Kategori: Kültür – Sanat

Serbest Görüş kültürel etkinlikler, sanat dünyası ve yaratıcı çalışmalar hakkında en güncel haberler ve analizler içermektedir . Sitemiz, sanatçı röportajlarından sergi incelemelerine kadar geniş bir içerik yelpazesi sunar, kültürel trendler ve sanat dünyasındaki gelişmeleri takip etmenize yardımcı olur. Kültür ve sanatın zengin dünyasını keşfetmek için ideal bir kaynaktır.

  • ‘Dargeçit’ belgeseli Ankara’da gösterildi

    ‘Dargeçit’ belgeseli Ankara’da gösterildi


    ANKARA – Yönetmenliğini Berke Baş’ın yapımcılığını ise Enis Köstepen’in yaptığı Dargeçit Belgeseli Ankara’da izleyiciyle buluştu. 

     

    Yönetmenliğini Berke Baş’ın, yapımcılığını Enis Köstepen’in üstlendiği, 1995 yılında Mêrdîn’in Kerboran (Dargeçit) ilçesinde 7 kişinin gözaltında kaybedilmesine ilişkin davada ailelerin adalet arayışını konu alan “Dargeçit” belgeseli, Ankara’da izleyiciyle buluştu.  

     

    Hafıza Merkezi’nin desteklediği belgesel gösterimi Çankaya İlçesinde bulunan Büyülü Fener Sinema Salonu’nda düzenlendi. Gösterime Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, HDK Kadın Koordinasyonu Üyesi Sebahat Tuncel ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban’ın yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

     

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Oscar Ödüllü ‘Milyoner’ Filminin 16 Yıl Sonra Devam Filmi Geliyor

    Oscar Ödüllü ‘Milyoner’ Filminin 16 Yıl Sonra Devam Filmi Geliyor


    2008’in Oscar ödüllü filmi Milyoner’in (Slumdog Millionaire) devam filmi çekilecek. Eski Netflix yöneticisi Swati Shetty ve Grant Kessman tarafından yeni kurulan bir yapım şirketi olan Bridge7, Milyoner filminin devam filmini ve TV haklarını satın aldı.

    Deadline’ın haberine göre, ikilinin yakın zamanda kurduğu yapım şirketi tarafından çekilecek olan ilk film olduğu açıklandı. 2008 yapımı filmde başrolü oynayan Dev Patel ve Freida Pinto’nun veya orijinal oyuncu kadrosunun ikinci film için geri dönüp dönmeyeceklerinin henüz belli olmadığı bildirildi.

    Dünya çapında gişe rekorları kıran Milyoner filmi, En İyi Yönetmen ve En İyi Film dahil 8 Oscar, 4 Altın Küre ve 7 BAFTA ödülü kazanmıştı. Filmin müziğini yapan A.R. Rahman bestelediği Jai Ho şarkısıyla iki Oscar ödülü aldı. 15 milyon dolar bütçeyle çekilen film, dünya çapında 378 milyon doların üzerinde hasılat elde etti.

    FİLMİN KONUSU NEDİR?

    Danny Boyle tarafından yönetilen ve Vikas Swarup’un Q and A kitabından uyarlanan Simon Beaufoy tarafından yazılan Slumdog Millionaire, Mumbai’nin gecekondu mahallelerinde yaşadığı zorluklarla dolu hayatı ona Kim Milyoner Olmak İster türünde bir bilgi yarışması kazanmak için ihtiyaç duyduğu cevapları veren, ilk uzun metrajlı filminde Dev Patel tarafından canlandırılan 18 yaşındaki Jamal’ın hikayesini konu alıyor.

    Kaynak: Deadline

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 7 Yıl Önce Çalınmıştı… 1600 Yıllık Tarihi Eser Ankara’da Yakalandı

    7 Yıl Önce Çalınmıştı… 1600 Yıllık Tarihi Eser Ankara’da Yakalandı


    Geç Roma dönemine ait, yaklaşık bin 600 yıllık olan ve üzerinde Grekçe Roma Ordusunda görevli Diodoros isminde Optio (Hemen her görevi üstlenmiş ve bundan dolayı çok çeşitli görevleri yerine getirmiş kişilere verilen bir rütbe) görevinde bulunan komutana ithafen yapılan mezar steli, 31 Ekim 2010 tarihinde Nevşehir’den Isparta’nın Yalvaç ilçesine tarihi eser satmaya geldiği belirlenen 4 kişinin Eğirler Köyü yakınlarında durdurulması sonucu ele geçirilmişti.

    2014 yılından itibaren Yalvaç Müzesi Müdürlüğü envanterine giren eser, 2017 yılında sergilendiği Yalvaç Hükümet Konağı ve Adliye Binası ortasındaki demir korkuluklarla çevrili Müze Müdürlüğü bahçesinden çalındı.

    ANKARA’DA YAKALANDI

    Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü sitesinde Kaybolan Kültür Varlıkları Listesi’nde bulunan tarihi eserin Ankara’da olduğu bilgisi üzerine polis harekete geçti. Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçları İle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince belirlenen adrese düzenlenen operasyonda tarihisi eseri Ankara’ya getirdikleri ve satmaya çalıştıkları iddiası ile 4 kişi gözaltına alındı.

    Polis tarafından el konulan yaklaşık bin 600 yıllık mezar steli envantere tekrar kazandırıldı. Operasyonların sonucunda gözaltına alınan 4 kişiden 3’ü tutuklanırken 1 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Cem Yılmaz’dan İzleyicisine Büyük Jest

    Cem Yılmaz’dan İzleyicisine Büyük Jest


    Ünlü komedyen Cem Yılmaz’ın, olumsuz hava koşulları nedeniyle biletini ileri bir tarihe ertelemek isteyen izleyicisine verdiği yanıt olay oldu.

    Passo üzerinden, Cem Yılmaz’ın stand-up gösterisine bilet alan bir vatandaş, Ankara’dan İstanbul’a gelmenin olumsuz hava koşulları nedeniyle riskli olacağını savunarak bilet şirketine, biletini erteletme talebiyle mesaj attı. Şirketten olumsuz yanıt alan izleyici çareyi bu kez ünlü komedyen Cem Yılmaz’a yazmakta buldu.

    X hesabı üzerinden Cem Yılmaz’a bir mesaj yazan vatandaş, “Selamlar Cem abi, bu hava koşullarında bir çözüm yolu bulunamaz mı acaba? Yola çıkıp mağdur olmak veya kaza riskine girmek, tehlikeli bir durum oluşturmaz mı?” sorusunu sordu.

    İzleyicisine yanıt veren Cem Yılmaz ise “Madem bana yazdın…” dediği sözlerinde, “Sevgili abicim, eğer sorununu çözemediysen, biletini iade edemediysen ki bunun mümkün olduğunu düşünüyorum, ben seni istediğin tarihte misafir ederim söz madem bana yazdın , çözümle geldim” dedi.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kadınlar devlet hukukuna güvenmiyor, kendi çevrelerinde güvenli bir alan oluşturuyor’

    Kadınlar devlet hukukuna güvenmiyor, kendi çevrelerinde güvenli bir alan oluşturuyor’


    Rojhat ABİ


    DİYARBAKIR – Kürt Sineması ile ilgili uzun yıllardır akademik çalışmalar yürüten Nimet Gatar, ilk feminist belgesel çalışması ‘GotûbeJin’de Kürt kadınlarının erkekliğe, patriyarkal egemenliğin oluşumuna ve bu egemenliğe karşı örülen kadın mücadelesine odaklanıyor. İlk gösterimi 1’inci Dusseldorf Kürt Film Festival’inde yapılan ‘GotûbeJin’, 9-16 Aralık’ta Uluslararası Duhok Film Festivali’nde de yarışacak.

    Yönetmen Nimet Gatar ile ‘GotûbêJin’i, Kürt kadınlarının erkeklik temsilline bakışını ve patriyarkal şiddete karşı verdikleri mücadeleyi konuştuk.

    ŞİDDET, HAFIZA VE KADINLAR ..

    – GotûbeJin’nin yolculuğu nasıl başladı?

    “Kürt Sinemasında Kadın Temsilleri başlığı altında çalışırken kadın temsillerini üç farklı başlıkla çalıştım. Politik özne olan kadınlar, devlet-patiryarka şiddeti içerisinde şiddete karşı olan kadınlar ve hafızanın temsili olarak kadınlar. Bellek ya da hafıza dediğimizde hatırlatan ve hafızayı kültürel olarak aktaran kısımda özne olarak Kürt Sinemasında kadınları görüyoruz. Dolayısıyla bu bağlamda, ‘Kürt Sinemasından bazı filmleri kadınlarla, Dersim’de, Amed’de, Van’da izleyebilirsek, bunu bir de atölyede tartışabilirsek, kadınlarla da buluşabilirsek, acaba nasıl bir şey çıkar?’ diye düşündüm. Aynı dönem cinsiyet temsillerine dair Kürt sinemasındaki akademik çalışmalarımı yürütüyordum. Bu konular üzerine düşünürken artık bu çalışmaya başlamam gerektiğini fark ettim ve projeyi yazmaya başladım. Culture Civic’e saha desteği için başvuru yaptım. Ve saha desteğini alarak projeyi gerçekleştirdim.”

    ‘KÜRT İLLERİNDE HOPARLÖRDEN KÜRTÇE ANONS YAPAMADIK’

    – Bu belgesel projesinin yürütürken karşılaştığınız başlıca sorun neydi?

    “Projeyi gerçekleşirken aklımda farklı iller de vardı. Mesela bazı şehirlerde Kürt ifadesini kullanamadım projenin içerisinde. Projenin adı güvenlik gerekçesiyle ‘Gezici Sinema Diyalogları; Kürt Kadın İmgeleri’. Ama bazı yerlerde ‘Gezici Sinema Diyalogları: Kadın İmgeleri’ oldu. Sorunlu bulunuyormuş. Dolayısıyla alan verilmiyor. Gösterim alanı tanınmıyor ya da size mekan açılmıyor. Mesela, hoparlörden anonsumuzu Türkçe yaptık. Çünkü Kürt illerinde siz anonsu Kürtçe, Zazaca yapamıyorsunuz. Sebep onun sorunlu bulunması ya da anadilin kabul edilmeyen bir dil olarak tanımlanması. Aslında bu bile belgeselin çekim aşamasındaki zorluklarını ve belli saha sorunlarını açığa çıkarıyor.”

    ‘KADINLARLA PATRİYARKAL ŞİDDETİ KONUŞTUK’

    – Belgeselde yer alan kadınlarla neler konuştunuz?

    “Projeyi gerçekleştirdiğimizde büyük bir adım atmış olduk. Çünkü dengbêj kadınlarla ya da Kürt Sinemasını izleyen kadınlarla erkekliği, patriyarkal şiddeti şu anki 25 Kasım sürecinde de şiddetin ve şu anki savaşların öznesi olan erkeğin problemlerini konuştuk. Toplumsal hayatta erkeklik hallerinin kendi hayatımızı ne kadar kısıtladığını, zorlaştırdığını filmler aracılığıyla kadınlarla tartışmaya çalıştık.”

    ‘KÜRT TOPLUMU SORUNLARINI ANLATIRKEN MİZAHI KULLANIR’

    – Peki bu konuşmaların sonunda nasıl bir tablo ortaya çıktı?

    “Trajikomik detaylar da var ama ‘erkeklik nedir’ sorusunun ardından kadınlardan tek bir cevap geldi; ‘Erkeklik bir sorundur ve hadsiz olduğu için hiçbir sınırı tanımayandır’. Sahaya çıkmadan kadınların aslında konuşurken erkekliği bu kadar güçlü bir şekilde anlatabileceklerini düşünemiyorsunuz. İşin içerisinde bir de mizah var. Çünkü Kürt toplumu, çoğu sorunu anlatırken mizah kullanır. Ve mizah aslında hayatın da bir alanı. Sorunu anlatırken kadınlar bunu kendi deneyimi üzerinden mizah ile anlatmaya çalışıyor. İşte tam da bu noktada trajikomik. Erkekliğe ve patriyarkaya karşı ne kadar direndiklerine ne kadar mücadele ettiklerine ve bununla ne kadar karşılaştıklarına da işaret ediyorlar. Erkeklik problemini tartıştıktan sonra ‘bu sorunun çözümü nedir?’ dediğimizde de çözümün örgütlü bir mücadele olduğunu ifade ettiler. Örgütlü bir mücadele olmadan hiçbir şekilde mücadele edilemeyeceğini kadınlar yeniden hatırlattı. Örgütlü bir mücadeleyle, hani eylemlerde pankartta dahi yazar ‘karanlıkta kalırsan bu kalabalığı hatırla’ gibi, kalabalığın müthiş bir gücü olduğunun farkında olmamızı sağladılar aslında.”

    ‘ARTIK KADINLARIN DEVLET HUKUKUNA HİÇBİR ŞEKİLDE GÜVENİ KALMAMIŞ’

    – Kadına yönelik yükselen şiddetin oluşturduğu ortamda şiddetin engellenmesi ve önlenmesi yönünde kadınların yetkililerden beklentileri ve talepleri var mı?

    “Hiçbir şekilde devlet hukuk sistemine güveni yok kadınların. Çünkü şöyle bir şey tartışıldı; kadınlar kendilerine artık kendi çevresinde, komşuları ya da arkadaşlarıyla güvenli bir alan oluşturuyor. Bu çevrede devlet ya da devlet kurumları yer almıyor. Bir yandan devletin Twitter ya da belli mecralarda yazılan bazı söylemler üzerinden kişileri bulup siyasal söylem ürettiği iddiasıyla, ‘terör’ iddiasıyla belli kıstaslar altında tutukladığı bir yerde kadın şiddetinin ya da kadına karşı işlenen bir şiddetin suçlusu olan kişi yakalanmıyor. Tecavüz ya da birçok şiddet unsuru içerisinde olan erkeklerin ya da koca, baba düzeni içerisinde olan erkeğin hiçbir şekilde yargılandığını duymuyoruz. Erkeğin yargılandığı bir hukuk sistemi artık yok. Kadınlar kendi hukukunu koymak üzerine bir söylemde bulundular, bu çok güçlüydü. Çünkü artık kadınların devlet hukukuna güveni hiçbir şekilde kalmadı. Bugün kayyımların da yaşandığı bir yerde siz hangi hukuku toplumsal açıdan tartışabilirsiniz? Çünkü halkın kendi temsilini oluşturduğu bir yerde bile devlet tarafından ‘zararlı’, ‘terör’ ya da belli sıfatlarla suç unsurları tanımlanıyor ve bu suç unsurları üzerinden siz aniden tutuklanıyorsunuz. Buradan da hukukun temsilinin adalet olmadığını anlayabiliyorsunuz. Hukuk sistemindeki adaletsizliği Narin’in ardından da söyleyebiliriz. Ölen kişilerin isimleri hep kadın ya da çocuk ama yargılanan kişilerin isimleri ya da yüzleri var mı? Genelde yüzleri, isimleri olmayan bir patriyarkal şiddetten bahsediyoruz. Devletin isimsiz bıraktığı ve yüzlerini kaçırdığı suçlular bunlar. Balkondan düşenin kadın olduğunu duyarız genellikle. Şule Çet davasında olduğu gibi ‘siz de kızınıza sahip çıksaydınız’ diye bağıran erkeklerin adalet sistemi var şu an. Dolayısıyla belgeseldeki kadınlarda tüm bu olanlardan sonra eril yargı sistemine güvenmiyor.”

    ‘TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİNİ SİNEMA İLE YANSITTIK’

    – Kadınların var olmaya dair devam eden bir mücadelesinden ve tüm bu sorunların yakıcılığından bahsediyorsunuz. GotûbêJin’de bu sorunlara nasıl bir anlatı diliyle yaklaştınız?

    “GotûbêJin’da patriyarkayı eleştirdik. Anlatım dili olarak da tabii ki belgesel, feminist bir belgesel. Çünkü feminist bir argümanı var. Kadınların patriyarkayla karşılaşmaları, kocayla, ağabeyle ve babayla yaşadıkları soruna dair ifadeleri, kendi hayatındaki erkekliklere, toplumsal baskıya ya da toplumun içerisinde erkeğe biçilen rolün, kadına biçilen rolden daha fazla olması irdeleniyor. Aslında bu nicel ve nitel örnekler bile belgeselin söylemsel dilinin ve argümanının feminist olduğunu gösteriyor. Yapmak istediğimiz şey de buydu. Açığa çıkan toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sinema ile yansıtılması.”

    ‘AİLELER 90’LAR 2000’LER SONRASI KUŞAĞA DİL AKTARAMIYORSA BU ANADİL PROBLEMİDİR’

    – Belgesel diline baktığımız zaman hem Kürtçe hem de Türkçe dillerini görüyoruz. Dil konusunda gözlemleriniz neler oldu?

    “Ne yazık ki bazı genç katılımcılarımız Kürtçe olarak bazı noktalarda kendilerini yeterli derecede ifade edemeyeceklerini düşündüler. Bu dil asimilasyonunun göstergesidir. Karşılaştığımız çoğu özne sizinle tam anlamıyla istediği şekilde Kürtçe konuşamıyor. Bu ciddi bir asimilasyon. Aslında yok olmaktır bir yerde. Çünkü aileler 1990 ya da 2000’ler sonrası kuşağa dili aktaramıyorsa bu da bir anadil problemidir. Mesela Zazaca hiç konuşulmadı. Konuşulmasını çok isterdim ama hiç konuşulamadı. Bu durum Zazaca’nın ne kadar tehlike altında olduğunu da gösteriyor. Kürt Sineması içerisinde de Zazaca konuşulan çok örnek yok çünkü Zazaca konuşan çok az. Dil asimilasyonu şu an belki de en çok tartışmamız gereken konu olabilir.”

    – GotûbêJin, bir belgesel çalışması olarak mı kalacak? İleride farklı alanlarda da görebilecek miyiz?

    “GotûbêJin, aslında doktora çalışmamın bir bölümünü oluşturuyor. GotubêJin, yaratım bölümüydü. Sahadaki izlenimler ve konuşmalar, Kürt Sineması ile buluşan izleyicinin sinemadaki temsile bakışı üzerinden tezimin bir bölümünü oluşturacak. Bu bölüm izleyicinin erkekliğine bakışını ortaya çıkarmayı hedefliyor. Çünkü tez sadece Kürt Sinemasındaki erkeklikleri benim gözümle anlatmıyor. Bir taraftan da gözlemcinin de bakışı yer alıyor. O nedenle GotûbêJin bizim için önemli bir kısım oldu. GotubêJin dememizin sebebi de aslında o. Yani Gotubej zaten söylemek demek. GotûbêJin’ın J’sini büyük yazıp aslında bir kelime oyunu yaptık. Kadınsal söylemi gibi, kadın söylemi gibi bir çalışma açığa çıkıyor.”

    NİMET GATAR KİMDİR?

    Nimet Gatar, 2011 yılında arkeoloji bölümünden mezun oldu. 2016 yılında Mezopotamya Kadın Müzesi çalışması için Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde kayyım sürecine kadar arkeolog olarak çalışma yürüttü. 2016-2018 yılları arasında Jineoloji Dergisinde yayın kurulu üyesi ve editör olarak toplumsal cinsiyet çalışmaları yürüttü. 2019- 2021 yılları arasında sosyoloji yüksek lisansında ‘Yeni dönem Kürt Sinemasında kadın temsilleri’ üzerine çalıştı. 2021’de Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales’te (EHESS) Hamit Bozarslan ile birlikte Erasmus projesi kapsamında ‘Kürt Sineması’nda erkeklik’ üzerine çalıştı. Gatar, EHESS Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde doktora öğrencisi olarak ‘Kürt Sineması’nda Erkeklik Temsilleri’ üzerine tez çalışması yürütüyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kalbi 6 Dakika Durmuş, Entübe Edilmişti… Şerif Gören’in Uyandırılması Ertelendi

    Kalbi 6 Dakika Durmuş, Entübe Edilmişti… Şerif Gören’in Uyandırılması Ertelendi


    Cuma günü arkadaşlarıyla yemek yedikten sonra Cihangir’deki evine dönen ünlü yönetmen Şerif Gören, merdivenleri çıkarken düşerek başını çarpmıştı. Şerif Gören’in 6 dakika boyunca duran kalbi, oğlu Mehmet Gören tarafından çağrılan ambulansta tekrar çalıştırıldı. Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Şerif Gören’in beyin kanaması geçirdiği, sağlık durumunun ağır olduğu anlaşılmıştı. Entübe edilerek tedbir amaçlı uyutulan Gören, dün uyandırılacak tepki verip vermeyeceği test edilecekti.

    Habertürk’ten Mehmet Çalışkan’ın aktardığına göre, doktorlar, Gören’i uyandırma işlemini önümüzdeki haftaya erteledi. Bunun nedeni, Şerif Gören’de beklenen iyileşme gözlenmediği, sağlık durumunun ciddiyetini koruması. Kalbinin 6 dakika durması, beyninde yüksek ölçüde hasara yol açmış olabileceğinden endişe edilirken, geçmişteki kalp ameliyatı nedeniyle kan sulandırıcı ilaç kullanması, riski azaltmış olması umudu taşıyor.

    Kalbi 6 Dakika Durmuş, Entübe Edilmişti... Şerif Gören'in Uyandırılması Ertelendi - Resim : 2

    Türk sinemasının bol ödülü, 80 yaşındaki yönetmeni Şerif Gören’in yönettiği ‘Yol’, 1982’de Cannes Film Festivali’nde ‘Altın Palmiye’ kazanmıştı. Gören, genellikle toplumsal gerçekçilik anlayışında olan filmlerin yanı sıra ticari filmler ve belgeseller de yönetti. Gören, filmlerinde daha çok kent yaşamı, doğa ile insan ilişkisi gibi konuları işledi.

    Kaynak: Habertürk

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Kirli ellerinizi sanatın üzerinden çekin’

    ‘Kirli ellerinizi sanatın üzerinden çekin’


    AMED – Ortadoğu Sinema Akademisi Derneği, gözaltına alınan yönetmen Ardin Diren’in serbest bırakılması çağrısı yaptı. 

     

    Ortadoğu Sinema Akademisi Derneği, Amed’de bu sabah gözaltına alınan yönetmen Ardin Diren’in serbest bırakılması talebiyle yazılı açıklama yaptı. Üyeleri olan Diren’in hukuksuz bir şekilde gözaltına alındığına dikkat çekilen açıklamada, “Bu hukuksuz gözaltılar, tutuklamalar Kürt kültürüne, diline ve sanatına yönelik baskı, yasaklama, sansür ve iktidarın zorbalığının artarak, devam ettiğini bir kez daha göstermektedir. Konserler, kitaplar, film festivalleri yasaklanmakta, filmler sansüre uğramakta, yazarlar, eğitimciler ve sanatçılar tutuklanmaktadır. Sanat ve özgür düşünceye yönelik her geçen gün artarak, devam eden saldırılar kabul edilemez” denildi. 

     

    ‘ÖZGÜRLÜK MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ’

     

    Sanatçıların toplumun vicdanı olduğu kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Sanatçıların susturulması, toplumun susturulmasıdır. Hem sanatçılar hem de onların eserleri özgür olmalıdır. Kültür ve sanata karşı sürdürülen baskı, politika ve hukuksuz uygulamaları şiddetle kınıyoruz! Yönetmen arkadaşımız Ardin Diren derhal serbest bırakılmalıdır. Kirli ellerinizi sanatın ve sanatçıların üzerinden çekin. Bu baskı politikası ve uygulamalarına karşı hak ve özgürlük mücadelemizi hikayelerimizle, kameralarımızla, filmlerimizle sürdüreceğiz.” 

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’de Bir İlk! İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi 3 Yaşında

    Türkiye’de Bir İlk! İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi 3 Yaşında


    2021 yılından beri toplumsal cinsiyet odaklı sanal ve fiziki sergiler, yayınlar ve etkinliklerle alternatif bir kültür platformu olarak faaliyet gösteren İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde üçüncü yaşını İsveç Konsolosluğu’nda düzenlenen bir etkinlikle kutladı.

    ‘HER PROJE BARIŞA KÜÇÜK AMA ÖNEMLİ KATKI SUNUYOR’

    Etkinlikte açılış konuşmasını yapan müzenin kurucu üyelerinden Meral Akkent, müzenin önümüzdeki döneme ilişkin hedeflerinden şu sözlerle bahsetti:

    “Müzeler, ilham verici karşılaşma fırsatları yaratabilir. Birbirimizi duyabileceğimiz alanlar sunabilir. İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi, üç yıldan beri her konuda toplumsal cinsiyet rollerini tartışan, diyaloglara alan açan, kapsayıcı ve katılımcı projeler üretiyor. Müze, gelecekte de feminist sanat ve eğitim pratikleriyle, bireyleri ve toplulukları tartışmaya, işbirliğine ve etkileşime davet etmeye ve müzelerin nasıl bir eylem ve politika platformu olabileceğine dair modeller sunmaya devam edecek. Bu süreçte katılımcılıkla ürettiğimiz her proje, toplumsal barışa küçük ama önemli bir katkı sunuyor.”

    ‘KESİŞİMSELLİĞİ İLERİ GÖTÜRECEK OLAN TOPLUMSAL CİNSİYET MÜZELERİDİR’

    Akkent’ten sonra konuşan Uluslararası Müzeler Konseyi, ICOM Eski Başkanı Suay Aksoy, müzelerin tarafsız olamayacağını şu sözlerle vurguladı:

    “Müze tarafsız değil ama güvenli bir alan. Ancak sözünü ettiğimiz konular zor konular ve maalesef pek çok müze bu tür konuları ele aldıklarında karşılaşacakları baskıya direnecek, karar süreçlerinde ve toplumla ilişkilerinde küratoryal ve yönetimsel özerkliklerini güvenceye alacak ekiplere, mekanizmalara ve bilince sahip olmayabiliyorlar. Ama yine de Nijeryalı yazar Chimamanda Ngozi Adichie’nin “oto-sansür salgınına” karşı yaptığı uyarıya kulak vermekte yarar var. Yoksa bütün yaratıcılık ve güvenirlik elden gidiyor. Neyse ki, örneğin Birleşik Krallık Sanat Konseyi gibi kurumlar da var yeryüzünde ve sayıları artıyor. “Oto-sansürden kaçının, zor konuları açıklıkla ve güvenle ele alın” diyorlar, ayrıca “salt siyasi çalışmalar ürettiklerinden dolayı kurum ya da bireylere maddi desteği kesmeyeceklerini, reddetmeyeceklerini” ilan ediyorlar. Bu tür garantilerin olmadığı bir ortamda İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesinin varlığı işte bu yüzden çok önemli. Feminist arkadaşlara buradan selam olsun, müzelerin toplumsal değişimi yönlendirmeye katkı yapabileceğini ilk olarak kadın müzeleri göstermiştir. Bugün ise cinsler arası eşitliği ve kesişimselliği ileri götürecek olan, toplumsal cinsiyet müzeleridir.”

    Türkiye'de Bir İlk! İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi 3 Yaşında - Resim : 2

    Kutlama etkinliğinde ayrıca İsveç Araştırma Enstitüsü’nden Anders Ackfeldt ve İsveç İstanbul Başkonsolosu Johanna Strömquist, müzenin kapsayıcı çalışmalarına vurgu yaptı. Müzenin bir kısa filmi gösterildi ve etkinlik, konukların katıldığı bir kokteyl ile son buldu.

    Türkiye'de Bir İlk! İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi 3 Yaşında - Resim : 3

    İSTANBUL TOPLUMSAL CİNSİYET MÜZESİ HAKKINDA

    İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi, 2021’den beri toplumsal cinsiyet odaklı sanal ve fiziki sergiler, yayınlar ve etkinliklerle alternatif bir kültür platformu olarak faaliyet gösteriyor. Dünyadaki 96 kadın ve toplumsal cinsiyet müzesi arasında yer alan müze, kapsayıcı ve katılımcı projeler hayata geçiriyor.
    Eylül 2021’de açılan Türkiye’nin ilk toplumsal cinsiyet müzesi olan, İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi, kuruluşunun üçüncü yılını kutladı. Dünyadaki 96 kadın ve toplumsal cinsiyet müzesi arasında yer alan müze, bugüne kadar toplumsal cinsiyet odaklı dört sanal sergi, bir gezici fiziki sergi, beş yayın ve sayısız kültürel etkinlik gerçekleştirdi.

    KAPSAYICI VE KATILIMCI MÜZECİLİK

    Müze, toplumsal cinsiyet rollerini tartışmaya açan, farklı cinsiyetlerden, etnik ve kültürel kökenlerden deneyimleri kapsayan sanat ve kültürel üretimlere alan açıyor.

    Türkiye'de Bir İlk! İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi 3 Yaşında - Resim : 4

    İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi ayrıca sanatta yapısal şiddetin, ayrımcılığın ve yok sayma mekanizmalarının ilişkisini tartışmaya açıyor. İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi, sanatın dönüştürücü gücünü kullanarak bu yapısal eşitsizlikleri görünür kılmayı ve feminist sanat ile feminist pedagoji pratikleri yoluyla toplumsal hafızayı yeniden şekillendirmeyi amaçlıyor. Müze, projeleriyle hem geçmişin sessizliğini sorguluyor hem de sanatı eşitlik ve adalet mücadelelerinin bir aracı olarak konumlandırıyor.

    HER AY DÜZENLENEN KÜRATÖR TURLARI VE ETKİLEŞIMLİ SERGİ DENEYİMİ

    İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi, ziyaretçileriyle diyalog kurmayı önceliklendiriyor. Her ayın ilk Çarşamba günü düzenlenen çevrimiçi ücretsiz küratör turları, ziyaretçilerin sergilerle daha derin ve kişisel bağlar kurmasını sağlıyor. Bu turlarda, ziyaretçiler sergilerin arka planı ve tematik detayları hakkında küratörlerle sohbet fırsatı buluyor. Müze, etkinliklerini takip etmek isteyenler için güncel bilgileri etkinlik sayfasında paylaşıyor.

    ULUSLARARASI KADIN VE TOPLUMSAL CİNSİYET MÜZELERİ AĞI

    Kadın ve toplumsal cinsiyet müzeleri, 1980’li yıllardan itibaren, geleneksel müzelerin taraflı ve eksik tarih anlatılarına alternatif kurumlar olarak ortaya çıktı. İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi de bu ağın aktif bir üyesi olarak, ağın uluslararası etkinliklere katılıyor ve toplumsal cinsiyet rollerini tartışmaya açan projeler üretiyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 52. Uluslararası Emmy Ödülleri Sahiplerini Buldu: Haluk Bilginer Bu Kez Emmy’yi Kazanamadı

    52. Uluslararası Emmy Ödülleri Sahiplerini Buldu: Haluk Bilginer Bu Kez Emmy’yi Kazanamadı


    Bu yıl 52’ncisinin düzenlendiği Uluslararası Emmy Ödülleri, sahiplerini buldu. Törende ‘Şahsiyet’ adlı dizinin ikinci sezonundaki performansıyla ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülüne aday gösterilen Haluk Bilginer de törende yerini almak üzere New York’a gitti.

    Gecede ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü ‘The Sixth Commandment’ ile İngiliz komedyen, oyuncu ve seslendirme sanatçısı Timothy Spall aldı.

    52. Uluslararası Emmy Ödülleri Sahiplerini Buldu: Haluk Bilginer Bu Kez Emmy'yi Kazanamadı - Resim : 2

    Haluk Bilginer’in bu yılki Uluslararası Emmy Ödülleri’ndeki rakipleri şöyleydi;

    Julio Andrade… Betinho: No Fio da Navalha (Brezilya)

    Laurent Lafitte… Tapie (Fransa)

    Timothy Spall… The Sixth Commandment (İngiltere)

    2019’DA ‘EN İYİ ERKEK OYUNCU’ SEÇİLMİŞTİ

    52. Uluslararası Emmy Ödülleri Sahiplerini Buldu: Haluk Bilginer Bu Kez Emmy'yi Kazanamadı - Resim : 3

    Haluk Bilginer, 2019’da da aynı adlı dizide ‘Agâh Beyoğlu’ karakteriyle, Uluslararası Emmy Ödülleri’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü kazanmıştı.

    ‘En İyi Erkek Oyuncu Performansı’
    Timothy Spall, The Sixth Commandment’ta — Wild Mercury Productions / True Vision
    Birleşik Krallık

    ‘En İyi Kadın Oyuncu Performansı’
    Aokbab-Chutimon Chuengcharoensukying in Hunger — Şarkı Sesi Prodüksiyonu / Netflix
    Tayland

    ‘En İyi Dram Dizisi’
    Les Gouttes de Dieu ( Tanrının Damlaları ) — Efsanevi Eğlence / Les Productions Dynamic / 22H22 / Adline Entertainment / Fransa Télévisions / Hulu Japonya
    Fransa

    ‘En İyi Komedi’
    División Palermo — K&S Films / Netflix
    Arjantin

    ‘En İyi Belgesel’
    Otto Baxter: Bir Lanet Korku Hikayesi Değil — Hikaye Filmleri / Archface Filmleri / Sky Belgeselleri
    Birleşik Krallık

    ‘Sanat Programlama’
    Pianoforte — Telemark / HBO / Fryderyk Chopin Enstitüsü / Ventana / ZDF/ Arte / Mazovia Varşova Film Fonu / MX35 / Polonya Film Enstitüsü
    Polonya

    ‘Senaryosuz Eğlence’
    Restaurant Misverstand ( Hata Yapan Restoran ) — Roses Are Blue / CPL Productions / Motion Content Group / Seven.One Studios International
    Belçika

    ‘Kısa Formlu Seri’
    Punt de no retorn ( Dönüşü Olmayan Nokta ) — TV3 Katalonya
    İspanya

    ‘Spor Belgeseli’
    Brawn: The Impossible Formula 1 Hikayesi — North One Television / Disney+
    Birleşik Krallık

    ‘Pembe Dizi’
    La Promesa ( Yemin ) — Bambu Producciones, bir STUDIOCANAL Şirketi
    İspanya

    ‘TV Filmi / Mini Dizi’
    Liebes Kind ( Sevgili Çocuk ) — Constantin Film AG / Netflix
    Almanya

    ‘Çocuklar: Animasyon’
    Tabby McTat — Magic Light Pictures
    Birleşik Krallık

    ‘Çocuklar: Gerçek’
    La Vida Secreta de tu Mente ( Zihninizin gizli hayatı ) — Warner Bros. Discovery
    / Pictoline / Mighty Animation
    Meksika

    ‘Çocuklar: Canlı Aksiyon’
    En af Drengene ( Oğlanlardan Biri ) — Apple Tree Productions / Viaplay
    Danimarka

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Xwebûn ‘Jin, jiyan, azadî’ manşetiyle çıktı

    Xwebûn ‘Jin, jiyan, azadî’ manşetiyle çıktı


    HABER MERKEZİ – Xwebûn Gazetesi’nin 258’inci sayısı, “Jin, jiyan, azadî” manşetiyle çıktı. 

    Xwebûn Gazetesi’nin 258’inci sayısı, “Sonsuza kadar, Jin, jiyan, azadî” manşetiyle çıktı. Gazete, manşetiyle kadınların 25 Kasım mücadelesine dikkat çekti. Gazete bu sayısında özel olarak kadınların 25 Kasım mücadelesine yer vererek, bütün sayfalarında ise kadın yazarların yazıları yer verdi.

     

    Kadın sayfasından haber, söyleyişi, dil, edebiyat, güncel, forum, Kirmanckî, kültür ve toplum sayfasına kadar bütün sayfalar kadın yazarların yazıları ve kadın haberleriyle çıktı. 

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***