Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’de görülen Tergek v. Turkey davasında, tutuklu eski deniz astsubayı Abdül Samed Tergek’e gönderilen mektupların cezaevi yönetimi tarafından alıkonulması ve mektuplara ekli basılı materyallerin kendisine teslim edilmemesi ele alındı.
Başvurucunun avukatı Hakan Kaplankaya, Büyük Daire’de yaptığı savunmada söz konusu uygulamanın hukuki dayanağı bulunmadığını belirterek, hükümetin ileri sürdüğü güvenlik gerekçelerinin “somut delile dayanmayan spekülatif iddialar” olduğunu söyledi.
Davanın arka planı
Dava, Kocaeli T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Tergek’e ailesi tarafından gönderilen iki mektubun cezaevi yönetimi tarafından alıkonulmasıyla ilgili. Mektuplarla birlikte gönderilen internet çıktıları, notlar ve bazı basılı materyallerin de başvurucuya ulaştırılmadığı belirtiliyor.
İki mektubun içeriği
Savunmaya göre, Tergek’in fizyoterapist olan kız kardeşi tarafından gönderilen ilk mektupta başvurucunun cezaevinde yaşadığı ayak bileği yaralanmasına ilişkin fizyoterapi egzersizleri ve bilimsel makaleler bulunuyordu. Mektuba ayrıca gayrimenkul sektörüyle ilgili bilgilendirici bazı internet çıktıları da eklenmişti. Bu mektubun cezaevi yönetimi tarafından alıkonulduğu ve ancak 11 ay sonra başvurucuya teslim edildiği ifade edildi.
Başvurucunun annesi tarafından gönderilen ikinci mektupta ise bir gayrimenkul dergisi ile ek terapi egzersizleri yer alıyordu. Savunmaya göre bu mektup ise hiçbir zaman başvurucuya teslim edilmedi.
Eğitim ve sağlık süreci
Kaplankaya, başvurucunun tutukluluk sürecinde eğitimine devam ettiğini ve Anadolu Üniversitesi Emlak Yönetimi programına kayıt yaptırarak bu bölümü başarıyla tamamladığını söyledi.
Ayrıca Tergek’in cezaevinde Ekim 2018’de bir voleybol maçı sırasında yaşanan çarpışma sonucu ciddi bir ayak bileği yaralanması geçirdiğini belirten Kaplankaya, kırık ve bağ yırtıklarının ancak 39 gün sonra tespit edildiğini ve geciken tedavi nedeniyle başvurucuda ağır bir depresif dönem geliştiğini ifade etti.
Hükümetin görüşü
AKP hükümeti ise başvurucunun ”terör” suçlarından tutuklu olması nedeniyle mektuplar aracılığıyla örgüt içi iletişim kurulabileceği riskinin bulunduğunu savundu.
Kaplankaya ise bu iddiaya karşı çıkarak, başvurucunun mahkûmiyetinde herhangi bir şiddet eylemi veya yasa dışı faaliyetle somut operasyonel bağın ortaya konulmadığını ve bu nedenle söz konusu risk iddiasının delille desteklenmediğini dile getirdi.
Mahkeme içinde görüş ayrılığı
Davaya ilişkin olarak AİHM’in İkinci Dairesi, 29 Nisan 2025 tarihinde verdiği kararda, mektupların alıkonulmasını 4’e karşı 3 oyla “hak ihlali değil” şeklinde değerlendirmişti.
Ancak bu karar Mahkeme içinde ciddi bir görüş ayrılığına yol açtı. Üç yargıcın karşı oy kullanmasıyla ortaya çıkan bu bölünme nedeniyle dosya daha sonra Büyük Daire’nin incelemesine taşındı.
AİHM Büyük Dairesi’nin vereceği kararın, cezaevlerinde mahpusların haberleşme hakkı ile güvenlik gerekçeleri arasındaki dengenin nasıl kurulacağına ilişkin önemli bir içtihat oluşturması bekleniyor.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***



































![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/03/Kurtulmusun-Meclis-iftarinda-zengin-menu-tartismasi-350x250.jpg)