ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP kurmayları için neredeyse son 10 yılın en önemli krizi sürpriz bir şekilde, hem de ‘bundan iyisi Şam’da kayısı’ dedirtecek bir sonuçla çözüldü. Öyle ki Halkbank dosyasında anlaşmaya varıldığı haberi İran’a yönelik bombardıman haberlerinin önüne bile geçti.
Dün itibariyle ABD Adalet Bakanlığı, davanın klasik bir mahkeme kararıyla değil, “ertelenmiş kovuşturma anlaşması” (Deferred Prosecution Agreement – DPA) yoluyla çözüleceğini açıkladı. Bu mekanizma Amerikan hukuk sisteminde oldukça sık kullanılıyor. Sanık taraf belirli şartları kabul ediyor, belirli bir süre bu şartlara uyarsa dava düşüyor ve cezai süreç sona eriyor. Halkbank açısından da benzer bir formül uygulanacak.
Anlaşmaya göre banka yaptırımlara uyum ve kara para aklamayı önleme mekanizmalarını bağımsız bir uzman denetimine açacak. ABD finans sistemi üzerinden İran’la işlem yapmayacak. Reza Zarrab bağlantılı varlıkların dondurulması veya iadesi konusunda Amerikan makamlarıyla işbirliği yapacak. Anlaşma “Süreç henüz bitmedi, hatta Türkiye tarafı ipotek altına girdi!” yorumlarına kapı açsa da Washington da bu davanın artık bittiği fikri yaygın.
Teknik olarak bakıldığında, bu tür anlaşmalar Amerikan hukukunda çok olağan. Ancak Halkbank dosyası sıradan bir finans davası değildi. Bu nedenle Washington’da herkes aynı soruyu soruyor: Bu dava neden şimdi ve bu şekilde kapatıldı?
Belgede yazan kritik ifade
ABD Adalet Bakanlığı’nın mahkemeye sunduğu belgede dikkat çekici bir ifade yer alıyor. Kararın gerekçeleri arasında yalnızca hukuki değerlendirmeler değil, jeopolitik ve diplomatik faktörler de sayılıyor. Belgede özellikle şu başlıklar vurgulanıyor: Türkiye ile diplomatik ilişkiler, Gazze savaşı sonrası gelişmeler, ABD dış politikası ve ulusal güvenlik değerlendirmeleri…
Bu tür ifadeler Amerikan bürokrasisinde çok bilinen bir diplomatik dilin parçası. Açıkça söylenmese de mesaj nettir: “Ulusal çıkarlarımız nedeniyle bu dosyayı kapatıyoruz“
Washington’da deneyimli diplomatların ve hukukçuların yorumları da aynı yönde. Bu tür davalar bazen mahkeme salonlarında değil, jeopolitik masalarda çözülür!
ABD’nin benzer dosyaları
ABD’nin stratejik veya diplomatik nedenlerle davaları uzlaşma yoluyla kapattığı çok sayıda örnek var. En bilinen örneklerden biri Huawei yöneticisi Meng Wanzhou dosyası. Meng, İran yaptırımlarını delmek ve bankalara yanlış bilgi vermek suçlamasıyla tutuklanmıştı. Ancak 2021’de ABD Adalet Bakanlığı ile bir “deferred prosecution agreement” yapıldı. Meng bazı gerçekleri kabul etti ama suçunu resmen kabul etmedi, para cezası da ödemedi. ABD davayı askıya aldı ve Meng Çin’e döndü.
İlginç olan şu: Meng’in Çin’e dönmesiyle aynı gün Çin’in tutuklu tuttuğu iki Kanadalı da serbest bırakıldı. Uluslararası analizlerin büyük bölümü bu anlaşmayı ABD–Çin gerilimini azaltmaya yönelik diplomatik bir hamle olarak yorumladı.
Benzer şekilde, UBS, KPMG, Daimler ve British American Tobacco gibi dev şirketler hakkında açılan bazı büyük davalar da “deferred prosecution agreement” mekanizmasıyla sonuçlandı.
Bu örnekler Amerikan hukukunda şu gerçeği gösteriyor: Bazı davalar sadece hukuk meselesi değildir; aynı zamanda ekonomi, diplomasi ve strateji meselesidir.
Halkbank davası neden siyasi görülüyordu?
Washington’daki hukuk çevreleri Halkbank dosyasını üç nedenle siyasi bir dava olarak görüyordu. Birincisi, dosyanın merkezinde İran yaptırımları vardı. Bu konu doğrudan Amerikan dış politikasının parçası. İkincisi, davanın merkezinde NATO müttefiki Türkiye vardı. Bu da dosyaya doğal olarak diplomatik bir boyut kazandırıyordu. Üçüncüsü ise Trump döneminde yaşanan tartışmalar. Öyle ki Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’un kitabında çok dikkat çekici bir iddia yer alıyordu. Bolton’a göre Donald Trump, Erdoğan’ın talebi üzerine Halkbank davasını kapatmak istemişti.
Geride kalan on yılda Erdoğan rejiminin bu dosyayı kapatmak için herşeyi yaptığını, kesenin ağzını sonuna kadar açtığını herkes biliyordu. Trump üzerinde etkisi olabilecek herkesin, her güç odağının devreye sokulduğu ABD medyasına yansımıştı. Erdoğan lobi şirketlerine ve avukat ofislerine hatırı sayılır miktarda para ödeyip Anayasa Mahkemesi’ne bile götürdü. Zaman kazanma amaçlı bu hamlelerden de sonuç alamamıştı.
Ancak o dönemde Amerikan savcıları geri adım atmamış ve dava devam etmişti. Bugün ise tablo değişmiş görünüyor.
İran savaşı ve Washington’un hesabı
Bugün Ortadoğu’da çok büyük bir kriz yaşanıyor. ABD ve İsrail İran’la doğrudan çatışma içinde. İran ise bölgedeki vekil güçlerini devreye sokmuş durumda. Irak, Lübnan, Yemen ve Suriye’de gerilim giderek büyüyor. Bu tabloda Türkiye kritik bir ülke. NATO üyesi. Karadeniz’de kilit bir aktör. Aynı zamanda İran sınırına sahip.
Washington’daki bazı analistler şu yorumu yapıyor: ABD, İran krizi büyürken Türkiye ile yeni bir diplomatik kriz istemiyor. Bu nedenle bazı dosyalar stratejik öncelikler nedeniyle geri plana itilebiliyor. Halkbank dosyasının bu bağlamda değerlendirildiğini düşünenlerin sayısı az değil.
Tuhaf bir ‘zafer’ Coşkusu
Kararın ardından Türkiye’de iktidara yakın medya hızlıca bir propaganda kampanyası başlattı; “Türkiye haklı çıktı! 17 Aralık kumpası çöktü!”
Ancak bu yorumların hukuki karşılığı yok. Amerikan hukukunda bir davanın uzlaşma yoluyla kapanması “Suç yoktu!” anlamına gelmez. Çoğu zaman bunun anlamı şudur: Suç iddiaları ciddi ama dava ulusal çıkarlarımız nedeniyle bu şekilde kapatılacak.
Nitekim ABD Adalet Bakanlığı’nın açıklamasında da kararın arkasında “bölgesel ve güncel gelişmelerin etkili olduğu” açıkça ifade ediliyor.
Bugün geldiğimiz noktada dava mahkeme kararıyla değil, uzlaşmayla kapanıyor. Ancak bu durum ne 17 Aralık’ta ortaya çıkan iddiaları ortadan kaldırıyor ne de İran yaptırımlarının nasıl delindiği konusundaki soruları. Tam tersine, uluslararası siyasetin bir gerçeğini daha ortaya koyuyor: Büyük güçlerin dünyasında bazı dosyalar mahkeme salonlarında değil, stratejik hesapların içinde kapanabiliyor.
Şimdi asıl soru şu: Halkbank Davası kapandı ama karşılığında ne verildi? Erdoğan’ın Trump’a çok esaslı bir hediye vermesi lazım veya Amerika’nın kendisi ya da İsrail için hayati öneme sahip bir kazanım olması lazım.
Hatırlanacağı gibi, Erdoğan yakın zamana kadar ABD’ye, “100 milyon dolar vereyim, davayı kapatalım. Başka bir dava açılmasın!” diyordu. Benzer dosyalarda milyar dolar para cezası kesilirken, bu dosyada Erdoğan’ın beklentisinin bile ötesine geçilmesi doğal olarak spekülasyonları artırdı.
Konu Amerikan medyasının da gündeminde. Türkiye tarafına kalsa pazarlığın detayları ortaya çıkmaz ama ABD medyası da aynı sorunun peşinde. Dolayısıyla neyin karşılığında bu davanın kapatıldığını çok geçmeden öğreniriz…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***



































![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/03/Hazinenin-iki-aylik-faiz-odemesi-637-milyar-liraya-ulasti-350x250.jpg)

