MAHMUT AKPINAR | YORUM
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde siyasi başarı ve siyasi etkinlik, genellikle bireysel karizma, mücadele ve halkla doğrudan bağ kurabilme, halkın onayı üzerinden oluyor. Liderler yükseldiğinde arkalarında güçlü bir miras bırakıyorlar; ancak bu miras, oğullarına ya da yakın akrabalarına otomatik bir iktidar kapısı açmıyor.
Aksine, Türk toplumu siyasi hanedanlıklara prim vermiyor. Hatta evlatlara alın teri dökülmemiş miras ve hazıra konma çabası nedeniyle olumsuz bakılıyor. “Baba ocağı” siyaseti saltanatı çağrıştırıyor be monarşik bir kalıntı gibi görülüyor. Nepotizm, yani akraba kayırmacılığı, kültürel ve siyasi olarak tepki çekiyor.
Seçmen, kendi emeğiyle yükselen, bir başarı ortaya koymuş kişileri lider olarak kabulleniyor. “Babanın oğlu” etiketi genellikle sevimsiz karşılanıyor, peşinen red nedeni olabiliyor.
Bu gerçeği en iyi, geçmiş örnekler anlatıyor.
Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes, babasının idamından sonra siyasete atıldı. Demokrat Parti geleneğini sürdürmek istedi, çeşitli partilerde milletvekilliği yaptı, hatta kendi partisini kurdu. Ama hiçbir zaman babasının karizmasını yakalayamadı. Trafik kazası sonrası tekerlekli sandalyeye mahkum olması trajik bir unsur eklese de, esas neden karizma eksikliği ve parti içi çekişmelerdi. Seçmen, Aydın’ı “Menderes’in oğlu” olarak gördü, ama bağımsız bir lider olarak kabul etmedi. Siyasi hayatı sınırlı kaldı, etkili ve belirleyici bir lider olamadı.
Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal da benzer kaderi yaşadı. Babasının ölümünden sonra Anavatan Partisi’nde ve bağımsız olarak siyaset denedi, milletvekili oldu, hatta İstanbul belediye başkan adaylığı yaptı. Ama Özal’ın liberal ekonomik mirasını taşıyamadı. Parti içi rekabet ve halkın “baba gölgesi” algısı başarıyı engelledi.
Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş, belki en ilginç örnektir. Babasının ölümünden sonra MHP liderliğine aday oldu ama kaybetti. Kendi partisini kurdu, sonra MHP’ye döndü, milletvekilliği yaptı. Hatta 2015’te geçici hükümette bakanlık kabul edince partiden ihraç edildi ve AK Parti’ye geçti. Bugün hala milletvekili, ama babasının “Başbuğ” karizmasına yaklaşamadı. Milliyetçi taban, Tuğrul’u asla etkili, bağımsız ve başarılı bir lider olarak görmedi. Hafızalarda duruş problemi olan, “parti değiştiren oğul” imajıyla yer aldı.
Erdal İnönü istisna gibi duruyor. İsmet İnönü’nün oğlu, fizik profesörüydü, siyasete geç girdi. SHP’yi kurdu, genel başkan oldu, koalisyonlarda başbakan yardımcılığı ve kısa süre vekil başbakanlık yaptı. Başarılı sayılır ama o da babasının gölgesinden tamamen çıkamadı. Bilim adamı kimliğiyle saygı gördü, lakin CHP geleneğinde kalıcı bir oluşturamadı. Aktif siyaseti bırakıp bilime döndü.
Necmettin Erbakan’ın oğlu Babasının Milli Görüş mirasını Yeniden Refah Partisi’yle sürdürdü. 2023 seçimlerinde yüzde 2.8 oy aldı, yerel seçimlerde bazı belediyeler kazandı. Ama bu başarı, babasının karizmasından, kendi başarısından öte, mevcut iktidara muhalefetten ve ittifak dinamiklerinden kaynaklanıyor. Etkili ve belirleyici bir siyasi lider olduğunu söylemek için henüz erken. “Erbakan’ın oğlu” etiketi avantajlara ve dezavantajlara sahip.
Bülent Ecevit, Süleyman Demirel ve Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuk sahibi olmaması bu tartışmada boşluk oluşturuyor.
Peki Türkiye toplumu neden oğul siyasetçilere prim vermiyor?
Eski Türklerde erkek çocukların kalıcı bir isim sahibi olması için bir başarı göstermesi, bir kahramanlık, yararlılık göstermesi beklenirmiş. Bu başarıdan sonra kalıcı bir isme, unvana sahip olurmuş. Oğul siyaseti halkta, alın teri olmaksızın mirasa konma, hazırcılık, kolaycılık olarak görülüyor. Toplum, seçmen, liderden “kendi hikayesini” oluşturmasını, rüştünü ispat etmesini bekliyor. Baba mirası ile yürüme hanedanlık, Osmanlı’ya atıf gibi algılanıyor ve reddediliyor, nepotizm, adaletsizlik olarak görülüyor.
Bu tablo karşısında Bilal Erdoğan’ın şansı ne?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu, vakıf ve sivil toplum çalışmalarında aktif. Son dönemde daha görünür oldu. Kulislerde “Erdoğan sonrası” senaryoları konuşuluyor: Parti liderliği, hatta aile mirasını koruma rolü yükleniyor kendisine. Ama toplumun hanedanlık alerjisi burada da devreye girer.
Bilal Erdoğan’ın babasının siyasi beceri ve kıvraklığına, tecrübesine, pragmatizmine sahip olmadığı açık. İktidarın tüm imkânları önüne serilse, kendisi için bir yol temizliği yapılsa, muhtemel rakipleri elimine edilse de halk onu kalıcı ve bağımsız bir siyasi figür olarak kabul görmeyecektir.
Seçmen, “babanın oğlunu” değil, kendi emeğiyle yükseleni tercih ediyor. Türkiye siyaseti baba mirasını değil, kendi hikayesini oluşturabileni ödüllendiriyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***








































