HABER MERKEZİ – İsviçre Milletvekili Nicolas Walder, Abdullah Öcalan’ın çağrısına işaret ederek, “Türk devleti sürece samimi yaklaşmalı ve somut adım atmalı. İlk adım, Sayın Öcalan’ın özgürlüğü olmalıdır” dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı ve buna bağlı yaşanan gelişmeleri ANF’ye değerlendiren İsviçre Yeşiller Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Federal Parlamento Milletvekili ve Parlamento Dış Komisyon Üyesi Nicolas Walder, Türkiye’nin somut adım atmasını zamanı olduğunu söyledi. Habere göre; Abdullah Öcalan’ın çağrısının önemli olduğunu düşündüğünü kaydeden Walder, “Türkiye’de beraber yaşamak veya Türkiye ile işbirliği içinde olmak için Türk devletinin somut adımlar atmasının zamanıdır. Bu çağrı, Kürtlerin temel taleplerinin ve meselelerinin siyasi ve diplomatik yollarla ele alınması gerektiğini, silahların kullanılma zamanının geçtiğini söylemektir. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Kürt halkıyla ilerlemenin başka yollarını düşünmesi için yapılan bir çağrı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bu çağrının, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt halkını korumanın bir yolu olduğuna inanıyorum. Şu anda yeni bir hükümetin iş başında olması ve onun mevcut kırılganlığı, Türk hükümetine bu bölgede bazı operasyonlar yürütme fırsatı tanıyordu. Bu nedenle bunun akıllıca bir çağrı olduğunu düşünüyorum ve dikkate alınmasını umuyorum” ifadelerini kullandı.
‘DEVLET SOMUT ADIMLAR ATMALI’
PKK’nin silahlı mücadeleyi bırakarak yeniden yapılanmasının koşullarının oluşturulmadığına işaret eden Walder, “Bence buradaki temel şart, Türk hükümetinin silah bırakılması karşısında atacağı somut adımın ne olacağıdır. Türk devleti, Kürtlere karşı savaşı ve baskıyı durdurmalı, ilk etapta Kürt mahkûmların tamamını ya da bir kısmını serbest bırakmalı. Keyfi tutuklamalara ve tacizlere son vermeli ve ayrıca Kürtlerin resmi olarak siyasi temsil edilmesine izin vermeye yönelik anayasal bir taahhütte bulunmalıdır. Bu çağrı, Sayın Öcalan tarafından yapılan güçlü bir mesajdır. Kürtlerin silahları bırakmaya hazır oldukları söylenmiştir. Artık karşı tarafın da adımlar atarak Kürt halkına, silahları dışında kendilerini ifade edebilecekleri başka bir yol sunması ve adım atması gerekiyor. Bu yol, siyaset ve diplomasi yolu olmalıdır. Kürt halkına ve silah bırakanlara siyasi alanda bir yer verilmesi ve onlara saygı gösterilmesi zorunludur. Bu çağrıya yanıt olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, derhal adım atarak müzakerelere açık olduğunu ifade etmelidir. PKK temsilcileriyle somut çözümler bulmak amacıyla diyaloğa başlanmalı ve bu süreçte tüm taraflar şiddete başvurmama taahhüdünde bulunmalı. Böylesi bir yaklaşım, çağrıya uygun bir yanıt olacaktır. Asıl önemli olan budur. Taraflardan biri silahları bırakmaya hazır olduğunu ilan etmiştir ve bu, güçlü bir mesajdır. Umarım Türk devleti tarafından dikkate alınır” diye konuştu.
‘İLK ADIM ÖCALAN’IN ÖZGÜRLÜĞÜ OLMALI’
Bu adımların yanında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğün sağlanması gerektiğini ifade eden Walder, “Bir diğer önemli husus ise, Sayın Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması. Böylesi bir çağrıyı yapan ve barıştan yana tavrını ortaya koyan Abdullah Öcalan, sürecin başarısı için özgür olmalıdır. Sayın Öcalan’ın serbest bırakılması, Türk hükümeti açısından sürece dönük iyi niyet göstergesi olacaktır. Sayın Öcalan’ı serbest bırakarak ve gerçekten barışın önünü açacak görüşmelere davet ederek yeni bir sayfa açmaya hazır olduklarının bir işareti olacağını düşünüyorum. Çünkü sadece silahları susturmak yeterli değildir; kalıcı bir barış inşa etmek de gereklidir. Güveni yeniden tesis etmek gerekir ve bu, somut adımlarla mümkündür. Bana göre bu adımlardan ilki, Sayın Öcalan’ın serbest bırakılması olacaktır” şeklinde konuştu.
‘TARAFLAR İSTERSE İSVİÇRE ROL ÜSTLENEBİLİR’
Her iki tarafın talebi doğrultusunda İsviçre böylesi bir rol oynayabilir. İsviçre’nin arabulucu olarak kendini dayatma gibi bir yaklaşımı yoktur. Ayrıca uluslararası bir çatışma olarak kabul edilmeyen bir ihtilafta bunu yapma meşruiyetine de sahip değildir. Ancak İsviçre, bu konuda hazırdır ve hem Türkiye ile hem de Kürt halkıyla yeterince güçlü bir güven ilişkisine sahip olduğumuza inanıyorum. Bu yüzden bir rol oynayabiliriz. Burada önemli olan, hükümetimizin Türk hükümetine ve Kürt yetkililere bu konuda hazır olduğunu bildirmesidir. Önümüzdeki günlerde dış politika komisyonu toplantımız olacak ve bu konu da gündemde yer alacak. Mevcut perspektifleri inceleyerek İsviçre’nin nasıl bir rol oynayabileceğini de değerlendireceğiz.
Avrupa Birliği’nin de artık PKK’ye karşı tutumunu değiştirmesi gerektiğini söyleyen Walder, “PKK’ye ve eylemlerine “terörist” etiketinin yakıştırılmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Bu tamamen siyasi bir karar ve barışa ve uzlaşmaya doğru ilerlediğimizde bu kararların bir anlamı kalmayacaktır. Her iki tarafın da atması gereken sembolik adımlar var bence. Avrupa’nın da bu süreçte önemli bir rol oynayarak tarafları barışa yönlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Bu da bir noktada taraflardan birini ya da diğerini “terörist” olarak nitelendirmekten vazgeçmeyi gerektirecektir” diye belirtti.
‘ERDOĞAN’IN PRATİĞİ ÇÖZÜM VE BARIŞTAN UZAK’
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın çelişkili politikasına işaret eden Walder, şöyle devam etti: “Erdoğan’ın çelişkili sinyallerini yorumlamak gerçekten çok zor. İnsan her şeyin daha iyiye gittiğini düşünürken bir anda alınan bazı kararlar, Erdoğan hükümetinin otokratik reflekslerinin aniden geri döndüğünü düşündürüyor. Üstelik bugün böyle bir yönelimi gerektiren somut bir durum da görünmüyor. Bence bu sinyaller, aynı zamanda hükümetin kırılganlığını da gösteriyor. Türkiye’de çoğunluk için ekonomik durum gerçekten tatmin edici değil ve bu da hükümeti zayıflatıyor. Biliyoruz ki, hükümetler ekonomik veya sosyo-ekonomik nedenlerle zayıfladıklarında -bunu Rusya’da da gördük- daha otoriterleşmeye ve şiddetle yönetmeye eğilim gösteriyorlar. Belki de Avrupa’nın uzattığı bir dostluk eliyle Türkiye’de belli bir istikrar sağlanabilir ve neden olmasın, daha demokratik bir yapıya geri dönüş gerçekleşebilir. CHP’ye dönük saldırılar, öncelikle hükümetin büyük bir kırılganlık içinde olduğunu gösteriyor. Muhtemelen Erdoğan’ın kendisi de nasıl bir yol izlemesi gerektiğini tam olarak bilmiyor. Çünkü bölgedeki birçok çatışma devam ediyor, ekonomik durum iyi değil ve küresel jeopolitik değişimler Türkiye’nin kendine yeni bir konum belirlemesini gerektiriyor. Bu belirsizlik hali, hükümetin muhalefete ve Kürt meselesine yönelik tepkilerinde de hissediliyor. Bana göre Türk hükümetinin şu ana kadar Öcalan’ın çağrısına verdiği yanıt, meselenin önemine kesinlikle uygun değil. Hükümetin derhal uzlaşmacı bir tavır sergileyerek, bu durumu kendi halkına barış yanlısı bir lider olarak göstermek için bir fırsata çevirmesi gerekirdi. Oysaki tam tersi bir yaklaşım görüyoruz ve bu tepkiyi oldukça belirsiz buluyorum. Hükümetin kendi içinde de büyük bir çatışma içinde olduğunu düşünüyorum.”
‘ROJAVA SURİYE’NİN GELECEĞİ İÇİN BİR MODEL’
Rojava’da kurulan modele dikkati çeken Walder şunları söyledi: “Umut ediyorum ki, gelecekteki Suriye hükümeti çok sesli olur ve özellikle Rojava’da kurulan, temsili olan ve son derece ilham verici demokratik modelden ilham alır. Ancak tabii ki bir ülkeye yönetim modeli dayatmak son derece zordur. Hatta bazı ülkelerde bunu görmekteyiz: Rusya’ya, Çin’e ve şimdi de Amerika Birleşik Devletleri’ne bakıyorum; burada demokratik model giderek kayboluyor. Çin’de zaten kayboldu, Rusya da aynı şekilde ve Amerika’da da otokrasi güçleniyor. İşte bu yüzden bir model sunmak ya da dayatmak karmaşıktır. Bununla birlikte tüm alanlarda, özellikle de şu anda şekillenen ekonomik işbirliği konusunda, Suriye hükümetinden karşılık olarak azınlıklara saygı, temsili bir hükümetin kurulması ve mümkünse en geniş şekilde demokratik bir hükümetin kurulması talep edilmelidir. Bu hükümetin tam şekli ne olmalı? Başkanlık demokrasisi mi, sadece parlamenter bir sistem mi yoksa bir monarşi mi, monarşist demokratik bir sistem mi olmalı? Hali hazırda sahada karşılık bulan bir sistem mevcut. Rojava örneği gerçekten ilham verici ve Suriye’nin gelecekteki hükümetinin bundan ilham almasının çok faydalı olacağına inanıyorum.”
Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***