YÜKSEL DURGUT | YORUM
Orta Doğu’da savaşlar tesadüfen çıkmaz. Onlar, yıllar süren müdahalelerin, yanlış hesapların ve güç sarhoşluğunun birikmiş sonucudur.
Bugünün hikayesi 2026’da başlamadı. 1953’te başladı.
O yıl İran’da halkın seçtiği hükümet devrildi. Şah, Batı’nın desteğiyle yeniden tahta oturtuldu. Bu sadece bir iktidar değişimi olmadı; bir ülkenin iradesine açık bir müdahaleydi. İranlılar için o gün, “istiklal ve egemenlik” kelimelerinin içinin boşaltıldığı gündü.
Şah dönemindeki baskılar, işkenceler ve otoriter yönetim bu kırılmayı derinleştirdi. 1979’daki İslam Devrimi yalnızca dini bir dönüşüm değildi. Aynı zamanda dış müdahaleye karşı bir öfke patlamasıydı. İran’ın bugünkü siyaseti, biraz da o müdahalenin oluşturduğu tepkinin sonucudur.
Bugün yaşananları anlamak için o sayfayı kapatmak değil, yeniden açmak gerekiyor.
Soğuk Savaş’tan Irak işgaline, Afganistan’dan Arap Baharı’na kadar tablo değişmedi. Müdahaleler istikrar getirmedi. Aksine radikal örgütler büyüdü, devletleri zayıflattı. Saddam Hüseyin’i devirmek Irak’ı kurtarmadı. Afganistan’da 20 yıl süren savaş El Kaide ve Taliban korkusunu da bitirmedi.
Şimdi aynı senaryo İran sahnesinde oynanıyor.
MASADA DİPLOMASİ DEĞİL, SAVAŞ PLANI VARDI
Donald Trump kendisini her ortamda barışın elçisi olarak sunmuştu. Ancak ikinci döneminde aylar geçmeden yeni bir cephe açtı. ABD bir yandan İran’la nükleer müzakereler yürüttüğünü ilan etti, diğer yandan bölgeye 2003’ten bu yana en büyük askeri yığınağını yaptı.
Bu bir çelişki değil, bir tercihti.
Cenevre’de İran’ın nükleer program konusunda taviz vermeye açık olduğu konuşuluyordu. Ancak Tahran belirli düzeyde uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini ve balistik füze üretimini pazarlık konusu yapmayacağını net biçimde ortaya koydu.
Fakat masada sabır değil, sabırsızlık vardı. Strateji değil, saldırı planı vardı.
GERÇEKLER DEĞİŞİYOR, HEDEF AYNI
Savaşın bahanesi birkaç gün içinde farklı başlıklar altında ilan edildi. Önce “rejim değişikliği” denildi. Sonra “nükleer tehdit”. Ardından “balistik füze kapasitesi”.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, yaklaşık 35 yıldır İran’ın ‘nükleer silah üretimine ramak kaldığını’ söylüyor. Bu iddia defalarca tekrarlandı. İran lideri Ayetullah Ali Hamaney ise nükleer silahları haram ilan eden bir fetva yayımlamıştı. Bu fetva samimi mi, taktik mi tartışılır. Ancak ortada, hemen şimdi saldırı planına geçilecek kanıtlar yok.
Daha çarpıcı olan şu: Trump, kısa süre önce İran’ın nükleer tesislerinin tamamen yok edildiğini söylemişti. Eğer tesisler yok edildiyse, bugün hangi tehditten söz ediliyor?
Bu soruya net bir cevap yok.
SUİKASTLAR VE BÖLGESEL YANGIN
Hamaney’e yönelik suikast ve üst düzey isimlerin hedef alınması, savaşı geri dönüşü zor bir noktaya taşıdı. Sivil kayıplara dair iddialar çatışmanın meşruiyetini daha da tartışmalı hale getirdi.
İran’ın misillemeleri İsrail’in hava savunmasını zorladı. Körfez’de ABD üslerinin bulunduğu noktalar vuruldu. Lübnan’da Hizbullah üzerinden yeni bir cephe açıldı. Artık mesele iki ülke arasındaki gerilim değil; zincirleme bir bölgesel kriz haline dönüştü.
Hürmüz Boğazı’ndaki risk küresel ekonomiyi sarstı. Dünya enerji arzının yaklaşık beşte biri bu dar geçitten akıyor. Nakliye yavaşladı, hava sahaları kapandı, petrol fiyatları yükseldi. Uzayan bir savaş küresel resesyon riskini büyütüyor.
Trump hızlı bir zafer bekliyordu. O zafer gelmedi. İran’ın askeri kapasitesi çökmedi. Kara harekatı ihtimali konuşuluyor ama Afganistan ve Irak’ta yaşanan hala akıllarda.
İran rejimi eleştirilebilir. Ancak dış müdahaleyle yapılan rejim mühendisliğinin kalıcı istikrar üretmediği defalarca görüldü. 1953’te başlayan kırılma kapanmış değil.
Orta Doğu yeniden tasarlanmıyor. Daha da parçalanıyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/03/Devletin-makam-araci-aile-servisine-dondu-75x75.jpg)