HTŞ’nin saldırılarına karşı batının ‘hesaplı sessizliği’ olduğunu belirten siyaset bilimci Ahmet Murat Aytaç, uluslararası güçlerin anlaşmalarını sahada uygulatabileceği bir merkez arayışında olduğunu belirtti
HTŞ, DAİŞ ve Türkiye’nin desteklediği paramiliter çetelerin 6 Ocak’ta Rojava’ya dönük başlattığı saldırıları ateşkes kararına rağmen sürüyor. Siyaset Bilimci Ahmet Murat Aytaç, HTŞ’nin Türkiye’ye bağlı paramiliter gruplarla Rojava kentlerinde dönük saldırıları ve batılı güçlerin sessizliğini değerlendirdi.
Ahmet Murat Aytaç, batı devletlerinin daha çok gerilimi düşürmek, arabuluculuk yapmak ve insani maliyetlerin artmasını engellemek yönünde bir yaklaşım sergilediğini söyledi.
Ahmet Murat Aytaç, şöyle konuştu:
“Böylesi bir sonucu elde etmek için karşılarında tek bir muhatap veya tek bir merkez olması gerektiğini dile getirmektedirler. Bu muhatap arayışının sahadaki karşılığı, Şam hükümetinin merkezileştirme hamlesine alan açmak ve fiilen müdahale etmeden onu desteklemektir. Dolayısıyla söz konusu sessizlik, bir duyarsızlıktan ziyade batılı ülkelerin çıkarlarına ve siyasi önceliklerine dayalı ‘hesaplı bir sessizlik’ olarak anlaşılmalıdır. Başka bir deyişle, süreci kendi lehlerine yönetmelerini mümkün kılan dolaylı bir müdahale biçimi gerçekleştirmektedirler. Bunun en kolay yolu da en başından beri kullandıkları ‘güvenlik’ ve ‘istikrar’ dilini, fiilî güç dengelerinin dayattığı durumu ‘düzen’, zorunlu merkezileştirme hedefini ise ‘normal’ olarak nitelendiren bir anlayışa tercüme etmektir.”
‘Dış aktörler savaşı dayattı’
Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Ebdî’nin “savaşı bize dayattılar” ifadelerini hatırlatan Ahmet Murat Aytaç, Mazlum Ebdî’nin söz konusu sözlerle sahada saldırıyı yürüten aktörlerin yanı sıra saldırıların yarattığı fiili durumu “istikrar, entegrasyon, tek muhatap” gibi kavramlarla tercüme eden dış aktörleri de kapsadığını belirtti.
Ahmet Murat Aytaç, dış aktörleri “merkezileştirme koalisyonu” olarak nitelendirdi. Ahmet Murat Aytaç, sahadaki saldırıların tek bir merkezden yönetilmediğini, aksine birden çok çıkar hattının aynı anda ve aynı hedefe yöneldiğini işaret etti.
Ahmet Murat Aytaç, şöyle kaydetti:
“Şam’ın askeri-güvenlik aygıtı ve onunla eş güdümlü hareket eden yerel silahlı ağlar (aşiret grupları, rejimle ilişkili milisleşmiş unsurlar) sahayı şekillendiren ana kuvvetlerdir. Bu yapıların ortak paydası, DSG’nin geri çekilmesini ‘çatışmayı bitiren’ bir sonuç olarak değil, daha ileri talepleri mümkün kılan bir eşik olarak görmeleridir. Bu aktörler için temas noktalarındaki baskıyı sürdürmek, DSG’yi müzakere masasında değil, sahada çözülen bir denklem içine çekmek anlamına geliyor.”
‘ABD ve AB göz yumuyor’
Ahmet Murat Aytaç, 2 aktör kümesinin öne çıktığını, bu aktörlerden birinin Türkiye, diğerinin ise ABD-AB olduğunu söyledi.
Ahmet Murat Aytaç, şöyle konuştu:
“Türkiye, DSG’nin bölgesel konumunu zayıflatmayı temel güvenlik önceliği saydığı için bu stratejinin en büyük savunucusu olarak konumlanmaktadır. ABD ve AB ise doğrudan çatışmanın faili olmaktan ziyade; sahadaki fiili durumu ‘istikrar’, ‘tek muhatap’ ve ‘devlet kapasitesinin inşası’ gibi kavramlarla çerçeveleyerek süreci yönetilebilir kılan bir pozisyonda durmaktadırlar. ‘Göz yummak’ tabiri tam da bu noktada karşılık bulmaktadır. Şiddeti bizzat üretmeyen ancak şiddetin yarattığı yeni düzeni kabullenen ve bunu diplomatik dile tercüme eden bir tutum sergilemektedirler.”
Paris görüşmesi
Ahmet Murat Aytaç, HTŞ’nin “vazgeçilmez aktör” muamelesi görmesinin “mevcut mekanizmanın diğer yüzünü” temsil ettiğini belirtti. Uluslararası aktörlerin sahayı disipline edebilecek ve anlaşmaları uygulatabilecek bir merkez aradıklarını dile getiren Ahmet Murat Aytaç, “Bu arayış, HTŞ’nin geçmişine dair etik-siyasi tartışmaları ortadan kaldırmamakta. Ancak diplomasinin fiili mantığında ‘Kim kontrol ediyor, kim taahhüt üretebiliyor, kim tek muhatap olabilir?’ soruları belirleyici hale gelmektedir. Bu nedenle Paris’in gündemi de kuvvetli bir ihtimalle ‘Suriye içi çoğulculuk’ gündeminden ziyade, bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden inşa edilmesi olmuştur” şeklinde konuştu.
Ahmet Murat Aytaç, DSG’ye yönelik baskılar ile HTŞ’nin “vazgeçilmez” görülmesinin aynı yapının parçaları olduğunu kaydetti.
Ahmet Murat Aytaç, şunları söyledi:
“Bir yanda çoğulcu, otonom ve yerel bir demokrasinin ‘maliyet’ sayılması, diğer yanda merkezileşmenin ‘istikrar’ olarak sunulması… Bu nedenle sorunun özü ‘Kürtlere ihanet mi edildi?’ ile ‘HTŞ neden parlatılıyor?’ soruları arasında gidip gelmekten ziyade; hangi aktörlerin, hangi istikrar tanımı adına, hangi yerel siyasal biçimleri feda edilebilir gördüğü sorusudur.”
Haber: Ömer Güngör / MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































