Kategori: Ekonomi

Serbest Görüş ile ekonomiye dair en güncel haberler, analizler ve yorumlarla ekonomik gelişmeleri takip edin. Sitemiz piyasa trendlerinden ekonomik politikalar ve mali analizlere kadar geniş bir yelpazede bilgi sunar. Türkiye ve dünya ekonomisindeki önemli gelişmeleri anlamanızı sağlayacak derinlemesine içerikler burada.

  • Fed: Ekonomideki yol olağanüstü şekilde belirsiz

    Fed: Ekonomideki yol olağanüstü şekilde belirsiz

    Fed: Ekonomideki yol olağanüstü şekilde belirsiz

    Fed Başkanı Powell, ekonominin geleceğinin büyük ölçüde korona virüsünün kontrol altına alınmasındaki başarıya bağlı olduğunu belirtti. ABD’de 20 milyon kişinin işten çıkartıldığını vurgulayan Powell, işsizlikteki artışın özellikle düşük ücretli çalışanlar, kadınlar, siyahi Amerikalılar ve Hispanikler için daha şiddetli olduğunu aktardı.

    ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, ekonominin önündeki yolun ‘olağanüstü’ bir şekilde belirsiz olduğunu belirterek, “İnsanlar, geniş yelpazedeki faaliyetlerde yeniden bulunmanın güvenli olduğuna emin olana kadar tam bir toparlanma mümkün değil” ifadelerini kullandı.

    Fed, Başkan Powell’ın bugün Temsilciler Meclisi’nin Finansal Hizmetler Komitesi’nde, Koronavirüs Yardım, Destek ve Ekonomik Güvenlik Gözetimi Yasası’na ilişkin yapacağı sunumun metnini yayımladı.

    Powell, sunumunda, Kovid-19 salgınının ABD ve dünya genelinde büyük zorluklara neden olmaya devam ettiğini vurguladı. Covid-19 salgını ve buna karşı alınan önemlerin etkisiyle mart ayı itibarıyla ekonomik faaliyette keskin bir düşüş yaşandığını anımsatan Powell, gayrisafi yurtiçi hasılanın bu yılın ikinci çeyreğinde büyük olasılıkla rekor seviyede düşüş göstereceğini kaydetti.

    Powell, ekonomiye yönelik son veriler olumlu sinyaller gösterse de 20 milyondan fazla Amerikalının işini kaybettiğini belirterek, işsizlikteki artışın özellikle düşük ücretli çalışanlar, kadınlar, siyahi Amerikalılar ve Hispanikler için daha şiddetli olduğunu aktardı.

    FAİZİ SABİT TUTMA SİNYALİ

    Fed Başkanı Powell, “Üretim ve istihdam, pandemi öncesi dönemdeki seviyelerinin çok altında kalıyor. Ekonominin önündeki yol olağanüstü bir şekilde belirsiz ve büyük ölçüde virüsü kontrol altına alma başarımıza bağlı. İnsanlar, geniş yelpazedeki faaliyetlerde yeniden bulunmanın güvenli olduğuna emin olana kadar tam bir toparlanma mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu.

    Ekonominin önündeki yolun hükümetin toparlanmayı destekleyecek politika eylemlerine de bağlı olduğunun altını çizen Powell, salgının ekonomik etkilerine karşı alınan önlemler kapsamında, mart ayında politika faizi oranını sıfıra indirdiklerini ve ekonomin son sıkıntıları atlattığından, maksimum istihdam ile fiyat istikrarı hedeflerini başaracağından emin olana kadar bu seviyede tutmayı planladıklarını ifade etti.

    Powell, Covid-19 salgınının ekonomik etkilerine karşı Fed’in bu zamana kadar attığı adımları hatırlatarak, gelişmeleri yakından izleyeceklerini ve bankanın hedeflerini desteklemek için planlarını uygun bir şekilde ayarlamaya hazır olduğunu ifade etti.
    (AA)


  • Garo Paylan: Kredi genişlemesiyle enflasyon, faiz ve döviz kuru patlayabilir

    Garo Paylan: Kredi genişlemesiyle enflasyon, faiz ve döviz kuru patlayabilir

    Koronavirüs öncesi ekonomik kriz yaşayan Türkiye’yi salgınla birlikte karanlık bir tablo bekliyor. Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik ve yüksek döviz kurunun yaşandığı Türkiye’nin önünde bankacılık sistemini derinden vuracak batık kredi tehlikesi bulunuyor.

    Koronavirüs sonrası konut ve taşıt kredilerinin faiz oranının düşürülmesiyle birlikte kredilere yönelik talep hızla arttı. Uluslararası derecelendirme kuruluşu S&P’dan da kısa süre önce gelen sorunlu kredi yani batık kredi uyarısı da bu tehlikeye işaret ediyor. S&P, Türk bankacılık sektöründeki sorunlu kredilerin 2021’e kadar yüzde 20’yi aşacağına dikkat çekti.

    Bu uyarının ardından Türk bankacılık sisteminin içinde olduğu krizi, aşırı kredi genişlemesinin ekonomiye olan etkisini ve batık kredi sorununu HDP’nin ekonomiden sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Garo Paylan ile konuştuk.

    Paylan, aşırı kredi genişlemesiyle enflasyon, faiz ve döviz kurunda yaşanabilecek patlamaya dikkat çekiyor.

    Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P, Türk bankalarındaki sorunlu kredi oranının 2021’de yüzde 20’yi aşacağı uyarısını yaptı. Türkiye’de korona sonrası ise kredilerde patlama yaşanıyor. Aşırı kredi büyümesinin ekonomiye yansıması nasıl olur?

    İktidar yıllardır borcu borçla kapatmak dışında bir çözüm göremiyor. Sürekli bir kredi genişlemesi sağlıyor. Bu kısa vadede bir işe yarıyor ama daha sonra makro ekonomik dengeleri bozuyor, enflasyonu yükseltiyor. Bu da faizleri ve döviz kurunu yükseltiyor. Bir sarmal şeklinde gidiyoruz. Bu batık krediler sorununa yapısal bir tedbir almadığı sürece de borcu borçla kapatan, sonuç olarak batık kredi sorununu daha derinleştiren bir duruma sürüklüyor ülkeyi.

    Şu anda bankalardaki resmi batık oranı yüzde 5, 6 gibi gözüküyor. Ama biz çok iyi biliyoruz ki yenilenen kredilerin çoğu batak. Biz bunlara zombi krediler diyoruz. Bu yüzden de gerçek anlamda batık kredilerin oranı ortaya çıkmıyor.

    Ne yapılması lazım?

    Ekonomik reformlarla batık kredilerin bankacılık sisteminden mutlaka ayıklanması gerekiyor. Bunu yapmadığı sürece bankacılık sistemi ayakta duruyormuş gibi gözüküyor ama bankacılık sisteminde kredi yaratma mekanizması da zora giriyor. Ancak kamu bankaları üzerinden zorlama kredi verebiliyorlar ya da özel bankalara sopayla kredi verdirmeye çalışıyorlar. Bu durumda da rasyonel kredi verilemiyor. Zorlamayla verilen kredilerde de batık oranı daha da büyüyecek.

    Ben bankacılıktaki batık kredilerle yüzleşilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçekten batması gereken krediler varsa batırılmalı ve kamu kaynakları zombi şirketlere daha da transfer edilmemeli.

    Hükümetten özel bankalara yönelik sürekli bir “kredi ver” baskısı var. Batık kredilerin geldiği kritik seviye düşünüldüğünde de bu durum özel bankalara nasıl yansıyacak?

    Bankacılık sistemi mevduat toplamak ve para satmak için vardır. Bir ayakkabıcının ben ayakkabı satmıyorum demesi gibi bir şeydir. Neden ayakkabıcı ayakkabı satmaz? Demek ki veresiye veriyorsa o kişiye güvenmediği için satmıyordur. Bankalar da para satmak için vardır. Satmıyorsa ya da kredi vermiyorsa nedenleri vardır. Ya piyasalara güvenmiyordur ya da iktidara güvenmiyordur. Bu güven meselesini çözmediğiniz sürece siz sopayla bankalara özel kredi verdirirseniz bugün yüzde 5, 6’da görülen batık krediler yarın yüzde 10’a, öbür gün de yüzde 20’ye çıkar. Bankalar öz sermayelerini tüketirler. Öz sermayelerini de tüketirlerse güven yok olur, insanlar bankalara para yatırmazlar ve bankalar batarlar. O zaman da derin bir finansal kriz yaşanır. Zaten şu anda derin bir ekonomik kriz yaşıyoruz, reel sektör krizi yaşıyoruz, bunun yanına derin bir finansal krizi de eklemek zorunda kalırız.

    Bu durumda bankacılık sistemi şu an tehlikede mi?

    Kesinlikle tehlikede. Şu anda bankaların öz sermayesinin yeterli olduğu iddiası var. Ama batık krediyle yüzleşilmediği sürece bu bankacılık sisteminin güven sağlaması mümkün değil.

    Neden yurt dışında sendikasyon kredisi yüzde 0 iken yüzde 5, 6 ve 7 ile euro ve dolar borçlanması yapılıyor? Bu sebepten dolayı. Yabancılar risk görüyor. Bu nedenle Türkiye’nin bankalarına ve hazinesine borç verirken o risk primini üzerine koyarak borç veriyor. Oysa bankaların bilançoları bu batık kredilerden gerçekten anlamda temizlenirse, öz sermaye rasyolarının ne olduğu ortaya konabilirse, Türkiye güven veren bir ekonomik istikrar oluşturursa, ki bu iktidarla bu asla mümkün değil, o zaman Türkiye çok daha uygun koşullarda finansman bulabilir. Kendi özel sektörüne ve halkına da çok daha uygun koşullarda kaynak transfer edebilir.

    Ama bankacılık sistemi sopayla ancak bu kadar kredi verebiliyor. Bunun da sürdürülebilirliği yok. Geçici olarak kredi genişlemesini yaratabilirsiniz, ama bu kredilerin battığı görüldükçe, bankacılık sistemi üzerindeki sorgulamalar artacaktır. Bu kredilerin pompalaması sonucu oluşacak enflasyon, faiz ve döviz krizi sarmalı da ülkede yeni krizlerin kapısını açacaktır.

    Bankaların ortaklaşa kuracağı bir Varlık Yönetimi şirketinden bahsediliyor. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nasıl olur, bunun çözüme bir katkısı olur mu?

    Bu kötü banka (Bad Bank) olarak tanımlanan dünyada da çeşitli örnekleri de olan bir uygulama. Bunun nasıl olacağı önemli. Bu kötü banka denilen uygulamaya da belli bir kaynak konulması gerekiyor. Bu varlıklar oraya konulacak, banka bilançolarından temizlenecek ve bunların yönetilmesi sağlanacak. Bu kaynağı kim koyacak, kim nasıl destek verecek, şartları nasıl olacak görmemiz lazım ama biz şöyle bakıyoruz: Kamu kaynakları burada heba edilmemeli. Özel bankalar bu anlamda risk almışsa bu riski kendileri taşımalı, şirketler risk almışsa bu riski şirketler taşımalı. Yani zombi şirketleri kurtarmak için biz kamu kaynaklarının aktarılmasına kesinlikle karşıyız. Bunların ayıklanması ve bir an önce bilançolardan çıkarılması lazım. Zombi şirketlerin kurtarılması için de daha fazla kamu kaynağının ayrılmasından vazgeçilmesi lazım.

    Son olarak dün Merkez Bankası indirim beklentilerine karşın faiz kararını sabit tuttu. Merkez Bankası Murat Uysal’ın atanmasından beri böyle bir karar ilk defa görülüyor. Siz bu kararı nasıl karşıladınız?

    Son bir yıldaki kredi genişlemesi yüzde 50, 70’lere kadar varmış durumda. Özel bankalarda yüzde 30, kamu bankalarında yüzde 60, 70 oranında. Bunlar korkunç rakamlar. Bu kadar kredi büyümesinin sonuç olarak enflasyonda bir hareket yaratacağını nihayet Merkez Bankası da gördü. Bunu zaten uzun süredir görüyordu ama Saray’dan gelen “Faiz neden, enflasyon sonuç” önermesiyle bu talimatlarla faiz indirimi yapılıyordu. Ama hem kredi faizlerinin çok hızlı genişlediğini, hem de gereğinden fazla hızlı bir şekilde faiz indirimleri yapıldığını nihayet Merkez Bankası da gördü. Bu anlamda enflasyon uyarısı yaptığını düşünüyorum. Ama geç kaldı. Açıklanan rakamlar yüzde 7 gibi ama vatandaşın enflasyon oranının en az yüzde 20 olduğunu görüyorum. İğneden ipliğe her şeye korkunç bir zam gelmiş durumda. Bir talep oluşturdular. Bu talep de enflasyonu inanılmaz körükledi. İki ay önce 400 bin olan evler şimdi 600 bine satılıyor. Piyasada çok sayıda ürüne yüzde 20 zam gelmiş durumda. Çok ciddi bir enflasyon patlaması yaşanıyor. Bu konuda Merkez Bankası faizi sabit tutarak enflasyon riskini görmüş durumda. Ama ateş bacayı her an sarabilir. 2018 yılında da böyle bir kredi genişlemesi yaptılar. Ben bu konuda “Böyle hızlı bir kredi genişlemesi yapmayın” diye çok uyardım. Bu enflasyonu, faizi ve döviz kurunu patlattı. Şimdi yeniden böyle bir sarmala girme riskiyle karşı karşıyayız.


    © Ahval Türkçe

  • Hazine 5,68 milyar lira borçlandı

    Hazine 5,68 milyar lira borçlandı

    Hazine 5,68 milyar lira borçlandı

    Hazine bugün iki ayrı bono ve tahvil ihalesi gerçekleştirdi. Her iki ihalede de kamu kurumlarından teklif alınmadı.

    Hazine ve Maliye Bakanlığı, bugün düzenlediği bono ve tahvil ihalelerinde 5 milyar 681 milyon lira borçlanmaya gitti.

    Bakanlık, ilk ihalede 6 ay (175 gün) vadeli, kuponsuz hazine bonosunun yeniden ihracını gerçekleştirdi. İhalede basit faiz yüzde 8,04, bileşik faiz yüzde 8,21 oldu.

    Nominal teklifin 3 milyar 202 milyon lira olduğu ihalede, nominal satış 1 milyar 18 milyon lira, net satış 980,1 milyon lira olarak gerçekleşti.

    Kamu kuruluşlarından teklif alınmayan ihalede, piyasa yapıcılarından 3 milyar 427 milyon liralık teklif değerlendirildi ve bu kesime 1 milyar 500 milyon liralık satış yapıldı.

    Hazine ikinci ihalede ise 3 yıl (1099 gün) vadeli, 3 ayda bir kupon ödemeli, Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı’na (TLREF) endeksli devlet tahvilini yeniden ihraç etti. İhalede dönemsel faiz yüzde 2,56 oldu.

    Nominal teklifin 3 milyar 659,2 milyon lirayı bulduğu ihalede, nominal satış 1 milyar 673 milyon lirayı, net satış 1 milyar 701,2 milyon lirayı buldu.

    Kamu kuruluşlarından teklif alınmayan ihalede, piyasa yapıcılarından 2 milyar 901 milyon liralık teklif alındı ve bu kesime 1 milyar 500 milyon liralık satış yapıldı.

    Böylece Hazine, piyasaya toplam 5 milyar 681,3 milyon lira borçlandı.
    (AA)


  • Konut fiyatları yüzde 17 arttı

    Konut fiyatları yüzde 17 arttı

    Konut fiyatları yüzde 17 arttı

    Fiyatlar, nisan ayında yüzde 16.7 arttı. Konut kredilerindeki indirim artışta etkili oldu.

    Konut fiyatları, nisan ayında geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 16.7 arttı. Konut kredilerinde kamu bankaları öncülüğünde yapılan indirimlerin etkisiyle aylık bazda konut fiyatlarındaki artış ise yüzde 1.7 oldu.

    Konut Fiyat Endeksi, nisanda aylık yüzde 1.7, yıllık yüzde 16.7 artışla yüzde 127.5 seviyesinde gerçekleşti.

    Konut fiyatlarındaki bu yükseliş kamu bankaları öncülüğünde konut kredisi faizlerinde yaşanan düşüşlerden destek buldu.

    Üç büyük ilin konut fiyat endekslerindeki gelişmeler değerlendirildiğinde, 2020 yılı nisan ayında bir önceki aya göre İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 1.7, 1.9 ve 1 artış gözlendi. (EKONOMİ SERVİSİ)


  • Erdoğan’ın kıdem açıklamasına tepki: Sendikaları günahlarına ortak etmeye çalışıyor

    Erdoğan’ın kıdem açıklamasına tepki: Sendikaları günahlarına ortak etmeye çalışıyor

    Kıdem tazminatının gasbına ilişkin bir açıklama da Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldi. Patron ve işçi sendikalarının ‘bu konuyu’ kendi aralarında halletmesi çağrısı yapan Erdoğan, “Kendi aranızda halledemeyip bunu eğer ‘Kabine halletsin’ diyorsanız ha burada art niyet vardır” diye konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarını değerlendiren DİSK Yönetim Kurulu Üyesi Seyit Aslan ise, “DİSK olarak bu durumu asla kabul etmeyiz. Türk-İş’in de bunu kabul edeceğini sanmıyoruz. Hak-İş kendi tabanına bunun hesabını veremez, işçi sınıfına bunun hesabını veremez. Sendikaları kendi günahlarına ortak etmeye çalışıyor” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Her bir işçimizin kazanılmış hakkını korumak bu ülkenin Cumhurbaşkanı ve kendisi de işçilikten gelen bir ferdi olarak, en başta gelen görevimizdir” dedi.  “İşçilerin kıdem tazminatı haklarını ‘birilerinin insafına bırakmadan kalıcı ve garantili bir sisteme bağlamayı” amaçladıklarını savunan Erdoğan, patron ve işçi sendikalarına şöyle seslendi: “Hep söylerim, işveren sendikaları, işçi sendikaları gelin bir araya bu konuyu kendi aranızda halledin. Kendi aranızda halledemeyip bunu eğer ‘Kabine halletsin’ diyorsanız ha burada art niyet vardır. Kusura bakmayın, böyle bir art niyete ne Cumhurbaşkanı olarak şahsım ne de kabinemiz alet olamayız. Niye kendi aranızda bu işi çözmüyorsunuz? Niye kendi aranızda bunu halledemiyorsunuz? Kendi aranızda halledemeyip ondan sonra bizleri işçimizin ve işverenin karşısında zor duruma düşürmek veya kötü durumda bırakmak mı istiyorsunuz? Bugüne kadar attığımız her adımda nasıl emekçi kardeşlerimizin yanında yer almışsak, bu konuda da aynı anlayışla hareket edeceğiz.”

    “NE YAPIN EDİN KIDEMİ ORTADAN KALDIRIN” DEMEK İSTENİYOR

    DİSK Yönetim Kurulu Üyesi Seyit Aslan, Erdoğan’ın açıklamalarına ilişkin, “Sendikaları kendi günahlarına ortak etmeye çalışıyor” dedi.

    Sendikaların, işçilerin kazanılmış hakkını geriye götürecek tasarrufta bulunmasının kabul edilemeyeceğini kaydeden Aslan şöyle konuştu: “Sendikaların birçok ortak talebi oldu. Örneği sendikal barajların kaldırılması konusunda sendikalar ortak görüş beyan etti. Ama hükümet buna yanaşmadı. Çünkü bu işçilerden yana bir talep. ‘Sendikalar anlaşsın’ derken ‘Ne yapın ne edin kıdem tazminatını ortadan kaldırın, bunun için anlaşın’ demek istiyor. Biz DİSK olarak bu durumu asla kabul etmeyiz. Türk-İş’in de bunu kabul edeceğini sanmıyoruz. Hak-İş kendi tabanına bunun hesabını veremez, işçi sınıfına bunun hesabını veremez.”

    “PATRONLARIN KEYFİ OLARAK GASBETTİKLERİ KIDEM İÇİN YAPTIRIM UYGULANMALI”

    “Kıdem tazminatı düzenlemesinde var olan hakların korunacağına” ilişkin ifadeleri “Ali-cengiz oyunu” olarak niteleyen Aslan, “Bu sözler işçileri, sendikaları bölmek için kullanıldı, sermayenin istediği koşullara adım adım gelindi. Var olan hak zaten işçinin, sen kimin için koruyorsun? Yapılacak olan kıdemden hem hükümetin hem sermayenin elini çekmesidir. Olması gereken herkesin kıdem tazminatını alabilmesidir. Bu ne demektir? Kıdem tazminatını vermeyen patronlara yaptırım uygulanmasıdır. Gerekirse hapis cezası alsın” dedi. “Cumhurbaşkanına şunu söylemek istiyoruz, asla kıdem tazminatı meselesinin gündeme getirilmemesi, bütünüyle rafa kaldırılması gerekiyor” diyen Aslan, “İşçilerin patronlardan alamadıkları, patronların keyfi olarak ödemedikleri kıdem tazminatlarının alınması için girişimler yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işçileri düşünerek hareket etmediğinin açık olduğunu belirten Aslan, “İşçileri düşünmüyor bu çok net. İşçileri düşünmüş olsa, bugün işçilerin ücretleri en azından yoksulluk sınırı düzeyinde olurdu. Ya da kayıtdışı çalışma yüzde 40 olmazdı. İşçilerin grevleri yasaklanmazdı. Cumhurbaşkanı şunu unutuyor, uluslararası sermaye örgütlerinin katıldığı toplantıda ‘OHAL’i grev olmasın diye uyguluyoruz” dedi. Dolayısıyla kıdem tazminatı konusunda Erdoğan’ın sözleri bizim için asla inandırıcı değil. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)

    Reklam

  • İş dünyasına sıkıntılı süreç uyarısı

    İş dünyasına sıkıntılı süreç uyarısı

    Türkiye genelinde havaların serin gitmesi sonucu karpuz tüketimi azaldı. Bunun sonucunda daha önce tarlada 2.5 liradan kiradan satılan karpuzun kilosu 1 TL’ye kadar geriledi. Çiftçiler fiyatların daha da düşmemesini umuyor.

    Çukurova yöresinin önemli ürünlerinden olan, tadı, aroması ve rengiyle ünlü Adana karpuzunun hasadı devam ediyor. Türkiye’nin karpuz üretiminin yaklaşık yüzde 20’sinin yapıldığı Adana’da, karpuz fiyatları tüketimin havaların serin gitmesi nedeniyle 1 liraya kadar düştü.

    ADANA KARPUZDA MARKA ŞEHİR HALİNE GELDİ

    Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, Türkiye’nin Çin’den sonra en fazla karpuz üreten ülke olduğunu söyledi. Türkiye’nin karpuz üretiminin yaklaşık yüzde 20’sinin Adana’da gerçekleştirildiğini belirten Doğru, “Türkiye’de ilk Adana karpuzu hasat edilir. Adana’da, Akdeniz kıyısındaki Karataş ve Yumurtalık ilçelerinde ilk hasat mayısın ortasından itibaren başlar, temmuz sonuna kadar hasat sürer. İlk hasadın kentte yapılması nedeniyle Adana, karpuz açısından marka şehir haline gelmiştir” dedi.

    AŞIRI YAĞIŞLAR VERİMİ DÜŞÜRDÜ

    Geçen seneye göre karpuz ekim alanında azalış olduğunu ifade eden Doğru, “Geçen yıl 123 bin dekar alanda 867 bin ton karpuz yetiştirilmişti. Bu sene yaklaşık 110 bin dekar ekim alanı, 800 bin tonun biraz altında rekolte bekliyoruz. Kış aylarındaki aşırı yağışlar, baharda seraların açıldığı dönemde dolu ve sağanaklar sebebiyle verimde biraz düşüş tahmin ediyoruz” dedi. Diğer bölgelerde ürün hasadının başlamasına karşın tarlada karpuz fiyatlarının 1 TL’den satılmaya devam ettiğini belirten Doğru, “İnşallah sezon sonuna kadar böyle devam ederse üreticimiz emeklerinin karşılığını alacak” dedi.

  • Dolar yükselmeye devam ediyor

    Dolar yükselmeye devam ediyor

    Dolar yükselmeye devam ediyor

    Döviz kurlarında hareketlilik sürüyor. Geçen hafta 6,70 seviyelerinden işlem gören dolar, serbest piyasada dolar 6,85, euro 7,71 liradan el değiştiriyor. Çeyrek altın ise 623 lira.

    DUVAR – ABD ve Avrupa’da beklentilerden iyi gelen verilerin iyimserliği ile salgında ikinci dalga endişelerini fiyatlamaya çalışan piyasalarda karışık bir seyir izleniyor.

    ABD’de dün açıklanan verilere göre, perakende satışlar, mayısta yüzde 17,7 artarak tarihinin en yüksek aylık artışını gerçekleştirirken, sanayi üretimi de toparlanmaya devam etti.

    Makroekonomik verilerdeki toparlanma ile dün yükseliş eğiliminde hareket eden New York borsası, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın Kongre’deki sunumu ve Çin’in başkenti Pekin’de artan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakaları sonrası bugün vadeli işlemlerde düşüşe geçti.

    Dün Dow Jones endeksi yüzde 2,04, S&P 500 endeksi yüzde 1,90 ve Nasdaq endeksi yüzde 1,75 değer kazandı. Vadeli işlemlerde ise endekslerin ortalama yüzde 0,3 gerilediği görülüyor.

    FED: TOPARLANMA OLASILIĞI DÜŞÜK

    Fed Başkanı Powell, dün akşam Kongre’deki konuşmasında, üretim ve istihdamın Kovid-19 salgını öncesi dönemdeki seviyelerinin çok altında kaldığını belirterek, ekonomik toparlanmanın zamanlaması ve gücüne ilişkin ciddi belirsizliğin devam ettiğini söyledi. Salgının küçük işletmeler için akut riskler oluşturduğunu ifade eden Powell, “Halk hastalığın kontrol altına alındığından emin olana kadar tam toparlanma olasılığı düşük” dedi. Powell’ın bu akşam da Kongre’de soruları yanıtlaması bekleniyor.

    Avrupa Ekonomik Araştırmalar Merkezi’nin (ZEW) dün açıkladığı verilere göre, Ekonomik Güven Endeksi, Almanya’da, ekonomik iyimserlik beklentileri ile geçen aya göre 12,4 puan artarak 63,4 puana yükseldi. Beklentilerdeki toparlanma ile dün Pekin’deki vaka artışları haberinden önce kapanan Avrupa borsaları hızlı yükseldi. Almanya’da DAX endeksi yüzde 3,39, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 2,94 ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 2,84 değer kazandı.

    Bugün Asya borsalarında, Kovid-19 salgınına ilişkin ikinci dalga fiyatlamasının daha ağır bastığı görülüyor. Pekin’de toptan gıda pazarı Şinfadi kaynaklı vakaların artması nedeniyle kentteki alarm seviyesi yükseltilerek tüm okullarda eğitime ara verildi. Öte yandan, Japonya’da açıklanan dış ticaret verilerine göre, ülkenin ihracatı mayısta yüzde 28,3 gerileyerek beklentilerin altında kaldı. Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,5, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,2 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,3 değer kaybetti.

    DÖVİZ HAREKETLİ

    Türkiye’de dün 111.875 puanla 6 Mart’tan bu yana en yüksek seviyesini test eden BIST 100 endeksi, kar satışlarıyla kazançlarının bir kısmını geri verse de günü, önceki kapanışa göre yüzde 1,26 değer kazancıyla 110.939 puandan tamamladı. Dün 6,84’den kapanış yapan dolar/TL ise bugün bankalararası piyasanın açılışında 6,85’den işlem görüyor. Euro 7,71 liradan el değiştirirken, çeyrek altın 623 liradan satılıyor.
    (AA)


  • Varlık Fonu, Turkcell’in en büyük hissedarı oluyor

    Varlık Fonu, Turkcell’in en büyük hissedarı oluyor

    Varlık Fonu, Turkcell’in en büyük hissedarı oluyor

    Türkiye Varlık Fonu, Turkcell hisselerinin yüzde 26,2’sini satın alıyor. Türkiye Varlık Fonu, şirketin yönetim kurulundaki 9 üyeden 5’ini belirleyecek.

    Türkiye Varlık Fonu’ndan yapılan açıklamada, “TVF, Turkcell İletişim Hizmetleri AŞ’nin (BİST: TCELL, NYSE: TKC) yüzde 26,2 oranında hissedarı oluyor. Telia Company, LetterOne, Çukurova Holding, Ziraat Bankası ve ilgili taraflar ile imzalanan sözleşmeler ile TVF, Turkcell’in en büyük hissedarı olacak” denildi.

    Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) Turkcell hisselerini satın alacağı iddia edilmişti. Yazılı açıklama yapan TVF haberleri doğruladı.

    Şirket hisselerinin yüzde 26,2’sinin satın alınacağı aktarılan açıklamada, “TVF, Turkcell İletişim Hizmetleri AŞ’nin (BİST: TCELL, NYSE: TKC) yüzde 26,2 oranında hissedarı oluyor. Telia Company, LetterOne, Çukurova Holding, Ziraat Bankası ve ilgili taraflar ile imzalanan sözleşmeler ile TVF, Turkcell’in en büyük hissedarı olacak” ifadelerine yer verildi.

    TVF’nin ilk kez borsada işlem gören bir şirkete yatırım yaptığı belirtilen açıklamada, “TVF, kuruluş vizyonu doğrultusunda, küresel dijital dönüşümde öncü bir şirketin en büyük destekçisi olurken, LetterOne da hisselerini neredeyse ikiye katlayarak Turkcell’in geleceğine duyduğu güveni ortaya koydu” denildi.

    Açıklamada, satın alma işlemi sonrasında yeni ortaklık yapısı ise şöyle anlatıldı:

    • TVF, toplam yüzde 26,2 içerisindeki yüzde 15’lik imtiyazlı hisseleriyle Turkcell Yönetim Kurulu’ndaki 9 üyeden 5’ini belirleyebilecek ve şirketin yönetim kontrolüne sahip en büyük hissedarı olacak.
    • Telia, Turkcell’deki yüzde 24,02’lik dolaylı hisselerinin tamamını 530 milyon dolar karşılığında satarak Turkcell’den çıkış yapacak.
    • LetterOne, şirketteki payını toplamda yüzde 24,8’e çıkararak en büyük azınlık hissedar haline gelecek.
    • Turkcell Holding ortak girişimi sona erecek. Çukurova Holding ise dolaylı hisselerini satarak Turkcell’den çıkış yapacak.
    • Yönetim kurulundaki 4 üye TVF imtiyazı olmaksızın seçebilecek ve bu sayede azınlık hissedarlar daha fazla güç kazanacak.
    • Turkcell’in mevcut temettü politikası sürdürülecek.
    • Turkcell, hem Borsa İstanbul hem de New York borsasında işlem gören tek Türk şirketi olmaya devam edecek.

    Satın alma anlaşmasını değerlendiren TVF Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Zafer Sönmez, “Türkiye Varlık Fonu olarak birincil görevimiz, Türkiye’nin stratejik şirketlerine yatırım yapmak. Türkiye’nin lider dijital operatörü Turkcell’in bu potansiyelini en etkin şekilde ortaya koyması için bu yatırımı yapıyoruz. Ülkemizin geleceği adına hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum” dedi.

    Açıklamada, Turkcell Ana Sözleşmesi’nde yapılacak değişikliklerin genel kurulda onaylanması ve ilgili düzenleyici kuruluşlardan gerekli izinlerin alınmasının ardından sürecin 2020 yılı içerisinde tamamlanmasının hedeflendiği belirtildi. (HABER MERKEZİ)

    Kaynak: Duvar


  • Merkez Bankası politika faizini yüzde 8,25’te sabit tuttu

    Merkez Bankası politika faizini yüzde 8,25’te sabit tuttu

    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) yüzde 8,25’te sabit bıraktı.

    TCMB tarafından faiz oranlarına ilişkin yapılan duyuruda, Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal başkanlığında toplanan PPK’nın, politika faizinin yüzde 8,25 düzeyinde sabit tutulmasına karar verdiği bildirildi.

    Duyuruda, Covid-19 salgınına ilişkin gelişmelere bağlı olarak küresel büyümedeki zayıflamanın yılın ikinci çeyreğinde derinleşirken, ülkelerin attığı normalleşme adımlarına bağlı olarak kısmi bir toparlanma gözlendiği belirtildi.

    Küresel ekonomideki toparlanmaya ilişkin belirsizliklerin yüksek seyretmekte olduğu, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke merkez bankalarının genişleyici yönde adımlar atmaya devam ettiği bildirilen duyuruda, salgın hastalığın sermaye akımları, finansal koşullar, dış ticaret ve emtia fiyatları kanalıyla oluşturmakta olduğu küresel etkilerin yakından takip edildiği kaydedildi.

    Duyuruda, şu ifadelere yer verildi:

    “İktisadi faaliyetteki yavaşlama nisan ayında belirginleşirken, kademeli normalleşme adımlarıyla birlikte mayıs ayından itibaren toparlanmanın başladığı görülmektedir. Salgın hastalığa bağlı gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinin sınırlandırılması açısından finansal piyasaların, kredi kanalının ve firmaların nakit akışının sağlıklı işleyişinin devamı büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede, yakın dönemde uygulamaya konulan parasal ve mali tedbirler, ekonominin üretim potansiyelini destekleyerek finansal istikrara ve iktisadi faaliyetteki toparlanma sürecine katkı yapmaktadır. Son dönemde ihracat ve turizm gelirlerinde salgın hastalığa bağlı olarak düşüş gözlenmiştir. Ancak, normalleşmeyle birlikte mal ihracatında görülen toparlanma ve emtia fiyatlarının düşük seviyeleri önümüzdeki dönemde cari işlemler dengesini destekleyecektir.”

    ‘Uluslararası emtia fiyatları tüketici enflasyonunu sınırlamaya devam etti’

    Duyuruda, toplam talep koşullarının sınırlayıcı etkisine karşın, salgına bağlı birim maliyet artışlarının yansımalarıyla çekirdek enflasyon göstergelerinin eğilimlerinde bir miktar yükseliş gözlendiği vurgulandı.

    Uluslararası emtia fiyatlarının tüketici enflasyonunu sınırlamaya devam ederken, gıda enflasyonunun dönemsel ve salgına bağlı etkiler nedeniyle arttığı belirtilen duyuruda, şunlar kaydedildi:

    “Salgına bağlı tedbirlerle kısa vadede etkili olan arz yönlü unsurların, normalleşme sürecinin devamıyla kademeli olarak ortadan kalkacağı ve yılın ikinci yarısında talep yönlü dezenflasyonist etkilerin daha belirgin hale geleceği değerlendirilmektedir. Bu çerçevede Kurul, enflasyon görünümünü etkileyen tüm unsurları dikkate alarak, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir. Kurul, enflasyondaki düşüş sürecinin devamlılığının, ülke risk priminin gerilemesi, uzun vadeli faizlerin aşağı gelmesi ve ekonomideki toparlanmanın güç kazanması açısından büyük önem taşıdığını değerlendirmektedir.

    Enflasyondaki düşüşün hedeflenen patika ile uyumlu şekilde gerçekleşmesi için para politikasındaki temkinli duruşun sürdürülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, parasal duruş ana eğilime dair göstergeler dikkate alınarak enflasyondaki düşüşün sürekliliğini sağlayacak şekilde belirlenecektir. Merkez Bankası fiyat istikrarı ve finansal istikrar amaçları doğrultusunda elindeki bütün araçları kullanmaya devam edecektir. Açıklanacak her türlü yeni verinin ve haberin Kurul’un geleceğe yönelik politika duruşunu değiştirmesine neden olabileceği önemle vurgulanmalıdır.”

  • Bakana mektup: DİSK’e ayrımcılık yapmayın

    Bakana mektup: DİSK’e ayrımcılık yapmayın

    Bakana mektup: DİSK’e ayrımcılık yapmayın

    DİSK’ten Çalışma Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’a mektup: Üçlü Danışma Kurulu toplanmalı.

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’a bir mektup yazarak çalışma hayatı ile ilgili konuların Üçlü Danışma Kurulu’nda ele alınmasını istedi. DİSK, milyonlarca çalışanı ilgilendiren korona virüsü salgını nedeniyle gereken adımların atılmasını ve önlemlerin alınmasını talep etti.

    DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu ve Genel Sekter Adnan Serdaroğlu imzasıyla gönderiolen mektupta işçi haklarında ciddi kayıplara neden olan temel ve tartışmalı konuların üçlü sosyal diyalog mekanizmaları dışında toplantılarla ele alındığı vurgulandı. DİSK’e yönelik ayrımcı ve taraflı bir tutum olduğuna dikkat mektupta, “Konfederasyonumuz tıpkı diğer işçi sendikaları konfederasyonları gibi çalışma hayatı ile ilgili konuların tarafı ve muhatabıdır. Bu hem 200 bine yakın işçinin bize verdiği yetkiden, hem de Anayasa ve çalışma mevzuatından kaynaklanmaktadır” denildi.

    DİSK, milyonlarca çalışanı ilgilendiren korona virüsü salgınıyla ilgili alınması gereken önemli adımlar olduğunu ve ciddi önlemler alınması gerektiğini vurguladı.

    DİSK’in Bakan Selçuk ve bilgi için TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve TİSK’e gönderdiği mektup şöyle:

    “Sayın Bakan,

    Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu olarak çalışma hayatına ilişkin konuların hükümet-işçi-işveren üçlüsü arasında sosyal diyaloğun evrensel ilkelerine uygun olarak ele alınmasına büyük önem veriyoruz. Nitekim salgın karşısında alınması gereken tedbirleri görüşmek üzere üçlü danışma mekanizmalarının toplanması gerektiğini açıklamış ve 17 Mart 2020’de toplanan Üç Danışma Kurulu’nda bu konudaki görüşlerimizi dile getirmiştik.

    Ülkemizde çalışma hayatı ve sosyo-ekonomik sorunların ele alınacağı çeşitli anayasal ve yasal sosyal diyalog mekanizmaları vardır.  Anayasal bir kurum olan Ekonomik ve Sosyal Konsey, 1940’lardan beri var olan Çalışma Meclisi ve 2003 yılında İş Kanunu’na göre kurulmuş olan Üçlü Danışma Kurulu bunların en önemlileridir.

    Son günlerde işçi tarafının bir talebinin olmadığı ve işçi haklarında ciddi kayıplara yol açan bazı temel ve tartışmalı konuların yasal üçlü sosyal diyalog mekanizmaları dışında enformel bazı toplantılarda ele alındığını maalesef basına yansıyan haberlerden tespit ediyoruz. Kıdem tazminatı yanında belirli yaş gruplarının çalışmalarını esnekleştirecek ve temel haklarını ortadan kaldırabilecek bazı hazırlıkların yürütüldüğünü yine basına yansıyan çeşitli haberlerden öğreniyoruz.

    Sayın Bakan,

    Konfederasyonumuz tıpkı diğer işçi sendikaları konfederasyonları gibi çalışma hayatı ile ilgili konuların tarafı ve muhatabıdır. Bu hem 200 bine yakın işçinin bize verdiği yetkiden, hem de Anayasa ve çalışma mevzuatından kaynaklanmaktadır. Bildiğiniz gibi İş Kanunu’nun 114. maddesi ‘Çalışma barışının ve endüstri ilişkilerinin geliştirilmesinde, çalışma hayatıyla ilgili mevzuat çalışmalarının ve uygulamalarının izlenmesi amacıyla’ üçlü temsile dayalı bir Üçlü Danışma Kurulu oluşturulmasını öngörmüştür. Kurul’un görevleri arasında ‘yeni mevzuat ve yasa değişiklikleri ile ilgili hususlarda görüş oluşturmak’ da yer almaktadır.

    Çalışma hayatına ilişkin konuların ele alınması gereken yer Üçlü Danışma Kurulu’dur. Konfederasyonumuz pek çok başka üçlü temsil mekanizması yanında Üçlü Danışma Kurulu’nun da üyesidir.  Milyonlarca çalışanı ilgilendiren salgınla ilgili atılması gereken önemli adımlar vardır, atılmış olan adımlarda aksayan ciddi yönler söz konusudur. Çalışma ilişkilerinde birikmiş çeşitli sorunlar vardır. Bu konuların Üçlü Danışma Kurulu’nda ele alınması ve mutabakatla çözülmesi büyük önem arz etmektedir.

    Bir yandan bunca yaşamsal gündeme rağmen Üçlü Danışma Kurulu’nun işletilmemesini ve öte yandan uluslararası sözleşmelere, Anayasaya, diğer ilgili mevzuata ve çalışma hayatında 70 yılı aşkın kökleşmiş teamüllere aykırı biçimde işçi sendikaları konfederasyonları arasında ayrımcı ve tarafgir bir tutum izlenmesini kabul edilemez buluyoruz.

    Çalışma hayatının köklü uygulamaları ve sosyal diyalog mekanizmaları daha fazla zedelenmeden bir an önce olağan ve yasal zeminlerin kullanılmasının yararlı olacağını düşünüyoruz. Bizler işçilerin temsilcileri olarak siz de Bakan olarak çalışanların bu salgın günlerinde karşı karşıya olduğu devasa iş ve gelir sorunlarını ele almalı ve çalışanları ferahlatacak çözümler bulmalıyız.

    Tüm bu değerlendirmeler çerçevesinde Çalışma Hayatına İlişkin Üçlü Danışma Kurulu’nun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesi gereğince Üçlü Danışma Kurulu’nun Mayıs 2020’de yapılması gereken ve henüz yapılmayan toplantısının bir an önce yapılmasını arz ve talep ediyoruz.” (HABER MERKEZİ)