Kategori: Dünya

Serbest Görüş uluslararası haberler, küresel gelişmeler ve dünya çapındaki önemli olaylara dair güncel bilgiler sunar. Sitemiz arklı ülkelerden ve bölgelerden gelen haberleri, analizleri ve yorumları sunarak, global olayları geniş bir perspektiften takip etmenizi sağlar. Dünya gündemindeki en önemli konuları anlamak için kapsamlı içerikler burada.

  • Başkan Barzani’den ‘Bağımsızlık Referandumu’ mesajı: Tüm Kürdistan için çok değerli bir karardı

    Başkan Barzani’den ‘Bağımsızlık Referandumu’ mesajı: Tüm Kürdistan için çok değerli bir karardı

    Başkan Mesud Barzani, 25 Eylül 2017’de gerçekleştirilen Kürdistan’ın bağımsızlığı referandumunun gününün belirlenmesinin 3’üncü yıldönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

    “Bugün Kürdistan halkının siyasi yaşamında tarihi bir günün yıldönümüdür” diyen Başkan Barzani, “7 Haziran 2017’de Kürdistan Bölgesi’nin siyasi tarafları Kürdistan halkının barışçıl yollarla ses ve talebini dünyaya duyurması için referanduma karar verdi” ifadelerini kullandı.

    Referandum kararını “tüm Kürdistan vatandaşları için çok değerli bir kazanımın kararı” olarak nitelendiren Başkan Barzani, “O kararın alınması tüm taraflar için bir onur kaynağıdır, herhangi bir pişmalık da söz konusu değildir” dedi.

    Başkan Barzani, şunları kaydetti:

    “Bu vesileyle Kürdistan’ın devrimci, özgürlükçü ve vatanserlerinin değerli emeği ve rolünü anarken, tüm Kürdistan şehitleri ve özgürlük yolunun tüm şehitlerinin temiz ruhlarına binlerce selam olsun.”

  • Macron Libya’da Türkiye’ye karşı Putin ile ittifak arayışında mı?

    Macron Libya’da Türkiye’ye karşı Putin ile ittifak arayışında mı?

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, videokonferans yoluyla ‘Libya’ meselesini ele aldı.

    Macron’un ofisinden yapılan açıklamada cumhurbaşkanının bir çok önemli hususta Rusya ile ilerleme kaydedeceğine inancının tam olduğu belirtildi. Paris’in, Ukrayna krizi gibi ciddi anlaşmazlıkların olduğu konularda Kremlin ile temasta olması bazı Avrupa ülkeleri tarafından hoş karşılanmamıştı.

    Macron’un Putin ile Libya’yı görüşmesi ise aynı meselenin Fransa ile Türkiye arasında yarattığı gerginliğin hemen sonrasına denk geldi.

    Ankara Libya’da BM’nin tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni desteklerken, Moskova ise Körfez ülkeleri ile Mısır’ın desteklediği Tobruk merkezli General Halife Hafter’in arkasında. Fransa, Libya krizinde tarafsız olduğunu açıklasa da Macron’un sorunun çözümü için Hafter’i destekleyen tarafların yanında olması farklı yorumlanıyor.

    Fransa Cumhurbaşkanlığından bir yetkilinin aktardıklarına göre, iki saat süren görüşmede Macron, Rus lidere Türkiye’nin bölgeye müdahalesinden kaynaklanan endişelerini aktardı. Görüşmede ayrıca Libya’daki Rus paralı savaşçılardan oluşan Wagner Grubu’nun varlığı da ele alındı.

    Kremlin’in resmi internet sitesinde yer alan açıklamada ise Putin’in Fransız cumhurbaşkanına, “Aklında, birçok meselede iş birliği yapmak olduğunu biliyorum. Gelecek tekliflerinizi her türlü desteklemeye hazırım” dediği yazıldı.

    Türk ve Fransız donanmalarının Doğu Akdeniz’de karşı karşıya gelmesinin ardından Ankara ile Paris arasında tansiyon yükselmiş, Türkiye’nin Libya’da ‘tehlikeli bir oyun’ oynadığını söyleyen Macron’a Ankara’dan sert tepki gelmişti.

    Dışişleri Bakanlığından Fransız lidere verilen yanıtta, “Sayın Macron hafızasını yoklar ve sağduyusunu harekete geçirirse, bugün Libya’da yaşanan sıkıntıların kendisinin de desteklediği darbeci Halife Hafter’in saldırılarından kaynaklandığını, Moskova’da ve Berlin’de ateşkes anlaşmasını imzalamayı reddedenin yine savaş ağası Hafter olduğunu hatırlayacaktır. Yıllardır gayrimeşru yapılara verdiği destek nedeniyle Fransa’nın, Libya’nın kaosa sürüklenmesinde önemli sorumluluğu bulunmakta, bu bakımdan Libya’da esas tehlikeli oyunu Fransa oynamaktadır” denilmişti.

  • AB Dış Politika Temsilcisi Borrell, Türk-Yunan sınırında Atina’ya güvence verdi

    AB Dış Politika Temsilcisi Borrell, Türk-Yunan sınırında Atina’ya güvence verdi

    Avrupa Birliği (AB) Dış Politika ve Güvenlik İşleri Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB’nin kendi dış sınırlarını koruma konusunda kararlı olduğunu söyledi.

    Yunanistan’ı ziyaret eden Borrell, Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile Türk-Yunan sınırı yakınlarındaki Meriç Nehri bölgesinde incelemelerde bulundu.

    Borrell daha sonra düzenledikleri ortak basın toplantısında, “AB’nin dış sınırlarının korunmasında kararlıyız ve Yunanistan’ın egemenliğini destekliyoruz” dedi.

    Yunanistan’ın Türkiye ile son dönemde yaşadığı sınır sorunlarıyla ilgili endişeleri paylaştığını ifade eden Borrell, Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerilimin düşürülmesini arzu ettiklerini ifade etti.

    Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ise Türkiye’yi ülkesiyle ortak sınırı yeniden göçmenlere açmakla suçladı.

    Türk sahil korumalarını, göçmenlerle dolu teknelerin Yunan adasına gidişini kolaylaştırdığını ileri süren Yunan bakan, Türkiye’nin Akdeniz’de barış ve güvenliği zayıflattığı eleştirisinde bulundu.

    Borrell daha sonra Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ile yaptığı görüşmede ise “bölgenin istikrarı için Türkiye ile güven ve diyalog kurulması” arzusunu dile getirdi.

    Yunanistan Başbakanı ise bunun üzerine “güvene dayalı ilişki inşası için Türkiye tahrik edici eylemlerine son vermeli” diye konuştu.

  • Fransa Libya İçin Niçin Türkiye’yi Eleştiriyor?

    Fransa Libya İçin Niçin Türkiye’yi Eleştiriyor?

    Diplomasi dünyasında ”Fransa’nın Libya konusunda Türkiye’yi neden çok sert eleştirdiği” sorusu sık sık gündeme gelmeye başladı. Özellikle Fransız medyasında son günlerde her gün Türkiye ve Fransa arasındaki Libya gerilimini ön plana çıkaran haberler yayınlanıyor. ”Bölgede pek çok aktör varken, neden Fransa Türkiye’yi eleştiriyor? Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron neden ‘Türkiye tehlikeli bir oyun oynuyor”’ yorumu yapıyor ve Türkiye’nin Libya’daki varlığına karşı çıkıyor. Fransa Savunma Bakanlığı’nın Türkiye’yi NATO’ya şikayet etmesindeki asıl hedef ne? VOA Türkçe Paris muhabiri Arzu Çakır derledi.

    Fransa Dışişleri Bakanı Jean Yves Le Diran, 27 Mayıs’ta Fransa Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu’na bilgi verirken, “Libya’da kriz derinleşiyor ve ben kelimelerden korkmuyorum. Libya’nın Suriyelileşmesi durumu ile karşı karşıyayız” diyerek Türkiye’nin Libya politikasındaki rahatsızlığı dile getirdi. Bir tarafta Rusya, diğer tarafta Türkiye, Libya’nın bu ülkeye sınırı olmayan dış güçlerin güdümüne geçmesinden korktuğu yönünde açıklamalar yaptı. Elysee Sarayı, Libya’yı dışarıdan destekleyen ülkelerin bu politikalarından vazgeçmelerini isteyen ve Fransa Dışişleri Bakanlığı’ndan hemen her gün Libya konusunda Türkiye’yi sorumlu tutan açıklamalar yapıldı.

    Recep Tayyip Erdoğan ve Fayiz El Saraç
    Recep Tayyip Erdoğan ve Fayiz El Saraç

    Son olarak Fransa Savunma Bakanlığı geçtiğimiz hafta yapılan NATO Savunma Bakanları toplantısında, Türkiye’nin Akdeniz’de kendi savaş gemisine agresif yaklaşım sergilediğini öne sürerek, NATO’dan soruşturma yapılmasını istedi. Türkiye ise bir bütün halinde bu iddiaları reddetti.

    Ancak bu açıklamalara rağmen, Fransa Cumhurbaşkanı dün de ABD Başkanı Donald Trump ile telefonda, Tunus Cumhurbşkanı Kays Said ile Elysee Sarayı’nda Libya’yı görüştü. Bu görüşmelerin ardından “Türkiye tehlikeli bir oyun oynuyor” açıklamasını yaptı.

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

    Petrol, göç ve terör

    Peki Libya ve daha da önemlisi bölgedeki komşu ülkeler bu konuda ne düşünüyor? Fransa ve Avrupa ile ABD’nin Libya dosyasında ilgilendiği üç temel konu var: Petrol, göç ve terör… Petrol, General Halife Hafter Eylül 2016’da Petrol Hilali Bölgesi’ni tekrar açtığında yeniden akmaya başladı. Terör, 2016’da sadece Hafter’ın denetimindeki Bingazi’de değil, aynı zamanda Saraç’a bağlı Misrata milislerinin, Amerikan ordusunun Afrika komutanlığı Africom avcılarının da desteğiyle IŞİD’in barınaklarını yıkmasıyla geriledi. Göçle ilgili olarak da, Trablusgarp’taki Sabratha milisleri ile İtalyanlar arasında 2017’de varılan gizli anlaşmalar ve AB’nin önlemleri, Lampedusa’ya akın eden Sahra altı göçmenlerini ve mülteci dalgasını yok denecek kadar azalttı.

    Bu üç hassas konu, uluslararası diplomasinin en gergin gündem maddeleri olmaktan çıktı. Peki neden şimdi Libya konusunda Fransa ve Türkiye arasında gergin bir tansiyon yeniden baş gösterdi?

    Le Monde gazetesine göre, bu noktaya kadar Libya’daki gelişmelere sessiz kalınmasının nedeni, AB’nin, petrol zengini bölge olan Doğu Siranayka’da konuşlanan General Hafter’in ülkenin kalan diğer topraklarını da ele geçirmesi yönündeki sessiz planıydı.

    Krizin köklerine inildiğinde Hafter’in rolü ne?

    Saraç’a karşı ayaklanan General Halife Hafter’in kimliği yakından incelendiğinde, Libya’nın bir bölümü bu profilden kaygı duyuyor. Hafter, Kaddafi’ye yakın bir asker iken, Çad yenilgisinin ardından han ilan edilince, 20 yıl ABD’de sürgün hayatı yaşadı. Ardından 2011’de Arap Baharı sonrası yurda dönerek, isyanlara katıldı. Tobruk Temsilciler Meclisi tarafından 2015’te Libya Ulusal Ordusu komutanı olarak atandı. Bingazi’de IŞİD’e karşı savaşıp, ardından da Hilal Petrol bölgesini açarak, politik olarak güç elde etti. Ancak 2016’da BM ile yapılan müzakerelerde, ülkeyi temsil etme şansını Trablus’un güçlü adamı Fayez El Saraç’a kaptırdı. Bunun üzerine kendisini tek taraflı olarak Libya devlet başkanı ilan eden Hafter, “Saraç’ın terörist milislerin esiri olduğunu ve onunla müzakere yürütmenin hiçbir anlamı olmadığını” söyledi.

    General Halife Hafter
    General Halife Hafter

    Avrupa ve ABD Hafter’e politik çözüm önerirken, Hafter, kendisi bizzat BM silah ambargosunu delerek, Mısır, Suudi Arabistan ve Arap Emirlikleri’nin desteğiyle 2018’e kadar kendi ordusunu kurdu. Hafter, 2019 baharında Trablus’a saldırdığında, bu uluslararası toplumda kimse için sürpriz olmadı. ABD petrol ve terörle mücadele, Fransa da hem Sahra altı ülkelerindeki operasyonlar hem de Hafter’in cihatçı miliserle mücadelesi nedeniyle, isim vermeden Hafter’i destekledi.

    Libya Türkiye için neden önemli?

    Libya krizinin bugüne ulaşan kökleri buradan doğdu. Ülkeler, özellikle BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkeler, BM’nin tanıdığı hükümetle savaşan General Hafter’i destekleyince, bölgede olaylar kontroldan çıktı. BM’nin resmen tanıdığı Ulusal Birlik Hükümeti’nin lideri Fayez El Saraç’a Türkiye, Cezayir ve Katar’ın verdiği destek ise bölgede dengeleri değiştirdi.

    VOA Türkçe’ye konuşan bölgenin önemli uzmanlarından Cezayir asıllı Fransız siyaset bilimi ve tarih uzmanı akademisyen Naoufel Brahimi El Mili, Türkiye ile Fransa arasındaki Libya yarışını Sarkozy dönemine dayandırıyor:”Hatırlar mısınız? Kaddafi’nin ölümünün ardından Nicolas Sarkozy ve David Cameron Libya’ya gitti. Onlardan hemen bir gün sonra Erdoğan, Libya’ya gitti. Ve tüm medya bu yarışı yazmıştı. Yarış, daha Sarkozy zamanında başlamıştı yani. Türkiye için Libya çok önemli. O dönem, Mısır Devlet Başkanı Müslüman Kardeşler mensubu Mohammed Mursi’ye yardım etmek için önemliydi. Sisi, Mursi’ye karşı darbe yapınca bu önem değişmedi ancak amaç değişti.”

    Fransa eski cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy
    Fransa eski cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy

    Fransa’nın “eski tutarsızlığı”, Türkiye’nin “yeni tutarlılığı”

    El Mili, Türkiye’nin Libya’nın anahtarını almak istediğini, Suriye’deki milisleri buraya kaydırdığını ancak Fransız ordusunun da söylemeden, sessizce Libya’ya asker gönderdiğini belirtiyor:

    “Bu olayda, eski bir Fransız tutarsızlığı ve yeni bir Türk tutarlılığı var. BM Güvenlik Konseyi üyesi olan Fransa da Saraç hükümetine destek verdi. Haftar, Saraç’a karşı çıkınca, Macron onu Fransa’da kabul etti ve destekledi. Yani BM kararına rağmen, BMGK Daimi üyesi olan Fransa, kendi kararına karşı davrandı. Halbuki Türkiye, BM’nin tanıdığı hükümet ile birlikte. Erdoğan Trablus’a gitti, meşru hükümet kendisinden yardım istedi. Türk ordusu Trablus’u kurtarmayı başardı. Bütün olay budur.”

    Fayiz El Araç ABD'li askeri yetkililerle
    Fayiz El Araç ABD’li askeri yetkililerle

    El Mili, “Bölgede bu kadar aktör varken, neden Fransa ve Türkiye karşı karşıya?” sorusuna ise, “Hafter’i, Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) destekliyor. Türkiye için bu üç ülke kötülükler üçgeni. Hafter’e Mısır istihbarat veriyor, Hafter yakaladığı cihatçıları seçim döneminde Cezayir’e gönderiyordu. Çünkü Cezayir, BM’nin tanıdığı Saraç hükümetini destekliyor. Hukuken de doğrusu bu. Zira BM Saraç’ı tanıdı, Hafter ise 20 yıl boyunca ABD’de kaldığı için bölgede güven duyulmayan bir isim. Fransa ve Türkiye arasında Suriye gerilimi varken, şimdi bir de Libya eklendi. Erdoğan bundan iki üç hafta kadar önce, zekice bir adım atarak Libya’da BM kararı istedi. Zekiceydi, çünkü bölgesel güç olan Cezayir sadece BM kararı olursa müdahale edeceğini açıkladı. Şimdi Fransa BMGK üyesi olarak karşı tarafta yer alıyor” yanıtını verdi.

    “Libya’da en kötü çözüm Hafter olur”

    Bölge halkının “Libya bütün dış hesaplardan uzak nasıl kendi iç barışını sağlar?” sorusuna, “Libya’da en kötü çözüm Hafter olur” karşılığını verdiğini belirten Naoufel Brahimi El Mili, “Halkın önemli bölümü Hafter’e güvenmiyor. Libya’da çözüm BM çatısı altında olacaktır. Tek gerçek çözüm de budur bana kalırsa” dedi. Avrupa’nın Hafter’e desteğinde “göç akını korkusunun da yatabileceğini kaydeden El Mili, “Hafter çok güçlü. Göç konusunu kontrol ediyor. Avrupa’nın en büyük korkusu, göç korkusu. Libya halkının huzuru ile ilgilenen kimse yok” diye konuştu.

    Türkiye ile ilişkilerin gerilmesinde Macron mu rol oynadı?

    Fransa’nın önemli düşünce kuruluşu Uluslararası Stratejik İlişkiler Enstitüsü (IRIS) Başkan Yardımcısı, Türkiye ve jeo-politika uzmanı Didier Billion da, VOA Türkçe’ye Fransa’nın tavrının, Fransa içinden bakıldığında nasıl görüldüğünü anlattı. Billion, Fransa’nın Libya’da Türkiye’ye yönelik izlediği politikaya Fransa açısından bakıldığında, Fransa ve Türkiye’nin son zamanlarda Suriye ve Libya’da çok sert bir üslupla karşı karşıya geldiğini bu noktaya gelinmesinde Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve ekibinin attığı adımların etkili olduğunu söyeldi:

    “Macron AB’nin liderliğine oynadı, bu iddiasında başarısız oldu. Herkese ders vermeye kalktı, karşılığında AB’li pek çok başkentin tepkisini çekti, Almanya ile virüsle mücadelede ortak adımlar atmaya başlasa da, AB’li ortaklarını karşısına aldı. Diplomatik planda ise Suudi Arabistan ve Arap Emirlikleri çizgisine yaklaştı. BMGK daimi üyesi olarak, kendi aldıkları kararın aksine Libya’da BM’nin desteklediği ismin karşısındaki darbeci bir askeri destekledi. Diplomasi, olaylara tepkiler vermek şeklinde ilerliyor, 5-10 yıllık vizyonu olan bir diplomasi uygulamıyor. Fransa duruma göre tavır alınca da hata ihtimali ve hataların boyutları artıyor. Oysa ABD, İngiltere, Almanya, Libya konusunda son derece dikkatli ilerliyor. Elbette Doğu Akdeniz’de petrol aramaları, Yunanistan ve Kıbrıs da önemli bir konu. Bir de belki Türkiye’de de sık sık uygulanan eski bir iletişim metodu. İçeride işler kötü gidince, dışarıda bir takım konular ve hedefler aranır. Bu da son zamanlardaki çıkışın ufak da olsa bir nedeni aslında.”

    NATO’dan soruşturma ya da yaptırım kararı çıkar mı?

    Naoufel Brahimi El Mili, Fransa’nın neden konuyu NATO gündemine taşıdığı sorusunu net yanıtlıyor:

    “Çünkü Fransa ve birçok ülke için Libya’da çözüm, bölgesel bir güç olan Mısır ordusu. Mısır, geçtiğimiz Pazar günü ‘Türkiye’nin desteklediği Saraç ordusu Sirte kentini aşarsa, bu kırmızı çizgimizdir, Mısır ordusu müdahale eder’ dedi. Ama Mısır ordusunun problemi, Türk ordusunun NATO üyesi olması. Mısır NATO üyesi değil. İşte Fransa Türkiye’yi NATO’ya şikayet ederek, Türkiye’nin NATO kartını zayıflatıyor. Amerikalılar, Suudi Arabistan ve Mısır’ın çizgisinde. Ama Türkiye NATO üyesi ve bunu görmezden gelemezler. Barış yolunda atılan Berlin Zirvesi bir işe yaramadı. Almanlar, diplomaside Kuzey Afrika’da güçlü değiller. İtalyanlar’a gelince, onların en büyük korkusu göç dalgası. Lampedusa Libya’ya en yakın nokta. Avrupa’da geriye Fransa kalıyor. Fransa ve Türkiye, bölgede bir askeri çatışma içine girmez. Fransa, zaten Sahra bölgesinde çatışıyor. Libya’da bir çatışma onun çıkarına değil. Çözümün adresi yine BM olacaktır.”

    Türkiye NATO için önemli bir müttefik

    Dider Billion ise, Fransa’nın NATO’ya başvurusundan önemli bir sonuç çıkmayacağını tahmin ediyor: “NATO böyle bir şikayeti dikkate almak zorunda. Ama dikkat ederseniz Stoltenberg, ‘olayın ne olduğunu anlayalım önce’ dedi. Nasıl bir kavram kullanılabilir bilmiyorum ama her iki tarafın iddiaları dinlenecek ve incelenecek. Ama ben bu işin çok uzayacağını düşünmüyorum. Ne NATO, ne de Türkiye’nin, birbirinden vazgeçmek gibi bir niyeti var. Ve Türkiye hala NATO için önemli bir müttefik. Amerika, Almanya, İtalya, Libya konusunda çok dikkatli, diyalogla götürüyor işleri. Fransa da diyalog yolunu bir an evvel seçmeli.”

    “Libya, daha küresel bir pazarlığın kaba bir piyonu”

    Fransa Dışişleri Bakanı Türkiye ve Rusya’nın Libya’yı ‘Suriyeleştirdiğinden’ söz ediyor. Ancak Libya’da olanları Suriye’ye benzetebilir miyiz?

    Öncelikle Libya’da İran gibi bir aktör ve Kürtler yok. Başar Esat’a her ne kadar karşı çıkılsa da, ortada ayakta kalan bir devlet sistemi var. Ayrıca, krizin ortaya çıkış süresi ve biçimi açısından Le Drian’ın “Suriyelişiyor” benzetmesine uzmanlar katılmıyor. Ve Libya’nın çok farklı olduğunu dile getiriyor.

    Ancak Rusya ve Türkiye’nin Suriye’deki gibi karşı karşıya gelmesi, karşıt tarafları desteklemesi açısından Suriye ve Libya örneği bir benzerlik içeriyor. Tıpkı Suriye gibi Moskova ve Ankara askeri karşıtlığı, diplomatik yönetim ile dengeleniyor.

    Le Monde gazetesine bu dengeyi Akedeniz Stratejik Araştırmalar Vakfı Başkanı Amiral Pascal Ausseur, “Her iki tarafın diplomatik alanda ellerinde önemli kartlar var. Türkiye, NATO üyeliği ve boğazlarla, Rusya ise güçlü ordusu ve gaz kaynaklarıyla bir güç dengesi oluşturuyor. Türk-Rus karşıtlığı altındaki Libya, özelllikle Suriye bağlantılı olarak, daha küresel bir pazarlığın kaba bir piyonu haline geliyor. Erdoğan ve Putin arasında, Türkiye’nin İdlib’de oluşturduğu cebi beslemekten vaz geçmesi karşılığında, Rusya da Haftar’ın Trablus’u bırakmasını ve Sirenayka’ya çekilmesini isteyebilir” sözleriyle değerlendiriyor.

  • Yunan Dışişleri Bakanı Dendias: ‘Türkiye bölgenin istikrarını ve güvenliğini baltalıyor’

    Yunan Dışişleri Bakanı Dendias: ‘Türkiye bölgenin istikrarını ve güvenliğini baltalıyor’

    Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias Türkiye’yi doğu Akdeniz’de istikrarı ve güvenliği baltalamak, tüm komşularıyla sorunlara yol açmak ve aynı zamanda Yunan hava sahasını ile karasularını da ihlal etmekle suçladı.

    Avrupa Birliği Dışilişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile birlikte ülkenin kuzey doğu sınırını ziyaret eden Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, Türkiye’nin son aylarda Akdeniz’e yönelik ‘yasadışı diplomasi’ yürütmekten vageçmesi gerektiğini duyurdu.

    Dendias ve Borrell, göçmenlerin şubat sonlarında toplandığı Meriç Nehri bölgesindeki sınır geçiş alanını ziyaret etti.

    Bu ziyaret sonrasında açıklamalarda bulunan Borrell, “Avrupa Birliği’nin dış sınırlarını korumaya ve Yunanistan’ın egemenliğini güçlü bir şekilde desteklemeye kararlı olduğumuz çok açık” dedi.

    Dendias ise, “Ankara, gemileri ile yasadışı diplomasi yürütmekten vazgeçmeli, geçtimiz günlerde NATO misyonu kapsamında görev yapan Fransız gemilere yönelik atılan adımlardan kaçınılmalı” açıklamasında bulundu.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz aylarda göçmenlerin Avrupa’ya gitmesine izin vermiş, Yunanistan yaşanan şiddet olaylarının ardından birçok kişiyi geri çevirmişti.

    Borrell öğleden sonra Yunanistan Başbakanı Kiriakos Mitsotakis ile bir araya gelecek.

  • SunExpress Almanya Operasyonlarını Durdurdu

    SunExpress Almanya Operasyonlarını Durdurdu

    Türk Hava Yolları (THY) ve Alman havayolları Lufthansa’nın ortak kuruluşu SunExpress, Almanya’daki yan kuruluşu SunExpress Almanya’nın uçuş operasyonlarını durdurma kararı aldı

    Bir Lufthansa yetkilisi, 1989 yılından bu yana tarifeli ve direkt seferlerle ağırlıklı olarak Türkiye ile Avrupa arasında uçuşlar sunan SunExpress’in, bundan sonra Türkiye odaklı iç hat hava ulaşımı üzerine yoğunlaşmasının hedeflendiğini duyurdu.

    Yetkili, 2 Nisan–31 Mayıs arasında korona nedeniyle yerde kalan Sunexpress uçaklarının Lufthansa’nın bütçesinde büyük mali zarara yol açtığını ve karara Corona krizinin neden olduğunu söyledi. Lufthansa’dan yapılan açıklamada önümüzdeki haftalarda sendika ve çalışanlarla görüşmeler yapılarak, işletmenin Almanya bünyesinde çalışan 1200 kişinin durumuyla ilgili bir çözüm bulunmasına çalışılacağı bildirildi.

    Geçen yıl yolcu taşımada rekor kıran SunExpress 2020’de Türkiye seferleri için 7 milyon koltuk planlamıştı. 1 Haziran’da Türkiye’de iç hat uçuşlarına başlayan SunExpress, 10 Haziran itibariyle yurdışı uçuşlarını başlattı. Şimdiye kadar Sunexpress uçuşları için rezervasyon yapan yolcuların, THY, Eurowings ve diğer havayolu şirketlerinin uçuşlarına aktarılacağı öğrenildi.

    Avrupa’nın ikinci dünyanın en büyük dokuzuncu hava yolu şirketi Lufthansa, Corona virüsü salgınının turizm sektörüne olumsuz etkisi nedeniyle yılın ilk çeyreğinde 2 milyar 100 milyon Euro zarar ettiğini açıklamış, iflas etme noktasına gelmişti.

    Şirket mali krizi atlamak için alacağı yaklaşık 9 milyar Euro’luk devlet destekli krediye rağmen personel azaltmak ve bazı tasarrufları hayata geçirmek zorunda kalacağını duyurmuştu. Lufthansa, tasarruf önlemleri kapsamında 26 bin çalışanının işine son vermeyi planlıyor.

  • Libya: Sirte neden önemli?

    Libya: Sirte neden önemli?

    Sirte'ye savaşmaya giden Libya Ulusal Ordusu birlikleri


    Libya’da başkent Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) bağlı birliklerin, Sirte kentini General Halife Hafter’in elinden geri almak için başlattığı operasyon sürüyor. Hafter’in ateşkes çağrısını reddeden Trablus hükümeti ve Ankara, Sirte alınmadan masaya oturmayacaklarını söylüyor. Birlikler Sirte’ye yaklaştıkça Hafter’i destekleyen Mısır, şehri kaybetmemek için Libya’ya asker gönderebileceğini duyurdu. Peki Sirte neden bu kadar önemli?

    Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Cumartesi günü UMH’ye bağlı birlikleri, mevcut mevzilerinden öteye ilerlememeleri yolunda uyardı.

    Libya sınırı yakınlarındaki Matruh Üssü’nü ziyaret eden Sisi, “Sirte ve Cufra kırmızı çizgidir” diyerek orduya “sınır ötesi operasyonlara hazır olmaları” talimatı verdi.

    Pazar günü de Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Sisi’ye destek açıklaması yaptı:

    “Mısır Arap Cumhuriyeti’nin güvenliğinin Suudi Arabistan Krallığı’nın ve tüm Arap ulusunun güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Mısır’ın sınırlarını ve halkını radikallerden, terörist milislerden ve onların bölgedeki destekçilerinden koruma hakkını destekliyoruz. Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi’nin, Mısır’ın batı sınırlarını teröre karşı savunma hakkına desteğimizi sunuyoruz.”

    6 Haziran’da General Halife Hafter Kahire’ye giderek Sisi ile bir araya gelmiş ve ateşkes çağrısı yapmıştı. Ateşkesin şartı ise “UMH birliklerinin ilerlememesi ve yabancı güçlerin ülkeyi terk etmesi”ydi.

    UMH ve en büyük destekçisi Türkiye ise ateşkes çağrısına kapıları kapattı.

    Rusya da aynı dönemde Türkiye ile ateşkes görüşmeleri için Ankara’ya bir heyet göndermişti.

    O dönem Türkiye’nin Libya Özel Temsilcisi olan Emrullah İşler, Rusya ile Türkiye arasında devam eden ateşkes görüşmelerinden henüz sonuç alınamamasının sebebini, “Türkiye ve Rusya arasındaki asıl mesele, Libya hükümetinin Sirte ve Cufra’yı almadan masaya dönmeyeceği gerçeğidir.” diye açıklamıştı.

    Peki Sirte neden bu kadar önemli?


    Ocak 2020’de 3 saatte Hafter’in kontrolüne geçti

    Sirte’nin kimin kontrolünde olduğu, hem iç savaşın gidişatı açısından, hem stratejik konumu açısından hem de ekonomik sebeplerle iki taraf için de çok önemli.

    UMH’nin merkezi Trablus ve Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu’nun (LNA) üslendiği Bingazi’nin ortasında yer alan Sirte, 2011’de eski lider Muammer Kaddafi devrildikten sonra uzunca bir süre İslamcı milislerin yerleştiği bir bölge oldu.

    2015 yılının başında IŞİD’in eline geçen şehirde, 2016 sonunda, ABD, İtalyan ve İngiliz savaş uçaklarının yardımıyla UMH tarafından yeniden kontrol sağlanmıştı. Ancak IŞİD’den arta kalan grupların düzenlediği saldırılar, Hafter’e “Şehri İslamcı teröristlerden temizleme” gerekçesini kullanarak operasyon düzenlemesi için uygun ortamı sağladı.

    Kaddafi’nin doğduğu, aşiretinin yaşadığı ve Kaddafi döneminde gelişip bugünkü halini alan şehri, Sirteli kabile üyelerinden oluşturulan bir tabur koruyordu.

    Bu tabur, Ocak 2020’de taraf değiştirerek Hafter’e bağlılık bildirdi ve şehir birkaç saat içinde Hafter’in kontrolüne geçti.


    Aynı günlerde Türkiye de, UMH ile imzaladığı güvenlik anlaşması gereği Libya’da askeri techizat yardımı yapmaya başlamıştı.

    O tarihten sonra Hafter, 370 kilometre batıdaki Trablus’a doğru hızla ilerlemeye başladı.

    4 Haziran’da UMH, Trablus’un kontrolünü tamamen ele geçirdiğini açıkladı. Hafter’e bağlı birlikler Trablus’tan batıya ve güneye çekilmeye başladı. 2 gün sonra, yani Hafter’in Kahire’ye giderek Sisi’yle birlikte ateşkes çağrısı yaptığı gün UMH, Sirte’yi geri almak için “Zafer Yolu” operasyonunu başlattığını duyurdu.

    Sirte operasyonu, tüm Libya için verdiğimiz bir savaştır

    UMH’ye bağlı ordunun sözcüsü Abdülmenaam al Draa, operasyonu duyururken Sirte’ye verilen önemi de vurguladı:

    “Bu, Sirte şehrini alma savaşı değildir. Bu tüm Libya için verdiğimiz bir savaştır. Sirte’den sonra doğuya doğru ilerlemeye devam edeceğiz.”

    UMH’nin doğuya doğru ilerlemesinde büyük bir basamak olan Sirte’nin düşmesi, bu sebeple Hafter ve Hafter’i destekleyen Mısır, Rusya, Fransa gibi ülkeler için “kırmızı çizgi” niteliğinde.

    Operasyon başladığında, yılın başında taraf değiştiren milisler ilk savunmayı yaptı. Şehirde çok güçlü olan bu kabileyle çatışmalar zorlu geçti. Bu sırada LNA’dan da takviye ekipler şehre ulaştı.

    Sirte ve Mısrata’daki kabileler arasında uzun yıllardır süren rekabetin bir devamı olarak, Mısrata’daki kabileler de Sirte operasyonunda UMH’ye destek veriyor. Bu sebeple Sirte’nin, farklı taraflara bağlı kabililerin gücünü göstermesi açısından sembolik önemi de var.

    Rus savaş uçakları Cufra’da

    Zafer Yolu Operasyonu’nda tek hedef Sirte değil, güneyindeki Cufra da hedefler arasında.

    Sirte’de Hafter’e bağlı milisler ve askeri noktalar bulunsa da, Cufra’da Rus savaş pilotlarının olduğu ve Rus savaş uçaklarının da Cufra’da beklediği biliniyor.


    Bu sebeple bazı uzmanlar, bu operasyonların ilerlemesi halinde Rusya’nın ateşkes için Türkiye’ye daha fazla taviz vermesinin olası olduğu görüşünde.

    ABD ordusunun Afrika Kuvvetleri Komutanlığı, Mayıs ayı boyunca yaptığı açıklamalarda, Rus savaş uçaklarının Cufra’daki Hava Üssü’nde olduğuna dair fotoğraflar da yayımladı.

    Rusya’dan gelen yardımın Cufra’dan daha doğuya kaydırılması durumunda Hafter’in birlikleri de büyük oranda ülkenin doğusunda konuşlanmak zorunda kalacak. Bu da, 2014’ten beri kontrol ettiği alanı genişleten Hafter için ciddi bir kayıp anlamına geliyor.

    Mayıs sonunda da Hafter’e bağlı birlikler Trablus’tan geri çekilirken Reuters haber ajansına konuşan Bani Velid Belediye Başkanı Selim Alayvan, Rus savaşçıların uçaklarla Cufra’ya götürüldüğünü söyledi. Alayvan, “Ruslar üç askeri uçakla Cufra’ya taşındı. Askeri araçları da karadan Cufra’ya götürüldü” dedi.

    Cufra Hava Üssü’nn kontrolü, Haziran 2017’de Hafter’in kontrolüne geçmişti. UMH, 2019’dan bu yana zaman zaman Cufra’daki hava üssünü bombalıyordu.

    Petrol yataklarının ve ihraç yollarının üzerinde

    Sirte şehrinin güneyini ve doğusunu kapsayan geniş Sirte havzası, Libya’nın petrol yataklarının yüzde 80’inin bulunduğu bölge.

    Buradan çıkarılan petrolden elde edilen gelir, ülkenin petrol gelirlerinin yüzde 80’ini oluşturuyor.

    Sirte’ye hakim olan birlikler, çoğu Sirte’nin doğusunda bulunan ve petrolün ihraç edildiği limanlara doğru hızlıca ilerleyip buraları da ele geçirebilir.

    Ancak petrol yataklarının olduğu bölgelerde de Hafter’e bağlı kabilelerin oluşturduğu silahlı milisler kontrolde.

    Öyle ki; Ocak 2020’de Berlin’de toplanan Libya Konferansı sırasında masada istediğini elde etmek için Hafter, tüm petrol yataklarını, petrol dolum tesislerini ve limanlardaki terminalleri kapatmıştı. Bu Libya’nın gelirinin büyük bir kısmına ulaşamaması demek oluyor.

    Bu limanlardan uluslararası pazara gönderilen petrolü, Trablus hükümetine bağlı olan Ulusal Petrol Kurumu işletiyor. Limanda çalışan memur ve işçiler Trablus hükümetinden maaş alsa da, Hafter ve Hafter’e bağlı aşiretler, bu ihracattan gelen gelirin Trablus hükümetine verilmesine karşı çıkıyor. Petrol boru hatlarının geçtiği yollar üzerinde de Hafter’e bağlı aşiretler var ve zaman zaman petrol akışını durduruyor. Böyle durumlarda petrol üretimi de mecburi olarak durduruluyor ve zaten kötü durumda olan ülke ekonomisi savaştan daha da sert etkileniyor.

    Sirte’yle ilgili en detaylı çalışma, 2018 yılının başında Avrupa Birliği’nin fonuyla Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yapıldı. Nisan 2018’de yayımlanan BM raporuna göre, şehrin nüfusu 126 bin civarında.

    IŞİD’in şehrin kontrolünü ele aldığı dönemde kaçan 100 bine yakın kişiden 90 bini, 2017’de şehre geri dönmüştü.

    Raporun yazıldığı tarihte şehir nüfusunun yüzde 10’dan fazlası Mısır, Bangladeş, Çad ve Sudan’dan çalışmak için gelen göçmenlerden oluşuyordu.


    Kaddafi’nin büyüttüğü şehrin, merkezden özerk bir yönetim yapısı da vardı ancak 2011’de yönetim değiştikten sonra bu özelliğini kaybetti. Ancak bu durum şehirde çok sayıda devlet memurluğu kaynaklı yeni iş alanlarının oluşmasına sebep oldu.

    Kaddafi’nin kabilesi olan Kaddafa kabilesi de, 2011 öncesi gücü elinde tutmasa da hâlâ Sirte civarında yaşıyor.

    Libya ekonomisinde önemli bir yer tutan Sirte, BM’ye göre, ülkenin kalkınmasıyla ilgili plan yapılırken “özel bir ilgiyi hak ediyor.”

    Ülkede işgücünün yüzde 80’ini devlet memurları oluşturduğu için Sirte’deki memuriyetlerin sayısının yüksek olması önemli.

    Sirte’de yaklaşık 36 bin kişinin memur olarak çalıştığı kamu kuruluşları, şehrin ekonomisinin en büyük bölümünü oluşturuyor.

    Bu sayı, şehirde işgücünün yarısını oluşturuyor. Aynı zamanda işgücünün yüzde 28’ini kadınlar oluşturuyor ki bu oran Libya’nın diğer şehirlerine oranla düşük.


    İnşaat çalışmaları için büyük bir fırsat doğuruyor

    2010’da başlayan iç savaşta ve sonrasında IŞİD’in elinden geri alınması için yürütülen operasyonlarda şehir ve çevresi, çok büyük oranda zarar gördü. Bu bölgelerin bazılarında yeniden inşa faaliyeti görülse de, özellikle Kaddafa kabilesinin yaşadığı bölgelerde yıkım hâlâ duruyor.

    Kaddafi döneminde Libya’da çok büyük inşaat işlerine imza atan ve o dönemden kalan ödemelerini UMH ile yaptığı işbirliği sayesinde geri almak için adım atan Türkiye, ülkede inşaat faaliyetlerine yeniden başlamayı hedefliyor.

    Sirte de, inşaat faaliyetlerinin yürütülebileceği çok geniş bir alan olarak görülüyor.

    17 Haziran Çarşamba günü Türkiye’den Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da bulunduğu bir heyet Trablus’a gitmiş, ziyarette yeni dönemde ticari işbirliği de konuşulmuştu.

    Ziyaretin ardından Reuters’a konuşan bir Türk yetkili, Türkiye’nin “Libya’nın yeniden inşası çalışmalarını hızla başlatmaya hazır olduğunu” söylemişti.

    BM’nin raporuna göre Sirte’de inşaat lisansları 2011’den beri hiçbir firmaya verilmedi. Şehir konseyi için en zorlu işlerden biri de, operasyonlar sonrası şehre geri dönenlerin yerleştirileceği uygun yerleşim yerleri bulmak.

    Şehirdeki en büyük hastane de operasyonlar sırasında büyük zarar gördü ve yeniden yapılması gerekiyor. Aynı şekilde içme suyunun sağlanması ve dağıtımı da, yollar ve elektrik dağıtım şebekeleri de tekrar düzenlenmeli.

    Libya’daki önemli ticaret merkezlerinden biri

    Libya, doğu ve güneyinde büyük bir bölgeyi kontrol eden Hafter ile Tobruk’taki Temsilcisi ve Trablus’taki UMH arasında adeta ikiye bölünmüş durumda.

    İki ordu ve iki meclisin dışında ülkede iki de Merkez Bankası var.

    Trablus’taki merkez bankası İngiltere’de, Bingazi’deki merkez bankası Rusya’da kendi parasını basıyor. İki taraf birbirinin parasını kabul etmiyor.

    Oysa ülkenin doğusu ve batısı arasında uzun yıllardır malların getirilip götürüldü, ticaret merkezi pozisyonda olan Sirte, son dönemde yine iki çatışan taraf arasında bu görevi görüyordu.

    Ancak paraların kabul edilmemesi, Sirte’deki ticareti de son dönemde sıkıntıya soktu.

    Ancak Sirte’den ihracat yapılan büyük bir liman yok. Sirte çevresindeki limanlardan petrol ihracatı yapılıyor.

    Yine de Libya’nın yeniden inşası üzerine yapılan çalışmalarda Sirte’nin merkezi konumu ve limanlarının, ticaret için daha fazla kullanılmasına olanak sağlayabileceğine değiniliyor.

    2016’ya kadar IŞİD’in Libya’daki kalesiydi

    2011 sonrası radikal grupların üslendiği Sirte’de, 2014’te Ensar el Şeria adlı örgüt çok güçlüydü. Hükümet binalarını ele geçiren örgüt, trafik kuralları belirlemiş ve “polis gücü” oluşturmuştu.

    Bu sebeple 2014 sonrasında dünyanın birçok yerinden IŞİD’e bağlı olanlar da dahil radikal savaşçılar Sirte’ye gitti. 2015’in başındaysa şehir tamamen IŞİD’in kontrolüne geçmişti.

    Bu dönemde nüfusun büyük bir bölümü şehirden kaçtı.

    Mısır, zaman zaman Sirte’de IŞİD’i hedef alan bombardımanlar düzenledi.


    12 Mayıs 2016’da UMH’ye bağlı ordu, ABD, İtalyan ve İngiliz birliklerinin desteğiyle IŞİD’e karşı operasyona başladı. Operasyon, Aralık 2016’da sona erdi. Şehirde yaklaşık 3 bin IŞİD üyesi olduğu ortaya çıktı. Operasyon bittiğinde bir kısmı gemilerle Avrupa’ya kaçmak üzereyken yakalandı.

    Operasyonlar sırasında şehirde yeterli istihbarat ağı yoktu, çok sayıda sivil de hayatını kaybetti.

    Sirte’de son durum ne?

    Hafter’e bağlı, Sirteli kabilelerin oluşturduğu tabur, Haziran ayı başında Hafter’in birlikleri gelene kadar savunmadaydı. Bu sırada iki bölge UMH’nin eline geçti.

    Ancak Hafter’a bağlı birlikler Sirte’ye ulaştıktan sonra sahada bu bölgelerin bir kısmı yeniden Hafter’in kontrolüne geçti.

    Çatışmalar çoğunlukla Trablus-Sirte karayolu üzerinde ve şehrin Cufra’ya giden güney yolu üzerinde yoğunlaşıyor.

    UMH, şehirdeki kabilelere yeniden taraf değiştirme ve “savaşın korkunç sonuçlarından kaçınma” çağrısı da yaptı.


    Mısrata’da UMH’ye bağlı kabilelerden de savaşmak için Sirte’ye giden silahlı gruplar oldu. UMH’ye bağlı ordu, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait insansız hava araçlarının Mısrata’nın güneyindeki bir sahra hastanesini vurduğunu duyurdu.

    Sahada durum son iki haftadır ciddi bir değişiklik göstermese de, Mısır lideri Sisi’nin ateşkes çağrısına Rusya ve Fransa’dan da destek geldi.

    Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 22 Haziran’da, Türkiye’nin Trablus hükümetine verdiği askeri desteği eleştiren açıklamalar da yaparak “Türkiye’nin Libya’da üstlendiği role müsaade etmeyiz” dedi.

    Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, 23 Haziran’da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a tepki gösterdi. Aksoy, “Macron’un ülkemizin ilgili Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde ve talebi doğrultusunda Libya’nın meşru hükümetine verdiği desteği ‘tehlikeli bir oyun’ olarak tanımlaması ancak akıl tutulmasıyla izah edilebilir” diye konuştu.

  • Daimler 10 bin işçi daha çıkartacak iddiası

    Daimler 10 bin işçi daha çıkartacak iddiası

    Daimler 10 bin işçi daha çıkartacak iddiası

    Alman Daimler faturayı işçilere kesiyor. 5 yılda 10 bin işçinin daha işten çıkarılması planlanıyor.

    Alman otomobil üreticisi Daimler AG, ikinci işten çıkarma planını açıklamaya hazırlanıyor. Automobilwoche dergisinin şirket kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Daimler AG’nin CEO’su Ola Kaellenius, yeni bir ‘maliyet tasarruf programı’ planlıyor. Buna göre 2025 yılına kadar 10 bin kişi daha işten çıkarılabilir.

    Dergiye göre otomobil üreticisi bilgi teknoloji hizmetlerini dışarıdan temin etmeyi ve araştırma ile geliştirme birimindeki pozisyonları azaltmayı hedefliyor. Şirket Kasım ayında iş gücünü 2022’ye kadar 10 bin kişi ve personel harcamalarını 1.4 milyar euro (1.6 milyar dolar) azaltma planını açıklamıştı.

    Haberde, Daimler’in 2019 sonu itibarıyla 299 bin civarında çalışanı olduğu belirtildi.

    Ayrıca Automobilwoche, Volkswagen AG’nin ticari araç üretiminin bir kısmını Polonya’ya taşıyacağını ve Almanya’daki ana üretim tesisinden 5 bin civarında çakılanı çıkaracağını öne sürmüştü.


  • Lahey’de Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Taçi ve 9 kişi hakkında ‘savaş suçu’ davası açıldı

    Lahey’de Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Taçi ve 9 kişi hakkında ‘savaş suçu’ davası açıldı

    Lahey’deki uluslararası mahkemede Sırplara karşı savaş suçu işlemekle suçlanan Kosova Cumhurbaşkanı Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Taçi ve 9 kişi hakkında dava açıldı.

    Hollanda’nın Lahey kentindeki Kosova Savaş Suçları Özel Mahkemesi’nden bir savcı, Haşim Taçi, eski Meclis Başkanı Kadri Veseli ile Kosova Kurtuluş Ordusu’ndan (UÇK) 8 eski yönetici hakkında cinayet ve savaş suçları nedeniyle iddianame hazırladı.

    Haşim Taçi ve diğer şüphelilerin “yaklaşık 100 cinayet ve işkence” gibi savaş suçları işledikleri iddia ediliyor. Taçi, Kosova Savaşı (1998-1999) sırasında Sırp karşıtı güçlere önderlik etmişti.

    Eski Kosovalı komutanlar hakim karşısında

    Avrupa Konseyi’nin 2011 yılına ait bir raporunda, Kosova Savaşı’nda ve sonrasında Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) üyeleri tarafından ciddi suçların işlendiği iddia edilmişti. Uzun tartışmaların ardından, 2015 yılında Uluslararası hakim ve savcılardan oluşan bir mahkeme kuruldu.

    Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve Kosova yargısına bağlı bu mahkemenin görevi, 1998-2000 yıllarında bölgede işlendiği öne sürülen savaş suçlarını araştırmak ve yargılamak.

    Mahkeme 2019 yılının başından bu yana, eski Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj da dahil olmak üzere yaklaşık 40 eski UÇK mensubunu ifade vermek üzere çağırmıştı.

    Haradinaj susma hakkını kullanmıştı

    Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj, ifade vermek üzere temmuz ayında mahkemeye gitmiş, fakat susma hakkını kullanmıştı. Haradinaj mahkemeye başbakan olarak değil, sadece Kosova vatandaşı olarak çıkmak adına görevinden istifa ettiğini yeniden hatırlatmıştı.

  • Fransa, AB’nin Türkiye ile ilişkisi konusunda ‘tabusuz ve naif’ olmayan bir görüşme istiyor

    Fransa, AB’nin Türkiye ile ilişkisi konusunda ‘tabusuz ve naif’ olmayan bir görüşme istiyor

    Türkiye ile Fransa arasındaki Libya krizi derinleşirken, Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Avrupa Birliği ile Türkiye’nin ilişkileri hakkında “tabusuz ve naif olmayan önemli bir görüşmenin” yapılması gerektiğini açıkladı.

    Senato’nun Türkiye ile ilgili sorularını yanıtlayan Fransız Bakan, “AB’nin Ankara ile gelecekteki ilişkisine dair beklentiler konusunda tabusuz ve naiflik göstermeden bir görüşme yapmasını gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca AB’nin kendi çıkarlarını sıkı bir şekilde savunmasını gerekiyor ki bu güce sahip” diye konuştu.

    ‘Libya’nın ‘Suriyeleşmesine’ seyirci kalıyoruz’

    Türkiye’nin Libya’daki rolünün endişe verici olduğunu savunan Le Drian, Türkiye oraya Suriyeli askeri güçler göndererek, Libya’nın ‘Suriyeleşmesine’ seyirci kalıyoruz. Ankara’nın Libya’da oynamayı planladığı rol hakkında açıklamalara ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

    Geçtiğimiz günlerde, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Türkiye’nin Libya’da ‘tehlikeli bir oyun’ oynadığını ve bunun hem Avrupa hem de bölge için bir ‘tehdit’ oluşturduğunu söylemişti.

    Paris ile Ankara arasında gerginlik

    İki NATO ülkesi arasındaki tansiyon Fransa’nın Türkiye’yi Libya’ya uygulanan ambargoyu delerek UMH hükümetine silah yardımında bulunduğunu ileri sürmesi üzerine yükselmişti.

    Ankara da Paris’i Hafter yönetimini desteklemekle itham etmiş, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın bölgedeki “maşası” olmakla suçlamıştı.