NECİP F. BAHADIR | YORUM
AKP’li Bülent Arınç ‘eski Meclis Başkanı’ sıfatıyla Komisyon’a geldi ve lafı hiç eğip bükmeden, “Genel bir affa zaruret olarak bakıyorum.” dedi. Gerekçesini de söyledi; “Özellikle hak ihlallerinin had safhaya ulaştığı bir zamanda umumi bir affın sınırları, kapsamı ve geçerlilik tarihi ve bazı suçların kapsam dışı kalmasıyla mutlaka düşünülmesinde ve tartışılmasında fayda var. KHK ile ihraç edilenler büyük bir ıstırap yaşıyorlar. Kendi en yakınlarımdan beraat etmiş insanların bugün görevlerini yapamaz olduklarını görüyorum…”
İnfaz düzenlemesi ve genel af komisyonun görevleri arasında mı? Elbette… Komisyon niye kuruldu ki? Sadece birilerini dinlemek için mi? Veya toplanıp dağılmak için mi? Evet, yeni anayasa görevleri arasında değil. Fakat yasal düzenlemelerin zeminini oluşturmak gibi bir misyonu olduğu muhakkak.
Barış ve çözüm ‘genel af’ olmadan mümkün mü? Demokrasisiz ve hukuksuz barış olabilir mi? Demokrasi ve adalet barışın olmazsa olmazı. Bülent Arınç’ın söylediği de bu: “Genel af bir zaruret…” Mecburiyet yani… Sıradan basit bir seçenek değil. ‘Olmazsa da olur’ denemeyecek kadar yaşamsal. Herkes bu gerçeğin farkında… Konuşmaktan korkuyor.
Arınç’ı tanıyanlar bilir, ‘genel af’ gibi düzenlemelere sıcak bakmaz. ‘Rahşan affına’ karşı çıkmıştı. “Hapishanelerden af af…’ sesleri mezarlardan ah ah feryatları yükselir!” gibi cümleleri hâlâ hatırımda. Genel affa prensip olarak karşı olmasına rağmen ülkenin içinde bulunduğu şartların ‘genel affı zaruret’ haline getirdiğini söylemesi neresinden bakılırsa bakılsın önemli.
Mesajı adresini bulur mu? Öncelikli adres Saray veya Erdoğan… Komisyon da meşru adresi… Arınç’ı ‘siyasetin vicdanı’ olarak görenler az değildir. Vicdan ‘genel af’ diye bağırıyor.
‘Umut hakkını’ da gündeme getirdi Arınç… “Mutlaka uygulanmalıdır, yerine gelmelidir. Umut hakkı konusunda şu istifade edecek, bu istifade edecek diye düşünmeyelim. AİHM’in umut hakkı konusundaki kararının üzerinden belki on sene geçti. Müebbet hapse mahkum olanların bile birgün çıkabileceklerini düşünmeleri mutlaka gerekir…” dedi. Bahçeli doğrudan Abdullah Öcalan için ‘umut hakkı’ vaadinde bulunmuştu. Arınç’ın söylediği, Bahçeli’nin sözünün yerine getirilmesini istemekten ibaret. Eğer Komisyon ‘havanda su dövmeyecekse’, Erdoğan’a ‘zaman kazandırmak gibi’ misyonu yoksa bu mesajları dikkate almalı.
Arınç’tan birgün önce barolar da ‘hukuk, adalet’ dedi. ‘AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasını’ istedi. MHP’li Feti Yıldız nedense rahatsız oldu. Hukuk ve adalet talebinden hoşnutsuzluk da neyin nesi? Anlamak güç.
Hukuk ve adaletin olmadığı yerde barıştan, çözümden hatta bir devlet aygıtından söz etmek mümkün mü? Anadolu topraklarında hukuk ve adaletin en ağır krizini yaşadığının herkes farkında… Sadece Cumhuriyet dönemi de değil… 1071’den beri götürmek olası. Malazgirt’i hamasi duygularla kutlamak kolay, zor olan Anadolu’yu hukuk ve adaletin coğrafyası yapabilmek… İşte vicdanlardan yükselen ses ve işte fırsat…
Yazıya otururken Demokrasi Platformu’ndan da bir çağrı geldi. Her siyasi görüşten insanın bir araya geldiği platform bu… Aralarında kimler yok ki! Bakan olarak görev yapmış siyasetçiler de var, kendisini ispat etmiş akademisyenler de… Hüseyin Çelik, Bahattin Yücel, Ertuğrul Günay, Müslüm Doğan… Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç da imza koyan isimlerden biri. Önemli olduğu kadar ‘değerli’ de bir grup. Derdi olan bir avuç insan.
Bu topraklarda hâlâ umudun var olduğunun da habercisi. Çorak ve çölde bir vaha gibi… Ama olsun. Çölü yeşertmek mümkün. Yeter ki bu yönde çaba olsun. Var mı? Var… Demokrasi Platformu bunlardan biri… Daha önce vurucu biçimde ‘demokrasi ve hukuk’ diye ses yükseltmişlerdi şimdi ‘barış’ diye haykırıyorlar. Karanlığı delen bir ses… Umudu yeşerten bir çıkış.
Barış Bildirisi’nin bir paragrafı şöyle; “Önce kendi ülkemizde, kendi içimizde barışı sağlamalıyız. Söz konusu olan sadece silahla çözüm arayan örgütlerin bu yöntemden vazgeçmesiyle sınırlı değil, devletin başta Kürtler olmak üzere ‘ötekileştirilen’ veya kendisini ‘öteki olarak hisseden’ tüm yurttaşlarıyla barışmasıdır. Unutmayalım ki terörden arındırılmış Türkiye hedefine demokrasiyi ve hukuku hiçe sayarak ulaşamayız”.
Tespit ve vurgu yerinde… AKP’nin devri iktidarında çok daha belirgin hale gelen ‘Öteki Türkiye’ gerçeği yadsınamaz. Bir realite… AKP insanların aidiyet duygularını örseledi. Erdoğan kendisine ‘biat etmeyeni’ ötekileştirdi. Yargıyla terbiye etmeye çalıştı.
Bugün Türkiye bir ‘ötekiler’ ülkesi… Bir avuç AKP fanatiği dışında herkes ‘ötesi’ aslında… Muhalefet bile… Erdoğan ‘CHP’siz Türkiye’ hayali içinde. Bu ‘Terörsüz Türkiye’den daha öncelikli bir hedef. Sadece siyasi değil AKP’nin hukuksuz, ahlaksız politikalarına itiraz eden sosyal gruplar da bir ‘öteki’. Siyasi partiler vatandaşlar arasında ‘taraf’ ve ‘karşıt’ ayrımını olağan görebilir. Fakat devletler asla ‘öteki vatandaşı’ olsun istemez. Ayrım yapmaz, toplumu bölmez. Ama ortada devlet yok.
Bugün toplum ‘beylikler dönemi’ gibi parça parça… Bir devletin hiç istemeyeceği şey bu. ‘Öteki sorunu’ çok ciddi bir mesele… AKP’nin işine gelebilir. Ama toplumun ve devletin asla… Arzu edilen Erdoğan’ı hatasını görmesi… Yanlıştan dönmesi. Ayrımcılık, bölücük yapmamamsı… Zor ama…
Platformun ‘öteki’ diyerek kimi veya kimleri kastettiği çok açık… En başka KHK’lılar… Sonra AKP iktidarının gadrine uğrayanlar… Hukuksuzluğun bedelini özgürlükleriyle ödeyenler… ‘Öteki’ ile barışın yolunun da bir ‘genel aftan’ geçtiğine şüphe yok. Başka türlü yaraları sarmak olası değil. Hapishaneler masum ve mazlumlara dolu. Gerçek suçlular dışarıda…
Siyasi ve sosyal muhalifler içeride… Yargıya güven neredeyse sıfır. Toplumun hemen bütün kesimleri ülkede ağır bir ‘adalet krizi’ yaşandığının farkında. Anketlerde de rakamlara yansıyor. ‘Öteki’ ile barış sağlanmadan ülkenin huzura kavuşması mümkün değil.
Erdoğan, hem Arınç gibi içeriden, hem barolardan, hem de eski yol arkadaşlarından yükselen ‘genel af ve öteki ile barışma’ mesajlarına kulak verir mi? Vermeli… Bunlar köprüden önceki son çıkış gibi sanki…
Mehmet Uçum’un gösterdiği yol ‘çıkmaz sokak…’. “Her çıkmaz sokağın çıkmaz olduğunu anlamak için sonuna kadar yürümek zorunda bırakıldık…” Artık yetmez mi? Doğru yol varken, çıkmaz sokaklarda oyalanmanın kime ne faydası var?
Bütün bu mesajlar AKP ve Erdoğan’ın da iyiliği için…
Anlayabilirse tabii…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***