İNCELEME | TR724
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Bloomberg’e verdiği röportaj, Rusya’dan alınan S-400’leri yeniden tartışmaya açtı. Aylardır Erdoğan’ın 2,5 milyar Dolar verilerek alınan hava savunma sistemini ‘elden çıkarmak için’ uğraştığı yazılıyor. Bugüne kadar bu iddia Ankara’dan net bir dille yalanlanmadı.
Tayyip Erdoğan, o dönemde kendisine yapılan uyarıları dikkate almadı. “Yapmayın, bu sistem NATO’ya entegre olamaz. 2,5 milyar Dolar çöp olur!” uyarılarını umursamadı. Bugün ise ‘elden çıkarma’ iddiası konuşuluyor… Burada temel sorun aslında savunma tercihinden çok kamu kaynağının nasıl yönetildiği meselesi. Milletin vergileri ‘hesap verilmeyeceğini bilmenin’ rahatlığıyla hoyratça harcanıyor! Fatura ise yine vatandaşa kesiliyor…
Türkiye’nin Rusya’dan 2 adet S-400 (4 adet batarya) alımı, Ankara’nın son yıllardaki en pahalı ve en sonuç doğuran savunma kararlarından biri olarak kayda geçti. Bugün “iade/elden çıkarma” ihtimalinin konuşulması ise meseleyi sadece güvenlik tercihleri düzeyinden çıkarıp, kamu kaynağının nasıl kullanıldığı ve siyasi sorumluluğun nasıl taşındığı başlığına taşıyor. Çünkü aynı karar, hem satın alma bedeliyle hem de tetiklediği zincirleme sonuçlarla büyüyen bir maliyet üretti.
Süreç 2017’de netleşmişti. Türkiye, uzun menzilli hava savunma açığını ve Batılı seçeneklerde istenen şartların sağlanamadığını öne sürerek S-400’e yöneldi. O dönem Ankara, Patriot başta olmak üzere alternatiflerde fiyat, teslimat takvimi ve teknoloji paylaşımı gibi alanlarda yeterli karşılık alamadığını savundu.
Washington ve NATO cephesi ise daha en başından, S-400’ün NATO mimarisiyle uyumsuz olduğu ve özellikle F-35 gibi platformlar açısından güvenlik riski doğuracağı itirazını yükseltti.
Kırılma 2019’da yaşandı. S-400’lerin Türkiye’ye gelmesiyle birlikte ABD, “S-400 varken F-35 olmaz!” çizgisini sert biçimde uygulamaya koydu ve Türkiye fiilen F-35 programının dışına itildi. Böylece Ankara, bir yandan Rus sistemine milyarlarca dolar öderken, diğer yandan yıllardır içinde olduğu ve ciddi finansman katkısı yaptığı F-35 projesinde oyun dışı kaldı. Bu tablo kamuoyunda “çifte kayıp” tartışmasını büyüttü: S-400’e giden para bir yana, F-35 sürecinde ödenen ancak uçağa dönüşmeyen maliyet (1,4 milyar dolar) de ayrı bir başlık haline geldi.
Dosya 2020’de yaptırımlarla daha da ağırlaştı. ABD, S-400 tedarikini gerekçe göstererek Türkiye’ye yaptırım uyguladı. Bu adım, meselenin “tek bir alım kararı” olmaktan çıktığını; savunma sanayiinin uluslararası finansman ve işbirliği kanallarını etkileyen geniş bir sorun alanına dönüştüğünü gösterdi. Yani S-400, yalnızca bir sistemin alımı değil; Türkiye’nin Batı ile savunma ilişkilerinde kalıcı bir düğüme dönüşmüştü.
S-400’lerin bugün nerede ve ne durumda olduğu sorusu ise yıllardır “bilinenler” ve “muğlak bırakılanlar” üzerinden yürüdü. Sistem Türkiye’ye teslim edildi, en azından test edildiğine dair güçlü göstergeler ortaya çıktı. Ancak kamuoyuna, sistemin tam kapasiteyle, sürekli ve operasyonel biçimde aktif tutulup tutulmadığını net biçimde anlatan şeffaf bir çerçeve hiçbir zaman sunulmadı.
Ankara zaman zaman “NATO sistemlerine entegre edilmeyecek” gibi ara formüllerle dosyayı yönetmeye çalıştı; ABD tarafı ise “Sahip olmanız bile sorun!” çizgisinden geri adım atmadı. Dolayısıyla S-400’ler, varlığı bilinen ama kullanım düzeyi siyasi gerekçelerle gri alanda tutulan bir envanter kalemine dönüştü.
Bugün tartışma yeniden alevlenmiş durumda: Erdoğan’ın S-400’leri elden çıkarmayı, iade etmeyi ya da bir formülle dosyayı kapatmayı düşündüğü iddiaları gündemde. Ancak bu iddialar resmî olarak doğrulanmış değil. Daha da önemlisi, bu senaryonun konuşulması bile, Türkiye’nin yıllar önce “egemenlik” ve “stratejik özerklik” iddiasıyla savunduğu bir tercihin, şimdi ABD ile normalleşmenin pazarlık unsuruna dönüşebileceği ihtimalini büyütüyor. S-400 düğümü çözülmeden F-35 kapısının fiilen kapalı olduğu, Washington’ın uzun süredir tekrarladığı temel şartlardan biri.
Peki şimdi ne olacak?
Maliyet sadece sistemin bedeliyle sınırlı değil. Birinci katman, doğrudan ödemeler: S-400 için yapılan harcama 2,5 milyar dolar ve F-35 sürecinde ödenen, ancak karşılığı alınamayan 1,4 milyar dolar.
İkinci katman ise fırsat maliyeti ve ikincil hasar; programdan çıkarılmanın sanayi payına etkisi, yaptırımların savunma sanayiine getirdiği daralma, hava gücü modernizasyonunda ortaya çıkan boşluğu telafi etmek için açılan yeni arayışlar ve bunların bütçeye bindirdiği uzun vadeli yük. Kimi hesaplara göre ‘S-400’ alım kararının Türkiye’ye maliyeti bugün itibariyle 7-8 milyar doları bile aşmış durumda.
Bu noktada önemli bir hatırlatma yapalım; Rusya’nın ‘izni’ olmadan eldeki S-400’lerin 3. bir ülkeye satışı ya da ‘bağışlanması’ bile söz konusu olamaz!
Eğer bugün gerçekten “elden çıkarma” senaryosu masadaysa, (ki bu konuda yalanlama yok) bu yalnızca bir dış politika manevrası olarak yorumlanamaz. Kamu kaynaklarının nasıl bu kadar hoyratça kullanıldığının da sorgulanması gerekir.
Meşhur ‘Ağa ile marabanın’ hikayesini bilirsiniz… Hani diyor ya sonunda maraba, “Ağam iyi de biz bu haltı neden yedik?”…
Adama sormazlar mı, “Madem bu noktaya gelinecekti, S-400’ler neden alındı? Neden insanların uyarılarına kulak asmadınız? Bu stratejik öngörüsüzlüğün faturasını kim ödeyecek? Kim bu kararın sorumlusu? Neden hesap vermiyor?”
Yıllar önce “S-400 alımı F-35 projesini tehlikeye atar, yapmayın!” diyenlerin ne hainliği kaldı, ne teröristliği… İnsanlar basit bir risk hesabı yaptı ve uyardı.. Bugün iade ihtimalinin konuşulması, bu risk hesabının fiilen gerçekleştiği bir tabloyu işaret ediyor.
Peki fatura kimde kalır?
Ekonomik olarak cevap net; bu da tıpkı diğerlerinde olduğu gibi milletin sırtına yüklenir…
Bu paralar özel bir şirketin zarar hanesine yazılmıyor; bütçeden, yani toplumun vergilerinden çıkıyor. Siyasi olarak ise asıl tartışma, bu ölçekteki stratejik kararların hangi denetim mekanizmalarıyla alındığı ve sonuçları ortaya çıktığında sorumluluğun kim tarafından üstlenileceği sorusunda düğümleniyor.
Karar yukarıda alınıyor, maliyet aşağıya yayılıyor; “normalleşme” için geri adım ihtimali belirdiğinde ise geriye, milyar dolarlık bir bilanço ve kaybedilmiş yıllar kalıyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***








































