SAMER’in ‘Barış süreci analizleri’ raporunda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan yüzde 42 ile yeterli aktör bulunurken, halkın süreç kapsamındaki taleplerinde ‘umut ilkesinin sağlanması’ talebinin yüzde 71,9 olması dikkat çekti
SAMER Saha Araştırmaları Merkezi, “Barış inşası kuramı kapsamında SAMER barış süreci araştırmaları analizi” gerçekleştirdi. Bu kapsamda ilk olarak, SAMER’in Ocak 2025, Mart 2025, Mayıs 2025 ve Ekim 2025 tarihlerinde bölge illerinde yüz yüze anket yöntemiyle gerçekleştirilen “Bölge Gündemi” araştırmaları kapsamında elde edilen nicel bilgiler ele alındı.
Araştırma, bölgedeki toplumsal beklentiler, kaygılar ve siyasal gündem algısını ortaya koyarken, Meclis bünyesinde hazırlanan komisyon raporunun kamuoyuyla paylaşılmasının ardından dijital medyada ortaya çıkan tartışmaların nitel analizine dayandığı belirtildi.
Kürt sorunu ikinci sırada yer aldı
SAMER’in 2025 yılı içerisinde dört farklı dönemde gerçekleştirdiği saha araştırmalarında katılımcılara yöneltilen “Türkiye’nin En Önemli Sorunu Nedir?” sorusunda ekonomik kriz ve işsizliğin bölge toplumunun en önemli gündem maddesi olduğuna yer verildi. Ocak 2025’te yüzde 53,6 olan bu oran Mayıs ayında yüzde 68,9’a yükselirken, Ekim ayında ise yüzde 59,7 seviyesinde ölçüldü. Kürt Sorunu”nun en önemli sorun olarak görülme oranı ise ikinci sırada kaldı.
Hükümet söylemlerinin sürece etkisi
“Hükumet’in söylemlerinin barış sürecine olan etkisinden” bahsedilen araştırmada söylemlerin barış sürecine olumsuz katkı sunduğunu düşünenlerin oranının yüzde 16, olumlu etkide bulunduğunu düşünenlerin oranı ise yüzde 47,7’ye olarak yer aldı.
‘Umut Hakkı talebi yüzde 71’de’
Süreç için talepler noktasın” İnfaz kanununda değişiklik” talebi Mart ayında yüzde 65 Ekim ayında yüzde 78, “TMK’nın kaldırılması” aynı aylarda yüzde 62,4 ile yüzde 64,4, “hasta tutsakların tahliyesi” 69,5 ve 74,9’da yer aldı. Yine sırasıyla “Umut hakkının yasal olarak tanınması” Mart ayında 68,9 Ekim ayında ise 71,9’a çıktı. “Süreci yürütenlere yasal güvencelerin tanınması” 66,7 ile 74’7’e yükselirken, “kayyım uygulamalarının sonlanması” 71,2 ile 76,5 yüzdeliğinde yer aldı.
Sürece olumlu bakanlarda artış
Sürecin “Olumlu” sonuçlanıp sonuçlanmayacağı noktasında ki araştırma bu sürecin olumlu sonuçlanacağına inananların oranın Ocak ayında, 18,2 iken Ekim ayında 23,3’e yükseldiğine yer verildi.
Abdullah Öcalan en yeterli bulunan oldu
“Aktörlerin Yeterli Bulunma Düzeyi” konusundaki soruya ise “Abdullah Öcalan 42,9”, “PKK” yüzde 40,5, STK’lar 25,3, “hükümet” 24,8, Meclis 22,1, muhalefet 20,3 ile yer aldı. Araştırmada bu sonuçlar, “Barış inşası literatüründe vurgulanan çok aktörlü barış süreci yaklaşımını da desteklemektedir. Siyasi aktörler, sivil toplum ve çatışmanın doğrudan tarafları farklı roller üstlenmekte ve her bir aktörün sürece yönelik yaklaşımı toplum tarafından ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Araştırma bulguları, siyasi kurumlara yönelik yeterlilik algısının görece düşük olmasının, toplumun barış sürecinde daha aktif ve somut rol üstlenen aktörler görme beklentisiyle ilişkili olabileceğini göstermektedir. Bu durum, barış sürecinin toplumsal meşruiyetinin güçlenmesi açısından siyasi aktörlerin rolünün kritik önem taşıdığını ortaya koymaktadır” diye değerlendirildi.
Raporun sonuç ve öneriler kısmında ise şunlara yer verildi: “Elde edilen bulgular, barış sürecine yönelik toplumsal yaklaşımın tekil ve homojen bir yapıdan ziyade; yapısal koşullar, siyasal aktörlere duyulan güven, hukuki beklentiler ve kolektif psikolojik deneyimlerin etkileşimiyle şekillenen çok katmanlı bir karakter taşıdığını göstermektedir.
Ekonomik sorunlar
Araştırmanın temel bulgularından ilki, ekonomik sorunların bölge toplumunun gündeminde belirleyici olmaya devam ettiğidir. Bu durum, barış sürecinin yalnızca kimlik temelli bir mesele olarak değil, aynı zamanda sosyo-ekonomik eşitsizlikler bağlamında değerlendirildiğini ortaya koymaktadır. Barış inşası literatürünün yapısal boyutuna paralel biçimde, kalıcı barışın sürdürülebilirliğinin ekonomik adalet ve refah politikaları ile doğrudan ilişkili olduğu anlaşılmaktadır.
Sürece güven düzeyi
İkinci olarak, barış sürecine yönelik güven düzeyinin düşük ve kırılgan olduğu görülmektedir. Hem saha araştırmaları hem de sosyal medya analizleri, siyasal aktörlerin söylem ve pratikleri arasındaki uyumsuzluk algısının, toplumsal meşruiyeti zayıflatan temel unsurlardan biri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bulgu, barış inşasının ilişkisel boyutunda vurgulanan güven inşası ve diyalog süreçlerinin Türkiye bağlamında yeterince kurumsallaşmadığına işaret etmektedir.
Üçüncü olarak, toplumun barış sürecine verdiği desteğin koşullu olduğu ve büyük ölçüde somut adımlara bağlı biçimde şekillendiği görülmektedir. Hukuki reformlara, yasal güvencelere ve kurumsal dönüşümlere yönelik yüksek beklenti, barışın yalnızca söylemsel düzeyde değil, yapısal ve geri döndürülemez adımlarla anlam kazandığını göstermektedir. Bu durum, negatif barıştan pozitif barışa geçişin henüz tamamlanmadığını ve sürecin büyük ölçüde bir geçiş evresinde bulunduğunu düşündürmektedir.
Şeffaflık ve toplumsallık
Sosyal medya analizleri ise barış sürecinin meşruiyetinin yalnızca içeriğe değil, aynı zamanda aktörlere, temsil ilişkilerine ve katılım düzeyine bağlı olarak şekillendiğini göstermektedir. Özellikle temsiliyet, şeffaflık ve toplumsal katılım ekseninde ortaya çıkan tartışmalar, barış süreçlerinin yalnızca üst düzey siyasi müzakerelerle sınırlı kalamayacağını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda elde edilen bulgular, barış sürecinin Türkiye’de hibrit bir karakter taşıyabileceğini ve hem devlet merkezli hem de toplum temelli dinamiklerin etkileşimiyle şekillenebileceğini göstermektedir.
Hibrit barış
Genel olarak değerlendirildiğinde, bu çalışma barış sürecine ilişkin toplumsal algının; yapısal dönüşüm, güven inşası ve toplumsal katılımın eş zamanlı olarak ilerlemesine bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, barış inşası literatüründe vurgulanan çok katmanlı yaklaşımı doğrulamakta ve Türkiye örneğinin hibrit barış tartışmaları açısından önemli bir örnek sunabileceğini göstermektedir.”
HABER MERKEZİ
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































