Kategori: Politika

  • Türkiye’de Rusya’ya güven, ABD’ye güvensizlik azaldı

    Türkiye’de Rusya’ya güven, ABD’ye güvensizlik azaldı

    Türkiye’de yapılan bir araştırma, geçen yıla göre, ABD’nin daha “güvenilir”, Rusya’nın da daha “güvenilmez” görüldüğünü ortaya koydu. Kadir Has Üniversitesi tarafından haziran ayında açıklanan, “Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması”na göre, Türkiye’de geçen yıl Rusya’yı “tehdit” olarak görenler yüzde 44.2 iken, bu yıl bu oran yüzde 55’e çıktı. ABD’yi “tehdit” olarak görenler geçen yıl yüzde 81.3 iken, oran bu yıl yüzde 70’e indi.

    Araştırmaya göre Türkiye ile ABD arasındaki en önemli sorun olarak, yüzde 34 ile “ABD’nin PYD’ye destek vermesi” birinci sırada gelirken, “ABD’nin Orta Doğu’daki Kürt politikaları” yanıtı, yüzde 27,2 ile ikinci sırada yer aldı.

    Kadir Has Üniversitesi öğretim üyesi ve araştırmanın koordinatörü Prof Mustafa Aydın, sonuçları Al-Monitor’a şöyle değerlendirdi: “Türkiye ile ABD arasında önemli problemler var. Ama Trump, ilişkileri kişiselleştirdiği için bazı sorunlar yokmuş gibi davranabiliyor. Bu sonuçlara rağmen, ilişkilerde, köklü bir olumlu bir değişim beklemek zor. ABD’den farklı olarak Rusya ile ilişkilerdeki dinamikler, işbirliğine daha yatkın. İlişkiler inişli-çıkışlı olsa da hem işbirliği hem de rekabet üzerine devam edecek gibi görünüyor. Suriye, İdlib ve Libya’daki gelişmelerin de bu sonuçlarda etkileri var.”

    Aydın, nisan ayında gerçekleştirilen ankette son iki-üç aylık gelişmelerin etkili olduğunu belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemlerine de yansıyan ABD ile ilişkilerde yakınlaşma işaretlerinin sonuçlara yansıdığını söyledi.

    ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof Hüseyin Bağcı’ya göre ise Rusya ile Libya’daki görüş ve çıkar ayrılığının sonuçlarda önemli bir rolü var.

    Bağcı Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Rusya’nın Libya’daki Wagner askerleri ile ilgili adım atmayışı, kamuoyunu olumsuz etkiledi. ABD ile ilişkiler ise her zaman inişli çıkışlıdır. Türkiye hâlen ABD ile stratejik ortaktır ve ABD’nin yörüngesinden ayrılmak istememektedir.”

    Bağcı araştırmada NATO’ya olan güvenin geçen yıl yüzde 60.8 iken, bu yıl yüzde 55.2’ye inmesinin ise çok önemli olmadığını belirterek, bu konuda, asıl olarak “Hükümet, NATO’dan çıkar mı?” sorusunun önem taşıdığını söyledi. Bağcı şöyle devam etti: “Cevap, çıkmaz ve çıkmayacak. NATO’dan çıkmak demek güvenlik anlamında üçüncü dünya ülkesi olmak demektir. Bunu da hiçbir hükümet göze alamaz.”

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Emekli Büyükelçi Ünal Çeviköz ise araştırmanın, Türkiye’de dış politika bilgisinin medyaya dayandığını gösterdiğini belirtti. Medyanın “özgür olmadığını” dikkat çeken Çeviköz Al-Monitor’a şunları aktardı: “Ankette dış politikada belirleyici kişi olarak, yüzde 69 ile Cumhurbaşkanı birinci sırada. Cumhurbaşkanı da sürekli televizyonda. Bu nedenle halkın dış politika algısını temelde bu iki faktör belirliyor.”

    Kısa süre öncesine kadar ABD’nin sürekli olarak Suriyeli Kürt örgüt Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile işbirliği yaptığı gerekçesiyle eleştirildiğini, ancak bu söylemin artık Cumhurbaşkanı tarafından eskisi kadar kullanılmadığına dikkat çeken Çeviköz, “Bu da, Rusya’ya güvenin, ABD’ye de güvensizliğin azalmasında doğal olarak rol oynuyor” dedi.

    Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Özgür Özdamar da Al-Monitor’a şunları aktardı: “Araştırmada çıkan sonuçlar da aslında kamuoyunun Türkiye’nin dış siyasetindeki gelişmelerden haberdar olduğunu ve ABD ile anlaşmazlıklar azaldıkça anti-Amerikanizmin de azalmaya başlayabileceğini gösteriyor.”

    Türkiye kamuoyunun hiçbir zaman “çok ekstrem” dış politika görüşlerini benimsemediğini belirten Özdamar, “Polarizasyonun en yüksek olduğu dönemlerde bile kamuoyu, sadece Batıcı ya da sadece Doğucu dış siyasetten yana olmamıştır. (…) Genel olarak Batılı kurumlara onayın artmasını, Türkiye’nin içinden geçtiği siyasi ve ekonomik zorluklara çare olarak demokrasi ve iyi işleyen piyasa ekonomisinin hâlen en iyi çareler olarak görülmesine bağlayabiliriz.” diye konuştu.

    Ankette Türkiye’nin kimliğiyle ilgili bir soru da önemli bir değişime işaret ediyor. “Size göre Türkiye öncelikli olarak hangisidir?” sorusuna karşılık, “İslam ülkesidir” tercihi yapanlar 2018’de yüzde 56.3 ve 2019’da yüzde 32.9 iken, bu yıl bu oran yüzde 22.4’e düşmüş durumda.

    Aydın’a göre bu sonuçta, İslami kimliği öne çıkan AKP’nin oy kaybının etkisi olabilir: “Anketin geneline ilişkin sonuçlar, Türkiye’nin yönünün Doğu’dan Batı’ya döndüğüne ilişkin önemli bir dönüşümü işaret ediyor. Bunun kalıcı olup olmayacağını şu anda bilmiyoruz. Ama ben bu eğilimde bir değişiklik olacağını sanmıyorum.”

    Bağcı da Türkiye’nin “İslam ülkesi” algısının değişmesine şaşırmadığını vurgulayarak, “Arap dünyası ile yaşanan bir hayal kırıklığı var. Türkiye bir Avrupa ülkesidir.Türkiye İslam ülkesi değil, Müslüman bir ülkedir.” dedi.

    Çeviköz’e göre ise Türkiye halkı “kendine has özellikleri” olan yapısını “bir İslam ülkesi olmaktan çok, bir Avrupa ülkesi olmakla daha kolay bağdaştırmaya başlamış durumda.”

  • Beyaz Saray: Rusya’nın Taliban’a para teklifi iddiasına ilişkin istihbaratta fikir birliği yok

    Beyaz Saray: Rusya’nın Taliban’a para teklifi iddiasına ilişkin istihbaratta fikir birliği yok

    Beyaz Saray Sözcüsü Kayleigh McEnany, Rusya’nın Taliban bağlantılı militanlara Afganistan’daki Amerikan askerlerini öldürmeleri için para teklif ettiği istihbaratının doğruluğu konusunda istihbarat toplumunda bir “fikir birliği” olmadığı ve bu nedenle de bu bilginin Başkan Donald Trump ile paylaşılmadığını açıkladı.

    McEnany, Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    ABD genelinde düzenlenen protestolarda yaşananlara ve ilan edilen “özerk bölgelere” işaret eden McEnany, “Adalet Bakanlığı, federal mülklere yönelik saldırıları nedeniyle 100’den fazla anarşisti gözaltına aldı. Ayrıca bakanlık, Beyaz Saray önündeki Andrew Jackson heykelini yıkmaya çalışan 4 kişiye de federal mahkeme düzeyinde suç isnat etti.” bilgisini paylaştı.

    Adalet Bakanlığının “Hükümet karşıtı aşırılıkçılara” karşı bir görev gücü kurduğunu belirten McEnany, “FBI da 200’den fazla kişiye iç terör soruşturması açtı.” diye konuştu.

    “Türkiye ile Yunanistan arasındaki iletişim ağlarının açık olmasından memnunuz”

    Kısa süre önce Cumhurbaşknaı Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kriakos Miçotakis arasındaki telefon görüşmesi hakkındaki bir soruyu da cevaplayan McEnany, ABD’nin bu durumu memnuniyetle karşıladığını dile getirdi.

    Sözcü ayrıca iki NATO üyesi arasında işbirliği ve dialoğun sürdürülmesinin her iki tarafın da ortak çıkarlarına ve sorunların barışçıl yollardan çözülmesine hizmet edeceğinin altını çizdi.

    Demokratları “anarşistlere destek” ile suçladı

    ABD Senatosundaki Demokratların polis reformuna yönelik yasa tasarısını da engellediklerine işaret eden McEnany, Minnesota ve Seattle eyalet yönetimlerini de göstericilere yeterince sert müdahale etmemekle eleştirdi.

    McEnany, Trump’ın polisin yanında olduğunu vurgulayarak, “Hadi dürüst olalım, heykelleri yıkmak hiçbir ideolojiye hizmet etmez. Ancak bu anarşiye, seçimlerde başarısız olan Demokratlar destek veriyor. Halbuki tüm bu heykeller bizim tarihimizi temsil ediyor ve hem kötünün hem de iyinin mirası. Bu da bizim tarihi daha iyi anlamamızı ve hatırlamamızı sağlıyor.” dedi.

    Rusya iddialarına yanıt

    ABD istihbaratının, Rusya’nın Afganistan’daki ABD askerlerini öldürmesi için Taliban‘a para teklifi yaptığı iddialarına ilişkin Trump’ı bilgilendirmediğinin altını çizen McEnany, “İstihbarat toplumunda, söz konusu suçlamalara ilişkin bir fikir birliği yok. Aslında, bu bilgilerin gerçekliği yansıtıp yansıtmadığına ilişkin ciddi fikir ayrılığı var. Başkan Trump’a teyit edilmemiş istihbaratlar konusunda bilgilendirme yapılmıyor. Bu istihbarat da teyit edilmemişti.” ifadesini kullandı.

    McEnany, Trump’ın Özel Kalem Müdürü Meadows’un hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat Kongre üyelerini Afganistan konusunda görüşmek üzere Beyaz Saray’a çağırdığını kaydetti.

    Washington Post ve New York Times’a “Pulitzer iadesi” çağrısı

    New York Times’ın söz konusu iddialar hakkındaki haberine de tepki gösteren McEnany, New York Times’ın genellikle “yanlış” içerikli haberler yaptığını iddia etti.

    New York Times ve Washington Post gibi gazetelerin Rusya Soruşturması hakkında da “yalan” haberler yaptığını öne süren McEnany, “Artık Washington Post ve New York Times’ın aldığı Pulitzer ödüllerini iade etmesinin zamanının geldiğini düşünüyorum.” diye konuştu.

    McEnany, bir gazetecinin ülkedeki iç savaş döneminde “köleliği” destekleyen Güney eyaletlerin yenilgisine işaret ederek, “Trump bu yenilginin iyi bir şey olduğunu düşünüyor mu?” sorusunu, “Bu çok absürt bir soru, Trump ABD ile gurur duyuyor.” şeklinde yanıtladı.

    ABD’de koronavirüs (Covid-19) vakalarının tekrar artışa geçmesine ilişkin, “Ölüm oranları düşüyor ancak biz de koronavirüsün söndürülmesi gereken közleri olduğunun farkındayız.” değerlendirmesinde bulundu.

  • Van Baro Başkanı Uçar: Baro başkanlarına yapılanlar ülkedeki zulmün resmiydi

    Van Baro Başkanı Uçar: Baro başkanlarına yapılanlar ülkedeki zulmün resmiydi

    Van Baro Başkanı Zülküf Uçar, baroların seçim sistemi ve yapısında yapılmak istenilen değişikliğe karşı Ankara’ya doğru yaptıkları “savunma yürüyüşü” hakkında konuşarak, yaşanan engellemeleri, hukuk sisteminin durumunu değerlendirdi.

    ‘HUKUK AYAKLAR ALTINDA’

    Yürüyüşün uzun süre üzerinde tartıştıkları bir karar olduğuna dikkati çeken Uçar, “Uzun süredir ülkede, hukukun ayaklar altına alındığı ve insanları biat etme noktasına getiren bir durumla karşı karşıya kaldık. Yine baroları sessizleştirme ve ortadan kaldırma gibi bir durumla da karşı karşıyayız” dedi. Baroların insan hakları ve hukukun üstünlüğünü işler hale getirmek için mücadele verdiğini söyleyen Uçar, “Barolar olarak; bir işkence vakası, seçme seçilme hakkına yönelik bir gasp durumu, kayyum atamaları, milletvekillerinin tutuklanması, seçilmiş belediye başkanlarının gözaltına alınması, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, çocuk ve kadın cinayetlerinin önüne geçmek için çok ciddi çalışmalar yürüttük” diye konuştu. Yaşanan işkencelere karşı geçmişte yaptıkları çalışmalara değinen Uçar, son dönemlerde hükümetin baroların bu yaklaşımından rahatsız olduğuna işaret etti. Uçar, “Yaptığımız bu çalışmaları siyasi bir çalışmaymış gibi hedef göstermeye çalıştıklarına şahit olduk” dedi.

    ‘İNSANLAR HUKUKA AÇ’

    Baroların görüşleri olmadan bir çalışmanın içerisine girildiğini kaydeden Uçar, buna karşı olduklarını ve olası değişikliğin herkesin katılacağı bir komisyon üzerinden yapılması gerektiğini vurguladı. Değişikliğe karşı başlattıkları yürüyüş güzergahı boyunca halkın yoğun ilgisiyle karşı karşıya kaldıklarını dile getiren Uçar, yol boyunca yürüyüşlerinin amacını anlattıklarını ifade etti. “Yürüyüş boyunca anladık ki bu ülkede hukuk bitmiş” diyen Uçar, “İnsanlar ülkenin içerisinde bulunduğu durumdan tedirgin ve insanlar hukuka adeta aç” yorumunda bulundu.

    YÜRÜYÜŞÜN MESAJI

    Ankara’da karşılaştıkları polis şiddeti ve fiili gözaltı durumunu değinen Uçar, “Orada sadece bize değil o alanda bize destek sunmak isteyen herkese bu tecrit uygulandı. İhtiyaçlarımızı karşıladığımız kafeyi bile erken kapattırdılar. Barikatların yanında geçerek korna ile bize destek veren bir yurttaşın aracının plakası alınarak ceza kesildiğini öğrendik. O karede tahammülsüzlük ve toplumu biat etmeye yönelik bir fotoğraf ortaya çıktı” diye konuştu. Yürüyüşlerinin aynı zamanda “hak ve hukuku savunma” yürüyüşü olduğuna dikkati çeken Uçar, “Bizim mesajımız insan hakları ve hukukun üstünlüğünün korunması içindi. Bu bir başlangıçtı ve topluma net bir mesaj verildi. Bu mesaj da; ‘barolar halkın vicdanıdır ve barolar yurttaş için vardır’ mesajıdır. Elbette mesleki sorumluluklarımız da var. Bir yandan meslektaşlarımızın sorunlarıyla ilgilenirken, diğer taraftan da halkımızın sorunlarıyla ilgileniyoruz. Savunma yürüyüşünün amacına ulaştığını düşünüyorum. Biz bu mücadeleyi Ankara’da bırakıp gelmedik. Bu yasa geri çekilmezse eylem ve etkinliklerimize devam edeceğiz” mesajı verdi.

    ‘ÜZERİMİZE ARAÇ SÜRME TALİMATI VERİLDİ’

    “Bir hükümetin ve ona bağlı kolluk kuvveti hukuka ihlal etme noktasına gelmişse onlara Anayasayı, hak ve hukuku anlatamazsınız” diyen Uçar, yaşanan engellemelere işaret ederek, “Yolu kapattıkları zaman bir kaç baro başkanımız yolun kenarındaydı. Oradaki bir görevli polis ‘Araçları üzerine sür’ diye bir talimat verdi. Ülke maalesef bu noktada. Bu nasıl bir zihniyet. Allahtan vatandaş duyarlı, duyarlı olmasa üzerimize araçları sürecekti. Kolluğun tahrik edici ve oradaki baro başkanlarına hukuk öğretmeye çalışan bir zihniyet vardı. Yani 80 baronun başkanı hukuku bilmiyor mu? O akşam yaşadıklarımız ülkedeki zihniyeti net bir şekilde ortaya koymaya yetti. O gece yağmurun altında üzerinde oturabileceğimiz bir sandalyemiz bile yoktu. Bulunduğumuz inşaat alanından da bazı kişiler bize karşı kışkırtıldı ve hatta bize silah bile çektiler. Sandalye, belli bir saate kadar yemek, yağmurluk almamıza, çadır kurmamıza hatta yakın yere bir lavabo kurmamıza bile izin vermediler” sözleriyle nöbet tuttukları geceyi anlattı.

    SIRADA BAROLAR VAR

    Baro başkanlarının polis barikatları arasındaki fotoğrafın, ülkenin ve hukukun geldiği noktayı en iyi anlatan kare olduğuna dikkati çeken Uçar, “Bize yapılanlar, ülkede yapılan zulmün resmidir. Orada bir işkence vardı. ‘Eğer siz buna devam ederseniz tüm Türkiye’deki avukat arkadaşlarımızın buraya gelmeleri çağrısında bulanacağız’ dedikten sonra barikat kaldırıldı. Ama bu ülke kaybetti. Halkımızın uzun zamandır görmediği bir durum ortaya koyduk ve halka bir nefes aldırmanın adımı olduğunu düşünüyorum. Umarım bu yürüyüş bu ülkenin hukukuna bir katkı sağlar. Umarım iktidar tekrar hukuka döner. Son yıllarda ülkede yaşananlar çok kötü bir tabloyu ortaya koyuyor. Hükümet yargının iki sac ayağını bağımlı hale getirmeye çalışıyor. Bu iki sac ayaktan biri hakim ve savcıyı bağımlı hale getirmek diğeri de barolardır. Savcı ve hakimliği bağımlı hale getirdiler ve şuan sırada barolar var. Bunu yaparak bu uygulamalara itiraz etmeyen bir baro yaratmayı amaçlıyorlar. Bize ‘Biat edin ve sadece mesleki sorunlarınızı dile getirin, halkın sorunlarıyla ilgilenmeyin’ diyorlar. Ama  biz bunu kabul etmedik” ifadelerini kullandı.

    ‘İNSAN HAKLARINI SAVUNUYORUZ’

    Hükümetin ‘barolar dine saldırıyor’ diyerek halkı kandırdığını söyleyen Uçar, şunları söyledi: “Bu açıklamalardaki tek amaç baroların yapısını değiştirmekti. Bahane arıyorlardı ve bulundu. Sürekli ‘barolar siyaset yapıyor’ yaygarasını koparıyorlar. Mesela benim hiçbir siyasetle bir bağlantım yok ama bir fikrim var. Ben buraya kayyım atanırken itiraz ediyorsam bu bir siyasi partiyle bağım olduğu için değil, vatandaşın seçme ve seçilme hakkı ortadan kaldırıldığı için itiraz ediyorum. Yada bir belediye eşbaşkanı, milletvekili tutuklandığında itiraz ediyorsam bu insanların seçme ve seçilme hakkına saldırıya yönelik bir itirazdır. Biz sadece bu konuları değil, HES’lere, doğanın talanına ilişkin de açıklamalar yapıyor, itiraz ediyor ve davalar açıyoruz. Bizim buradaki tek amacımız hukuk, insan hakları ve demokrasidir. İşte bunları savunduğumuz için bizden rahatsız oluyorlar. Eğer insan haklarını, hukuku savunmak siyaset ise evet biz siyaset yapıyoruz. Ama yarattıkları yandaş medya ile toplumun algılarıyla oynuyorlar. Bir kişi bile bu hukuksuzluğa sesini çıkardığında ona hemen terörist damgası vuruluyor ve algıyı oradan başlatıyorlar. Biz hukuk insanları olarak, ‘Siz bunu yapamazsınız, siz hukuku çiğneyemez, hukuksuzluğu dayatamazsınız’ diyoruz. Bizim itirazımız budur.”

    ‘FEYZİOĞLU TEMSİLİYETİNİ YİTİRMİŞTİR’

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu’nun tutumuna da değinen Uçar, şöyle devam etti:

    “Metin Feyzioğlu’nun sürekli Van, Diyarbakır, Urfa ve Dersim barolarını terörize eden açıklamaları oldu. Feyzioğlu TBB başkanı olabilir ama bizi temsil etmiyor. Kendisi açıklama yapıyor ve devletten yana olduğunu söylüyor. Eğer devlet insan haklarını ve hukuku ihlal ediyorsa bir avukat devletten yana olamaz. Avukatların oluşturduğu en üst yapının başında oturuyorsan bu hukuksuzluklara karşı çıkmak zorundasın. Feyzioğlu aynı zamanda avukatlık kanunun verdiği yetkiyi de kötüye kullanıyor. Umarım Feyzioğlu ona karşı yaptığımız protestodan anladığını anlamıştır. Ama sonuç olarak Feyzioğlu temsiliyetini tamamen yitirmiştir.” (Van/MA)

    Reklam

  • AKP’li Mücahit Birinci, Erdoğan’a ‘dislike’ verenleri ‘Türkiye düşmanı’ ilan etti

    AKP’li Mücahit Birinci, Erdoğan’a ‘dislike’ verenleri ‘Türkiye düşmanı’ ilan etti

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın YSK öncesi YouTube’da gençlerle bir araya geldiği video konferans buluşması aldığı “Oy yok” yorumları ve binlerce dislike’la (beğenmeme) gündeme damgasını vurdu.

    Erdoğan’ın canlı yayındaki yorum bölümü “Oy yok” mesajlarının ardından kapatılmıştı. AKP İBB Meclis Üyesi Mücahit Birinci, Erdoğan’ın canlı yayınına dislike verenleri “Türkiye düşmanı” ilan etti. Birinci, dislike’ların “FETÖ botları” tarafından yapıldığını iddia etti.

    AKP Beylikdüzü İlçe Başkanı ve İBB Meclis Üyesi Mücahit Birinci, kişisel Twitter hesabından şunları söyledi:

    “Bunlar YouTube’da, Cumhurbaşkanımızın paylaşımına, bot hesaplarla saldırıyorlar. İşleri güçleri manipülasyon, işleri güçleri algı, işleri güçleri sanal hayat. Gerçeklikle bağı kopmuş bunların.

    Ey Türkiye düşmanlığında birleşenler! O yol yol değil, sonunuz hep hüsran olacak!

    Cumhurbaşkanımızın YouTube paylaşımına yapılan “dislike” saldırısı, sanmayın ki şahıslar tarafından yapılıyor. Pensilvanya güdümlü yazılımlar ve makineler devrede.”

  • Çin’den Tayvan’a tehdit: Seçenek kalmazsa saldırırız!

    Çin’den Tayvan’a tehdit: Seçenek kalmazsa saldırırız!

    Çinli General Li Zuocheng, Pekin’in herhangi bir seçeneği kalmaması halinde “bağımsızlığı engellemek için Tayvan’a saldırabileceği” uyarısında bulundu.

    Çin Merkez Askeri Komisyonu Müşterek Kurmay Dairesi Başkanı General Li Zuocheng, Ayrılma Karşıtı Yasası’na atıfta bulunarak Tayvan için askeri seçeneğin masada olduğunu hatırlattı.

    General Zuocheng, “Barışçıl birleşme imkanı ortadan kalkarsa, Halk Kurtuluş Ordusu olarak, Tayvan halkı da dahil tüm ulusla birlikte bölücü entrikaları ve eylemleri kararlı şekilde dağıtmak için gerekli tüm adımları atacağız” dedi.

    Reuters’ın haberine göre General Zuocheng, “Tayvan Boğazı’ndaki durumu dengelemek ve kontrol etmek için gerekli tüm önlemleri alma seçeneğini saklı tutuyor ve kuvvet kullanımı olmayacağına yönelik söz de vermiyoruz” ifadelerini de kullandı.

    Yasa bağımsızlık ilan edilmesi halinde askeri güç kullanımını öngörüyor

    General Zuocheng, 1979’da Çin’in Vietnam işgalinde görev alan ve savaş tecrübesi olan birkaç kıdemli subayından biri.

    Çin’de 2005 yılında Ulusal Halk Kongresi’nin yıllık toplantısında, Tayvan’ın bağımsızlığına karşı gündeme alınan yasa tasarısı oybirliğiyle kabul edilmişti.

    Söz konusu yasa, resmi olarak bağımsızlık ilan etmesi halinde Tayvan’a karşı askeri güç kullanılmasını öngörüyor.

    Pekin, Tayvan Adası’nı ülkenin vazgeçilmez veya devredilmez bir parçası olarak gördüğünü belirtiyor.

    Ayrıca ada, Çin’in en hassas bölgesel sorunu olarak kabul ediliyor.

    Tayvan ise, ‘otokratik’ Pekin tarafından yönetilmeyi ve Çin’in yüksek derecede özerkliğe sahip “tek ülke, iki sistem” modeli önerisini de şiddetle reddediyor.

  • Amerikan Düşünce Kuruluşundan Türk Medyası Raporu 

    Amerikan Düşünce Kuruluşundan Türk Medyası Raporu 

    ABD’nin başkenti Washington’daki düşünce kuruluşu Amerikan İlerleme Merkezi (Center for American Progress – CAP), “Türkiye’nin Değişen Medya Manzarası” başlıklı bir rapor yayınladı. Rapora göre, Türkiye’de iktidarın medya üzerinde uyguladığı yoğun sansür ve baskı kampanyasına rağmen, son yıllarda daha belirgin hale gelen iki kilit eğilim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın medyayı denetimi altına alma çabalarına balta vuruyor: Birincisi ülkede medyaya duyulan güvensizliğin derin boyutlarda artması, ikincisi de Türk halkının haberleri edinme şekillerinde görülen ayrışma.

    Corona virüsüyle ilgili haberlerin takibinden örnek verilen raporda, geleneksel medyanın dürüstlüğünden tereddüt eden birçok kişinin, medyada hükümetin salgına verdiği karşılığa ilişkin sunulan “pembe tabloyu” şüpheyle karşıladığı ve bu konudaki gelişmeleri takip etmek için sosyal medyaya yöneldiği belirtiliyor.

    Salgının, Türkiye’de hükümet yanlısı ve muhalif seçmenlerin birbirlerinden apayrı “medya gerçeklikleri’’ içinde yaşadığını gösterdiği gözlemine yer verilen raporda, bir tarafın “dünyanın Türkiye’yi hayranlıkla izlediği’’ mesajını, diğer tarafınsa sosyal medyada “yeni kazılan mezarlarla ilgili videoları’’ gördüğüne değiniliyor.

    Bununla birlikte, her ne kadar televizyon ve yazılı medyaya egemen olan hükümet yanlısı seslere bir alternatif oluştursa da sosyal medyanın da, doğru bilgilerin yanı sıra yarı doğru bilgiler ya da kışkırtıcı nitelikte dezenformasyonu da içeren karmaşık bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekiliyor. Yani hükümet yanlısı geleneksel medyaya “güvenmeyen” Türkler “doğru bilgi” için sosyal medyaya yöneliyor olsa da, bu platformda da “kasıtlı ya da kasıtsız yayılan hatalı bilgiler’’ yüzünden yanlış yönlendirilebiliyor ve bu durum da siyasi tavırları ya da oy tercihlerine yansıyabiliyor.

    “Medya ortamındaki hızlı değişim Erdoğan’ın siyasi geleceğini etkileyebilir’’

    Rapora göre, Türkiye’de medyadaki bu hızlı değişimin hem iç ve dış politika hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi geleceği üzerinde kritik önemde etkileri olabilir. Raporda, online ve geleneksel medyadaki mevcut eğilimlerin, partizan çevreler ve dış aktörlerin dezenformasyon yayma, kutuplaşmayı daha da körükleme ve siyasi hesap verebilirliği zayıflatma kabiliyetlerini arttırabileceği tespiti yapılıyor. Örneğin, medyadaki artan dezenformasyon ve partizanlığın Türk hükümetinin salgına yanıt vermede ilk başta ağır kalmasında rol oynamış olabileceği görüşü dile getiriliyor.

    Dış politikada da aynı şekilde, hükümetin medyayı kontrolu altına alma çabaları sayesinde kamuoyu denetiminin etkisinin kırıldığı ve dolayısıyla riskli kararların ardından içeride siyasi bedel ödeme ihtimalinin azaldığı belirtiliyor.

    Rapora göre medyanın geçirdiği dönüşüm Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimlerde çoğunluğu elde etme kabiliyetini de etkileyebilir. Raporda, hükümetin sansür ve baskı yoluyla belirli kesimlerden oy toplamayı başardığı ancak Türkler’i internet ve sosyal medyaya iterek, kendisi açısından bazı siyasi kırılganlıklar da yarattığı değerlendirmesi yapılıyor. Online haber kaynaklarının geleneksel medyaya göre hükümetin daha az kontrol edebildiği bir alan olduğuna ve bu platformlara yönelenlerin hükümete yönelik eleştirel içeriklere daha kolay erişebildiğine dikkat çekiliyor.

    Raporda, online haberler ve sosyal medyaya yönelmenin, Erdoğan’ın kendi kampında bile popülaritesinin zarar görmesi potansiyelini beraberinde getirdiği yorumu yapılıyor. Raporda ayrıca, online haberler ve sosyal medyanın tıpkı MHP’den ayrılanların İYİ Parti’yi kurması gibi AKP’den de ayrılıkları hızlandırabileceği yorumu öne sürülüyor ve Ali Babacan’la Ahmet Davutoğlu örnekleri hatırlatılıyor.

    Türkiye’de halk geleneksel medyaya güvenmiyor

    CAP’ın 24 Mayıs 2018-4 Haziran 2018 tarihleri arasında 28 ilde 2.534 kişiyle yüz yüze görüşerek Metropoll araştırma şirketine yaptırdığı bir anketin sonuçları üzerinden analizlere yer verilen raporda, iki yıl önce bile, hükümet yanlısı seçmenlerde dahi medyaya olan güvensizliğin geniş bir boyutta olduğuna ve bu güvensizliğin de Türk halkını geleneksel haber kaynaklarından uzaklaştırdığının görüldüğüne dikkat çekiliyor.

    Rapora göre, Türk halkı medyaya karşı derin bir güvensizlik besliyor. Metropoll’un anketine katılanların yüzde 70’i medyayı “taraflı ve güvenilmez’’ bulurken, iktidar partisi AKP’nin destekçileri arasında bile bu oran yüzde 50. Ana muhalefet partisi CHP seçmenlerinde ise medyaya güvensizlik yüzde 87 düzeyinde. Seçmenleri arasında medyaya güvenizliğin en yüksek olduğu parti yüzde 94’le HDP olurken, MHP’lilerin yüzde 63’ü, İYİ Partililer’in de yüzde 82’si medyaya güvenmiyor.

    AKP seçmeninin bile üçte biri “medya özgür değil” diyor

    Ankete görüş bildirenlerin yüzde 56’sı medyanın özgür olmadığı görüşünü dile getirirken, medyayı özgür bulanların oranı yüzde 40’ta kaldı. Yüzde 4’lik kesimse bu soruya yanıt vermedi.

    Araştırma, hükümetin medyayı kontrol ettiği görüşünün AKP tabanı arasında bile önemli oranda bir kesimce kabul gördüğünü ortaya koyuyor. AKP seçmenleri içinde yüzde 31 oranında bir kesim, Türkiye’de “medya özgür değil’’ derken, “medya özgür’’ diyenlerin oranıysa yüzde 66. CHP seçmenleri arasındaysa medyanın özgür olmadığını düşünenlerin oranı yüzde 80’e çıkıyor. Bu oran HDP seçmenleri arasında yüzde 92, İYİ Parti seçmenleri arasında yüzde 78 ve MHP seçmenleri arasında da yüzde 53 olarak ölçüldü.

    “Medyaya güvensizlik sosyal medyaya rağbeti arttırıyor”

    Rapora göre Türkiye’de medyaya yönelik bu derin güvensizlik halkın hükümetten daha bağımsız olan online medya kaynaklarına yönelmesine neden oluyor. Bunun sonucunda da, hükümetin internet medyasına göre daha kolay kontrol edebildiği yazılı basın ve televizyon sektörü, popülerliğini önemli ölçüde yitirdi. Yine de televizyon, Türkiye’de halkın haberleri edinmede açık ara ana kaynağı olmayı sürdürüyor ancak 2015 ve 2018 yıllarında televizyonun popülaritesi konusunda yapılan iki anket, televizyona olan ilginin de düştüğünü gösteriyor. Buna göre, 2015’te televizyonu ana haber kaynağı olarak gösterenlerin oranı yüzde 87’yken, 2018’te bu oran yüzde 72’ye düşmüş, yani üç yılda yüzde 15’lik düşüş yaşanmış. Aynı zaman aralığında haberler konusunda en başta sosyal medyayı tercih etme oranıysa yüzde 2’den yüzde 10’a yükselerek 5 kat artmış.

    AKP seçmeni haberi televizyondan, muhalif seçmen sosyal medyadan alıyor

    Ankette “Haberleri öncelikle hangi kaynaktan alıyorsunuz?’’ sorusuna verilen yanıtlar, Türk halkının tercihinde parti çizgilerinin belirgin rol oynadığını ortaya koyuyor. Genel olarak bakıldığında, televizyon yüzde 72’yle Türk halkının ana haber kaynağı olmaya sürdürürken, onu yüzde 10’la sosyal medya platformları, yüzde 9’la online haber portalları, yüzde 6’yla gazeteler ve yüzde 4’le de arkadaşlar ve aile çevresi takip ediyor. AKP destekçileri arasında da televizyon yüzde 80 oranıyla en popüler haber kaynağı, ancak bu oran CHP destekçileri arasında yüzde 64’e düşüyor. Sosyal medya platformlarını ana haber kaynağı olarak görenlerin oranı AKP destekçileri arasında yüzde 6’yken, CHP destekçileri arasında yüzde 14. Televizyonun popülaritesi AKP seçmenleri arasında 2015-2018 arasında yüzde 10 düşerken, CHP seçmenleri arasında yüzde 21, HDP seçmenleri arasında yüzde 30 düzeyinde düşmüş. Sosyal medyaya olan ilgiyse, AKP seçmenleri arasında yüzde 4, CHP seçmenleri arasında yüzde 11, HDP seçmenleri arasında da yüzde 16 artmış.

    “Herkesin güvenini kazanan tek bir medya kuruluşu bile yok”

    Araştırmadan çıkan bir diğer sonuç da, Türkiye’de tüm seçmen gruplarının güvenini kazanmayı başaran tek bir büyük medya kuruluşunun bile olmadığı şeklinde. Derin kutuplaşmaların yaşandığı ABD’de bile örneğin 2019’da Pew’ın bir araştırmasına göre, BBC, PBS ve Wall Street Journal hem Demokratlar hem Cumhuriyetçiler’in “siyasi ve seçim haberlerinde” güvendiği üç kuruluş olarak öne çıkarken, Türkiye’de bunu başarabilen bir kuruluş yok.

    Yerel medyanın sürpriz yükselişi

    Rapor göre, Türkiye’de medya tercihleri yaş gruplarına göre de farklılık gösteriyor. Gençler haberleri daha çok sosyal medyadan takip ederken, 55 yaş üstü kesimde ise televizyon en popüler medya aracı konumunda bulunuyor.

    Raporun bir diğer dikkat çekici tespiti de, dünya genelinde yerel medya ciddi kayıplar yaşarken, Türkiye’de ise sürpriz şekilde yükselişe geçmesi. Rapora göre, ABD’de 2004-2018 yılları arasında her 5 yerel gazeteden 1’inden fazlası kapanırken, Türkiye’deyse 2005-2018 yılları arasında yerel gazetelerin sayısı yüzde 31 artmış.

    Max Hoffman
    Max Hoffman

    Raporun yazarlarından Max Hoffman: “Sivil tartışmalar için ortak zemin yok’’

    Raporun, İstanbul Politikalar Merkezi uzmanı Andrew O’Donohue ve Amerikan İlerleme Merkezi uzmanları Max Hoffman ve Alan Makovsky tarafından hazırlandı. Raporu VOA Türkçe muhabirine değerlendiren Max Hoffman, Türkiye’de geleneksel medyaya yönelik giderek toplumun her kesimine yayılan bir güvensizliğin olduğuna işaret ederek, “Çok sayıda hükümet destekçisi dahil Türkler’in çoğu, ana akım medyanın büyük oranda hükümet tarafından kontrol edildiğini tamamen kabul ediyor ve bu durum da insanları geleneksel olmayan kaynaklara yönelmeye itiyor’’ dedi.

    Hoffman, rapordaki veriler ışığında, “haberleri televizyon yerine online platformlar ya da sosyal medyadan alan Türkler’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı desteklememe ihtimali çok daha yüksek’’ dedi. CAP uzmanı Hoffman, medya konusunda keskin kutuplaşmalar görülen diğer bazı ülkelerin bile tersine, Türkiye’nin siyasi yelpazenin tüm kesimlerinin güvenini kazanan hiç bir medya kuruluşuna sahip olmadığını kaydetti. Hoffman, “Herkesin güvendiği bir medya kuruluşu yok” derken, bu durumun sivil tartışmalarda ortak zemin yaratılmasını imkansız hale getirdiği değerlendirmesinde bulundu.

  • Başkan Barzani’den ‘Bağımsızlık Referandumu’ mesajı: Tüm Kürdistan için çok değerli bir karardı

    Başkan Barzani’den ‘Bağımsızlık Referandumu’ mesajı: Tüm Kürdistan için çok değerli bir karardı

    Başkan Mesud Barzani, 25 Eylül 2017’de gerçekleştirilen Kürdistan’ın bağımsızlığı referandumunun gününün belirlenmesinin 3’üncü yıldönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

    “Bugün Kürdistan halkının siyasi yaşamında tarihi bir günün yıldönümüdür” diyen Başkan Barzani, “7 Haziran 2017’de Kürdistan Bölgesi’nin siyasi tarafları Kürdistan halkının barışçıl yollarla ses ve talebini dünyaya duyurması için referanduma karar verdi” ifadelerini kullandı.

    Referandum kararını “tüm Kürdistan vatandaşları için çok değerli bir kazanımın kararı” olarak nitelendiren Başkan Barzani, “O kararın alınması tüm taraflar için bir onur kaynağıdır, herhangi bir pişmalık da söz konusu değildir” dedi.

    Başkan Barzani, şunları kaydetti:

    “Bu vesileyle Kürdistan’ın devrimci, özgürlükçü ve vatanserlerinin değerli emeği ve rolünü anarken, tüm Kürdistan şehitleri ve özgürlük yolunun tüm şehitlerinin temiz ruhlarına binlerce selam olsun.”

  • Macron Libya’da Türkiye’ye karşı Putin ile ittifak arayışında mı?

    Macron Libya’da Türkiye’ye karşı Putin ile ittifak arayışında mı?

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, videokonferans yoluyla ‘Libya’ meselesini ele aldı.

    Macron’un ofisinden yapılan açıklamada cumhurbaşkanının bir çok önemli hususta Rusya ile ilerleme kaydedeceğine inancının tam olduğu belirtildi. Paris’in, Ukrayna krizi gibi ciddi anlaşmazlıkların olduğu konularda Kremlin ile temasta olması bazı Avrupa ülkeleri tarafından hoş karşılanmamıştı.

    Macron’un Putin ile Libya’yı görüşmesi ise aynı meselenin Fransa ile Türkiye arasında yarattığı gerginliğin hemen sonrasına denk geldi.

    Ankara Libya’da BM’nin tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni desteklerken, Moskova ise Körfez ülkeleri ile Mısır’ın desteklediği Tobruk merkezli General Halife Hafter’in arkasında. Fransa, Libya krizinde tarafsız olduğunu açıklasa da Macron’un sorunun çözümü için Hafter’i destekleyen tarafların yanında olması farklı yorumlanıyor.

    Fransa Cumhurbaşkanlığından bir yetkilinin aktardıklarına göre, iki saat süren görüşmede Macron, Rus lidere Türkiye’nin bölgeye müdahalesinden kaynaklanan endişelerini aktardı. Görüşmede ayrıca Libya’daki Rus paralı savaşçılardan oluşan Wagner Grubu’nun varlığı da ele alındı.

    Kremlin’in resmi internet sitesinde yer alan açıklamada ise Putin’in Fransız cumhurbaşkanına, “Aklında, birçok meselede iş birliği yapmak olduğunu biliyorum. Gelecek tekliflerinizi her türlü desteklemeye hazırım” dediği yazıldı.

    Türk ve Fransız donanmalarının Doğu Akdeniz’de karşı karşıya gelmesinin ardından Ankara ile Paris arasında tansiyon yükselmiş, Türkiye’nin Libya’da ‘tehlikeli bir oyun’ oynadığını söyleyen Macron’a Ankara’dan sert tepki gelmişti.

    Dışişleri Bakanlığından Fransız lidere verilen yanıtta, “Sayın Macron hafızasını yoklar ve sağduyusunu harekete geçirirse, bugün Libya’da yaşanan sıkıntıların kendisinin de desteklediği darbeci Halife Hafter’in saldırılarından kaynaklandığını, Moskova’da ve Berlin’de ateşkes anlaşmasını imzalamayı reddedenin yine savaş ağası Hafter olduğunu hatırlayacaktır. Yıllardır gayrimeşru yapılara verdiği destek nedeniyle Fransa’nın, Libya’nın kaosa sürüklenmesinde önemli sorumluluğu bulunmakta, bu bakımdan Libya’da esas tehlikeli oyunu Fransa oynamaktadır” denilmişti.

  • Mazlum Kobani: Tarih yazacağız

    Mazlum Kobani: Tarih yazacağız

    Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi (Mazlum Kobani) Rojava’daki Kürtler arasında yürütülen diyaloga ilişkin yaptığı açıklamada, “Diyalogun ilk aşaması başarılı bir şekilde sonuca ulaşmıştır, birlikte başarıp tarih yazacağız” dedi.

    DSG Genel Komutanı Mazlum Kobani, son dönemde ENKS ile yürütülen diyalogun ilk aşamasının sonladığını ikinci aşamaya geçtiklerini duyurdu.

    Sosyal medya hesabından açıklama yapan Kobani, şu sözlere yer verdi:

    “Kürtler arasında başlanan diyalogun ilk aşaması başarılı bir şekilde sonuca ulaşmıştır. Diyalogun ikinci aşamasına geçilmiştir. Siyasi taraflardan beklentimiz halkın çıkarlarını ve geleceğini esas almalarıdır. Biz birlikte başarıp tarih yazacağız.”

    Rojava’daki Kürt partileri, geçmişte yaşanan sorunlar ve Suriye’deki iç çatışmaların gidişatı, Cenevre’deki Birleşmiş Milletler (BM) destekli barış sürecine katılma ve ABD’nin de desteklediği uzlaşma konusu için görüşmelere başlamıştı.

  • DEVA Partisi, 24 saatte 12 ilin kurucu başkanlarını belirledi

    DEVA Partisi, 24 saatte 12 ilin kurucu başkanlarını belirledi

    Ali Babacan ve ekibi seçime girme yeterliliğini sağlamak için çalışmalarını hızlandırarak, 24 saatte 12 kentteki kurucu il başkanlarını belirledi.  

    AKP ve MHP’nin yeni kurulan partilerin önüne kesmek amacıyla gündeme getirdiği yasa değişikliğinin ardından Ali Babacan’ın başkanlığını yaptığı DEVA Partisi, teşkilatlanma çalışmalarına hız verdi. Temmuz ayında atamaları tamamlamayı amaçlayan DEVA Partisi, eylül ayı içerisinde de ilk büyük kongresini yapacak. 

    Ali Babacan başkanlığında kurulan Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) il ve ilçe teşkilatlanma çalışmaları sürüyor. Parti il ve ilçe teşkilatlarında görev almak isteyenlerle ilgili değerlendirme çalışmalarına devam eden 18 bölge komisyonu son 24 saat içerisinde 12 il başkanını belirledi. 

    Partinin ilk duyurduğu il başkanı DEVA Konya İl Başkanlığı görevine atanan Dr. Seyit Karaca olurken, Karaca’nın ardından Karabük, Kastamonu, Kütahya, Zonguldak, Tokat, Manisa, Amasya, Şanlıurfa, Çorum, Sinop ve Bartın’da teşkilatlanma çalışmalarını yürütecek il başkanları da açıklandı. 

    EYLÜLDE BÜYÜK KONGRE HAZIRLIĞI  

    Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, DEVA’nın seçime girme yeterliliğini kazanması için seçim tarihinden 6 ay önce 41 ilde örgütlülüğünü tamamlaması ve büyük kongreyi yapması gerekiyor. Parti kaynaklarından edinilen bilgiye göre il teşkilatlanması için atamalar temmuz açı içinde tamamlanacak. Eylül ayında da büyük kongrenin yapılması hedefleniyor. 

    Bu kapsamda örgütlenme çalışmalarına hız veren partinin Konya İl Başkanlığı’na atadığı Karaca’nın ardından açıklanan isimler ve görev aldıkları iller şu şekilde: 

    Karabük İl Başkanı mühendis Yusuf Aydın, Kastamonu İl Başkanı avukat Hüseyin Canal, Kütahya İl Başkanı mühendis Gülçin Hizarcıoğlu Karaman, Zonguldak İl Başkanı avukat Fatih Keleş, Tokat İl Başkanı a avukat Burak Küçükyazıcı, Manisa İl Başkanı akademisyen Süreyya Sakınç ,Amasya İl Başkanı iş insanı Ahmet Melih Şeker, Şanlıurfa İl Başkanı a avukat Ahmet Tüysüz, Çorum İl Başkanı finans danışmanı Orhan Vergeloğlu, Sinop İl Başkanı müşavir Birhan Yalçın ve Bartın İl Başkanı yönetici Ali Yıldırım” 

    KADIN İL BAŞKANI SAYISI ARTACAK 

    DEVA’nın ilk atanan 12 il başkanı arasında sadece 1 kadın yer aldı. Kütahya İl Başkanlığı için Gülçin Hizarcıoğlu Karaman görevlendirildi. DEVA’nın program ve tüzüğüne göre parti organlarının oluşumunda yüzde 35 kadın kotası uygulanacak. Bu kota kurucu üyeler ve parti üst organlarında büyük ölçüde yakalandı ancak il başkanlığı atamasında ne kadar karşılanacağı henüz bilinmiyor. Parti yetkilileri önümüzdeki günlerde daha fazla sayıda kadın il başkanının atacağını ifade ediyor.