CEMİL TOKPINAR | YORUM
Üç Aylar, öylesine bir değişim, gelişim, atılım, arınma ve yücelme mevsimidir ki, imanda yücelmekten ibadette derinleşmeye, ahlâkta güzelleşmekten aksiyonda coşmaya kadar her alanda yeniliğe vesile olur.
İşte bu yenileşme sürecinin altın basamaklarından birisi de namazda derinleşmektir.
Bu kutlu mevsim vesilesiyle namazlarımızı gözden geçirmeli, onları âdeta bir rehabiliteye tabi tutmalıyız. Namazlarımızı yepyeni bir aşkla kılmalı, ezan okunduğunda şevkle dolup taşmalı, içi boş ve hayal kurulan namazlardan kurtulup onu anlayarak ve hissederek eda etmeli, bir an önce Allah’ın huzurundan kaçmayı hedefleyen hızlı namazlardan kaçınmalı ve yavaş yavaş, huşu ile bu ibadeti yerine getirmeli, namazı son dakikaya bırakmadan vakti girince ilk fırsatta kılmak için çırpınmalı ve mümkün oldukça cemaatle ifa etmeli, namazda yepyeni bir derinlik kazanmalıyız.
Elbette bunlar ömür boyu sürdüreceğimiz çok tatlı ve kutlu bir süreçtir. Ancak Üç Aylar namazda derinleşme adına bol kazanımlarımızın olması gereken bir mevsimdir. Çünkü bu aylardaki İlâhî mevhibeler ve lütuflar, bizlere muhteşem bir imkân sunmaktadır.
Nasıl bir namaz?
Namazda derinleşme adına ilk yapacağımız iş hedef belirlemektir. Yani namazı ikame etme, onu dosdoğru kılma adına bizim birtakım hedefleri tespit edip onu gerçekleştirmenin şevk ve heyecanını yaşamalıyız.
Eğer kıldığınız namazların kalitesini yetersiz görüyorsanız, gelin bir hedef belirleyelim. Söz gelişi size, “Nasıl bir namaz kılmak istersiniz?” diye sorulsa ne cevap verirsiniz?
Acaba namaz kılan her müminin arzusu, özlemi ve hedefi olan “mükemmel ve huşû içinde” bir namaz için kimleri örnek almak istersiniz?
Namazı hayatın odağına yerleştirmek, onu her işten önemli ve değerli görmek, onun yolunda fedakârlığın zirvesine yükselmek için hangi zatlara benzemeye çalışırdınız?
Meselâ, her gece namaz kılmaktan ayakları şişen, bazen ayakta, rükûda ve secdede saatlerce Kur’ân ve dua okuyan Peygamber Efendimizin (s.a.v.) namazından bir zerrecik yansımanın, sizin de namazınıza misafir olmasını ister misiniz?
Hz. Ali Efendimiz (r.a.) gibi, ayağındaki okun çıkarılması için ameliyat olurken hiçbir şey duymayacak bir huşû ve huzura azıcık da olsa yaklaşmayı düşünür müsünüz?
Kafkas Kartalı Şeyh Şamil gibi, savaşta ağır yaralandığı için 25 gün komada kalıp uyandığı ilk anda, annesine namazı soracak kadar bir şuurdan nasiplenmeyi arzu eder misiniz?
Namaz kahramanlarına benzemek
Ya sahabe efendilerimizden Abbad bin Bişr’e (r.a.) benzemeye ne dersiniz? Nöbetçilik yaparken gece namazına duran ve vücuduna üç ok saplanmasına rağmen, “Resulullah’ın (s.a.v.) verdiği görevi aksatma korkum olmasaydı, ölünceye kadar namazıma devam edecektim” diyen o güzel sahabeye benzemek için hiç değilse teheccüt namazına dört elle sarılır mısınız?
Namaz kılarken üzerindeki kaftanının çalındığını fark etmeyen, içinde namaz kıldığı caminin çöken kubbesinden haberi olmayan, namazda gözüne saplanan bir çöpün acısını hissetmeyen, kendisini sokan arıların vızıltısını duymayan zirve şahsiyetlerin şuurundan, duyarlılığından, kendini tam anlamıyla Allah’a vermelerinden birazcık da olsa hissedar olmak ister misiniz?
- Elbette, kim istemez ki, diyen sesinizi duyar gibiyim.
Ama hemen arkasından:
– Biz kim, onlar kim? Aramızda ferşten arşa kadar bir mesafe var. Biz onlar gibi olamayız ki, diyebilirsiniz.
Kaliteli bir namaz için…
Peki, mükemmel ve muhteşem bir namaz için ne kadar çaba gösterdik?
Başarmak için önce hedef belirlemek gerekir. Nasıl ve kim gibi namaz kılmak istiyorsunuz?
Önce onları öğrenmek, özlem duymak, içimizde onlara benzemek arzusunu uyandırmamız lâzım.
Meselâ, elli beşinci haccında Kâbe’nin içine girerek iki rekâtlık namazda bir Kur’ân hatmi yapan İmam-ı Azam gibi olmasa da bir rekâtta bir Yasin, bir Tebâreke, bir Amme Suresi okumayı denedik mi hiç?
Namaz kılarken “O gün size verilen nimetlerden sorgulanacaksınız” anlamındaki ayeti okurken saatlerce gözyaşı döken İmam-ı Mâlik kadar olmasa da sakin bir ortamda namaz kılarken birkaç damla gözyaşı dökmeye çalıştık mı?
Bir vakit namazı kaçırınca, bir sabah namazına kalkamayıp yüreği yanarak hıçkıra hıçkıra ağlayan Bayezid-i Bestamî Hazretleri gibi, gün boyunca acılar içinde kıvrandık mı?
Sanmayın ki, namazda bu tür harika şeyler yaşayanlar sadece eski asırlarda kaldı.
Sanmayın ki, namaz kılmak için bir anda Üsküdar’dan Kâbe’ye giden Aziz Mahmud Hüdâî gibi maneviyat kahramanları bugün yok.
Sanmayın ki, yaralıyken bile namazını kılan Hz. Ömer (r.a.) gibi ibadet fedakârları artık tarihe karıştı.
Sanmayın ki, ikindinin sünnetini bile ömür boyu terk etmeyen Sultan Bayezid-i Velî gibi namaz müdavimlerine rastlamak imkânsız.
Bugün de ibadette zirve olan muhteşem zatları taklit eden, onlar gibi olmaya gayret eden, bir nebze de olsa onların halleriyle halleşmeye çalışan güzide insanlar var.
Biz de onlara katılmak ister miyiz?
Namazın kerametleri
Söz gelişi, Londra’da namaz kılarken bir anda kendisini Kâbe’de bulan Bekir Berk gibi, hayatı pahasına abdest alırken on düşman askerini esir eden fedakâr bir nefer gibi, savaş meydanında bile namaz kılmaktan geri durmayan kahraman asker gibi örnek alınacak güzide insanlar bugün de yaşıyor.
Çünkü ezelî ve ebedî olan ibadet ve namaz hakikati, kendisine sarılanlara ikram ve ihsanda bulunmaya, inayet ve himaye etmeye devam ediyor.
İşte yürekten isteyip hakkıyla çalıştığımızda, biz de onlar gibi bize uygun bir inayete mazhar olabiliriz.
Yukarıda örneklerini verdiğimiz harika namaz kılanların hikayelerini, Namaz Aşıkları, Namaz Kahramanları, Namazı Yaşayanlar gibi kitaplardan bulup okuyabiliriz. Hatta web ortamında bile arama yaparak bu tür yaşanmış namaz örneklerini bulabiliriz.
Bunları okurken, “Acaba bu olaylar gerçekten olmuş mu?” diyeceğiniz yerler olabilir.
Öncelikle şunu bilmeliyiz ki: Bedir Savaşı’nda canlarını hiçe sayarak cemaatle namaz kılan Müslümanlara üç bin melekle yardım eden mucizeler sahibi Rabbimiz, namaz sevdalılarına sayısız ikram ve ihsanda bulunabilir. O isterse, neler olmaz ki?
Bununla birlikte namazdaki ikram ve lütufların anlatıldığı birçok yaşanmış olay, sahih hadislerde, güvenilir siyer ve menkıbe kitaplarında geçmektedir.
Namazın mertebeleri sayısızdır
Burada şu soru aklımıza gelebilir: İçinde harikalık olmayan namaz, namaz değil mi? Bir ikram, bir inayet, bir muhafaza eseri olmayan namaz, gerçek namaz olmaz mı?
Kesinlikle bunu söyleyemeyiz. Çünkü önemli olan namazı, Kur’ân’da ve hadislerde bildirildiği gibi kurallarına uyarak kılmaktır. Dinimizin namaz için istediği asgarî şartları yerine getirenler, inşallah namaz vazifesini yerine getirmiş olurlar.
Ancak namaz öyle büyük bir okyanustur ki, onun sadece kıyılarında gezinmek yerine uçsuz bucaksız ötelerinde ve derinliklerinde kulaç atmak, sayısız cevherleri keşfetmek için ömür boyu çaba harcamak gerekir.
Bediüzzaman Hazretlerinin dediği gibi, nasıl ki bir hurma çekirdeğinden meyveli bir hurma ağacına kadar birçok mertebe vardır, hepsinde de ağacın özellikleri bulunur. Namazda da bundan daha fazla derece vardır. En basit namazdan Peygamberimizin (s.a.v.) namazına kadar nihayetsiz mertebelerde yükselmek için gayret edersek, bugünkü namazımız dünkünden, yarınki namazımız da bugünkünden daha faziletli ve kaliteli olur.
Zaten ayet ve hadisler, huşû içinde namaz kılmak için bizi teşvik etmektedir. Huşû, namazın gerektirdiği saygı, huzur, edep ve bilinç hâlidir. İnşallah namaz âşıklarının hikâyelerini okuyup bir hedef belirlemek bizi huşû içinde namaz kılmaya teşvik edecektir.
Namazdaki kerametler, harikalıklar, inayetler, hiçbir zaman bizim maksadımız olamaz. Namaz kılan bir müminin asıl gayesi, Rabbine ibadet etmektir; harikalıklar göstermek değil.
Ancak bazen Rabbimiz, namaz için çırpınan bir mümine, ikram ve ihsanlarda bulunur, namaz kılarken onu korur, kılmak için gayret ederken fırsatlar yaratır, bazı harikalıklar verir, lütuflarda bulunur.
Bunlar tamamen namazın bir kerameti, Rabbimizin bir ihsanıdır. Asla, “Ben de ne güzel namaz kılıyormuşum, amma da fedakârmışım” gibi nefse makam vermemek gerekir.
Her güzellik Rabbimizdendir, her hata ve kusur nefsimizdendir. Biz de kendimizi hata ve kusurdan arındırmaya gayret edip Rabbimizin lütuf ve ihsanına mazhar olmak için gayret göstermeliyiz.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***








































