AV. NURULLAH ALBAYRAK | YORUM
Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşinin “narko-terörizm bağlantısı” iddiasıyla ABD ordusu tarafından alınarak New York’ta mahkemeye çıkarılmasının hem Venezuela hem ABD hem de uluslararası alana yönelik çıktıları söz konusudur. Bu türden bir müdahalenin hem politik hem sosyo-ekonomik hem de hukuki açıdan uzun süre tartışma konusu edileceği açıktır. Bir süredir, uluslararası alanda idealizmin rafa kalktığı ve yerini realizmin aldığı, buna paralel olarak demokrasiden uzaklaşmaya çalışan ülkelerin daha otoriter yöntemleri tercih ettiği görülüyordu. Bazı ülkelerin kendi çapında daha popülist ve otoriter olma çabasının bir karşılığı da olacaktı.
Demokrasi indekslerinde Venezuela için alarm zilleri çalmıştı ama bu durum Maduro ve yakınındaki elitler için muhtemelen tam anlaşılamadı. Demokrasinin yanı sıra hukuk ve adalet alanında da gerileme işaretleri görünüyordu. 2024 yılında yapılan manipülatif başkanlık seçimlerinden sonra baskı arttı, muhalefetin suç olarak nitelendirildiği politik bir ortamda siyasi ve keyfi tutuklamalar gündeme geldi.
Bununla da yetinmeyen Maduro iktidarı, hukuk ve adalet sistemini kötüye kullanarak adil yargılanmanın önünü kapattı, yargı bağımsızlığını aşındırdı, zorla kaybetmeler yoluyla muhalif kamuoyunda sistematik baskı oluşturdu.
Maduro ve ekibinin demokrasi alanındaki gerilemeyi kalıcı ve sürdürülebilir hale getirmeleri için hukuk ve adalet sistemini de geriletmeleri gerekiyordu. Venezuela’nın demokrasi ve hukukun üstünlüğü karnesine bakıldığında bu konuda geçmişten gelen aksaklıklar söz konusuydu. Maduro ve ekibinin çıtayı biraz daha yukarı koyma çabası ise 2024 yılındaki tartışmalı başkanlık seçimleriydi.
Freedom House raporuna göre, “Temmuz ayında yapılan seçimlerde oyların şeffaf bir şekilde sayılması engellendi, muhalif onlarca kişi hayatını kaybetti ve binlerce kişi keyfi olarak gözaltına alındı”. Uluslararası Af Örgütünün raporuna göre, “seçimlerden sonra, protesto ve muhalefet nedeniyle 2.000’den fazla kişi tutuklandı ve bu kişiler genellikle ‘terörizm’ gibi belirsiz ve ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldılar”.
Venezuela iktidarının seçimler sonrasındaki hukuksuz müdahaleleri ve devamındaki ‘adalet anlayışı’ başka sorunları da ortaya çıkardı. Bunlardan ilki “kamuoyunun iktidar hakkındaki şüpheciliği”ydi. Ülke içinden ve dışından Adalet sistemine yönelik eleştiriler artarken Maduro hükümeti birçok tutukluyu serbest bıraktığını iddia ediyordu, ancak sivil toplum grupları bu rakamlara itiraz ediyor ve baskının devam ettiğini belirtiyorlardı. Bu durum siyasi iktidarın adalet söylemi konusunda kamuoyu şüpheciliğinin açık bir göstergesiydi.
Venezuela adalet sistemindeki gerilemeye ilişkin sinyallerinden bir diğeri “sivil toplumdaki muhalefetin suç sayılması”ydı. Maduro iktidarı “STK karşıtı yasa (Law for the audit, regularization, action and financing of non-governmental and related organizations-2024)” gibi düzenlemelerle sivil toplumsal örgütler üzerinde ağır kontroller uygulamaya çalıştı. İktidarın belirlediği alanın dışına çıktığı iddia edilen örgütlere yönelik kapatma ve cezai kovuşturma tehditleri sıradan hale geldi. Amaç sivil muhalefetin suç sayılması ve muhalif alanın bastırılmasıydı.
Maduro iktidarının adalet sisteminde yaptığı bilinçli tahribatlardan bir diğeri “yargı bağımsızlığının aşındırılması”ydı. Maduro’nun amacı iktidarını uzun bir döneme yaymak ve bunu sürdürülebilir bir niteliğe dönüştürmek olduğu için yargının uzun vadeli siyasallaştırılması gerekiyordu. İktidarın bu konudaki çabalarıyla anayasal ve yasal bazı değişiklikler yapıldı/planlandı (Reform of the Law on the Supreme Court-2022; Reforms to Judicial Appointment Practice-2021/2022; Proposed constitutional reform presented on February-2025.), hakimlerin özerkliği azaltıldı ve iktidar baskısı yargı reformu olarak hukuk sisteminin merkezine bırakıldı.
İktidarın yargıyı dönüştürme hamlesi, ülkede hukukun üstünlüğünün savunulması yerine siyasi amaçlara hizmet edecek yeni bir yargı sistemi kurma çabasıydı. Parlamento, ne yazık ki, Maduro hükümetini yalnız bırakmadı, Yüksek Adalet Divanı ve alt mahkemelerin iktidar partisine sadık hakimlerle doldurulması için manevralar yaptı. Hükümet ve Parlamentonun iş birliğinde Venezuela yargısı kısa bir sürede yürütmenin bir uzantısı haline geldi, zaten ağır aksak olan güçler ayrılığı ve tarafsız yargısal denetim zayıfladı.
Ülkedeki adalet sistemi geriledikçe başka sorunlar da ortaya çıktı. Uluslararası Af Örgütü raporlarına ve belgelerine göre, gözaltı ve tutuklama merkezlerinde avukata erişim kısıtlandı, keyfi gözaltılar ve zorla kaybetme vakaları arttı, adil yargılanma hakkının sistematik olarak reddedildiği bir mekanizma ortaya çıktı. Yargı sistemindeki bu türden bir gerilemeden kolluk ve güvenlik güçleri de nasiplerini aldı. Bağımsız BM misyonları ve araştırma organları “kolluk ve güvenlik güçlerinin (ulusal muhafızlar) keyfi gözaltı, işkence, cinsel şiddet ve siyasi muhalifleri tehdit etme de dahil olmak üzere insanlığa karşı suç işlediklerini raporladılar. Uluslararası Af Örgütü, zorla kaybetme vakalarının insanlığa karşı suç teşkil ettiğini ve münferit olayların ötesinde sistematik baskıya işaret ettiğini iddia etti.
Yukarıda ifade edilen tüm hususlar Maduro iktidarının Venezuela hukuk ve adalet sistemine verdiği zararın özet bir anlatımıydı. Maduro “narko-terör” suçlamasıyla New York’ta hakim karşısına çıkarken geride yürütmenin, yani kendisinin, uzantısı bir yargı sistemi kaldı. Belki Maduro ülkeden ayrıldı ama onun bıraktığı sistem yerinde duruyor. Bu sistemin maliyetinden kendine düşeni Maduro görecek, geri kalan daha ağır maliyeti Venezuela ve halkı ödeyecek.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
