NECİP F. BAHADIR | YORUM
AKP yargısının tekrar göreve getirdiği Kemal Kılıçdaroğlu’nun oturduğu koltuktan kalkmaya pek niyeti yok. Kurultay için işi yokuşa sürmeye başladı. Bayramlaştığı gazetecilere dün yaptığı açıklamada, “Tedbir kararı varken kurultay olmaz!” dedi. Görünen o ki Özgür Özel ve arkadaşlarına CHP’de ‘ekmek yok’. ‘Arkadaşları’ dediğime bakmayın burada asıl aktör Ekrem İmamoğlu… Özgür Özel onun ‘emanetçisi.’ Belki ‘ayrılmaz ikiliden’ bahsedebiliriz.
Özgür Özel, İmamoğlu’nu ‘yarı yolda’ bıraksa ve kendi yol haritasını çizseydi, başına bunlar gelmezdi. Erdoğan bu yönde çok mesaj verdi. AKP medyası açık açık söyledi, yazdı; “İmamoğlu’nu bırak da gel!”
İmamoğlu korkusunun sebebi de belli; toplumda karşılığı var çünkü. İstanbul’da 4 kez Erdoğan’ı yendi. Yenmek ne kelime ezdi geçti. Erdoğan tüm devlet imkanlarını kullanmasına rağmen İmamoğlu karşısında tutunamadı. Üst üste bozgunlar yaşadı. Erdoğan’ın kaldırabileceği bir şey değildi bu. Nitekim yanına bırakmadı. 35 yıllık diplomasını elinden aldı. Ve CHP’nin başına çorap örmekten bile geri durmadı. Kılıçdaroğlu’nu tekrar sahneye sürdü.
İmamoğlu – Özel ikilisi ne yapacak?
Şu an için bir ‘uzlaşma zemini’ olmadığı açık. Kılıçdaroğlu savaşı erken başlattı. ‘Haram arabalar’ diye iki makam otosunu Genel Merkez önünde sergiledi. Ayağına sıktı… Kendisinin kullandığı araçtı. Ama fark etmez. Niyetini belli etti.
Özel ve İmamoğlu tekrar CHP’de ‘söz sahibi’ olabilir mi? Özel, Kılıçdaroğlu’nun büyük ‘temizlik ve arınmaya’ tabi tutucağı CHP’de delegelerin teveccühünü kazanabilir mi? Sağanak yağmur altında terk ettiği CHP’ye ‘muhteşem bir dönüş’ mümkün mü?
Çok zor… Hatta imkansız gibi bir şey…
Öteden beri İmamoğlu’nun, Erdoğan’ın ayak izlerini takip ettiği yönünde kanaate sahiptim. CHP’de siyaset yapmış bir dostum, “İmamoğlu, tıpkı Erdoğan gibi parti kuracak. O yolun taşlarını döşüyor. Bu yol yeni partiye gider!” dedi.
Elbette akşamdan sabaha CHP’den kopuş beklenmemeli… Nitekim bu soru Özel’e soruldu. O da, “Şu aşamada kırılıp, kızıp kimsenin partiden ayrılmasını istemeyiz. Öyle yeni bir parti falan kuracağımız yok. Atatürk’ün partisine sahip çıkacağız. Mücadele edeceğiz…” dedi.
Yeni parti bugünün konusu değil. Özel’in de ‘hayır’ derken ‘şu aşamada’ kaydı düştüğüne dikkatinizi çekmek isterim. Mevcut tablo karşısında Atatürk’ün partisinden söz etmek mümkün mü? CHP’nin hızla ‘AK-CHP’leşme sürecine’ gireceğini öngörmek için kahin olmaya gerek yok. Kılıçdaroğlu günün sonunda partisini Erdoğan’ın limanına demirleyecek. Onu zorlamayacak bir adayla seçime gireceğini tahmin etmek zor değil.
Erdoğan’ın itirazı kendisini zorlayacak kazanma potansiyeli olan bir adayın karşısına çıkması… Yoksa Kılıçdaroğlu ile tekrar yarışmayı çok ister. Özel’e bile ‘evet’ der. Onun derdi İmamoğlu ve Yavaş gibi isimler olmasın… AKP’nin de Erdoğan’ın da demokrasi anlayışı bu. Rus veya Orta Doğu demokrasisi…
AKP nasıl kurulmuştu?
Özgür Özel amcasını kaybetti. Zaten bayram zehir olmuştu. Bir de amca ve ölüm acısı yaşadı. İmamoğlu’nun ziyarete ne zaman gidecek? Henüz belli değil. Bugün yarın bayramlaşmak için Silivri’nin yolunu tutacağına şüphe yok. ‘Son durumu’ masaya yatıracaklarlar. Yeni ‘yol haritası’ üzerine kafa yoracaklar. Ben İmamoğlu’nun ‘direnişe devam’ derken bir seçenek ve B planı olarak, “Yeni parti üzerine düşünmeye başlayalım!” gibi bir yaklaşım içinde olacağını düşünüyorum. Erdoğan da startı, Pınarhisar Cezaevi’nden vermişti. Hocası ve lideri Erbakan cezaevine gidişine ‘gösteri ve meydan okumaya’ çevirmesine şiddetle karşı çıkmıştı. Dinlemedi. Köprüleri attı.
AYM’nin RP’nin ardından ‘devamı’ diyerek Fazilet Partisi’ni kapatması işlerini kolaylaştırdı. ‘Yenilikçi’ grup başını kaldırmıştı, Erbakan’a kafa tutmaktan çekinmemişti, sonra da kendi yoluna gitti. AKP böyle kuruldu.
Oturduğu zemin milli görüşün sahasıydı. Kurucular arasında Erbakan’la birlikte siyaset yapmış çok isim vardı. Ağlayarak gidenler oldu. Aile krizleri yaşandı. Kocası Erdoğan, eşi Erbakan’la hareket eden milletvekilleri manşetlere çıktı. Bülent Arınç, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener gibi siyasetçilerin oluşturduğu temel üzerine oturdu. MHP ve merkez sağdan isimlerle kadro zenginleşti. Erdoğan ‘milli görüş’ gömleğini çıkardı. Erbakan’ın ifadesiyle ‘Amerikan gömleği’ giydi.
Milli Görüş hareketi siyasi sıçramayı belediyelerde yaptı. CHP’nin 31 Mart zaferiyle RP’nin 1994 başarısı arasında ‘benzerlik’ kurmak mümkün. O dönem İstanbul Erdoğan’ın yıldızını parlattı, bu dönem ise İmamoğlu’nun…
Ve mahpusluk… İkisinin de kaderi oldu. 1997’inin yargısı daha insaflıydı. Erdoğan’ın mahpusluğu hücreye ve zindana dönüşmedi. Kısa süreliydi. Erdoğan ise İmamoğlu’na karşı çok acımasız. Bütün düğmelere bastı. Hukuku falan hiçe saydı. Adalet diye bir derdi hiç olmadı. Koltuğu için her yolu meşru gördü. Dünyanın her yerinde ‘hapishaneler’ siyasetçileri büyütür. Bir sıçrama tahtasına dönüşür. Beton duvarlar arasında ‘zirveye giden bir tünel’ açılır. Tabii her yolcu zirveye kadar çıkamaz. Yolda takılır.
Saha ve zemin yeni partiye elverişli olmalı!
Siyaset tarihi partisinden ayrılarak kendi yolunu çizen örneklerle dolu… Her hareket de başarılı olmadı. Kaybolup gidenlere de rastlandı. Saha ve zemin yeni partiye elverişli olacak. Tohum toprağa düştüğünde çürüyüp gitmeyecek. Veya içi geçmiş, çürümeye başlamış bir ağacın yeni sürgünü olacak.
AKP bir sürgündü. Henüz ortaya çıkmasa da İmamoğlu hareketinin de yeni bir fidandan ziyade taze bir sürgünü andıracağını söylemek yanlış olmaz. CHP’nin kapasitesi belli… Geçmişi avantajı olduğu kadar aynı zamanda handikapı ve dezavantajı da…
Ecevit, CHP’den ayrıldı ve bir daha dönmeyi düşünmedi. ‘Hastalıklı bir yapı’ olarak gördü. Deniz Baykal’ın da benzer düşünceleri vardı. Fakat bir eylem planına dönüştüremedi. CHP’nin çok fazla büyüme imkanı yok. Konjonktürel başarılar kalıcı hale gelemez. 1977 de bir istisnaydı, 31 Mart da…
Sağ özellikle muhafazakar sağ karşısında geçmişten taşıdığı ‘siyasi bagaj’ ayağında pranga gibi… Bu gerçeği İmamoğlu’nun görmemesi mümkün mü? Eğer kendi tabanını oluşturmasaydı üst üste seçim kazanabilir miydi? CHP’yi İstanbul’da Kadıköy partisi olmaktan çıkarabilir miydi?
Üstad Fehmi Koru CHP’de yaşananları analiz ederken şöyle yazdı; “Atatürk-İnönü-Ecevit ile irtibatlandırılan CHP, Kılıçdaroğlu elinde yeni bir hüviyet kazanır. Özgür Özel – Ekrem İmamoğlu ve birlikte hareket edenler yeni bir parti oluşturmak zorunda kalır…”
‘Üstad’ dedim ama Koru’nun kehanetleri ve öngörüleri pek tutmaz. İsabet oranı çok düşüktür. Ama bu tespitine katılıyorum. İmamoğlu ve Özel zaten bir siyasi hareket oluşturdu. Uygun zaman zemini kollayarak bunu partiye dönüştürmek kolay.
Evet, bu yol ‘yeni partiye gider!’ Taşlar döşenmeye başladı. Ve bu yolu açan ve İmamoğlu’nun işini kolaylaştıran da Erdoğan oldu. Koltuk ve iktidar hırsı gözünü kör etti. Bir adım ötesini göremedi.
Toplumsal muhalefetin önünde durulmaz. Baraj doldu. Kapaklarını açmaktan başka çıkış yok. Bu sel Erdoğan’ın AKP’sini de önüne katar götürür. Haa İmamoğlu olmadı, yüzüne gözüne bulaştırdı, toplum başka bir mecra bulur.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































