liderliği övdü ve Ortadoğu monarşilerini etkili modeller olarak gösterdi. Muhalefette birçok kişi bunu Erdoğan’ın otoriter iktidarına destek olarak yorumladı. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Barrack’ın açıklamalarının yönetimin resmi görüşünü mü, yoksa kişisel fikirlerini mi yansıttığını bilmiyorum.
Ancak Türkiye, Suriye, Lübnan ve İsrail hakkında yaptığı açıklamaların birçok gözlemci tarafından sorunlu bulunduğunu söyleyebilirim. Körfez monarşileriyle uzun yıllardır yakın ilişkileri var ve bu yönetim modelinden etkilendiği anlaşılıyor.
Bana göre bu tür açıklamalar Amerikalıların savunduğunu iddia ettiği demokratik ilkelerle bağdaşmıyor. Türkiye’de daha açık ve demokratik bir toplum isteyen insanlara da cesaret kırıcı bir mesaj veriyor.
Ben ABD’nin başka ülkelerde demokrasi mühendisliği yapması gerektiğini düşünmüyorum. Bu, kitabım “Büyük Hedeflerin Sonu: Amerika’nın Ortadoğu’daki Geçmişi, Bugünü ve Geleceği”nin temel tezlerinden biridir. Ancak Amerikan liderlerinin özgürlük, demokratik değerler ve siyasi haklar konusunda açık ve tutarlı biçimde konuşmaya devam etmesi gerektiğine inanıyorum.
Sözlerin önemi vardır. ABD politikaları doğrudan sonuçları değiştirmese bile, dünyanın dört bir yanındaki demokratik aktivistler Amerikan liderlerinin ne söylediğini dikkatle takip eder.
-Washington’dan ana muhalefet partisine yönelik son müdahaleye ilişkin herhangi bir resmi tepki gördünüz mü?
-Hayır. Beyaz Saray’dan, Dışişleri Bakanlığı’ndan ya da Kongre’den anlamlı bir tepki görmedim.
Açıkçası böyle bir tepki beklemiyorum.
Trump yönetimi genel olarak ortak ülkelerin iç siyasetine karışmama yaklaşımını benimsedi. Ancak bir hükümetin fiilen ana muhalefet partisinin kontrolünü ele geçirmesi karşısında sessiz kalmak olağanüstü bir durumdur.
Amerikalıların çoğu ABD’nin başka ülkelerin hükümetlerini değiştirmesini istemez. Ancak yine de Amerika’nın bazı ilkeleri savunması gerektiğine inanırlar. Böyle durumlarda sessiz kalmak da başlı başına bir mesaj verir.
-Bu sessizlik, demokratik gerilemenin daha da derinleşmesine yeşil ışık yakmak anlamına gelmiyor mu?
-Evet, bence geliyor.
Amerikalılar genel olarak NATO’yu destekler ve dış politikanın Amerikan değerlerini yansıtması gerektiğine inanırlar. Askeri müdahalelere karşı olabilirler; ancak demokratik rekabeti ortadan kaldıran uygulamaların da hükümetleri tarafından kınanmasını beklerler.
En azından Washington’un, bu tür uygulamaların bir NATO müttefikinden beklenen standartlarla bağdaşmadığını söylemeye hazır olması gerekir.
-Daha önce Türkiye’yi “seçimli otokrasi” olarak tanımlamıştınız. Son gelişmelerden sonra rejimi nasıl tanımlıyorsunuz?
-Ben artık bunu doğrudan otoriter bir sistem olarak tanımlıyorum.
Siyaset bilimciler “liberal olmayan demokrasi” ya da “yumuşak otoriterlik” gibi kavramlar kullanıyorlar. Ancak ben bu kategorileri her zaman yetersiz buldum. Bir ülke ya demokratiktir ya da değildir.
Türkiye uzun yıllar seçimleri ve çok partili sistemi korudu; ancak kurumlar giderek gerçek demokratik rekabeti engelleyecek şekilde şekillendirildi.
Devlet ana muhalefet partisinin kontrolünü fiilen ele geçirdiğinde, sistemi otoriter dışında bir kavramla tanımlamak zorlaşıyor.
-Türkiye gibi modernleşme ve demokrasi deneyimi güçlü bir ülkede böyle bir sistem sürdürülebilir mi?
-Dürüst cevap şu: Belki.
Otoriter sistemler çoğu uzmanın beklediğinden daha dayanıklı olabiliyor. Arap Baharı birçok gözlemciye otoriterliğin gerilediğini düşündürmüştü; ancak birçok ülkede bu rejimler ayakta kaldı ve kendilerini uyarladı.
Türkiye’nin önemli avantajları var. Ortadoğu’nun büyük bölümüne kıyasla daha köklü bir demokratik geleneğe sahip ve milyonlarca vatandaş demokratik normları içselleştirmiş durumda.
Öte yandan Erdoğan ve AK Parti kurumları yeniden şekillendirdi ve devletin zorlayıcı gücünü genişletti.
Genel olarak liderler vizyon, patronaj ve zor kullanımı kombinasyonuyla yönetirler. Bir yönetim ne kadar fazla zor kullanımına dayanırsa, yönetmek o kadar maliyetli ve zor hale gelir. Bu da zamanla sistemi zayıflatabilir.
Ancak böyle bir sistemin üç yıl mı yoksa otuz yıl mı süreceğini öngörmek imkânsızdır.
-Avrupa ve ABD’den demokratik dayanışma bekleyen muhalefete ne söylersiniz?
-Gerçekçi olmak gerekirse, çok fazla şey beklememeliler.
ABD’nin güçlü bir şekilde ses yükseltmesi olası görünmüyor. Avrupa ise Türkiye’nin stratejik önemini dikkate alarak kaygılarını dile getirmeye devam edecek, fakat Erdoğan’la ilişkilerini sürdürecektir.
Bunu duymak zor olabilir ama Türkiye’de demokrasi mücadelesinin kaderini nihayetinde Türkler belirleyecektir.
Dış aktörler moral destek, dayanışma ve teşvik sağlayabilir. Ancak gerçek siyasi değişim dışarıdan ithal edilemez.
Türkiye’nin demokratik geleceği Türk halkının elindedir. Dış hükümetler ancak sınırlı ölçüde yardımcı olabilir; ülkenin siyasi geleceğini şekillendirme sorumluluğu ise vatandaşlarına aittir.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***


![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/06/Erdogani-dokunulmaz-otokrat-yapan-nedir-360x180.jpg)



























![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/06/Erdogani-dokunulmaz-otokrat-yapan-nedir-700x375.jpg)






