MAHMUT AKPINAR | YORUM
Aile, insana kimlik kazandıran, onu hayata hazırlayan ilk sosyal kurumdur. Anne-baba, çocuklarının bakımını üstlenirken aynı zamanda onların ilk öğretmeni, rehberi ve örneğidir. Ancak burada kritik bir soru karşımıza çıkar: Çocuklar üzerinde mutlak tahakküm hakkımız var mı? Mesela, onun geleceğini ona rağmen tasarlayabilirmiyiz? Meslek, eş, iş seçimini onun yerine biz yapabilir miyiz? Yapmalı mıyız?
Ebeveyn olmak, bize çocuğun her tercihine müdahale edebilme yetkisi vermez. Çocuğun bir birey olduğu, kendi kişiliği, inanç dünyası ve Allah’a karşı şahsi sorumlulukları bulunduğu unutulmamalıdır. Psikolojide özerklik (autonomy) kavramı, bireyin kendi kararlarını alabilmesi ve kendine ait bir kimlik geliştirmesi için temel bir ihtiyaç olarak görülür. Amerikalı psikolog Erik Erikson’un psikososyal gelişim kuramına göre çocuk, küçük yaşlardan itibaren bağımsızlığını, kendi sınırlarını sınar; ebeveynin görevi, bu bağımsızlığı bastırmak, engellemek değil, doğru yönlendirmektir.
Anne baba olarak temel görevlerimizden birisi çocuklarımızın herbirini ayrı ayrı tanımak ve onların şahsına münhasır özelliklerinin gelişmesine destek olmaktır. Mahalle baskısı, aile içi disiplin, subjektif gelenekler gibi kişilik gelişimini baskılayıp öldürebilecek engellerin çocuklarımıza set olmasını önlemektir.
Allah’ın her bir bireye verdiği özgün ve bireysel özelliklerin çocuklarımızda çiçek açmasına yardımcı olmaktır. Anne-baba olmak, çocuğu zorla kendi dinine, ideolojisine, hatta tuttuğu futbol takımına yönlendirme hakkını vermez. Elbette rehberlik, iyi örnek olma ve sevgiyle yönlendirme ebeveynliğin özüdür. Ancak bu, baskı ve tahakküm anlamına gelmez.
Bediüzzaman, Makalât isimli kitabında “Herkes nefsine (şahsına) itimat etmelidir ki, haricin muavenet imtinanından, (minnetinden) tezellülden, iftikardan istiğna hâsıl etsin, mezellet yükleri altında eğilmekten, her desti kahr-ı itisafa boyun eğmekten azade kalsın” demektedir. Bunun olabilmesi için çocuklarımızın önce Allah’a sonra kendine güvenen, başkasına muhtaç kalmayacak ve boyun eğmeyecek şekilde, mezelletten ve meskenetten uzak, ayakları üzerinde durabilen bireyler olarak yetiştirilmesi gerekmektedir.
Rol Çatışmaları
Aile içinde sık rastlanan bir sorun da rol çatışmasıdır. Ebeveyn, eş, çalışan, dini kimlik… Bazen bu rollerin sınırları birbirine karışır. Evde asabi, sevgisiz ve baskıcı davranan bir ebeveyn, dışarıda herkesin imrendiği nazik ve saygılı bir insan olabilir. Halk arasında bu duruma “el iyisi” denir. Toplum içinde “iyi” görünme kaygısı, aile içindeki gerçek sorumlulukları gölgeleyebilir. Psikolojide bu duruma maskelenmiş kişilik (role strain) denir. Sosyal rollerdeki tutarsızlık, hem ebeveynin iç dünyasında çatışma yaratır hem de çocukların güven duygusunu zedeler. Çocuk, dışarıda takdir edilen babasıyla evde bağıran, baskı kuran babasını bağdaştıramaz; bu da kimlik gelişiminde karmaşaya yol açar.
Bir başka sorun, iş hayatındaki rollerin eve taşınmasıdır. Başarılı bir iş insanı olmak, iyi bir eş ve baba olmayı garanti etmez. Çalışanlara disiplinle yaklaşmak, çocuklara da aynı otoriter tavırla davranmayı gerektirmez. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur’da bu duruma dikkat çeker: “Bir padişah da olsa kişi, evinde çoluk çocuğuna karşı müşfik bir baba, hanımına karşı kerim bir koca olmalı” der.
Ciddiyet ve vakar devlet işlerini yaparken gerekebilir, ancak evde eşine ve çocuklarına aynı tavrı sürdürmek kibir içerir. Mesleği askerlik olan birisi kışlada disiplinli bir komutan olabilir ama evinde baba/eş rolüne dönmelidir. İki yaşındaki çocuk, babasının kaç kişiyi yönettiğini, ne kadar “kudretli” olduğunu bilmek istemez; onunla oyun oynamak, ondan ilgi ve sevgi görmek ister.
Bağlanma teorisine göre (Bowlby), çocuğun güvenli bir bağ kurabilmesi için ebeveynin sıcak, ilgili ve şefkatli olması gerekir. Maddi imkanlar, kudret, şöhret ne kadar çok olursa olsun bu bağın yerini tutmaz.
Ebeveyn rolünü maddi ihtiyaçlara indirgemek
Bazı babalar çocuklarına karşı sorumluluğu maddi ihtiyaçları karşılamakla sınırlı görür. “Size güzel bir ev aldım, en iyi okullarda okuttum, altınıza araba verdim.” diyerek her şeyi yaptığını zanneder. Bazı anneler yemek yapmayı, çamaşırlarını yıkayıp evi düzenli, temiz tutmayı yeterli sanabilir. Oysa çocukların asıl ihtiyacı, nitelikli zaman, sevgi ve şefkattir. Psikolojide bu yanılgıya araçsal ebeveynlik denir.
Maddi imkanların varlığı, çocuğun mutluluğunu garanti etmez; hatta yeterli duygusal destek sağlanmadığında, çocuk bu imkanlarla yanlış yollara sapabilir. Aşırı serbestlik, sorumluluk duygusunun gelişmesini engelleyebilir.
Ünlü psikolog Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre güven, sevgi ve ait olma duygusu, temel fizyolojik ihtiyaçlardan hemen sonra gelir. Yani çocukların karnını doyurmak, üstünü giydirmek yetmez; aynı zamanda onlara duygusal bir yuva da sağlamak gerekir.
Babaların görevi sadece ekonomik yükü sırtlanmak değildir. Aynı zamanda koruyucu, şefkatli, anlayışlı olmak da gerekir. Çocuklarının dertlerini dinleyen, eşine arkadaş olabilen bir baba, gerçek anlamda “evin direği”dir. Aksi halde baba-çocuk ilişkisi sadece çıkar temelli bir bağa indirgenir. Çocuğun gözünde baba, güvenilecek ilk limandır. Onun sarsılmaz bir desteği olduğunu bilmek, çocuğun ileride sağlıklı ilişkiler kurmasının da temelini oluşturur.
Dünyaya gelmelerine vesile olsak, temel ihtiyaçlarını karşılasak da, her bir çocuğumuz kendine has karaktere, özelliğe sahip, Allah’ın biricik ve özel yarattığı, bağımsız bireylerdir. Onlar üzerinde tahakküm hakkımız yok.
Ebeveynlik, zorlayıcı bir otorite değildir; sevgiyle rehberlik yapma, örnek olma ve destek olma sorumluluğudur. Aile dışındaki makamlarımız, imkanlarımız, gücümüz, büyüleyici başarılar evin içinde iyi bir anne-baba olmanın yerini asla tutmaz.
Bediüzzaman’ın işaret ettiği gibi, padişah da olsak, evde eşimize karı-koca, çocuklarımıza anne-baba olmalıyız.
Çocukların gerçek ihtiyacı, onları sevgi, şefkat ve anlayışla büyütmektir. Çocuklarımızla güven ve sevgiye dayalı bağ kurabilirsek gerçek anlamda ebeveynliğimizi yerine getirmiş oluruz. Genetik olarak parçamız, fizyolojik olarak kopyamız olsalar, ihtiyaçlarını biz karşılasak da çocuklarımızın her birisi insanlara ve Allah’a karşı, bağımsız ve bireysel görev ve sorumluluklara sahiptir.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***