HASAN CÜCÜK | HABER ANALİZ
Dünyanın en zengin dokuzuncu kulübü… Ama bugün, uçurumun tam kenarında. Tottenham kaptanı Cristian Romero’nun elleri başında. Bu sahne, Londra kulübü için artık alışıldık bir görüntü. Çünkü bu sezon yenilgiler, istisna değil; kural haline gelmiş durumda.
Oysa bu kulübün hikâyesi bir zamanlar çok daha farklı yazılmıştı.
Tottenham Hotspur denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Danny Blanchflower, yalnızca bir futbolcu değil, bir felsefenin temsilcisiydi. 1961’de hem lig şampiyonluğunu hem de FA Kupası’nı kazanan takımın kaptanı olarak tarihe geçti. Ama onu asıl ölümsüzleştiren, sahadaki başarılarından çok, futbola dair söylediği sözler oldu.
“Futbol kazanmakla ilgili değildir. Futbol onurla ilgilidir.” Bu cümle, 60 yılı aşkın süredir Tottenham’ın ruhunu tanımlıyor. Önce White Hart Lane tribünlerinde yankılandı, bugün ise Tottenham Hotspur stadının duvarlarında yaşamaya devam ediyor.
Blanchflower’a göre futbol; estetikti, cesaretti, zarafetti. Rakibi sıkıntıdan öldürmek değil, sahada alt etmekti. Ve Tottenham, bu anlayışı bir kimlik haline getirdi: “The Tottenham Way.”
Hücum futbolu, seyir zevki ve onurlu galibiyet… Kulübün DNA’sı buydu.
Bir felsefenin ağırlığı
Ancak bu romantik futbol ideali, yıllar içinde kulüp için bir avantaja olduğu kadar bir yüke de dönüştü. Teknik direktörler sadece kazanmakla değil, “nasıl kazandıklarıyla” da yargılandı.
Son örnek Ange Postecoglou oldu. Takımına hücum odaklı, cesur bir oyun oynattı. Hatta 2025’te kulübe Avrupa Ligi kupasını kazandırarak 41 yıllık hasreti bitirdi. Ama buna rağmen görevine son verildi. Çünkü Tottenham’da mesele sadece kupa değil; stil, estetik ve kimlikti.
Aslında bu anlayış yeni değildi. Kulüp daha 20. yüzyılın başında Latince mottosunu belirlemişti: “Cesaret etmek, yapmaktır.” Ama bugün, bu cesur felsefe kulübü kurtarmaya yetmiyor.
Varoluş savaşı
Tottenham artık bir kimlik krizinin ortasında. Premier Lig tablosunun alt sıralarında, düşmemek için mücadele ediyor. Sezonun son haftalarına girilirken, taraftarlar güzel futbol beklentisini bir kenara bırakmış durumda. Çünkü öncelik artık hayatta kalmak. Aksi halde 1978’den beri aralıksız mücadele ettiği en üst ligden, Championship’e yolculuğu kaçınılmaz olabilir.
Bu, sadece sportif bir başarısızlık değil; bir felaket olur. Zira Tottenham, finansal olarak hâlâ devler liginde. Deloitte verilerine göre dünyanın en zengin dokuzuncu, İngiltere’nin ise beşinci en zengin kulübü. Bu büyüklükte bir kulübün küme düşmesi, modern futbol tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir çöküş anlamına gelir.
Peki nasıl buraya gelindi?
Bir dönemin mimarı mı, sorumlusu mu?
Gözler tek bir isme çevriliyor: Daniel Levy. Yaklaşık 25 yıl boyunca kulübü yöneten Levy, Tottenham’ın her kararında belirleyici rol oynadı. Teknik direktör seçimlerinden transfer politikasına kadar her şey onun kontrolündeydi. Ama bu kontrol, beraberinde istikrarsızlığı da getirdi.
2001’de göreve getirdiği Glenn Hoddle’dan, 2025’te göreve başlayan Thomas Frank’e kadar tam 19 teknik direktör değişti. Taraftarların gözünde kırılma anı ise 2019’du. Mauricio Pochettino, takımı UEFA Şampiyonlar Ligi Finali 2019’ne taşıdıktan sadece aylar sonra görevden alındı.
Bu karar, hâlâ unutulmuş değil. “Onu kovmak yerine desteklemeliydiniz,” diyen taraftarlar belki de kulübün en büyük fırsatının kaçtığını düşünüyordu.
Daniel Levy
Transfer savaşları ve kaçan fırsatlar
Levy’nin transfer politikası da eleştirilerin odağında. Pazarlıkçı yaklaşımı, çoğu zaman fırsatların kaçmasına neden oldu. Sir Alex Ferguson, Dimitar Berbatov transferi sürecini şöyle özetlemişti: “Kalça ameliyatımdan bile daha acı vericiydi.”
Son dönemde de benzer senaryolar yaşandı. Morgan Gibbs-White ve Eberechi Eze gibi isimler, daha yüksek teklif yapan kulüplere gitti.
Kupalar bile kurtaramadı
En çarpıcı örnek ise yine Postecoglou oldu. Avrupa Ligi zaferiyle kulübe yıllar sonra kupa getirdi. Ama ligdeki kötü tablo, onun kaderini belirledi. Eski İngiltere milli oyuncusu Chris Sutton bu durumu sert sözlerle eleştirdi: “Kupa kazanan bir teknik direktörü kovmak… Modern futbolun özeti bu.”
Postecoglou’nun ardından gelen Thomas Frank de aynı kaderden kaçamadı. Onun yerine gelen Igor Tudor ise sadece 44 gün dayanabildi. Şimdi sahne Roberto De Zerbi’nin. Görevi net: Tottenham’ı uçurumdan döndürmek. Ama soru şu: Bir kulüp, kendi felsefesinin ağırlığı altında ezilir mi? Tottenham için cevap, her geçen gün daha da netleşiyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































