NECİP F. BAHADIR | YORUM
Her doğan yeni gün ‘umut’ demektir. Enseyi karartmaya gerek yok. Umut ölürse geriye ne kalır? İnsan da ölür…
Bugün yeni yılın ilk günü. 2025 de bitti. Geçen zaman zannettik, ömürmüş meğer. Bir asrın ilk çeyreği geride kaldı. 2025’in Türkiye ve Dünya için pek parlak yıl olmadığını söylemek mümkün. Bütün yeryüzü coğrafyasına Gazze’nin utancı düştü.
Ülkedeyse zulüm hız kesmedi. Mahkemeler, hapishaneler 2025’in mekanı oldu.
Yılbaşı gecesi CHP’den bir grup Silivri önündeydi. Sloganlar ve türküler eşliğinde ‘dayanışma’ sergilendi. Parti otobüsünün üzerinden Tolga Sağ, “Yiğidim aslanım burada yatıyor…” türküsünü seslendirdi.
Sesi içeriye kadar ulaştı mı acaba? Sadece CHP’li başkanlar değil, ne aslanlar yatıyor orada. Katiller, tecavüzcüler, uyuşturucu müptelaları, hırsızlar, uğursuzlar çıktı, siyasi mahpuslar dört duvar arasında kaldı.
Yeni yılın sürprizi Fatih Altaylı’ydı. İstinaf tahliye etti. Ne hükümden sonra ‘tutukluluğunun devam’ kararı anlaşılabildi ne de ansızın gelen tahliye haberi… Hiçbiri hukuki değil. Bir el devreye girdi, ‘yeter bu kadar çıksın…’ dedi ve kapı açıldı. Altaylı’nın ‘ıslah olduğunun’ işaretleri vardı. Siyasi program yapmayacağını duyurmuştu. Şartlar ve ortam müsait değildi. Belli ki mahpus uslandırmıştı.
Tahliyesinin üzerinden günler geçmesine rağmen kısa bir yazılı mesajı oldu. Onun dışında sesi soluğu çıkmadı. Silivri Fatih Altaylı gibi hırçın, kabına sığmayan bir ismi ‘susturduysa’ vay ülkenin haline… Hani ‘yaşamak, direnmekti’.
AKP öncesi korku dağları beklerdi. Bugün korku ülke insanını esir almış durumda. Silivri soğuk olsa da Altaylı’nın susmaması lazımdı. Gazetecileri susmuş bir toplum çok şeyini yitirmiş demektir. Fikir, düşünce, inanç kutsaldır ve bedeli de ödenir.
Bilal Erdoğan, Galata Köprüsü’ne değil Beştepe’ye yürüsün!
Yılbaşı gecesi ne ekranlarda, ne sokak ve meydanlarda eski yılbaşının coşkusu ve renginden eser vardı. AKP bir kabus gibi çöktü ve ülkenin neşesini öldürdü, renklerini soldurdu. Ben yılbaşını kutlayan biri değilim. Ama kendisini meydanlara atmak isteyenlere de itirazım yok. Türkiye çok renkli bir ülkeydi, AKP neredeyse tek renge indirdi. Ama bu hal geçici…
Bilal Erdoğan sabah saatlerinde artık geleneksel hale getirdiği ‘Gazze mitingi’ yaptı. Hem ‘yılbaşına tepki’ hem de Gazze’ye İstanbul’dan selam göndermeyi amaçladı. Sanki ‘Gazze bahane’ asıl amaç ‘yılbaşına alternatif’ oluşturmak. Bilal Erdoğan sıradan bir isim değil. Gösteri ve mitingler muhalefete özgüdür, yöneticileri uyarmak için yapılır. Bilal Erdoğan ‘gücün odağında’ biri. Slogan atmasına, mesaj göndermesine gerek yok.
Gazze düşüncelerini politikaya dönüştürmek çok mu zor?
Onun için değil. Babasıyla konuşması yeterli. İyi ve halis bir niyet göremiyorum. Maksat bana hiç Gazze’ymiş gibi gelmiyor. İsrail ile Türkiye limanları arasında işleyen gemilerin varlığından herkes haberdar. Ambargo delik deşik… Anadolu topraklarından geçen boru hattı İsrail’e petrol taşıyor. Vanası babası Erdoğan’ın elinde… Oğul Bilal Gazze konusunda bir şeyler söyleyecekse önce babasına söylemeli….
Ve mitingin mekanı İstanbul’un ‘Galata Köprüsü’ falan değil, Ankara’da Beştepe Sarayı’nın önü olmalı… Asıl muhatap orada… Bütün kutsallarda olduğu gibi Gazze de AKP’nin elinde bir istismar ve siyasi sermayeye dönüştü. İhlas ve iyi niyetin olmadığı bir gösteri ‘kendini tatminden’ başka işe yarar mı? Gazze’ye bir gram faydası olacak mı? Filistinlinin günlük hayatında minicik bir değişiklik doğuracak mı? ‘Kahrolsun İsrail…’ demekle İsrail’in kahrolmadığı görülmedi mi?
Ah bu sloganlarla aleme nizam vereceğini sanan zavallı siyasal İslam mücahitleri…
Eskisi öldü ama yenisi doğamadı!
2025’e girerken ‘adalet ve vicdan yılı’ olmasını dilemiştim. Sadece 2025 de değil, son 10 yılın bütün yeni yıl temennilerimde ‘adalet ve vicdan’ kelimelerini kullandım. Ama maalesef ne adalet güneşi açtı, ne vicdandan eser kaldı. Ülke daha da karanlığa gömüldü. AKP hukuka dönemedi. İpi gevşeteceği yerde daha da sıktı. Koca bir yıl operasyonlarla geçti. Siyasetin değil, yargının söz sahibi ve iktidar olduğu bir yıldı. Ekrem İmamoğlu’yla birlikte onlarca CHP belediye başkanı tutuklandı.
Gerekçe ‘yolsuzluktu’… Ama kimse inanmadı. AKP tabanında bile soru işaretleri doğdu. Kimi AKP’liler bile “Bu kadar da olmaz…” noktasına geldi. Asıl amacın siyasi olduğunu bilmeyen yok. Erdoğan, İmamoğlu’ndan karşısına çıkmasından çok korktu. En ciddi rakibiydi. İstanbul’da kaç kez sandığa gömüldü. Siyasi hayatının en ağır hezimetini İmamoğlu yaşattı. O meşhur cümlesiyle ‘yanına bırakmadı’. Yargıyı devreye soktu. Önce diplomasını iptal ettirdi, sonra hapse attırdı.
İmamoğlu olayı sadece 2025’in değil, 2026’nın da en önemli vakası olmaya aday… Mart ayında mahkeme süreci başlayacak. İlk duruşma 9 Mart’ta… Tabii AKP ve MHP hattında bazı sürpriz siyasi gelişmeler yaşanmazsa ki mümkün. Çünkü Ankara’da sancı var. Hiçbir şey normal değil. Siyaset de, yıl da her türlü olağanüstü gelişmeye gebe…
Zaten ülkeyi yaşanmaz kılan da onca sancıya rağmen yeninin doğamamış olmasından… Eski öldü, yeni doğamadı. Arafta bir ülke… 2026 adalet ve vicdanın yılı olabilir mi? Mümkün elbette… Kaderin feyz ve lütfunu hangi zaman dilimine sakladığını kestirmek zor. Onun için ‘fütur etmeye’ gerek yok.
İki gün önce bir üstadla konuşurken, “Ne kötü zamana denk geldik…” diye sitem ettim. “Yok, hayır!” dedi; “Bilakis kazanma çağıdır bu. Doğru yerde dur yeter… Normal zamanlarda olduğu gibi çok şey yapmana gerek yok…”
Yıllar gelir geçer ama tarihin ve kaderin doğru tarafında durmak kadar önemli bir şey yok. “Bütün yollar yürünebilir ise o kişi kaybolmuştur.”
Yok öyle her yolda yürümek… Dikenli, mayınlı, engebeli yollarda yürümeyi göze almak ve bedeline de katlanmak gerekir.
2025’ten 2026 sarkacında Türkiye’ye baktığımda C. Dickens’in ‘İki Şehrin Hikayesi’ndeki giriş cümleleri görüyorum; “Zamanın en iyisiydi, zamanın en kötüsüydü de… Hem akıl çağıydı, hem budalalık çağı… Hem inanç devriydi, hem de kuşku ve inkar… Aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi… Hem umudun baharıydı, hem de umutsuzluğun kışı… Hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu… Hepimiz ya doğrudan Cennete gidecektik ya da öteki yana… Sözün kısası bugüne benzeyen öylesine yakın bir dönemdi ki…”
Türkiye ve Dünya bugün farklı mı?
Temenniyi tekrarlayalım… 2026 tüm dünya için adalet ve vicdan yılı, mazluma bayram, zulme son olsun…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***








































