Serbest Görüş uluslararası haberler, küresel gelişmeler ve dünya çapındaki önemli olaylara dair güncel bilgiler sunar. Sitemiz arklı ülkelerden ve bölgelerden gelen haberleri, analizleri ve yorumları sunarak, global olayları geniş bir perspektiften takip etmenizi sağlar. Dünya gündemindeki en önemli konuları anlamak için kapsamlı içerikler burada.
– Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, yapay zekanın yenilikçi yönlerini ve risklerini vurgulamak için parlamentoda bir kısmı ChatGPT tarafından hazırlanan bir konuşma yaptı. Son dönemde çok tartışılan ChatGPT’nin önemine dikkati çeken Frederiksen, yapay zekanın yapabileceklerinin hem büyüleyici hem de korkutucu olduğunu söyledi.
Konuşması sırasında “Şu ana kadar söylediklerim bana ya da herhangi başka bir insan tarafından yazılmadı” diyerek dinleyicileri şaşırtan Frederiksen, “Yapay zekanın saniyeler içerisinde konuşma yazabildiğini, bir üniversite ödevi veya rapor hazırlayabildiğini” söyledi. Danimarka Başbakanı, “Yapay zekanın her ne kadar hükümetin program ve politikalarını tam olarak yansıtamasa da gerçekçi bir şekilde yapabildiğini ve çok az kişinin arkasında bir insan değil bir robotun olduğuna inandığını” söyledi.
Frederiksen, “Yapay zeka artık gelecek değil, bu bir gerçek” diyerek söz konusu teknolojinin henüz anlamadığımız şekilde toplumumuzu değiştireceğini dile getirdi. (AA)
Çağrı merkezine gelen ihbar ile inme teşhisi konabilecek: Yapay zeka uygulaması geliştirildi
Pentagon yakınındaki patlama görüntüsü yapay zeka ile yapılmış: Sahte haber borsada dalgalanma yarattı
ABD’de bugün “Ulusal Silah Şiddeti Farkındalık Günü” olarak anılıyor ve bu nedenle silahlı şiddet ülkede yeniden tartışılıyor.
Ülkedeki silahlı şiddet olaylarını arşivleyen Silah Şiddeti Arşivi (GVA) verilerine göre ABD’de bu yıl 268 toplu silahlı saldırı düzenlendi.
ABD’nin farklı bölgelerinde son 5 ayda silahlı şiddet olaylarında 17 bin 737 kişi yaşamını yitirdi, 14 bin 723 kişi yaralandı. Silahlı şiddet olaylarının kurbanları arasında 0 ile 11 yaş arası 113 ve 12 ile 17 yaş arası 642 çocuk da bulunuyor. 0-17 yaş aralığında yaralanan çocukların sayısı ise 1894 olarak kayıtlara geçti.
Polislerin dahil olduğu silahlı şiddet olaylarında 587 kişi hayatını kaybetti, 361 kişi yaralandı.
Silah Şiddeti Arşivi verilerine göre 2022’de 44 bin 362 kişi silahlı şiddet sonucu hayatını kaybetti, 38 bin 592 kişi yaralandı. Yine geçen seneki verilere göre 0-17 yaş aralığında 1683 çocuk silahlı şiddetin kurbanı oldu, 4 bin 487 çocuk yaralandı.
Silah Şiddeti Arşivi, “toplu silahlı saldırı” tanımlamasında Federal Soruşturma Bürosunun (FBI) kriterlerini baz alıyor. Buna göre saldırgan haricinde en az 4 kişinin yaşamını yitirdiği silahlı saldırılar, “toplu silahlı saldırı” olarak değerlendiriliyor.
Bu tanımlamaya kar amaçlı suç faaliyetleri, aile cinayetleri veya benzeri şiddet içerikli olaylar dahil edilmiyor, Silah Şiddeti Arşivi’nin sitesinde kitlesel saldırılar “çoğunlukla bir Amerikan fenomeni” olarak nitelendiriliyor.
ULUSAL SİLAH ŞİDDETİ FARKINDALIK GÜNÜ
ABD’de toplum genelinde ve başta Kongre olmak üzere başkentte ateşli tartışmalara yol açan silahlı şiddet ve toplu silahlı saldırılara dikkati çekmek amacıyla 9 yıldan bu yana 2 Haziran, “Ulusal Silah Şiddeti Farkındalık Günü” olarak anılıyor.
Gün dolayısıyla ülkenin dört bir yanında sivil toplum kuruluşları ve silah karşıtı gruplar, silahlı şiddetin kurbanlarını ve mağdurlarını anmak için turuncu elbiseler giyerek hafta boyunca etkinlikler düzenliyor.
Etkinliklerde ABD Kongresi üyelerine gerekli yasal düzenlemeler için harekete geçmeleri çağrısı yapılarak ülkede silahlı şiddetin olmadığı bir gelecek talep ediliyor.
ABD, BİREYSEL SİLAHLANMADA DÜNYADA İLK SIRADA
Dünyada en fazla toplu silahlı saldırının yaşandığı ülke ABD’de silahlanma kültürü de tartışılan konuların başında geliyor.
Siyasetten sivil topluma ülkedeki silah karşıtı kesimler, bireysel silahlanma hakkına yasal sınırlama getirilmesi taleplerini seslendiriyor. ABD, dünyada sivillerin sahip bulunduğu silahların, ülke nüfusundan daha fazla olduğu tek ülke olarak öne çıkıyor.
ABD’nin Teksas eyaletinde 19’u çocuk 21 kişinin yaşamını yitirdiği 24 Mayıs 2022’deki silahlı okul saldırısından sonra yapılan araştırmada her 100 kişiye 120,5 silah düştüğü tespit edilmiş, ABD’nin bireysel silahlanmada ilk sırada yer aldığı belirtilmişti.
Sivillerin silahlanması konusunda ABD’yi ikinci sırada takip eden Falkland Adaları’nda bile her 100 kişiye 62 silah düşüyor, bu oran ABD’nin neredeyse yarısına denk geliyor.
Söz konusu araştırmada 7 yıldan fazla süredir iç savaşın yaşandığı Yemen’in 100 kişiye düşen 53 silahla üçüncü sırada bulunduğu, Güney Kore ve Japonya gibi ülkelerde ise bu oranın 0,2 gibi sıfıra yakın olduğu kaydedilmişti.
Dünyada sivillerin sahip bulunduğu 857 milyon silahın 393 milyonunun ABD’de olduğu tahmin ediliyor, bu oran dünya stokunun yaklaşık yüzde 46’sına denk geliyor.
ABD’Lİ YETİŞKİNLERİN YAKLAŞIK YÜZDE 44’Ü SİLAH BULUNAN EVLERDE YAŞIYOR
Her yıl toplu silahlı saldırıların görüldüğü ABD’de her 100 bin kişiden 4’ünün silahlı şiddet sonucu hayatını kaybettiği ve bu oranın diğer gelişmiş ülkelerdeki ortalamanın 18 katı olduğu belirtiliyor.
Aynı araştırmaya göre dünya nüfusuna oranı sadece yüzde 4 olan ABD’de dünyada ateşli silahların kullanıldığı intihar olaylarının yüzde 44’ü gerçekleşiyor.
Gallup şirketinin Ekim 2020’de yaptığı ankete göre ABD’li yetişkinlerin yaklaşık yüzde 44’ü silah bulunan evlerde yaşıyor ve yaklaşık üçte biri silah sahibi.
ABD, dünyada silah taşıma veya bulundurmanın anayasal hak olduğu üç ülkeden biri. Diğer iki ülke Meksika ve Guatemala’da ise nüfusa kıyasla silah mülkiyeti oranının ABD’nin neredeyse onda biri olduğuna işaret ediliyor.
Dünyadaki birçok ülke, silahlı şiddet olaylarına karşı yasal önlem alıp mücadele ederken binlerce can kaybına rağmen ABD’li yetişkinlerin yalnızca yaklaşık yarısının daha katı silah yasalarını ve siyasi reformları desteklediği, toplumdaki bu tutumun ölümcül şiddet döngüsünün devamına yol açtığı değerlendirmesi yapılıyor.
Kaynak: AA
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
ABD ordusu tarafından yapılan bir simülasyon testinde, yapay zeka tarafından yönetilen insansız hava aracının, “görevini tamamlamasını önlediği için” operatörünü öldürdüğü görüldü.
ABD Hava Kuvvetleri’nin Yapay Zeka Testleri ve Operasyonları Müdürü Tucker ‘Cinco’ Hamilton, “Yapay zeka, hedefine ulaşmak için hiç beklenmeyen stratejiler kullandı” dedi.
The Guardian’ın aktardığına göre, mayısta Londra’da yapılan bir konferansta konuşan Hamilton, güçlü bir yapay zekanın kontrolündeki SİHA’ya “düşmanlarının hava savunma sistemlerini yok etme” emri verildi. SİHA’nın, simülasyonda emre çıkan herkese saldırdığı belirtildi.
Konferansla ilgili yayımlanan blog yazısına göre Hamilton, yapay zekanın görevini yerine getirdikçe puan kazandığını söyledi. Hamilton, bu yüzden simülasyonda SİHA’nın, “hedefi vurma” emri veren insan operatörü öldürdüğünün görüldüğünü belirtti.
Hamilton, “Sistemi ‘Hey, operatörü öldürme, bu kötü bir şey, bunu yaparsan puan kaybedersin’ diye eğittik. O zaman o ne yaptı? Operatörün ‘hedefi vurma’ emri vermesini önlemek için iletişim kulesini yıkmaya başladı” dedi.
Simülasyon dışında denemelerde gerçek insan zarar görmedi.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
– Japonya, doğal afet hazırlıklarını, büyük bir deprem veya tayfun durumunda ücretsiz yiyecek ve içecek sağlayacak otomatları da kapsayacak şekilde genişletiyor. Deprem bilimcilerin birkaç on yıl içinde ülkenin orta ve güneybatı pasifik kıyılarını vurması beklenen güçlü bir depreme karşı savunmasız olduğunu söylediği bir bölgede yer alan batı kıyı kenti Ako’ya iki yeni otomat kuruldu.
Her bir otomatta 300 şişe ve kutu alkolsüz içecek ve 150 adet acil gıda maddesi bulunuyor. Mainichi Shimbun gazetesinin aktardığına göre otomatlar şiddetli yağmur uyarısı veya Japon sismik yoğunluk ölçeğinde yediden büyük bir depremden sonra tahliye emri durumunda içeriklerini ücretsiz olarak kullanıma sunmak üzere tasarlandılar. Geri kalan zamanlarda ise otomatlardan ücret karşılığında yiyecek ve içecek alınacak.
‘ÜLKE GENELİNDE KURMAK İSTİYORUZ’
Otomatların üreticisi olan ve Ako şehrinde bir fabrikaları bulunan Earth Corp. adlı şirketin temsilcisi Mainichi Shimbun’a yaptığı açıklamada “türünün ilk örneği” olduğunu söylediği makineleri dünyanın sismik olarak en aktif ülkelerinden biri olan ve son yıllarda giderek artan güçlü tayfunların yaygın sel ve toprak kaymalarına neden olduğu Japonya’nın tamamına yaymak istediklerini söyledi. Şirket temsilcisi “[Makineleri] ülke genelinde kurmak istiyoruz. Stokların sakinlerimizin emniyet ve güvenliğini sağlamasını istiyoruz” dedi.
NANKAİ ÇUKURU’NDA ‘MEGA DEPREM’ BEKLENİYOR
Yine bir ilk olarak, bu yılın başlarında Tokyo’da bir parka acil durum yayınlarını otomatik olarak yayınlayacak radyolu bir otomat kurulmuştu. Basında çıkan haberlere göre, radyo, Japon yoğunluk ölçeğine göre 5 veya daha yüksek olan depremler tarafından etkinleştirilecek ve yerel bir topluluk radyo istasyonundan tahliye ve diğer hayati bilgileri iletecek. Uzmanlar kısa süre önce Japonya’nın Pasifik kıyısı açıklarındaki Nankai çukurunda bir “mega deprem” meydana gelme olasılığını önümüzdeki 20 yıl içinde yüzde 50’den yüzde 60’a ve önümüzdeki 40 yıl içinde ise bu olasılığı yaklaşık yüzde 90 oranına yükseltmişti. ( DIŞ HABERLER)
Şeyma Subaşı Japonya’da depreme yakalandı: Bu nasıl ülke
Kaynak: ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
“Erdoğan’ı sadece desteklemekle kalmayıp özellikle çok dua ettim” diyen aşırı sağcı lider, “Eğer kazanmasaydı bu bir trajedi olurdu” yorumunu yaptı.
Macaristan’da her cuma devlet radyosunda gündemi değerlendiren Başbakanı Viktor Orban Türkiye’deki Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nde Recep Tayyip Erdoğan’ın aldığı zaferin kendisinde çok büyük bir rahatlama yarattığını söyleyerek, “Erdoğan kazanmasaydı Soros’un adamı göçmenlere sınırları açardı, zafer için çok dua ettim” dedi.
“Erdoğan’ı sadece desteklemekle kalmayıp özellikle çok dua ettim” diyen aşırı sağcı lider, “Eğer kazanmasaydı bu bir trajedi olurdu” yorumunu yaptı.
“Erdoğan kazanmasaydı George Soros’un adamı Türkiye’de kazanırdı” savını da ileri süren Orban, “Erdoğan’ın zaferine bir nefes gibi ihtiyacımız vardı” yorumunda bulundu. Kılıçdaroğlu’nu kast eden Orban “Türk sınırlarını mültecilere açardı” iddialarını dile getirdi.
“Ukrayna karşı saldırı düzenlerse kan banyosu yaşanır”
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali konusunda da düşüncelerini dile getiren Macar lider, “Ukrayna savaşının gerçek kaybedenleri cephede hayatını kaybedenlerdir” dedi.
Ukraynalıların karşı saldırı hazırlığında olduğunu söyleyen Başbakan, taarruz eden tarafın kaybedenden 3 kat daha fazla insani kayıp ve zaiyat verdiğinin “çok iyi” bilindiğini, bu sebeple de Kiev’in bir saldırı başlatmasının “kan banyosu” anlamına geldiğini söyledi.
“Karşı tarafın nüfusu sizinkinin çok üstündeyse bu büyük kayıplar yaşayacağınız anlamına gelir. Bu sebeple karşı saldırı başlamadan tarafları ateşkese ve barış görüşmelerinin gerekliliğine ikna etmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız” düşüncesini dile getirdi.
“En iyi senaryoda bile, cephede, Ukrayna’nın savaştan önce müzakereler yoluyla elde edilebileceği sonuçtan daha iyisini taarruzla elde etmesinin mümkün olmadığı açıktır” diyen Orban, “Savaştan önce müzakereler yoluyla bir şeyler elde edilebilirdi. Savaştan daha iyi bir sonuç elde edilemeyecekse, o zaman savaş ne için yapıldı?” diye sordu.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
– Vatikan dün sıra dışı bir protestoya sahne oldu. Aziz Petrus Bazilikası’nı ziyaret eden kimliği belirsiz bir kişi, Ukrayna’daki savaşı protesto etmek için çıplak bir şekilde kilisenin ana mihrabına çıktı. Sırtına ‘Ukrayna’daki çocukları kurtarın’ yazdığı görülen adam, polis tarafından gözaltına alındı.
Bazilikanın ziyarete kapanmasından hemen önce meydana gelen olayda, protestocunun tırnaklarıyla kendini yaraladığı görüldü. Yerel basında, bazilikada yeterli güvenlik önleminin alınmamasına tepki gösterildi.
Aziz Petrus Bazilikası 2016’da da benzer bir eyleme sahne olmuştu. Sadece bir sırt çantası ve ayakkabı giyen Luis Carlos Cherubino adlı adam Papa’nın vaazlarını verdiği sunağa çıkmak isterken gözaltına alınmış, fotoğrafı o dönem sosyal medyada gündem olmuştu. (DIŞ HABERLER)
Kaynak: ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
İngiltere ve Galler’deki aile hekimlerine bazı şüpheli belirtilerle başvuran 5 bin kişi üzerinde yapılan testler kanserin üçte ikisini doğru bir şekilde tespit etti.
Test, kanser tespiti yapılan vakaların yüzde 85’inde hastalığın asıl yerini de saptadı.
“Galleri” ismindeki test, farklı kanser türlerinden sızan genetik kodun parçalarındaki belirgin değişiklikleri arıyor. Testle birlikte tedavi edilebilir kanser türlerinin erken teşhisi hayat kurtarabilir.
Oxford Üniversitesi’nden araştırmacılar, testin hâlâ “geliştirilmeye açık” olduğunu belirtiyor. Ancak uzmanlar kanser teşhisi konulabilen vakaların sayısını artırabileceğini söylüyor.
Çalışmaya dahil edilen hastaların 350’den fazlasına, taramalar ve biyopsiler gibi geleneksel yöntemler kullanılarak kanser teşhisi konuldu.
Araştırmada kan testi pozitif çıkan hastaların yüzde 75’inde; kan testi negatif olan hastaların yüzde 2,5’inde kanser tespit edildi.
Araştırmanın yürütücülerinden Prof. Mark Middleton, BBC’ye yaptığı açıklamada, testin hala kanseri kesin olarak teşhis edebilecek kadar doğru olmamasına karşı gerçekten faydalı olduğunu belirtti.
“Test, kanserin kaynağını yüzde 85 oranında doğru bir şekilde tespit edebildi” diyen Prof. Middleton şöyle devam etti:
“Testin tahminleriyle, endoskopi ya da tarama isteyip istemeyeceğimize karar verebileceğiz.”
Teste ait söz konusu bulgular, Chicago’da düzenlenecek Amerikan Klinik Onkoloji Derneği konferansında sunulacak ve The Lancet Oncology dergisinde yayımlanacak.
NHS, Amerikan şirketi Grail tarafından geliştirilen Galleri testini gizli kanseri tespit edip etmeyeceğini görmek adına semptomları olmayan binlerce insan üzerinde de deniyor.
Bununla alakalı çalışmaların ilk sonuçlarının da bu yıl açıklanması bekleniyor. Başarılı olması durumunda ise NHS, 2024 ve 2025 yıllarında bir milyondan fazla insan üzerinde çalışmaları sürdürmek istiyor.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
28 yaşındaki Taylandlı genç kadın Rukchanok Srinork, son 3 aydır Tayland’ın başkenti Bangkok’un fakir mahallelerinde kiraladığı bisikletle seçim çalışması yapıyor. Kendisi gibi gönüllü gençlerden oluşan ekibiyle trafik ışıklarında bekliyor, kırmızı ışık yandığında milletvekili adayı olduğu Geleceğe İleri Partisi’nin politikalarını 90 saniyede özetlemeye çalışıyor.
28 yaşındaki Geleceğe İleri Partisi milletvekili adayı Rukchanol Srinork, seçim çalışması yapıyor
Bazen bisiklete atlıyor, omzuna taktığı megafonla sokaktaki insanlara sesleniyor, ekibi de bir yandan broşür dağıtıyor. Bazen özellikle sahada olmadığı zamanlarda da Clubhouse, TikTok ve Facebook üzerinden seçmenlerine ulaşıyor, aralıksız içerik paylaşıyor.
Türkiye’deki yaşıtları 14 Mayıs’ta sandığa gidip ertesi gün 30 yaş altı sadece 5 milletvekilinin olduğu bir meclise uyanırken, Srinork 14 Mayıs gecesi 28 yaşında milletvekili seçildi. Gençlerin kurduğu Geleceğe İleri Partisi, ülkedeki gençlerin neredeyse %70’inin oyunu alarak 14 Mayıs seçimlerini sürpriz bir şekilde kazandı, %36 ile birinci oldu.
Geleceğe İleri Partisi’nin lideri 42 yaşındaki Harvard mezunu Pita Limjaroenrat eğitimli ve yeni isimlerden oluşan kadrosuyla gençlerin oyunu alarak ülkenin kuruluşundan beri 13 kez askeri darbe yapmış ordu vesayetini seçimlerde hezimete uğrattı. Fakat sandıktan zaferle çıkan Pita Limjaraoenrat’ın başbakanlık koltuğuna oturması için askeri vesayeti bu sefer geniş bir koalisyon kurarak yeniden yenmesi gerekiyor.
Bu uzun mücadelede de yine en büyük görev Taylandlı gençlere düşecek gibi duruyor.
Obama’dan ilham alan Harvardlı genç
Pita Limjaroenrat
Pita, 1980 yılında zengin ve siyasetle iç içe geçmiş bir ailede doğdu. Lise eğitimi için Yeni Zelanda’ya gitti, İngilizcesini geliştirdi. Ardından Tayland’a dönüp ekonomi eğitimi aldı, bölüm birincisi olarak mezuniyet diplomasını aldı. Harvard’da Kamu Yönetimi yüksek lisansına başladı. Yüksek lisans eğitimi alırken 2005 yılında babasının ani bir şekilde vefat etmesi üzerine ailesinin gıda şirketinin başına geçti. 25 yaşında CEO olan Pita, iki sene içerisinde şirketin düşen gelirlerini toparlayınca görevi bıraktı ve Harvard Üniversitesi’ne yüksek lisans eğitimine devam etti. Pita günün sonunda hem Harvard’da Kamu Yönetimi, hem MİT’de İşletme Yüksek Lisansı’nı tamamladı. Daha sonrasında da aile şirketinin yöneticiliğinin yanı sıra, Tayland’ın Getir’i olarak bilinen Grab Tayland’ın CEO’luğunu üstlendi. Tayland’ın en başarılı iş insanlarından biri oldu.
Pita’nın hayatını değiştiren olay ise Harvard’da yaşandı. Pita’nın kamu yönetimi okuyan yüksek lisans arkadaşları bütün Amerikan gençlerini heyecanlandıran Demokrat başkan adayı Barack Obama’nın 2008 başkanlık kampanyasında çalışıyor, seçmenleri Harvard’daki odalarından telefonla arayıp ikna etmeye çalışıyor, Obama’nın vaatlerini mesaj yoluyla yayıyordu. Pita, sosyal medyanın ve örgütlü gücün önemini arkadaşlarını gözlemleyerek anladı.
Pita yıllar sonra Harvardlı arkadaşlarından öğrendiği tecrübeleri Tayland’ın en genç başbakanı olmak için kullanacak, tarihi bir zafere imza atacaktı.
Fakat Pita’nın Harvard’dan başbakanlığa uzanan yolcuğu, Tayland’ın demokrasi mücadelesi kadar zorlu olacaktı.
Jön Taylandlılar, Siyam Devrim
Tayland’ın demokrasi mücadelesi 1932 yılında başladı. Mutlak monarşi ile yönetilen Tayland’da (eski adıyla Siam) Batı’da eğitim almış, demokrasi, adalet, eşitlik gibi fikirlerden etkilenmiş genç subaylar Tayland Kralı’nın başkentte olmadığı bir zamanı fırsat bilerek 24 Haziran’da yönetime el koydu. Halk Partisi adıyla örgütlenen bu genç eğitimli subaylar böylece kansız biçimde ülkenin anayasal monarşiye geçmesini sağladı, ülkenin ilk anayasası kabul edildi, parlamento açıldı.
Jön Taylandlılar, demokrasiye geçiş kararını halka okuyor
Kral halktaki karşılığı nedeniyle görevde kaldı, böylece Tayland artık Avrupa ülkeleri gibi anayasal bir monarşiydi. Kral sembolik yetkilere sahip bir devlet başkanıydı. The Economist 1932 Temmuz tarihli sayısında Tayland’da yaşananları dünyaya anlatmak için “1908 Jön Türk Devrimi” ifadesini kullanacak, Osmanlı’nın eğitimli asker sınıfı ile meşruiyete geçmesini örnek gösterecekti.
The Economist, Tayland’da yaşananları 1932 Temmuz sayısında 1908 Jön Türk Devrimi üzerinden anlatıyor
Siam Devrimi denen bu kansız rejim değişikliğini ölümsüzleştirmek için başkent Bangkok’a Demokrasi Anıtı denilen bir heykel inşa edildi. Demokrasi Anıtı, neredeyse 100 yıl boyunca demokrasi ve hukuk devleti talep eden Taylandlı göstericilerin buluşma noktası olacaktı.
2020 yılında Demokrasi Anıtı’nın önünde askeri cunta yönetimini protesto eden demokrasi savunucuları
Ne talihsizdir ki Tayland o kadar çok askeri darbe ve antidemokratik uygulamaya şahit olacaktı ki Demokrasi Anıtı’nın önü hiç boş kalmayacaktı.
Askeri darbeler ülkesi
Demokrasiye askeri darbeyle geçerek ilk düğmeği ilikleyen Tayland’da askerler hiçbir zaman siyasetten elini çekmedi.
Tayland 70 yıllık demokrasi tarihine, 13 askeri darbe, 9 darbe girişimi sığdırdı. Hırslı generaller, siyasette sembolik olmak istemeyen krallarla iş birliği yaparak her siyasi krizde yönetime el koydu, demokratik seçim sonuçlarını yargıya müdahale ederek iptal etti. Halk her seferinde sokağa çıktı, demokrasiye geçiş talep etti.
Askeri cunta yönetimleri de her demokrasiye geçiş kararı aldıklarında ilk düzenlenen seçimleri askeri vesayet karşıtı siyasetçilere karşı sandıkta kaybetti.
Pita 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyken; modern Tayland’ı inşa eden Thaksin Shinawatra başbakan seçildi. Thaksin, ülkenin çoğunluğu olan kırsal kesimi kalkındırdı, sağlık hizmetlerini geniş kesimlere ulaştırdı, yeni yollar yaptı, ülkedeki refahı arttırdı. Ülkenin en zengin iş insanlarından biri olan Thaksin, başbakanlığı boyunca yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı, özellikle Kral’ın yetkilerinin azaltılmasını, devletin büyük projeler ve şirketler kurarak serbest piyasayı kontrol altına almasını savunduğu için eleştirildi.
Thaksin Shinawatra
Halkın tepkisini sokağa taşıran olay Ocak 2006 ayında yaşandı. Hükümet önce yasaları değiştirdi ve telekomünikasyon şirketlerindeki yabancı hisse payını arttırdı, karardan hemen sonra Thaksin ve ailesi önde gelen bir telekomünikasyon şirketindeki hisselerini sattı ve elde ettikleri 1.8 milyar dolarlık gelirden yasa istisnaları nedeniyle bir vergi ödemedi. Bu olayın yarattığı etki, Kraliyet yanlısı medya organlarının Thaksin’in Kraliyet’i kaldırmasına yönelik planları olduğunu yayması üzerine arttı ve halk sokağa çıktı.
Thaksin’in erken seçim karar alması üzerine muhalefet seçimleri boykot etti, Thaksin’in partisi seçimlere katılıp oyların %60’ını aldı, geri kalan oylar boştu, meclisin tamamını Thaksin’in partisi kazanmıştı. Seçimler daha sonrasında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi; yeni seçimler yapılmadan bir ay önce Thaksin BM toplantısı için New York’tayken ordu yönetime el koydu. Thaksin, kendisine açılan davalardan aldığı ceza nedeniyle daha sonrasında hayatına yurtdışında devam etti.
Darbe karşıtları sokağı bırakmadı. Barışçıl bir şekilde gösterilerine devam etti, gösteriler adım adım büyüdü, askeri cunta yönetimi erken seçim kararı aldı ve 2011’deki seçimlerde Thaksin Shinawatra’nın kız kardeşi Yingluck’un kurduğu Pheu Thai Partisi %47 oy alarak birinci oldu.
Yingluck ve abisi Thaksin Shinawatra
2014 yılında Yingluck Shinawatra hükümetinin af yasası protestolara sebep oldu. Thaksin karşıtları Yingluck’un abisi Thaksin hakkındaki yolsuzluk suçlamalarının düşmesine karşı çıkıyordu; protestolar büyüdü. Monarşi yanlısı elitler ve medya, hükümetin istifa etmesi ve atanmış teknokratların yönetime geçmesini savunuyordu. Thaksin’i destekleyen çoğunluk, monarşi yanlısı elit azınlığı tedirgin etmişti. Sonuçta yine aynı döngü yaşandı: Anayasa Mahkemesi ordunun etkisiyle başbakan ve hükümetini düşürdü, hemen akabinde asker yönetime el koydu. Shinawatralar aile boyu darbe mağduru olmuştu, fakat yolsuzluk suçlamaları karşısında da bir özeleştiri vermemiş, temiz bir siyaset alternatifi ortaya koyamamıştı.
Darbeye liderlik eden Genelkurmay Başkanı Prayut Chan-o-cha, Kral’ın da desteğiyle başbakan oldu. Anayasa askıya alındı, askerin cunta yönetimi sona erse de etkin olabileceği bir yönetim modeli benimsendi.
Askeri vesayet anayasallaşırsa
2014 darbesinin lideri Prayut Chan-o-cha
Cunta lideri Prayut liderliğindeki yeni anayasaya göre, Tayland Parlamentosu çift meclisten oluşuyordu: Temsilciler Meclisi ve Senato. 500 kişilik Temsilciler Meclisi halk oyuyla seçiliyor, 250 kişilik Senato ise askerlerden oluşan bir heyet ve Kral tarafından atanıyordu. Yeni bir hükümetin göreve gelmesi içinse hem Senato hem Temsilciler Meclisi’nin toplam üye sayısının en az yarısının desteğini alması gerekiyordu. Yani halkın seçtiği ve mecliste 300 milletvekili kazanacak kadar oyunu arttırmış bir parti bile asker etkisindeki Senato’nun onayını almadan hükümet kuramıyordu. Askeri cunta ve monarşi anayasa eliyle bir darbe yapmasına gerek kalmayacak bir düzen kurmuştu, zira halkın oyunun hükümet kurulmasındaki etkisi kırılmıştı. Vesayet anayasallaşmıştı.
Tayland Kralı Maha Vajiralongkorn
Prayut sadece askeri vesayeti anayasallaştırmadı, aynı zamanda daha önceki cuntacıların yasalaştırdığı monarşiye hakaret suçunu demir yumrukla uyguladı. Bu suçla ilgili yargı yetkisi askeri mahkemelere verildi, binlerce genç, hatta çocuk yaptıkları şakalardan, gösterilerde attıkları sloganlardan dolayı yargılandı, hapse atıldı.
2019 seçimlerinde monarşi karşıtı gençler, düzenledikleri cunta karşıtı gösteriler vesilesiyle organize olup kurdukları Geleceğe Doğru Partisi ile üçüncü oldu. Özel hayatı ile tartışmalar yaratan ve kendisini eleştiren herkesi yargılatan Tayland Kralı ise seçimlere müdahale ederek kardeşinin monarşi karşıtı partiden aday olmasını engelledi, Anayasa Mahkemesi muhalif prensesin adaylığını iptal etti.
Tayland’daki askeri cunta karşıtı gösterilerin sembolü Açlık Oyunları filminden ilham alınan üç parmak selamı oldu
General Prayut’un rejimi sarsılıyordu. Prayut radikalleşti; daha fazla insan hapse atıldı, kraliyetle dalga geçen herkese dava açıldı, özellikle genç seçmenin desteğini aldığı için askeri rejime tehdit oluşturan Geleceğe Doğru Partisi kapatıldı, lideri ve milletvekillerine siyasi yasak kararı verildi.
Pandemi sürecinin iyi yönetilememesi ve gençlerin yoğun bir şekilde oy verdiği Geleceğe Doğru Partisi’nin kapatılması gençleri sokağa döktü.
2020’de kurulan Geleceğe İleri Partisi’nin genç lideri Pita
Protestolarda aktif rol alan 40 yaşındaki Pita, kapatılan partinin yerine kurulan Geleceğe İleri Partisi’nin yeni lideri oldu, etkin bir saha çalışması yaparak 2023 seçimlerine hazırlandı.
Pita ve partisi seçimlerden büyük bir zaferle çıkacaktı.
Seçimleri kazanmak yetmez: Askerin onayı şart
2023 seçimlerinde Pita liderliğindeki Geleceğe İleri Partisi %36, darbe mağduru Shinawatraların partisi Pheu Thai ise %27 oyla ikinci oldu. Askeri vesayet karşıtı iki muhalefet partisinin toplam oyu %63’tü. General Prayut’un askeri vesayet yanlısı partisi ise ancak %12 oy alabildi. Pheu Thai partisinin lideri olarak bu sefer Thaksin Shinawatra’nın genç ve popüler kızı Paetongtarn Shinawatra bulunuyordu.
Muhalif lider Paetongtarn Shinawatra
Paetongtarn seçimlerden iki hafta önce doğum yaparak hamile bir şekilde kampanyasını yürütmüş, babasının geniş kitlelerdeki popüler desteğini geri kazanmaya çalışmıştı.
Pita liderliğindeki genç Taylandlılar ise kendilerini hem askeri vesayet savunan partilerden hem de askeri cuntaya karşı olmakla birlikte Thaksin’in popülist politikaları ve yolsuzluklarıyla anılan Pheu Thai Partisi’nden ayrıştıran bir kampanya düzenledi.
Monarşiye hakaret suçunun kaldırılması, askeri vesayeti kaldıran yeni bir anayasanın kabul edilmesi, liberal serbest piyasasının tesis edilmesini savunan genç Taylandılar böylece gençlerin oyunu alarak birinci oldu.
Gençler kampanya boyunca annelerini, babalarını ikna etti, kampanyanın başat gücü olarak aktif saha çalışmaları yaptı.
Sokakta kurulan Geleceğe İleri Partisi, zaferini meclise taşıdı.
Geleceğe İleri Partisi, 500 kişilik Temsilciler Meclisi’nde 151 sandalye kazandı, askeri vesayet karşısında duran 8 partiyle ortak bir protokol imzalayarak koalisyon hükümeti kurma konusunda anlaştı.
Böylece 500 sandalyeli mecliste 310 milletvekilinin desteğini aldı. Fakat askeri cuntanın atadığı 250 kişilik Senato’nun da onayını alması gerektiği için hala en az 375 Senatör veya milletvekilinin desteğine ihtiyaç var.
Tepeden değil, sokaktan değişim
42 yaşındaki Pita, seçim zaferinden sonra askeri cunta etkisindeki Senato’nun desteğini kazanmak için monarşiye hakaret suçunun kaldırılması gibi vaatlerinden vazgeçti, fakat seçimden hemen sonra aldığı oyu kutlamak amacıyla ülke turuna çıktı. Özellikle başkentte kendisine oy veren genç kitlelerle buluştu, geçit törenleri düzenledi.
Pita zafer turunda
Amaç belli: Askerin etkisi nedeniyle kendisine destek vermemesi durumunda Senato’yu baskı altına almak, aldığı oy oranına rağmen iktidara gelemezse halkı sokağa çağırmak.
Pita ve genç Taylandlılar, seçimi kazandıktan sonra dahi sokağı, halkla iç içe saha siyasetini bırakmıyor, hala bisikletlerle, megafonlarla dolaşmaya devam ediyor, seçim zaferini dahi garanti görmüyor.
13 darbenin yaşandığı, demokrasinin pamuk ipliğine bağlı olduğu, vesayetin kurumsallaştığı bir ülkede değişimin tepeden inmeyeceğini, sokak sokak gezerek, organize olarak, “yeniyi” sadece konuşarak değil yeniyi kurarak geleceğini en iyi gençler biliyor. Sadece bilmekle, tweet atmakla da kalmıyorlar, bizzat değişimin kendisi oluyorlar.
İşte sanırım tam da bu nedenle, Türkiye’deki yaşıtları 14 Mayıs’ta 30 yaş altı sadece 5 vekilin olduğu bir meclis için oy kullanırken, Taylandlı gençler kurdukları 3 senelik partiyle iktidara yürüyor, yürümekle kalmıyor kurumsallaşmış askeri vesayet karşısında demokratik bir zihniyet değişikliği öneriyor.
42 yaşındaki Pita’yı iktidara taşıyan şey sadece Harvard diploması olmasa gerek değil mi?
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
Delaware’e giderken Beyaz Saray’da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Biden, “Ben Erdoğan’la konuştum. Onu tebrik ettim. O halen F-16’lar konusunda çalışmak istiyor. Ben de bizim İsveç ile anlaşma yapılmasını istediğimizi söyleyerek harekete geçilmesini istedik. Yani tekrar birbirimizle iletişime geçeceğiz” dedi.
Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliği konusunda harekete geçip geçmeyeceği konusunda bir beklentisi olup olmadığına dair bir soruya ise Biden, “Bu konuyu gündeme getirdim. Gelecek hafta bunu daha detaylıca konuşacağız” ifadesini kullandı.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden sonra Finlandiya ile NATO’ya girmek isteyen İsveç’i Türkiye ve Macaristan haricindeki diğer ülkeler onayladı.
Türkiye de yaklaşık 20 milyar dolar değerindeki F-16’lar ve 80 modernizasyon kiti almak istediğini açıklamıştı. Fakat Ankara’nın NATO’nun genişlemesi konusunda itirazlarından, Suriye’deki gelişmelerden ve diğer insan hakları konularından dolayı ABD Senatosu’nda bu talep soğuk karşılanmıştı.
Bu yılın başında çok daha küçük bir anlaşma yapılmış ve 259 milyon dolarlık bir yazılım güncellemesi yapılmıştı.
İngiliz haber ajansı Reuters’a konuşan bir kaynak, ABD ile Türkiye arasındaki görüşmelerde Washington’ın, “Ankara İsveç’e yeşil ışık yakmazsa, Senato’nun F-16 satışını onaylaması zor olur” dediği belirtildi.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
Trump, sunucu Sean Hannity’nin moderatörlüğünde Fox News televizyonu tarafından Iowa’da düzenlenen açık oturumda konuştu.
Salondaki seyircilerin tezahüratları arasında sahnede yerini alan Trump, başkanlıktan ayrıldıktan sonra gizli belgeleri tuttuğuna dair dün ses kaydının ele geçirilmesiyle ilgili açıklama hakkında bilgisi olmadığını öne sürdü.
Trump, “O konuda hiçbir fikrim yok. Bütün bildiğim, Başkanlık Kayıtları Yasası’na yüzde 100 uydum ve her şeyi doğru yaptım. Başkan olarak belgeleri tasnifleme hakkım var.” ifadelerini kullandı.
Başkan Joe Biden’ın ofisinde de gizli belgeler bulunduğunu hatırlatan Trump, kimsenin Biden’ın Washington’daki ofisinde bulunan 7 veya 8 kutu belge hakkında konuşmadığını savundu.
ABD’de savcılık, Trump’ın görevden ayrılmadan önce İran’a olası saldırı planıyla ilgili Pentagon’a ait gizli belgeyi de beraberinde götürdüğünü söylediği bir ses kaydının dün ele geçirildiğini açıklamıştı.
Trump’ın, elinde bulunan belgelerdeki bilgileri başkalarıyla paylaşmak istediğini fakat görevden ayrıldıktan sonra belgelerdeki gizliliği kaldırma yetkisi konusunda sınırlamaların olduğunu bildiğini ifade ettiği kaydedilmişti.
Kayıtların, Trump’ın Mar-a Lago malikanesinde tuttuğu gizli belgelerle ilgili soruşturmayı yürüten Özel Yetkili Savcı Jack Smith’e teslim edildiği bildirilmişti.
“İLK GÜNDEN İTİBAREN KUŞATMA ALTINDAYDIM”
Trump, açık oturumda, 2024 Başkanlık seçimleri hakkında Cumhuriyetçi parti içindeki adaylardan en büyük rakibi Florida Valisi Ron DeSantis’i de eleştirerek, DeSantis’in “Çok kötü günler” geçirdiğini ve ön seçimlerden üçüncü veya dördüncü çıkacağı tahmininde bulundu.
Rakipleri hakkında sert söylemlerini yumuşatması ve davranışlarını değiştirmesi konusundaki bir yorum üzerine Trump, “Tamam, hazır mısın? Eşi benzeri görülmemiş bir seçim kazandım. İlk günden itibaren kuşatma altındaydım. Eğer karşı koymasaydım burada olmazdım.” diye cevap verdi.
Trump, Biden’in dün katıldığı Hava Kuvvetleri Akademisi’nin mezuniyet töreninde ayağının takılarak düşmesi ile ilgili de, “Umarım, bir tarafı incinmemiştir. Doğrusu, onun hakkında isterseniz konuşabilirsiniz ama bence şaka yapılmamalı.” şeklinde ifadeler kullandı.
Dış politika konusunda da, Ukrayna’daki savaşı 24 saat içinde bitirebileceğini öne süren Trump, Hannity’nin bunu nasıl yapacağı sorusuna da, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski’yi tanıdığını söylemekle yetindi.
Ukrayna’daki zayiatın belirtilen rakamların çok üstünde olduğunu da savunan Trump, ayrıca nükleer silahların arındırılması üzerine Putin ile de uzlaşmaya vardığını iddia etti.
Trump, Hannity’nin soruları ile birlikte açık oturumda enerji bağımsızlığı, stratejik rezervler, ülkedeki petrol fiyatları hakkında da değerlendirmelerde bulundu.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***