NECİP F. BAHADIR | YORUM
‘Sevr’den farksız’ yazısı için ‘abartıyorsun’ diye not düşmüş bir okur. Ben Halkbank anlaşmasını ‘hukuki açıdan’ çok ‘siyasi yönden’ değerlendirdim. Dikkat çeksin istedim, ‘Sevr’ gibi kavramı kullanmam bir ‘şok’ etkisi yapması içindi. Tartışmaya açmaktı amacım… Korktuğum oldu.
Bir CHP milletvekili iki ülke arasındaki ‘uzlaşmanın detaylarını’ detaylarıyla kamuoyuna duyurdu. Kimseden ‘çıt’ çıkmadı. CHP lideri Özgür Özel bile onca konuşmasına rağmen gündem yapmadığı gibi iki cümleyle değinmedi.
Oysa bir ülkenin onuru söz konusuydu. Her ne pahasına olursa olsun ‘dosya kapatılsın’ gibi bir yaklaşım kabul edilebilir mi?
Tavizin, geri adımın da bir sınırı ve ölçüsü olmamlı… ‘Kırmızı çizgi’ diyeceğim ama AKP için çizginin ne kırmızısı, ne pembesi kaldı! Nice çizgileri aştı. Evet, biraz ‘abartı’ olabilir fakat ben yine siyasi açıdan anlaşmanın ‘Sevr’ gibi ağır hükümler içerdiği kanaatindeyim. Sevr anlaşmasının altına imza koyanlar da “Daha ağırını engelledik!” diye düşünüyordu. Ayrıca ‘İsrail etkisi’ iddiası da yabana atılır türden değildi.
Bugün AKP’nin Sevr’e imza koyanlardan bir farkı var mı? AKP sözcüleri veya medya kalemleri sükut etmese, sessizliğe gömülmese benzer şeyler söyleyeceğine eminim. Hayır, bunları ‘Sevr benzetmesinde’ ısrar etmek için yazmıyorum. Konunun tartışılmamasından, kapanıp gitmesinden hoşnut değilim. Keşke kamuoyunda bütün yönleriyle değerlendirilseydi. Artısı eksisi konuşulsaydı. Ve nihai karar kamuoyuna bırakılsa, toplumun vicdanına havale edilseydi. Sevr mi, Lozan mı olduğuna halk hükmetseydi.
Neyse ki dönemin Halkbank yöneticisi Hakan Atilla susmadı, konuşmaya devam etti de anlaşma tekrar gündeme geldi. Çeşitli mecralarda haber oldu. Atilla’nın T24’den Cansu Çamlıbel’e söyledikleri en azından sosyal medyada geniş kitlelere yayıldı. Ve fakat yorum boyutu yine eksik kaldı. Bana yeni bir yazı ve tekrar meseleye dikkat çekme fırsatı doğdu. Atilla eleştiri dozunu biraz daha arttırdı. Uzlaşma metnine adeta isyan etti. Biraz örtülü ve ima yoluyla da olsa AKP yönetimine sert göndermelerde bulundu.
“Hakkımı helal etmiyorum!”
Hakan Atilla, ABD’de yargılandığı dava sürecinde yalnız bırakıldığı kanaatinde… “Devlet yalnız mı bıraktı?” sorusuna Atilla’nın verdiği cevap ilginç; “İşte ben onu devlet olarak görmüyorum. Ben bu işleri yürütenleri ‘devletin içinde yuvalanmış birtakım insanlar’ diye düşünüyorum. ‘Devlet’ diye görsek zaten bu ülkede kalmamızın anlamı yok. Onlara hakkımı da helal etmiyorum elbette… Hükümetten değil, devletin içindeki bazı kişilerden bahsediyorum ben. Onlar da biliyor kendilerinin kim olduğunu… Şimdi değil belki ileride söylerim…”
Keşke kamuoyu da bilseydi? Atilla da haksız değil, o yuvalanmış kişiler hala öyle güçlü ki… Soluğu mahkemede almak var. Zindanı da cabası… Yoksa daha açık konuşurdu. Ama ne söylemek istediği anlaşıldı. Hayır, ‘bürokrasi’ değil, ‘teknokrat’ isimler de değil, tamamen ‘siyasi’ kimlikli insanlar…
Nasıl bir damla kan bütün bedenin sıhhatini gösterirse Halkbank örneği de AKP’nin ülkeyi nasıl yönettiğinin bir örneği… Bir ‘istisna’ olarak görülmemeli. Eğer rezalet uluslararası boyut kazanmamış olsaydı, hiç kimse nelerin döndüğünü bilmeyecekti. Atilla’nın ‘helal etmediğini’ söylediği hakkı bir yana tüyü bitmemiş yetimin hakkı ne olacak? AKP bu kadar ağır sorumluluğu ve vebalin altından nasıl kalkacak? Erdoğan ve arkadaşları ‘Allah affetsin’ diyerek sıyrılamaz. O hak önce burada sonra ötede, hesap gününde kendisinden alınır. Kaçışı yok…
AKP’nin gerçek yüzü!
Hakan Atilla baştan sonra dava sürecinde ‘İsrail’in etkisinin’ varlığında ısrarcı; “Ben İsrail ile başladı, İsrail ile bitti diyorum. Zarrab ilk tutuklandığında işin Halkbank’la alakası yoktu. Sonrasında İsrail yanlısı düşünce kuruluşu FDD ve FBI’nın ortak çalışması sonucunda iş Halkbank’a döndürüldü. Ben böyle okuyorum süreci…”
Daha önce de yazdım, hani Erdoğan, İsrail ile kavgalıydı? ‘Uzlaşma anlaşmasının’ altından İsrail çıkıyor, Ankara da bunun altına imza koyuyorsa bunun ne anlama geldiğini izaha ihtiyaç var mı? İsrail ile kamuoyunda önünde kavgalı, kapalı kapılar ardında sarmaş dolaş bir ilişki… İşte AKP’nin gerçek yüzü…
AKP’nin hali pürmelalini gösteren şu hususan bakar mısınız; “Ankara benden hakimin FETÖ’cü olduğunu öne sürüp reddi hakim talebinde bulunmamı istedi. Ben yapmadım ama Zarrab yaptı…”
Kafayı ‘F.tö’ ile bozan bir iktidar… Hakan Atilla, Ankara’nın nasıl saçmaladığının farkında. Amerika’daki bir hakimi ‘F.tö’ ile ilişkilendirmek ve iltisaklandırmaya kalmak hangi akıl ve vicdanla izah edilebilir? Erdoğan ve arkadaşlarının nasıl gerçeklikten koptuğunun da ispatı… Saflık o düzeyde ki F.tö söyleminin Edirne’nin ötesinde hiçbir alıcısı olmadığının da farkında değil. Ne acı ki hala o saplantıdan kurtulabilmiş değil. O bataklığın içinde çırpındıkça battığının farkına acaba ne zaman varacak?
Hakan Atilla’nın söyledikleri arasında en çarpıcı olanı şu; “Zarrab yarın Türkiye’ye dönse benden daha muteber olacağı kesin. Suçsuz olduğumu bilmelerine rağmen kendilerini korumak için beni ateşe atanların hiçbirine hakkımı helal etmiyorum. Ankara Halkbank personelinin tanıklık yapmasına müsaade etmedi. Hükümet içinden birileri engelledi. Madem dava ABD’nin siyasi kararıyla ‘kadük’ oldu. Türkiye bizimle ilgili suçlamaların da düşürülmesini talep etmeliydi. Türkiye ajanlıkla suçladığı Rıza Zarrab’ın mal varlığını iade etmeyi kabul ediyor ama benim gibi kendi devleti için çalışmış, suçu olmayan bir insanla ilgili talepte bulunmak akıllarına gelmiyor.”
Zarrab yeniden ‘muteber’ adam mı oldu?
Yenilir, yutulur cinsten değil, zehir gibi ifadeler… Canı yanan insan ancak böyle ciğerden konuşur. Hadi, uzlaşma metnini geçtik, Ankara’nın AKP’nin bu sözlere bir cevabı olmayacak mı? Neden ‘devleti temsil eden Atilla’nın hakkı savunulmadı da önce hayırsever sonra ajan denen Rıza Zarrab’a toz kondurulmadı? AKP tekrar mı döndü, Zarrab’ı ajan görmekten vazgeçti, tekrar hayırsever statüsüne mi yükseltti? Atilla’nın söylediklerine bakılırsa evet öyle! “Zarrab’ın benden daha muteber olacağı kesin!” cümlesi ne kadar acı… AKP’nin ülkeyi nasıl yönettiğini görüyor sununuz? Ah, bir de akıl ve vicdanından geçmiş tabanı görebilse?
Evet, ‘Sevr’den farksız’ yorumunu abartılı bulanların uzlaşma metnini ‘Lozan gibi mutedil’ göreceğini de sanmıyorum. Onurlu bir anlaşma değil çünkü. Olayın odağındaki Hakan Atilla’nın söylediklerini ortada… Adam her türlü risk ve tehlikeyi göze alarak isyan ediyor.
Böyle bir metni kim içine sindirebilir?
AKP ile sınırlı kalsa sorun olmaz. Fakat bir ülkenin itibarı ve şerefi söz konusu. İtibar ve şeref ayaklar altında… Zarrab’ın, Hakan Atilla’dan daha muteber olduğu bir düzen… Hangi vicdan bunu kabul edebilir? Hangi akıl sahibi normal görebilir?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































