Kitabın daha ilk sayfalarında belirginleşen şey, yazarın gösterişli cümlelere değil, duygunun sahici yerine yaslanmak istemesi. Gündelik hayatın küçük ayrıntıları, onun metinlerinde yalnızca bir dekor olarak kalmıyor; öykünün asıl damarını besleyen unsurlara dönüşüyor. Bir siparişin yetişme telaşı, Google Maps’in mekanik sesi, cebin yoklanması, gelmeyen bir mesaj, unutulan bir kelime, akşamın içinde ağırlaşan bekleyiş… Bütün bunlar, çağımız insanının zihinsel yorgunluğunu ve ruhsal dağınıklığını görünür kılan ayrıntılar olarak yerini buluyor. Özellikle “Hediye” adlı ilk öyküde bu hâl çok iyi kurulmuş. Şehir, hız, kaygı, aşk, yabancılık ve dilin yetmediği anlar birbirine karışırken, anlatı bir olaydan çok bir ruh durumu gibi ilerliyor. Burada dikkat çeken, öykünün gerilimi yükseltirken sesini yükseltmemesi. Şahin, okuru içten içe saran bir daralma duygusu yaratıyor.
Kitaba adını veren ikinci öykü ise bu çizgiyi daha da derinleştiriyor. Eda ile küçük Felix arasında kurulan ilişki, ilk bakışta bir bakıcı-çocuk yakınlığı gibi okunabilir. Ama öykü ilerledikçe bunun yalnızca bir bakım meselesi olmadığı görülüyor. Burada gurbet var, sınıf farkı var, eksik kalmış bir korunma duygusu var, çocukluk kırılganlığı var ve hepsinden önemlisi, insanın bir başkasına bağlandığını çoğu zaman onu kaybetmeye yaklaştığında daha iyi anlaması var. Eda’nın Berlin’deki hayatı, Laura’nın gecikmeleri, Felix’in sezgisel yalnızlığı ve bu üçgenin içinde büyüyen kırılgan bağ, öykünün asıl gücünü oluşturuyor. Finalde bıraktığı duygu da tam bu yüzden kolay kolay dağılmıyor. Çünkü Levni Hakan Şahin, hayatın en tanıdık gerçeğine dokunuyor: Bazı insanlar birbirinin hayatına tam zamanında girer ama orada kalamaz.

Bu kitabın asıl başarısı da burada sanırım. Sen Hiç Merak Etme, büyük olayların değil, insanın içine yerleşen küçük sarsıntıların kitabı. Yazar, bugünün parçalanmış hayatlarına bakarken onları kolay yargılara teslim etmiyor. Ne kuşağını parlatıyor ne de sert hükümler kuruyor. Daha çok anlamaya çalışıyor. Metinlerin içinde dolaşan merhamet duygusu da biraz buradan geliyor. Karakterlerine yukarıdan bakmıyor; onlarla birlikte yürümeyi, onların iç sesine yaklaşmayı tercih ediyor.
Levni Hakan Şahin’in dili de bu dünyanın taşıyıcısı olacak bir açıklık ve sadelik taşıyor. Fazlalığa kaçmayan, kendi etkisini zorlamayan, yer yer sertleşse de ölçüyü elden bırakmayan bir anlatımı var. Bu, ilk kitaplarda kolay rastlanan bir denge değil. Çünkü birçok genç yazar ya dili gereğinden fazla parlatıp hayatı örter ya da hayatı olduğu gibi bırakıp edebiyatı eksiltir. Şahin ise bu ikisi arasında daha dikkatli bir yol bulmuş görünüyor. Onun öykülerinde gündelik olan, edebiyatın süzgecinden geçerek yerli yerine oturuyor.
Sen Hiç Merak Etme, 2025 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’ne değer görülmüş. Kitapta hissedilen şey, yalnızca bir başlangıç heyecanı değil; sesini arayan değil, sesini büyük ölçüde bulmuş bir yazarın dikkati. Eksikliği, yalnızlığı, geçiciliği, göçmenliği, bakım vermeyi ve sevginin her zaman bir güvenceye dönüşemediği o kırılgan alanı dikkatle yokluyor. Hayatın yarım bıraktığı yerlerden konuşuyor. Belki de bu yüzden okurda karşılığı oluyor. Çünkü hepimizin hayatında, dönüp baktığımızda içimizi hafifçe sızlatan, tamamlanmamış birkaç hikâye vardır.
Levni Hakan Şahin, o hikâyelerin sesini duyuyor.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































