Netanyahu, Beyaz Saray’daki kritik görüşmede Trump’a İran dosyasını bir istihbarat notu gibi değil, sonuç vaat eden bir operasyon planı gibi sundu. İran’ın zayıf, rejimin kırılgan ve kısa süreli bir saldırının etkili olacağı anlatısı öne çıkarıldı. Rejim değişikliği ihtimali dahi masaya konuldu, savaş sonrası senaryolar Trump’a görsel materyallerle anlatıldı. CIA, Pentagon ve Başkan Yardımcısı JD Vance’tan gelen ciddi itirazlara rağmen karar değişmedi. Trump, uzun vadeli risklerden çok hızlı ve somut sonuç ihtimaline odaklanarak operasyona onay verdi.
ADEM YAVUZ ARSLAN | ANALİZ
Hep söylerim; başkentlerde hiçbir şey uzun süre gizli kalmaz. Ortada işini iyi yapan gazeteciler varsa, en kapalı kapılar ardındaki süreçler bile bir şekilde gün yüzüne çıkar. Nitekim yine öyle oldu. Tüm dünyanın cevabını aradığı kritik sorunun cevabı artık daha net: Trump, İran’la savaşa nasıl ikna edildi?
Bu sorunun en somut cevabını New York Times’ın ortaya koyduğu bilgiler veriyor. Gazetenin ulaştığı detaylar, sürecin merkezinde Beyaz Saray’daki o meşhur “durum odasının” bulunduğunu gösteriyor. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun burada Donald Trump’ı ikna ettiği anlaşılıyor. Anlatılanlar ise sıradan bir diplomatik görüşmeden çok, yüksek tansiyonlu bir politik gerilim filmini andırıyor.
Bir brifing değil, satış sunumu
11 Şubat sabahı Netanyahu’nun Beyaz Saray’a gelişi bile bu sürecin sıradan olmadığını ortaya koyuyordu. Ne klasik karşılama töreni vardı ne de kameralar önünde verilen pozlar. Ziyaretin bu kadar sessiz gerçekleşmesi, görüşmenin niteliğine dair güçlü bir ipucu veriyordu. Asıl toplantı, Beyaz Saray’ın kalbi sayılan Situation Room’da yapıldı. Burası yalnızca bir toplantı odası değil; savaşların planlandığı, operasyonların yönetildiği ve kritik kararların alındığı merkez.
Netanyahu bu odada Trump’a İran dosyasını sundu. Ancak bu bir istihbarat brifingi olmaktan çok daha fazlasıydı. Açıkça söylemek gerekirse bu, iyi hazırlanmış bir “satış sunumuydu”. İsrail tarafı Trump’a son derece net bir çerçeve çizdi: İran zayıftı, rejim kırılgandı ve kısa süreli bir askeri operasyonla hem askeri kapasite çökertilebilir hem de rejim içeriden dağılabilirdi. Bu anlatım sadece teorik bir analizle sınırlı kalmadı. Trump’a İran sonrası için alternatif liderlerin yer aldığı bir video izletildi. Sürgündeki prens Reza Pahlavi’nin isminin öne çıkarılması, masada sadece askeri operasyonun değil doğrudan rejim değişikliğinin konuşulduğunu gösteriyordu.
“Şimdi vur, kazan” yaklaşımı
Netanyahu’nun en kritik argümanı ise zamanlama üzerineydi. Beklemenin maliyetinin daha ağır olacağını, erken müdahalenin ise kazanç getireceğini savundu. Washington’daki karar alma kültüründe “geç kalma” korkusu son derece belirleyici bir unsurdur. Bu nedenle bu tür argümanlar çoğu zaman teknik analizlerin önüne geçebilir.
Ancak Washington’daki herkes aynı görüşte değildi. Ertesi gün Amerikan istihbarat kurumları kendi değerlendirmelerini sundu. Ortaya çıkan tablo İsrail’in çizdiği kadar iyimser değildi. İran’ın askeri kapasitesine ciddi zarar verilebileceği ve üst düzey hedeflerin vurulabileceği kabul ediliyordu.
Buna karşılık rejim değişikliği ihtimali gerçekçi bulunmuyordu. CIA Direktörü bu planı tek kelimeyle “farcical” yani “saçma” olarak nitelendirdi. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da benzer şekilde bunun mantıklı bir strateji olmadığını açıkça ifade etti. Bu değerlendirmeler, sistem içinde ciddi bir görüş ayrılığı olduğunu gösteriyordu.
Tüm bu itirazlara rağmen belirleyici olan Trump’ın yaklaşımıydı. Trump teknik detaylardan çok büyük resme odaklandı. İran’ın zayıflatılıp zayıflatılamayacağına ve lider kadronun hedef alınıp alınamayacağına baktı. Bu iki soruya olumlu cevap aldıktan sonra rejim değişikliğinin gerçekleşmemesini kritik bir sorun olarak görmedi. Bu yaklaşım, Trump’ın karar alma tarzını bilenler için şaşırtıcı değildi. Detaylardan çok sonuç odaklı bir lider profili çizdiği biliniyor. Hızlı ve somut kazanım vadeden senaryolara daha yatkın bir refleks gösterdiği de daha önceki kararlardan görülebiliyor.
Beyaz Saray’da itiraz: Vance
Beyaz Saray içinde bu sürece en net karşı çıkan isim Başkan Yardımcısı JD Vance oldu. Vance bu savaşın gereksiz olduğunu, ekonomik olarak çok ağır bir yük getireceğini ve ABD’yi stratejik açıdan zayıflatacağını dile getirdi. Petrol fiyatlarında ciddi bir artış yaşanabileceğini, bunun da küresel ekonomi üzerinde zincirleme etkiler doğuracağını vurguladı.
Aynı zamanda bu savaşın Trump’ın kendi seçmen tabanını bile bölebileceğine dikkat çekti. En önemli uyarısı ise İran gibi öngörülmesi zor bir rejimin nasıl tepki vereceğinin bilinmemesi üzerineydi. Bu değerlendirme aslında sürecin en kritik riskini ortaya koyuyordu.
Askeri kanat da benzer şekilde temkinliydi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine, ABD’nin mühimmat stoklarının ciddi şekilde azaldığını ifade etti. Ukrayna savaşı ve İsrail’e verilen destek zaten mevcut kapasiteyi zorlamıştı. İran gibi daha büyük ve karmaşık bir hedefe yönelmenin bu durumu daha da kritik hale getireceği uyarısında bulunuldu. Bu teknik değerlendirmeler de karar sürecinde belirleyici olmadı.
Son toplantı: Karar zaten verilmişti
26 Şubat’ta yapılan son toplantı, sürecin fiilen tamamlandığını gösteriyordu. Katılımcıların pozisyonları netleşmişti. Vance bu adımın yanlış olduğunu düşündüğünü ancak başkanın kararını destekleyeceğini söyledi. Rubio, rejim değişikliği hedefi varsa buna karşı olduğunu ifade etti. Pentagon ise operasyonun mümkün olduğunu ancak maliyetinin yüksek olacağını belirtti. Son sözü Trump söyledi ve operasyonun yapılması gerektiğini ifade etti. Bu noktadan sonra süreç geri döndürülemez hale geldi.
Ertesi gün Air Force One’dan verilen “Operation Epic Fury onaylandı, iptal yok!” mesajı, kararın kesinleştiğini ortaya koydu.
Washington’da sık kullanılan bir ifade vardır: Savaşlar kendiliğinden çıkmaz, tercih edilir. İran savaşı da bu çerçevede şekillendi. Tüm riskler konuşuldu, tüm itirazlar dile getirildi. Buna rağmen nihai karar tek bir kişinin değerlendirmesine ve içgüdüsüne dayandı.
Bugün gelinen noktada asıl tartışılması gereken konu artık çok daha net. Böylesine küresel etkileri olan bir savaş kararı, gerçekten bu kadar dar bir karar mekanizmasıyla ve bu kadar sınırlı bir değerlendirme süreciyle alınmalı mı?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































