Otuz yıl önce, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın davetiyle Almanya’dan bir heyet Şam’a gitti. Görüşmelerin ardından bir protokol imzalandı. Heyette yer alan Prof. Ulrich Gottstein, belgenin aslını Alman devletine teslim etti, bir kopyasını ise arşivledi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununda çözüm arayışlarının tarihi en az 30 yıl geriye uzanır. Bu konuda hem Türkiye ile hem de uluslararası heyetlerle birçok görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmelerden biri de kamuoyunda çok fazla bilinmeyen uluslararası bir heyetle yapılan protokol.
Abdullah Öcalan’ın daveti üzerine, 25-26 Mayıs 1996 tarihinde, Şam’a giden heyette; Nükleer Savaşın Önlenmesi için Uluslararası Hekimler Birliği (IPPNW) adlı hekim barış hareketinin o dönemki başkan yardımcısı Prof. Ulrich Gottstein, uluslararası hukuk uzmanı Prof. Norman Paech, siyaset bilimi profesörü Ulrich Albrecht ve Medico’nun genel müdürü Hans Branscheidt yer aldı.
Şam’da iki gün boyunca Abdullah Öcalan’ın konuğu olan bu heyetin gerçekleştirdiği görüşmeler sonucunda, bir tür protokol belgesi hazırlanarak imzalandı. Belgede o dönem PKK, Türkiye ve Almanya bağlamında yapılan çağrı ve talepler, aradan geçen otuz yıla rağmen güncelliğini korumakta. Öcalan çözüm adına atılan her olumlu adıma karşılık verirken, Türkiye ve Kürtlerin özgürlük ile hak mücadelesine müdahil olan uluslararası güçler çözümsüzlük noktasında patinaj yapmakta.
‘Kürt kimliği, dili ve kültürü süreç içerisinde yasaklandı’
Kürtlerin bir “sorun” olarak tanımlanması, Kürdistan sınırları dışında geliştirilen bir yaklaşım. “Sorunun” Kürtler ile özdeşleştirilmesinin, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde bu coğrafya üzerindeki çıkar politikalarının kurumsallaştırılması sonucu geliştirildiğini varsaydığımızda, konu başka bir boyut kazanmakta. Kürtler, dışarıdan dayatılan bu sorunlu yaklaşımlara karşı direnmiş, isyan etmiş ve çözüm için çabalamış. Özellikle 1923 Lozan Antlaşması ile Kürdistan coğrafyası, “böl ve yönet” politikaları doğrultusunda bir “sorun” olarak kodlandırıldı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus-devlet modeli temelinde inşası ve bu sürecin etnik ve kültürel kimliklerin asimilasyonu ekseninde geliştirilmesi, meselenin en sorunlu halini oluşturdu. Bu süreçte “Türklük” temel kimlik olarak dayatıldı. Mesele bir “Kürt Sorunu” olmaktan çıkıp, “Türk Sorunu” olarak biçimlenerek; Kürt kimliği, dili ve kültürü süreç içerisinde yasaklandı. 1920’ler ve 1930’larda gerçekleşen Şêx Said, Koçgiri ve Ağrı gibi isyanlar bu politikalara karşı gelişti.
‘Kürtlerin hak talepleri sistematik bir kriminalizasyona tabi tutuldu’
“Şiddet devletlerin tekelindedir” yaklaşımıyla Kürtlerin varlık mücadelesi Türkiye tarafından bastırılırken, bu mücadele uluslararası düzeyde de kriminalize edildi. Uluslararası siyaset ve ilişkilerde mağduru faile dönüştüren bu yaklaşımın en sorunlu örnekleri Avrupa’da, özellikle de Almanya’da gelişti. Devletlerin bu tutumuna karşı, Kürt halkının dostlarının dayanışması ise hiç eksik olmadı. Almanya’da 26 Kasım 1993 tarihinde PKK faaliyetlerinin yasaklanması gerekçe gösterilerek, Kürtlerin hak talepleri sistematik bir kriminalizasyona tabi tutuldu.
‘Barışın doktoru Gottstein’
Uzun yıllar barış aktivistliği yapmış olan Prof. Dr. Ulrich Gottstein, Kürt halkı ile dayanışma gösteren bu örnek insanlardan biriydi. PKK yasağının kaldırılması ve Kürtlerin haklarına kavuşması için mücadele eden Gottstein, Onursal Başkanı olduğu IPPNW Almanya Örgütü çatısı altında faaliyet yürütürken; Prof. Norman Paech, Prof. Ulrich Albrecht ve H. Branscheidt ile birlikte 1996 yılının Mayıs ayında Şam’da Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmişti. Geçtiğimiz yıl 30 Aralık’ta 99 yaşında vefat eden ve IPPNW Onursal Başkanı Ulrich Gottstein, “barışın doktoru” olarak da anılıyordu.
‘Öcalan’a selamımı iletin’
Barış ve tıp çalışmalarının yanı sıra Almanya’da PKK yasağının kaldırılması ve Kürtlerin haklarına kavuşması için dayanışma gösteren Gottstein, 17 Ekim 2014’te, DAİŞ’in Kobanê’ye saldırdığı günlerde beni evinde bir seminere davet etmişti. 40’a yakın doktorla karşılaşınca şaşırmıştım. Heyecanla dayanışmanın iç içe geçtiği o akşam Ulrich Gottstein, Şam’da Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeyi de anlatmıştı. Kişisel ve kurumsal olarak Gottstein’dan ne zaman dayanışma ve danışma talep etmiş olsak bizi asla yanıtsız bırakmazdı. 2018-2019 yılları arasında Leyla Güven öncülüğünde, Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit koşullarının kaldırılması talebiyle yürütülen açlık grevi sürecinde neler yapılabileceğini görüşmek üzere bir arkadaşımız ile birlikte kendisini ziyaret ettik. Farklı birçok konuda danışmış ve tartışmıştık. “Beni hatırlar mı, bilmiyorum ama koşullar var ise, benden Öcalan’a selam iletmenizi istiyorum” demişti. Açlık grevinden sonra bazı avukat görüşmeler olsa da, derinleşerek süren tecrit yıllarında selamı iletme koşulları gelişmedi. Görüşmemizde, “Öcalan çözüme çok açık bir lider” derken, 1996 yılında Şam’da gerçekleştirdiği Abdullah Öcalan ziyaretini yeniden anlatmıştı.
Belge nasıl açığa çıktı?
Konuşmamızda Gottstein, Abdullah Öcalan’ın, Alman devletini çözüm odaklı politikalar geliştirmeye davet ettiğini, Kürtlerin Almanya hukuku temelinde örgütlenmesi gerektiğine işaret ettiğini ve diğer hususları da içeren bir metni imzaladığını belirtmişti. Kendisine bu belgeyi ne yaptığını sorduğumuzda ise “Öcalan’ın imzaladığı belgeyi Şam dönüşünde Alman Dışişleri Bakanı’na ilettim. Kopyası ise arşivimde” demişti. Belgeye göre Öcalan, o dönemde de uluslararası kurumları barışçıl inisiyatif almaya davet ediyordu. Tam 30 yıl önce imzalanan bu metin, Kürtlerin varlık mücadelesi bağlamında güncelliğini hâlâ koruyor. Aradan geçen 30 yıl boyunca çözümsüzlükte patinaj yapan Türkiye ile Almanya’nın politikalarına rağmen Öcalan’ın çözüm odaklı yaklaşımları, o gün olduğu gibi bugün de güncelliğini sürdürüyor. Geçen yılın kasım ayında kendisini ziyaret edip belgenin kopyasını almak istediğimde randevulaşmıştık. Fakat ağır sağlık koşullarından ötürü bu görüşmeyi ertelemek zorunda kalmıştık. Vefatından sonra ise ailesi tarafından arşivlenen dosyalar arasından bu belge tarafıma ulaştırıldı.
Norman Paech: Hâlâ güncel
Ulrich Gottstein ile birlikte heyette yer alan 88 yaşında, hukukçu ve Hamburg Üniversitesi’nde siyaset bilimi ile kamu hukuku alanlarında görev yapmış emekli Profesör Norman Paech, Kürt halkı başta olmak üzere tüm ezilenlerle dayanışmasını sürdürüyor. Paech, dayanışma çizgisini şu sözlerle özetledi:
“Biz dayanışmayı bir sorumluluk ve tercih olarak yaşam felsefemizin merkezine aldık. Ulrich Gottstein ve diğer tüm arkadaşlarımızla birlikte, bu sorumluluk temelinde Kürt halkının ve onun özgürlük mücadelesinin yanında durduk; durmaya da devam edeceğim.”
Görüşmenin belgesi
Ziyaretin izlenimlerini ise Paech, şöyle aktardı:
”Ulrich Albrecht, Ulrich Gottstein ve ben, Mayıs 1996’da Şam’da Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmek üzere yola çıktığımızda, PKK tıpkı bugün olduğu gibi o dönemde de siyaset, medya ve yargı tarafından bir ‘terör örgütü’ olarak ele alınıyor, tartışmasız lideri Öcalan ise bir ‘terörist’ olarak değerlendiriliyordu. Federal (Batı) Almanya kamuoyu, özellikle Afrika’daki kurtuluş hareketlerine hiçbir zaman fazla sempati göstermemişti. Nelson Mandela, Sam Nujoma, Agostinho Neto ya da Luis Cabral gibi liderlerin tümü, sömürgeci baskı rejimlerini yenip bağımsızlığını kazanmış ülkelerinin yönetimini devralana kadar “terörist” olarak görülüyordu. Bu nedenle o dönemde de (bugün olduğu gibi) bu tür ‘teröristlerle’ temas kurmak tehlikeliydi ve IPPNW’nin başkanı olan Ulrich Gottstein, bunun örgütü açısından verilecek siyasi bir mesaj olmasını uygun bulmuyordu. Bu nedenle kimsenin haberdar olmamasını, isminin gizli tutulmasını istedi – buna da saygı gösterildi. Ulrich Gottstein cesur, bağımsız ve enternasyonalist düşünen bir isimdi. Öcalan’ın geliştirdiği ve görüşmemiz sırasında bize aktardığı hedefleri, değerlendirmeleri, fikirleri ve kararları önyargısız biçimde ele alabiliyordu. Görüşmemizin sonunda Öcalan’ın imzaladığı kısa metni de o kaleme aldı. Bu metin, onun açısından adeta bir güvence, bir kanıt niteliğindeydi; barış, bağımsızlık, eşitlik ve Kürt halkının geleceği üzerine yaptığımız görüşmenin bir belgesiydi.”
Paech, sözlerine şöyle devam etti:
“Somut olarak Öcalan’ın o dönemde aldığı iki karardan söz ediliyordu: Bağımsız bir Kürt devleti için mücadele hedefinden vazgeçmek ve şiddetten, silahlı gerilla mücadelesinden feragat etmek. Bundan sonra hedef, her bir devletin sınırları içinde özerklik ve özyönetim olmalıydı. Bu iki karar birbiriyle yakından bağlantılıydı.
Öcalan, dört devlete (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) dağılmış olan Kürt halkının henüz ortak bir ulusal aidiyet duygusu geliştirmediği, dolayısıyla ortak bir devlet için henüz olgunlaşmadığı sonucuna varmıştı. Bu yaklaşım aynı zamanda Afrika Birliği Örgütü’nün (OAU) 1970’lerin sonlarında vardığı kararla da örtüşüyordu. OAU, uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınmış kendi kaderini tayin hakkı hedefinin artık ayrılma ve bağımsız bir devlet kurmaya değil, eski sömürge sınırları içinde özerklik ve özyönetimin güvence altına alınmasına yönelmesi gerektiği sonucuna varmıştı.
Öcalan zaten Avrupa’nın klasik ulus-devlet anlayışını reddediyor ve bağımsız halkların konfederasyonunu savunuyordu. Ayrıca dört devlette yaşayan Kürtlerin ortak bir devlet için ayaklanması durumunda barış ve güvenliğin karşı karşıya kalacağı tehlikeleri de görüyordu. Tam anlamıyla barış odaklı olan bu ilerici yaklaşımı Öcalan yalnızca bizimle yaptığı bu unutulmaz görüşmede dile getirmemişti. Bu görüşler genel olarak Kürt hareketi tarafından da yaygın biçimde dile getiriliyordu. Ancak Avrupa medyası ve hükümetleri bunu dikkate almadı. Çünkü bu yaklaşım, NATO müttefiki Türkiye ile sürdürdükleri yakın ilişkiler temelindeki politikalarıyla çelişiyordu.
En azından Ulrich Gottstein bu yaklaşımdan etkilenmişti ve Alman IPPNW ile Türkiye’deki dengi kurumu arasında daha yakın ilişkiler kurulmasını planlıyordu. Türkiye’ye yaptığı ilk ziyarette ona ben de eşlik ettim. Ancak yalnızca sınırlı ve çekingen bir ilgiyle karşılaştık. Yine de IPPNW’nin geri çekilmemesi onun sayesinde mümkün oldu ve yıllar içinde Kürt toplumu ile insan hakları ve barış için mücadele eden aktivistler arasında karşılıklı ziyaretler ve seyahatlerle dostane ve yoğun ilişkiler kurulabildi. Özellikle Dr. med. Gisela Penteker bu konuda büyük emek verdi ve böylece Ulrich Gottstein’ın fikrini ve çalışmalarını sürdürdü.”
İşte Öcalan ile heyet arasındaki protokol

Belgenin Türkçe çevirisi:
PKK Genel Sekreteri Abdullah Öcalan ile görüşme. 26.05.1996, Şam
“Savaşı bitirmek istiyoruz ancak Türk ordusu saldırılarına devam ediyor” diyor PKK Başkanı Öcalan. Bu sözleri Pfingsten (Hamsin) cumartesi günü, aralarında Siyaset Bilimi Profesörü U. Albrecht, IPPNW’den U. Gottstein, Kamu Hukuku Profesörü N. Paech ve Medico International Genel Müdürü H. Branscheidt’ın da bulunduğu Alman bilim insanlarıyla yaptığı görüşmede dile getirdi. Öcalan, PKK’nin ayrılıkçılık peşinde olmadığını belirtti. Bağımsız bir Kürt devletinin ekonomik olarak yaşayamayacağını ve ‘yüz yıldan fazla sürecek bir savaşa yol açacağını’ ifade etti. Hedefin, Türkiye’de federal bir demokrasi içinde Kürtlerin tam siyasi ve sosyal eşitliğinin yanı sıra kültürel özerkliği olduğunu söyledi. Böylece, büyük Kürt azınlıkların yaşadığı Ortadoğu’daki diğer devletlerle de bir ‘federasyon köprüsü’ kurulabileceğini ekledi.
Öcalan, Federal Almanya Cumhuriyeti’ndekiler gibi demokratik kurumları açıkça olumlu olarak nitelendirdi. PKK sempatizanlarının, misafir oldukları demokratik ülkelerin hukuk düzenine kesinlikle uymakla yükümlü olduklarını vurguladı.
Öcalan, sorumlusu kim olursa olsun Türkiye’deki savaş suçlarının uluslararası bir mahkeme önünde ceza hukuku kapsamında yargılanmasını ısrarla talep etti. Türkiye’nin aksine PKK, 1949 Cenevre Sözleşmeleri’ne ek 1977 tarihli I. Protokol’ü imzalamıştır. Öcalan, sivil kurumlara yönelik saldırıların kesinlikle yapılmayacağını belirtti. Kürt sivillere yönelik süregelen katliamların ve halkın köylerinden sürülmesinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası insan hakları mahkemelerine taşınması gerektiğini ifade etti.
PKK, açık bir uluslararası diyalog kurulması için çabalamakta ve bunun için en iyi yöntemin Kürdistan konulu bir barış konferansı düzenlenmesi olduğunu belirtmektedir. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile İsrail arasındaki barış sürecinde olduğu gibi, mümkün olduğunca aktif bir uluslararası arabuluculuğun rol alması ümit edilmektedir.
Son olarak Sayın Öcalan, Türk hükümetinin maalesef PKK’nin Aralık 1995’teki ateşkesine yanıt vermediğini bir kez daha vurguladı.
Temel beyanatlarımın doğru şekilde aktarıldığını onaylıyorum.
Abdullah Öcalan, 26.5.1996 – İmza”
Kaynak: Yeni Özgür Politika
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































