İktidarın ‘Aile 10 Yılı’ genelgesi ile bir yandan LGBTİ+’lar, diğer yandan nüfus artışı altında kadınlar hedef alınıyor. Tar ve Taghızade, iktidarın toplum mühendisliği yoluyla baskıcı rejimi sürdürme gayesinde olduğuna dikkat çekti
Duygu Kıt
Kadınlar ve LGBTİ+’lar açısından 2025 yılı, iktidarın baskıcı politikalarına karşı sürekli bir eylemlilik yılı oldu. Miras hakkı ve nafakayı hedef alan söylemler, ‘Aile Yılı’ kapsamında hazırlanan yargı paketleri ile LGBTİ+’ların varoluşu ve yaşam hakkını hedefleyen düzenlemeler birden fazla kez Meclis gündemine taşınmaya çalışıldı. Şimdi ise kadın ve LGBTİ+’lara dönük yeniden bir saldırı furyası hayata geçirilmeye çalışılıyor. 2026-2035 yılları, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanarak “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan edildi. Genelgede, ‘aile ve nüfus yapısının korunması, doğurganlığın desteklenmesi, evliliğin teşvik edilmesi’ ve mayıs ayının son haftasının “Milli Aile Haftası” olarak kutlanması kararları yer aldı. LGBTİ+’ların hedef alındığı genelgede, “Cinsiyetsizleştirme başta olmak üzere zararlı akımlar milli ve manevi değerleri tehdit etmeye başlamıştır” ifadelerine yer verildi.
TÜİK 2025 verilerine göre her 3 kadından 2’si iş dahi arayamaz durumdayken eşitsizlikle yaşamın dışına itilen kadınların ve LGBTİ+’ların yaşamına ve kazanılmış haklarına dönük saldırılar devam ediyor. KaosGL.org Genel Yayın Yönetmeni gazeteci Yıldız Tar ve Kadının İnsan Hakları Derneği’nden Yıldız Taghızade son gelişmeleri gazetemize değerlendirdi.
LGBTİ+ karşıtı politikalar
Yıldız Tar, 2025 senesinin LGBTİ+’lara büyük kuşatmanın egemen olduğu, LGBTİ+ düşmanlığının resmi devlet politikası olarak bir kez daha tescil edildiği bir yıl olduğuna değindi. Tar, şunları söyledi: “Gözaltı, tutuklama, fenomen operasyonu adı altında topluma korku salma siyaseti, LGBTİ+ derneklerine davalar, Genç LGBTİ+ Derneği hakkında kapatma kararı verilmesi, etkinlik ve yürüyüş yasakları, polis şiddeti, ilk kez Onur Yürüyüşü’ne katıldığı için üç kişinin tutuklanması, transların hormona erişiminin engellenmesi, trans erkek mahpus Poyraz’ın cezaevinde şüpheli ölümü… 2025 senesi LGBTİ+’lara büyük kuşatmanın egemen olduğu, LGBTİ+ düşmanlığının resmî devlet politikası olarak bir kez daha tescil edildiği bir yıl oldu.”
İhlallerde artış
Kaos GL Derneği’nin 2025 LGBTİ+’ların İnsan Hakları Raporu’na göre nefret söyleminin üst düzey yetkililer eliyle yaygınlaştığını kaydeden Tar, işkence ve kötü muamele yasağı ile kişisel bütünlük hakkı ihlallerinde dikkat çekici bir artış yaşandığını kaydetti. Tar, şöyle devam etti: “Aile Yılı kapsamında kamu kurumlarına gönderilen talimatlar ve dini-idari söylemler, hak ihlallerini teşvik eden bir iklim yarattı. Rapora göre bu kapsamda toplam 89 ihlal belgelendi. 2024’te kaydedilen ihlal sayısı 51’di. Raporda, söz konusu ihlallerin büyük ölçüde barışçıl toplanma ve gösteri hakkının kullanımıyla bağlantılı olduğu belirtildi. Özgürlük hakkı kapsamında 2025 yılında toplam 313 ihlal belgelendi. Bu sayı, bir önceki yıla kıyasla yaklaşık iki buçuk kat artışa işaret ediyor. İhlallerin büyük bölümünü gözaltı işlemleri oluştururken, kaçma şüphesi bulunmayan kişilere yönelik 256’sı kayıtlı, 43’ü kayıtdışı olmak üzere toplam 299 gözaltı kararı verildiği kaydedildi. İfade özgürlüğü başlığı altında ise 2025 yılında toplam 195 ihlal belgelendi. Toplanma özgürlüğü ve bilgi edinme hakkı ihlalleri de eklendiğinde, ifade özgürlüğü alanındaki toplam ihlal sayısının bir önceki yılki 216’dan 540’a yükseldiği kaydedildi. Özellikle gökkuşağı renkleri ile LGBTİ+ ve trans bayraklarına yönelik yasaklar; önemli bir ihlal kaynağı oldu. Bu kapsamda, söz konusu sembollerin yasaklanması, kamusal etkinliklere katılımın engellenmesi ve görsellere hukuka aykırı şekilde el konulması gibi uygulamalar yaygınlaştı.”
‘Baskı rejimi büyütülüyor’
“Şimdi ise, bir yıl değil 10 yıl boyunca LGBTİ+ düşmanlığının süreceğini işaret eden bir genelgeyle karşı karşıyayız” diye devam eden Tar, LGBTİ+’ların, ikinci sınıf yurttaş bile denilemeyecek, hiçbir hakka sahip olmayan, neredeyse insan olarak bile görülmeyen bir yere sürüklendiğine dikkat çekerek şunları ekledi: “Aile Yılı’nda LGBTİ+ varoluşunun ceza hukuku yoluyla kriminalize edilmesine yönelik açık girişimler de oldu. Her iki girişim de, tepkiler ve mücadelenin ardından sonuca ulaşmasa da devletin LGBTİ+ karşıtı gündeminin yalnızca politik dönüşümü değil yasama faaliyetlerini de kapsadığı görüldü. Teklifler yasalaşmasa da uygulayıcılar bunları rehber edindi. Bu yasa girişimlerinde yer alan translara dönük kısıtlamalar, fiilen uygulanmaya başlandı. Yasa taslakları geçmeden, genelgeler ve cumhurbaşkanlığı kararları ile LGBTİ+’lar insandışılaştırılıyor. Bu durum, insanlık tarihi kadar hatta ondan da eski bir realite olan cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği çeşitliliği realitesini siyasal şiddetle inkâr etmek anlamına geliyor. Bunun da temel sebebi, toplum mühendisliği yoluyla siyasal iktidarın baskıcı rejimini sürdürme gayesi. Oysa ki LGBTİ+ hareketi bu coğrafyada muazzam bir toplumsal dönüşümü başardı. Toplumda LGBTİ+’lara dönük olumsuz yaklaşımlar her geçen gün azalıyor. Çünkü LGBTİ+’lar da bu toplumun bir parçası. Çünkü eşitlik ve özgürlük, paylaştıkça azalan değil çoğalan değerler.”
‘Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz’

Kadının İnsan Hakları Derneği’nden Yıldız Taghızade de, toplumsal cinsiyet karşıtlığının artık hükümetin resmi politikası haline geldiğini kaydetti. “Aileyi koruma dedikleri, nefret politikalarının devlet düzeyinde resmi politika haline gelmesi, ayrımcılığın normalleştirilmeye çalışılmasından başka bir şey değil” değerlendirmesinde bulunan Taghızade, şunlara dikkat çekti: “2024 yılında Aile Bakanlığı tarafından ‘Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi’ yayınlanmasının ardından 2025 yılı Aile Yılı ilan edildi, hemen ardından ise daha da ileri gidilerek, Aile 10 yılına dönüştü. Vizyon belgesinden bu yana, toplumsal cinsiyet eşitliğine ve LGBTİ+’lara yönelik ilan edilen bir savaşın sürdüğünü görüyoruz. Aile Bakanlığı’nın izleme raporuna baktığımızda ‘aileyi koruma’ politikalarına ağırlık verildiğini; biz kadınlar için hayati önemde olan hane içi cinsiyetçi ve eşitsiz iş bölümü, bakım hizmetlerinin erişilebilirliği, yoksulluğun kadınların hayatındaki etkisi, kadına yönelik şiddet gibi konuların kapsamlı ve bütünlüklü bir şekilde ele alınmadığını görüyoruz. Son yayınlanan 2025 TÜİK verilerinde ise kadınların 3’de 2’si ev içi emek ve bakım yükü yüzünden iş dahi arayamadığını belirtiyor. Peki devlet bunun için bir şey yapıyor mu? Elbette hayır. Aileyi koruma dedikleri, bizi, tüm varoluşlarımızı nefret ve şiddet sarmalının içinde tutmaya çalışmaktan başka bir şey değil.”
Ortak mücadele kaçınılmaz gereklilik
Yıldız Taghızade, “Aile Yılı’nda şüpheli kadın ölümleri ve kadın cinayetleri önlenemedi ve her gün gündemimizde olmaya devam etti, görünür olan LGBTİ+’lar anlamsız bahanelerle tutuklandı, şarkı sözleri suç delili sayıldı, hormona erişim imkânsızlaştı, yoksulluk derinleşti, derneklere yargı tacizi arttı, sansür arttı, nefret arttı; kısaca, otoriterleşme arttı, baskı arttı. Bizlerse tüm bu olanlara karşı bir arada mücadele etmekten vazgeçmedik. Toplumsal cinsiyet karşıtlığı artık hükümetin resmi politikası haline geldi. Dolayısıyla bu baskıların tüm muhataplarının, toplumsal cinsiyet eşitliğini bulunduğu her yerde savunması artık kaçınılmaz bir gereklilik haline geldi” dedi.
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































