Kategori: Bilim ve Teknolji

  • James Webb teleskobu, bilinen en eski ve en uzak galaksiyi keşfetti

    James Webb teleskobu, bilinen en eski ve en uzak galaksiyi keşfetti


    James Webb Uzay Teleskobu bilinen en uzak galaksiyi tespit ederek yeni bir rekor kırdı.

    JADES-GS-z14-0 olarak adlandırılan yıldızlar topluluğu, evrenin genişlemesine yol açtığı düşünülen Büyük Patlama’dan 290 milyon yıl sonraki haliyle görüntülendi.

    Başka bir deyişle, Büyük Patlama ile genişlemeye başlayan evrenin 13,8 milyar yaşında olduğunu düşünürsek, bu galaksiyi şu anki yaşının sadece %2’sindeyken gözlemlemiş oluyoruz.

    Webb teleskobu bu keşfi 6,5 metre genişliğindeki birincil aynası ve hassas kızılötesi cihazlarıyla yaptı.

    Teleskobun önceki rekoru, Büyük Patlama’dan 325 milyon yıl sonraki haliyle bir galaksinin tespit edilmesiyle olmuşu.

    Gökbilimciler son gözlemin en ilginç yönünün, büyük mesafeden çok JADES-GS-z14-0’ın büyüklüğü ve parlaklığı olduğunu söylüyorlar.

    Webb ölçümlerine göre galaksi 1600 ışık yılından daha geniş. En parlak galaksiler genellikle ışıklarının çoğunu süper kütleli bir kara deliğe düşen gaz yoluyla üretirler. JADES-GS-z14-0 ile ilgili ölçümler ise ışığın genç yıldızlar tarafından üretildiğine işaret ediyor.

    Webb astronomları Stefano Carniani ve Kevin Hainline’e göre, “Bu kadar çok yıldız ışığı, galaksinin Güneş’in kütlesinin birkaç yüz milyon katı olduğu anlamına geliyor.

    Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: Doğa 300 milyon yıldan kısa bir sürede nasıl bu kadar parlak, büyük ve devasa bir galaksi yaratabilir?” sorusu gündeme geliyor.

    James Webb teleskobu

    10 milyar dolarlık James Webb Uzay Teleskobu, Hubble teleskobunun yerini almak üzere, 2021 yılında ABD, Avrupa ve Kanada uzay ajanslarının ortak çalışmasıyla uzaya fırlatıldı.

    Daha önceki tüm uzay cihazlarından daha uzağı (zaman olarak da daha eskiyi) görmek için özel olarak tasarlandı.

    Teleskobun temel hedeflerinden biri, evrende 13,5 milyar yıl önce parıldamaya başlayan yıldızların ilk ışıklarını tespit etmekti.

    Belki de Güneş’in yüzlerce katı kütleye sahip olan bu dev nesneler yalnızca hidrojen ve helyumdan oluşuyordu.

    Yaratılış Sütunları
    Evrendeki en güzel manzaralardan biri olarak nitelendirilen Yaratılış Sütunları’nın James Webb süper teleskobunun lensinden ilk görüntüleri

    Parlak ama kısa ömürlü oldukları, nükleer çekirdeklerinde bugün doğada bilinen daha ağır kimyasal elementleri oluşturduklarına ilişkin teoriler var.

    Webb, bu galakside önemli miktarda oksijen görebiliyor. Bu da galaksinin oldukça eski olduğuna işaret ediyor. Ancak araştırmacılar galaksinin bu kadar erken dönemlerinde oksijenin varlığını şaşırtıcı buluyor.

    ABD’deki California Üniversitesi’nden Profesör Brant Robertson’a göre, “Bu galaksiyi 10 kat daha sönük olsa bile tespit edebilirdik, bu da evrende daha erken, muhtemelen ilk 200 milyon yıl içinde başka örnekler görebileceğimiz anlamına geliyor”. (BBC)

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Marksizm 2024 konferansı başlıyor

    Marksizm 2024 konferansı başlıyor


    Konferansın bu yılki programı şöyle:

    PROGRAM

    24 Mayıs Cuma

    13:00-14:30  Günümüzde Lenin: Kapitalizm, devlet, işçi sınıfı

    Konuşmacılar:

    Stefo Benlisoy (Yazar)

    Maria Styllou (Sosyalist İşçi Partisi – SEK Yunanistan)

    Özdeş Özbay (DSİP)

    Açılış

    Helin Alp

    15:00-16:30  Aşırı Sağın İki Hedefi: Kadınlar ve LGBTİ+’lar 

    Konuşmacılar:

    Nesli Uras (LGBTİ+ aktivisti)

    Atilla Dirim (DSİP)

    Yıldız Tar (Gazeteci, LGBTİ+ aktivisti)

    Açılış:

    Dila Ak

    17:00-18:30  Kapitalizmde İklim Adaleti Mümkün mü?

    Konuşmacılar:

    Ersin Tek (DSİP)

    Hamza Hamouchene (Akademisyen – aktivist)

    Tuna Emren (Bilim yazarı)

    Açılış:

    Irmak Yavlal

    19:00-20:30  Günümüzde Lenin: 21. yüzyılda devrimin güncelliği

    Konuşmacılar:

    Alex Callinicos (Socialist Workers Party – SWP İngiltere) [Çevrimiçi]

    Paul le Blanc (Marksist Tarihçi – ABD) [Çevrimiçi]

    Açılış:

    Canan Şahin

    25 Mayıs Cumartesi

    11:00-12:30  Yapay Zeka İşçi Sınıfına Karşı mı?

    Konuşmacılar:

    Levent Özyıldırım (DSİP)

    Mustafa Arslantunalı (Yayıncı)

    Açılış:

    Tuna Emren

    13:00-14:30  Felaketler Çağında Otoritarizm ve Otoritarizme Karşı Mücadele

    Konuşmacı:

    Joseph Choonara (International Socialism Journal Editörü – İngiltere)

    Açılış:

    Onur Devrim

    15:00-16:30  Enflasyon, Yoksulluk, Sınıf Mücadelesi

    Konuşmacılar:

    Ebru Gökçe (Eğitim Sen)

    Bekir Ersin (SES)

    Yılmaz Şengül (TABİB)

    Açılış:

    Ferhat Bakırcıoğlu

    17:00-18:30  Kürt Halkının Özgürlük Mücadelesinin Dinamikleri

    Konuşmacılar:

    Hakan Tahmaz (Barış Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı)

    Meral Danış Beştaş (DEM Parti Milletvekili)

    Şenol Karakaş (DSİP)

    Açılış:

    Merve Diltemiz

    19:00-20:30  Filistin: Mitler ve gerçekler

    Konuşmacılar:

    Fatma Akdokur (Filistin’e Özgürlük Platformu)

    Joseph Choonara (International Socialism Journal Editörü – İngiltere)

    Melek Ulagay (Filistin’e Özgürlük Platformu)

    Ömer Madra (Açık Radyo)

    Açılış:

    Meltem Oral

    26 Mayıs Pazar

    13:00-14:30  Hayali Cemaatler: Irkçılık ve göçmen düşmanlığı

    Konuşmacılar:

    Emel Kurma (İnsan Hakları aktivisti)

    Ferhat Kentel (Sosyolog)

    İsmail Çapar (İzmir Mülteci Dayanışma Platformu)

    Açılış:

    Hacer Yeşilçay

    15:00-16:30  Otoritarizm, Faşizm, Aşırı Sağ

    Konuşmacılar:

    Canan Şahin (Enternasyonal Sosyalizm yazarı)

    Mehmet Yaşar Altundağ (Siyaset Bilimci)

    Açılış:

    Sibel Erduman

    17:00-18:30  Toplumsal Muhalefetin 1915’le İmtihanı

    Konuşmacılar:

    Bülent Bilmez (Akademisyen, Tarih)

    Dila Ak (DSİP)

    Selim Deringil (Akademisyen, Tarih)

    Açılış:

    Nuran Yüce

    19:00-20:30  Antikapitalist Manifesto: Filistin’de soykırım ve küresel intifadanın önemi

    Konuşmacılar:

    Berna Tezcan (Eğitim-Sen üyesi)

    Can Irmak Özinanır (İhraç Akademisyen)

    Dila Ak (DSİP)

    Esra Akbalık (Aktivist)

    Kadir Bal (Aktivist)

    Kadim Fırat (TABİB)

    Şenol Karakaş (DSİP)

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Scarlett Johansson: OpenAI sohbet robotunun sesimi taklit etmesine şoke oldum ve kızdım

    Scarlett Johansson: OpenAI sohbet robotunun sesimi taklit etmesine şoke oldum ve kızdım


    Hollywood yıldızı Johansson, daha önceden sohbet robotunda kendi sesinin kullanılması yönünde şirketin teklifini geri çevirdiğini dile getirdi.

    Kullanıcılara metinleri sesli olarak okuyan Sky adlı yeni robot, geçtiğimiz hafta kullanıma açıldı. Kullanıcıların, robotun sesini Johansson’un 2013’teki Her adlı filmindeki sesine benzetmesi uzun sürmedi.

    OpenAI şirketi, Pazartesi günü açıklama yaparak bu sesi geri çekebileceklerini söyledi, ancak bunun ünlü yıldızı taklit etme amacı taşımadığını vurguladı.

    Johansson ise şirketi ve kurucusu Sam Altman’ı kasıtlı olarak sesini kopyalamakla suçlayan bir açıklama yaptı.

    “Yayınlanan örneği dinlediğimde şoke oldum, öfkelendim” ifadelerini kullanan Johansson açıklamasına şöyle devam etti:

    “Bay Altman, tek bir kelimeyle ‘Her’ tweet’ini atarak bu benzerliğin kasıtlı olduğunu alttan alta söylemiş oluyor. ‘Her’ filminde bir sohbet robotunu seslendirmiştim.”

    Yıldız oyuncu, Eylül ayında Altman’ın kendisine ulaşarak sesini kullanmayı teklif ettiğini de duyurdu:

    “Altman, eğer bu sistemi seslendirirsem, teknoloji firmalarıyla yaratıcı sektörler arasındaki mesafenin kapanması için bir köprü olabileceğimi, yapay zekayla ilgili kaygıları olan kullanıcıların daha rahat hissetmesine yardımcı olabileceğimi söyledi. Benim sesimin insanlar için rahatlatıcı olabileceğini düşündüğünü iletti.”

    Ancak Scarlett Johansson bu teklifi “kişisel nedenlerle” geri çevirdiğinin altını çizdi.

    Johansson, Sky sohbet robotu kullanıma açılmadan iki gün önce Altman’ın kendisine tekrar ulaşmak istediğini, temsilcisine gönderdiği mesajda Johnsson’dan “kararını gözden geçirmesini istediğini” anlattı.

    Ünlü oyuncu, avukatlar aracılığıyla şirkete iki mektup gönderdiğini, sesin nasıl üretildiğinin açıklanmasını istediğini aktardı. Johansson açıklamasında şunları söylüyor:

    “Deepfake ile boğuştuğumuz ve benliğimizi, işlerimizi korumaya çalıştığımız bu günlerde, sorduğumuz soruların tam bir açıklamayı hak ettiğini düşünüyorum.”

    BBC, OpenAI’a ulaşarak konuyla ilgili yanıt almak istedi ancak şirket henüz bu iddialara yanıt vermedi.

    Ancak OpenAI Pazartesi günkü açıklamasında Sky adlı robotun “oyuncunun sesini taklit etmediğini” savundu.

    Şirket, robotun kullandığı beş sesin, işbirliği yapılan seslendirme sanatçılarından alındığını söyledi.

    OpenAI şirketi yakın dönemde başka davalarla da karşı karşıya kalmıştı. Aralık ayında New York Times gazetesi, kendisine ait milyonlarca makalenin şirket tarafından ChatGPT modelini geliştirmek üzere kullanıldığını öne sürmüştü.

    Eylül’de ise yazarlar George R. R. Martin ve John Grisham, yapay zekayı eğitmek üzere telif haklarının ihlal edildiğini iddia etti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 1970’li yıllarda bir bilim kurgu yazarı, ChatGPT’nin gelişini nasıl tahmin etti?

    1970’li yıllarda bir bilim kurgu yazarı, ChatGPT’nin gelişini nasıl tahmin etti?


    İngiliz bilim kurgu yazarı JG Ballard, 1970’li yıllarda gelişen bilgisayar teknolojilerini kullanarak şiirler üretmeye başlamıştı. Bu şiirler ChatGPT’ye uzanan yolda atılan ilk adımlardı.

    JG Ballard, yaşadığı dünyayı yeniden hayal ederek gerçek dünyanın tuhaf ve abartılı yönlerini ele alan, toplumsal normları detaylıca tahlil eden bir yazardı. Gelenekselin ötesindeki roman ve kısa hikayelerini belli bir tür ile sınıflandırmak zordu. Geleceğe dair rahatsız edici öngörüleriyle tartışma yaratıyordu.

    Bugün üretken yapay zeka ile müzik ve sanat üretimini tartışırken, Ballard’ın önsezileri geleceğe yeni bir ışık tutuyor.

    ‘Tuhaf bir şeyler döndüğünü hissediyorum’

    Ballard 2004 yılında verdiği bir röportajda, kurgu hikayelerine ilham olan “gerçek yaşama ait denebilecek” öykülerden nasıl ilham aldığını şu sözlerle açıklamıştı:

    “Tuhaf bir şeyler olduğunu kemiklerime kadar hissediyor ve yüzeyin altındaki bilinç dışı mantığı keşfetmeye çalışarak bu tuhaflıkları romanlarım üzerinden inceliyorum.”

    Günümüzde üretken yapay zeka ile tuhaf bir şeyler döndüğünü kuşkusuz gördük.

    Ballard’ın üretken yapay zeka daha ortada yokken bile dikkatini bu konuya verdiği anlaşılıyor.

    OpenAI’ın geliştirdiği ve kullanıcının sorusuna hızlıca kişiye özel metinlerle yanıt veren sohbet robotu ChatGPT’nin yanında, otomatik olarak kültürel içerikler yaratan benzer başka uygulamalar da ortaya çıktı.

    Google’ın geliştirdiği “Yapay zekadan güç alan ilham” olarak nitelendirilen “Verse by Verse” bunlardan biri. Kullanıcı, bir şair seçip, birkaç da kriter belirledikten sonra (şiirin türü ya da hece sayısı gibi) sistem, dizeler üretiyor ve ortaya bir şiir çıkıyor.

    Sora uygulaması, metin halindeki talimatlar üzerinden bir video üretirken; Dall-E, uygulamaya girilen kelimeleri sanatsal görsellere dönüştürüyor.

    Aiva, Loudly ve MuseNet uygulamaları ise, sizin adınıza müzik besteliyor.

    Bu uygulamalar insan yaratıcılığı ve kültür kavramından ne anladığımıza dair köklü sorular ortaya atıyor.

    Efsanevi İngiliz müzisyen ve şarkı yazarı Nick Cave, kendi tarzıyla yapay zeka ile yazılan şarkılara verdiği tepki ile bu tartışmalara dahil oldu. Cave’e göre bu şarkı, “içsel varlıktan” yoksundu ve yaratıcı düşüncenin “taklitçiliğinden” ibaretti.

    chatgpr

    İnsanlar, yapay zekanın insan yazarların sonunu getireceğinden endişe ediyor.

    50 yıl öncesine ait belgeler üzerinden yaptığım bir araştırmada, benzer tartışmaların o dönemde şekillendiğini gördüm.

    Ballard’ın editörlerinden olduğu bir sanat dergisinin arşivlerine bakarken, yazarın daha 1960’lı yıllarda çağın ötesindeki bu kavramlar hakkında yazılar yazdığını, 1970’li yıllarda da bilgisayar üretimi ilk şiirler üzerine çalıştığını öğrendim.

    Yalnızca bugün yaşadıklarımızın geçmişteki yankılarına ulaşmakla kalmadım. Ballard’ın dile getirdiği öngörüleri, üretken yapay zekaya ilişkin günümüzdeki gelişmelere dair yeni şeyler de söylüyordu.

    Ballard’ın otobiyografisi “Hayatın Mucizeleri”ni incelerken, yazarın doğrudan bu modern tartışmalara atıf yaptığı anlaşılan kısa bir paragrafa denk geldim.

    1930-2009 yılları arasında yaşayan Ballard, bir edebiyat dergisi olan Ambit’in editörlüğünü yaparken 1970’li yıların başında yazı yazabilen bilgisayarları nasıl kullandığına şu sözlerle değiniyordu:

    “Ambit’te dünyayı yeniden şekillendiren bilime daha fazla yer vermek, daha az şiir görmek istedim. Ulusal Fizik Laboratuvarları’nda çalışan psikolog Dr. Chrisopher Evans’la yaptığım toplantıda, ondan dergiye katkıda bulunmasını istedim. Daha sonra beraber bilgisayar ürünü şiirlerden oluşan olağanüstü bir seri yayınladık.”

    Ballard kitapta bu şiirlerle ilgili başka bir atıfta bulunmasa da, Ambit’in 1970’lerdeki yayınlarını inceleyerek, yazarın bahsettiği seriye ait olduğu anlaşılan 4 yazı buldum.

    Tümünün bilgisayar tarafından üretildiği ve 1972 ile 1977 arasında yayımlandığı görülüyor.

    Bunlardan ikisini şiir diye niteleyebiliriz. Tüm şiir koleksiyonunun yazarları Christopher Evans ve Jackie Wilson (1972 ila 1974) olarak not edilmiş. Ballard, Evans için “uzun siyah saçlı bir yeraltı bilimcisi” nitelemesini yapıyor ve Evans’ın “bir çift Amerikan spor ayakkabı, kot pantolon ve altın kolyesinin üzerindeki demir haç işareti görünen göğsü açık kot gömleğiyle, laboratuvarda oradan oraya koşuşturduğunu” anlatıyor.

    Bilgisayar üretimi koleksiyonlardaki şiirleri okumak ve anlamak kolay değil.

    Şiirleri okurken, bu içeriklerin “gerçeği kadar iyi” olduğuna dair, Ballard’ın da hak verdiği bazı yorumların doğru olduğunu söylemek zor.

    Ancak içeriklerinin kalitesini bir yana bırakırsak, 70’li yılların teknolojisi bilgisayarların üretimi bu içeriklerin, yaratıcılığın ne olduğuna dair ve insanın rolüne dair sorgulamalara öncülük ettiğini görmek çok etkileyici.

    Peki bilgisayar üretimi bu metinler için roman, hikaye ya da şiir tanımını kullanabilir miyiz? Bu net değil . Ballard’ın bu yeni olasılıklardan etkilendiği ve bu içerikler üzerinden diğer yazarları kışkırtmayı denediği söylenebilir.

    Hayat sanatı taklit ederse

    1961’de Ballard’ın yazdığı “Stüdyo 5, Yıldızlar” başlıklı hikaye, “avangart şiir eleştirmeni” bir editörü merkezine alıyordu.

    Bu hikaye, kulağa tanıdık geliyor.

    Hikayede ana karakterin düzenli olarak editörlüğünü yaptığı şairlerin tümü, “Verse-Transcribers (VT)” adı verilen ve seçilmiş bazı kriterlere karşılık otomatik olarak şiir üreten bir cihaz kullanıyorlar.

    Bu makineler şiir sanatını mükemmel hale getiriyor ve şairler bu makineleri kullanmadan yazmak için bir neden görmüyorlar.

    Hikayedeki editör, önüne gelen, VT cihazından yeni çıkmış bir şiiri okumaya bile gerek görmüyor çünkü şiirin yayımlanmak için uygun olduğundan şüphesi yok.

    Ancak hikayenin devamında, VT ile çalışmaya alışmış olan şairlerin ilham almak adına bu cihazlara bağımlı hale gelmesi sorunlar yaratmaya başlıyor.

    Ballard’ın hikayesi, şiir üretmenin teknik bir mesele haline gelmesi ile yazma pratiğine olan ihtiyacın ortadan kaybolacağına dair öngörüde bulunuyor.

    Hikayedeki editör, yaratıcılığın yerine, “vezin, kafiye ve yarım kafiye seçmek için” buton ya da düğmelere basmaktan ibaret olan “teknik ustalığın” geçtiğini söylüyor.

    buton

    Yukarıda saydığımız üretken yapay zeka uygulamalarındaki veriler de bundan farklı değil.

    Genelde belli kriterler üzerinden, bir cümle ya da yazılı bir talimat vererek üretici yapay zekayı yönlendiriyoruz.

    Ballard’ın hikayesindeki gizemli rakip karakter Aurora, bilgisayar kullanarak yazan yazarları “Bunlar şair değiller, bunlar makine işçileri” sözleriyle hor görüyor.

    Aurora “ölmekte olan bir sanatı korumak” için bölgedeki tüm VT cihazlarını imha edince, insan yaratıcılığının yokluğu açıkça görünür oluyor.

    Hikayede Aurora bir cihazı dahi tek parça bırakmıyor, hepsini kırıp döküyor. Derginin bir sonraki sayısını hazırlamaya çalışan editörün elinde, otomatik bir şekilde sayfaları dolduracak herhangi bir metin kalmıyor.

    Aurora ona, “Sen yaz bir şeyler!” önerisinde bulunuyor. Editörün ekip arkadaşı Tony ise, onu telkin etmek için, “50 yıl önce çok az kişi şiir yazıyordu ama kimse okumuyordu. Şimdi şiir yazan da kalmadı” diyor.

    Hikayenin sonunda makinelerin ortadan kalmasıyla şairler yeniden yaratıcılıklarını kullanmaya başlıyor, VT cihazlarına bağımlılık ortadan kalkıyor. En sonunda da, yeni cihazlar almak için verilen sipariş kağıdını yırtıyorlar.

    Hikaye, yaratıcılığın otomatikleştirilmesine karşı bir uyarı niteliğinde.

    Bilgisayar, şiirleri nasıl yazıyordu?

    1972-74 yılları arasındaki şiir koleksiyonunda her yazıda, belli bir başlık, yazar ve altı satır da metin var.

    Satırlar fazlasıyla kalıplaşmış ve belli bir formüle bağlı kalınmış. Mesela şiirin devamındaki dizeler, ilk dizeye göz kırpıyor.

    Koleksiyonda adı geçen Evans ve Wilson’ın dergide düştüğü dipnotlar, bilgisayar üretimi şiirler arasındaki tutarlılığı açıklıyor:

    “Bu kısa bilim kurgu romanları onları yazmak için programlanmış bir bilgisayar tarafından üretilmiştir ve gerekirse sonsuza kadar, RUN JWSF komutu verilerek üretilebilir.

    RUN, bilgisayarlarda bir programı çalıştırmak için kullanılan klasik bir komut. JWSF’nin tam olarak ne anlama geldiği net değil ancak hiç durmayan ve sonsuza dek çalışacak bir yazma makinesi yaratma hayalleri olduğu açık.

    Programın “çok basit” olduğunu ifade eden Evans ve Wilson, notlarında özetle nasıl çalıştıklarını anlatıyor. Buna göre bilgisayar, seçilmiş anahtar kelime ve cümlelerden oluşan bir havuzdan rastgele seçiyor.

    yazı

    Bu rastgele seçilen kelimelerin nasıl yerleştirileceğine dair de belli bir yapı var: Hikayenin ilk satırı genelde bilgisayarın boşluklarını tamamladığı şu gibi bir cümle yapısından oluşuyor: “(BOŞLUK)’UN (BOŞLUK)U (BOŞLUK)’A (BOŞLUK)”

    İşte bilgisayarın buradaki boşlukları kelimeler havuzunu aratarak doldurduğu anlaşılıyor. Mesela şunun gibi bir dize ortaya çıkıyor:

    “MOTORLARIN ŞARABI EVE ZARAR VERDİ”

    Evans ve Wilson, sonsuz yeni içerik kaynağı olduğunu düşündükleri bu yapının , “10 bin olası benzersiz cümle ürettiğini” öne sürüyorlardı.

    Açılış cümlesinin ardından, ikinci dize 10 tamamlanmış cümlenin rastgele seçiminden oluşuyordu. Üçüncü dize ilkindeki stratejiye geri dönüyor, dördüncü ise yine 10 tam cümleden rasgele seçilerek oluşuyordu.

    Kendini tekrarlayan ve tahmin etmesi kolay bu üretimler, aynı zamanda oldukça tuhaf. Kelime havuzunu nasıl yarattıkları ise gizemini koruyor.

    İkinci gizemli konu da, dizeler arasındaki değişken yapıyı nasıl oluşturdukları.

    Evans ve Wilson aynı zamanda “Bilgisayar, aklına başka fikir gelmeyecek hale gelene kadar kaç tane orijinal ve benzersiz kısa bilim kurgu romanı yazabilir?” sorusunu kendine soruyordu.

    Bu havuzlarda kaç kelime olduğunu bilmediğimizi düşünürsek, soruya ikilinin verdiği spekülatif yanıt şuydu: “Saniyede 10 karakter yazdığını düşünürsek bu, (yaklaşık) 10.000.000.000.000.000.000 [100 Kentilyon] yıl sürerdi. “

    Ambit dergisi

    Yani bu makine tarafından yazılan şiirlerin gerçek bir sınırı yoktu.

    Yazar isimleri de aynı şekilde bilgisayar tarafından, “bilim kurgu türüne uygun isimlerden oluşan bir havuzdan seçilerek”, yine rast gele bir şekilde yazılarla eşleşiyordu.

    “Bilim kurgu türüne uygun isim” ifadesiyle ne demek istedikleri tam belli değil ancak yazar isimlerinden bazıları şöyleydi: Q Johnson, Blade Sinatra, Frank Archer, Marsha Fantoni, Blade Van Vargon ve hatta Tagon “X”.

    Uydurma oldukları çok açık olsa da, bir yazar ismi eklemek, bu metinleri insanlaştırıyordu. Aynı zamanda insan yaratıcıların eser sahipliğiyle ilgili tartışmaya dikkatleri çekiyordu.

    1976 ve 1977’de yayımlanan makaleler ise yön değiştiriyor ve metin yaratan bilgisayarlardan uzaklaşıp, bilgisayarların insanlarla etkileşimi konusuna yöneliyordu.

    Örneğin, 1976’da yine Evans ve Wilson, “Merhaba, bilgisayarın arıyor” başlıklı yazılarında “Bilgisayarlar doktorlara hastalıkları teşhis etme konusunda yardım edebilir mi?” sorusuna yanıt aradılar.

    Otomatikleştirilmiş yaratıcılık

    Belli havuzlardan rastgele seçilen kelime ve cümlelerden oluşan bu şiirler, bugünkü yapay zeka ürünlerinden, yani büyük veri tabanları temel alınarak, bazı hesaplamalar ve olasılıklar üzerinden yaratılan metinlerden farklı.

    Ancak ikisinde de benzer mantık ve hassasiyetler göze çarpıyor: İkisi de toplumsal ve kültürel yaşamın bazı alanlarını otomatikleştirme arzusundan yola çıkıyor.

    1970’li yıllardaki bu şiirler bir çeşit gösteri miydi, ya da muzır bir hiciv örneği miydi bilmiyoruz.

    Yine de, bilgisayar üretimi yaratıcılığın en eski şekillerine dair bize ipuçları veriyorlar.

    Ballard, 1961’de yazdığı kısa hikayesinde bugün gözlemlediğimiz bir duruma ışık tutuyordu:

    Bir yanda insan eylemlerinden insanın ta kendisinin uzaklaştırılması sonucu ortaya çıkan sorunlar var; bir yanda da bilgi birikiminin kültürel yaratımlardan uzaklaştırılması ile ilgili ortaya atılan tartışmalar.

    Ambit’teki kısa hikayeler ve şiirler, bugün tanık olduğumuz, yapay zekanın ürettiği yazı, sanat ve müziklere dair kaygıları yansıtıyor.

    Ballard her zaman “tuhaf giden bir şeylere” ilgiliydi.

    Üretken yapay zeka teknolojisiyle çalışan uygulamalar yaygınlaşırken, bu tuhaflık daha da büyüyor.

    BBC Future’da yayımlanan David Beer imzalı bu yazı ilk olarak The Conversation’da yayımlanmıştır.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Google IO 2024: Okunmamış emaillerinizi yapay zeka size özetleyecek

    Google IO 2024: Okunmamış emaillerinizi yapay zeka size özetleyecek


    Bir önceki gün gerçekleşen OpenAI’ın sunumundaki talk show havası, günlük kıyafetlerden ziyade daha resmi bir havanın hakim olduğu etkinlikte, Google yetkilileri “biz buradayız” dercesine ciddiyetle sunumlarını gerçekleştirdiler. 2 saat süren etkinlik boyunca şirketin yapay zeka konusundaki gelişmeleri, yeni donanım geliştirmeleri bir bir duyuruldu.

    Tıpkı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da sessiz ve derinden geliştirmelerini sürdüren Google ekibi tüm sürprizleri Mayıs ayındaki lansmana saklamışlar besbelli. OpenAI ‘dan farklı olarak Google yaptığı geliştirmeleri IO etkinliğinde duyurmayı tercih ediyor. Nitekim dünkü toplantıda tanıtılan Project Astra, Veo, LearnLM gibi yeni teknolojiler bugüne dek sadece şirket çalışanlarının bildiği sır olarak kalmayı başardılar.

    Her ne kadar kendini bir veri şirketi olarak tanımlasa da Google, rakipleri arasındaki güçlü bulut bilişim aktörlerinden biri. Dünkü toplantıda tanıtılan 6’ıncı nesil Trillion isimli işlemciler de “siz ne yaparsanız yapın, bu yenilikler benim donanımlarım üzerinde koşacaklar” iddiasının resmi bir dille ispatı gibiydi. Google bu son etkinliğinde de “mekanın sahibi” olduğunu bir kez daha kanıtladı diyebiliriz.

    Geçen yıl duyurulan Gemini modeliyle ilgili de dikkat çeken yenilikler paylaşıldı. Gemini 1.5 sürümüyle birlikte kullanıcıların verebileceği girdi boyutlarında radikal bir artışa giden Google 2 milyon tokenlık (kelime diye düşünebilirsiniz.) bir girdi boyutunu hedeflediklerini belirtti. Etkinlik sonrası geliştirmeler aralarında Türkiye’nin dahil olduğu 130 ülkede Gemini Advanced kullanan ücretli üyelere açıldı bile. An itibariyle 1 milyon token olarak belirtilen girdi boyutu yaklaşık 1.500 sayfalık bir PDF dosyasını Gemine’ye yükleyip bu modele dosya hakkında sorular sorup, özetler alabileceğimizin göstergesi.

    OpenAI’ın metinden video üretebilen Sora modeli epey ses getirse de uzun bekleyişe rağmen hâlâ genel kullanıma açılabilmiş değil. Google bir hamle yaparak Veo isimli metinden sinematik videolar üreten modelini dünkü toplantıda alkışlar eşliğinde duyurdu. Sadece metinden video üretmekle kalmıyor, aynı zamanda videonun süresini de tek bir tuşla uzatabiliyorsunuz.

    Büyük bir arama şirketi olmanın tüm avantajlarını kullanan Google Gemini’in Google arama sonuçlarının zenginleştirilmesinde de kullanılacağının sinyallerini dünkü toplantıda vermiş oldu. Her ne kadar Microsoft, Edge tarayıcılarla entegre halde gelen Copilot ile aylar öncesinden kullanıcılara bu imkânı sunmuş olsa da, Google en güçlü arama motoru olarak kısa zamanda üstünlük sıralamasında bazı değişikliklere yol açabilir. Google bu hamle ile webte arama yaparak bir kolaj oluşturan Perplexity gibi şirketlerin de tahtını sarsabilir.

    Toplantıda özellikle vurgulanan 2 milyardan fazla kullanıcıya Google servisleri ile ulaşan Gemini; eposta, takvim, Google fotoğraflar gibi hayatımızın bir parçası olan servislerde de etkin olmaya devam edecek. Buna göre X bir kişiden ya da kurumdan son 1 haftada gelen okunmamış epostaların özetlerini bir kere de yapay zeka asistanımızdan isteyebileceğiz.

    13 Mayıs’taki toplantısında GPT4o’nun yetenekleriyle yürekleri ağızlara getiren OpenAI’ın görüntü ve ses işleyebilen asistanına karşılık Project Astra ile veriliyor. Her ne kadar GPT4o gibi doğal bir ses yerine robotik bir sesi olsa da oturum boyunca sunulan tanıtım videolarında benzer faydalar üretebileceğini düşündürüyor Project Astra.

    Kişiselleştirilmiş chat robotları geliştirme imkanını aylar öncesinden OpenAI, GPTs özelliği ile pro kullanıcılarına armağan etmişti. Google da bu hamleye Gems özelliği ile karşılık veriyor. Kullanıcılar Gems ile kendi kişiselleştirilmiş sohbet robotlarını üretebilecekler.

    Beni en çok heyecanlandıran ise LearnLM oldu. Gemini tabanlı bu özetlik Youtube’daki eğitim videolarında aktifleşecek ve video hakkında sorular sormanıza, ek açıklamalar istemenize ve hatta videodaki bilgilerden hareketle bir test yapmanıza da olanak sağlayacak.

    Son olarak boyutları her gün daha da küçülen dil modellerinin ne zaman taşınabilir cihazlarımızda kullanabileceğimiz merak konusu idi. IO etkinliğinde Google Android işletim sistemi çekirdeğinde ve yeni cihazlarda dil modellerinin olacağının da müjdesini vermiş oldu.

    Öyle görünüyor ki yapay zeka alanındaki gelişmeler birbiri ardına gelmeye devam edecek. Devlerin güç gösterisinde ucuzlayan servis fiyatları ile son kullanıcılar olarak bizler yapay zekanın nimetlerinden daha fazla istifade ediyor olacağız. Nitekim OpenAI’ın GPT4o modelinin 2 kat daha hızlı ve GPT 4 modelinden yarı yarıya daha ucuz olması bu iddiamızı doğrular nitelikte.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yapay zekanın en insana yakın olanı: GPT4o

    Yapay zekanın en insana yakın olanı: GPT4o


    13 Mayıs Pazartesi günü Türkiye saati ile 21.00 sularında genel izleyici kitlesi ekranları başında Kızıl Goncalar’ın Cüneyd’inin izhar ettiği kerametleri izlerken; teknoloji ve yapay zeka meraklıları aynı saatlerde dünyaca ünlü yapay zeka şirketi OpenAI’ın lansmanında,  tıpkı birkaç gün önce Reuters’un “arama motoru yayınlayacaklar iddiasına  verdiği cevapta OpenAI CEO’su Sam Altman’ın belirttiği gibi “sihir gibi bir şey” izlediler.

    Şirketin San Francisco ofisinde  bir talk show tadında gerçekleşen lansmanda,  baş teknoloji sorumlusu, Arnavutluk asıllı Mira Murati ve ekibi yapay zekanın “sihir gibi” yeni kerametlerini, dünyanın her yerinden ağzı açık bir şekilde ekranları başına mıhlanmış seyircilere için birbiri ardına sıraladılar.

    Bahar Güncellenmesi (Spring Update) adıyla duyurulan lansman bir bahar temizliği misali tüm soru işaretlerini, dedikoduları sildi süpürdü. Mira Murati’nin ve OpenAI’dan iki araştırmacının katıldığı sunumda tüm demolar ekranın sol üst köşesine iliştirilmiş “Live” ibaresi ile yapıldı.

    Bunun aslında hususi bir anlamı var, OpenAI son modelini, GPT 4’ü,  bundan yaklaşık 14 ay önce Mart 2023’de duyurmuştu. GPT 4’ün hemen akabinde Google’ın duyurduğu Gemini modeli nefesleri kesen örneklerle GPT 4’ü gölgede bıraksa da, çok Google’ın paylaştığı demo görüntülerinin bir prodüksiyon ürünü olduğu iddiaları dolaşmaya başladı. Ekranın sol köşesinde izleyicilere göz kırpan “Live” ibaresi bir nevi bu yaşanan hadiseye bir göndermeydi.

    Sadece bu kadar da değil, Mira Murati izleyicilerden gelen simültane tercüme(anında çeviri) demo talebine de bizzat İtalyanca konuşarak eşlik etti.

    OpenAI’ın Bahar Güncellemesi’nde mevcut ürün ve servislerde yapılacak güncellemelere ek olarak GPT4o adı verilen  yeni modelin tanıtımı da  yapıldı. OpenAI’ın en gelişmiş modeli, başarım testlerinde üst sıralardaki yerini koruyan GPT4’den iki kat daha hızlı ve yüzde 50 daha ucuz olacak bir çoklu model.

    GPT4’ün yanına iliştirilen “O” harfi de aslında çok yönlü, her şey anlamına gelen Omni kelimesine işaret ediyor. Bu yeni model, tıpkı selefi GPT4 gibi, metin, ses ve görsel işleyip, yanıt verebiliyor.

    Sadece bu kadar da değil, GTP4o ile birlikte telsiz telefonlardan aşina olduğumuz half duplex, bas konuş, tarzı bir iletişim yerine; insani iletişime en yakın, kesintisiz, araya girip hızlıca soru sorup yorum katabileceğiniz diyaloglar da GPT4o modeliyle kurulabiliyor. OpenAI’ın açıkladığı başarım testi sonuçlarına göre GPT4o yaklaşık 250 milisaniyede yanıt dönebiliyor. Bu biz insanlar arasındaki iletişimde yaşanan gecikme süresine en yakın oran.Dolayısıyla lansmanı izleyen pek çok Twitter kullanıcısının belirttiği gibi, bir metin yazarı ile yapay zekanın aşkını konu edinen “Her” filminin gerçek olabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Şirketin yeni amiral gemisi olarak lansa ettiği GPT4o modelinin iki önemli özelliği daha var: Windows ve MacOS işletim sistemleri için masaüstü ChatGPT uygulaması.Bu uygulamayı GPT4o’nun yeteneklerini parlatan, kullanıcı ile yapay zeka arasındaki işbirliğini kolaylaştıran enstrümanlar olarak düşünebiliriz. Masaüstü ve güncellenen mobil uygulama sayesinde GPT modeliyle ekranınızı paylaşabilecek, sesli olarak iletişim kurabileceksiniz.

    GPT4o modeli ilerleyen günlerde, belirli limitler dahilinde ücretsiz olarak kullanıcılara sunulacak.  Hem lansman esnasında, hem de OpenAI şirketinin yeni model duyurusunda yer alan demolar, GPT4o’un bir “game changer” olacağının ispati niteliğinde.

    Nitekim Khan Academy’nin kurucusu Imran Khan’ın oğlu Sal ile birlikte yaptığı demoda GPT4o’yu bir özel öğretmen olarak görüyoruz. Khan’ın oğlunun bir kağıt üzerinde çözmeye çalıştığı geometri sorusuna GPT4o sorularıyla yön verip, belki birkaç gün önce izlesek çevrimiçi bir özel ders seansı olabileceğini  düşüneceğimiz bir deneyimi bizlerle sunuyor.

    OpenAI’ın yayınladığı videolarda en dikkat çeken husus sesli tur rehberlerinin, ve hatta belki de turist rehberlerinin yerini alacak özelliklerin tanıtım videoları. BeMyEye ile OpenAI’ın işbirliğini vurgulayan başka bir video ise, telefon kamerasından çevredeki olan biteni izleyerek sesli talimatlar veren GPT4o modelinin engelli kişiler için sosyal yaşamdaki erişilebilirlik imkânlarını attıracağına dair içimizi umutla dolduruyor.

    Yine Sam Altman’ın tabiriyle “sihir gibi bir şey” izleyen herkesin sorduğu bir soru, cevaplanmayı bekliyor. Halka sunulan model de bu kadar hızlı mı olacak, yoksa bu demo gününe özel, çalışılmş bir senaryo mu? Bunu tabii ki bilemeyiz, ama lansman sonunda Murati’nin Nvdia’ya demoları mümkün kılan yüksek performanslı GPU’ları vererek destek oldukları için yaptığı teşekkür, hız konusunda emin olmak için biraz daha beklemek gerektiğini bizlere gösteriyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sırbistan’da 7 bin yıllık devasa antik kent keşfedildi

    Sırbistan’da 7 bin yıllık devasa antik kent keşfedildi


    Sırbistan’ın uzak bir bölgesinde arama yapan arkeologlar, yerel bir ihbardan yola çıkarak 7.000 yıllık geniş bir yerleşim yerinin kalıntılarını keşfettiler ve bu yerleşimi haritalandırdılar.

    Kiel Üniversitesi’nden yapılan açıklamaya göre, Sırbistan’ın kuzeyindeki Jarkovac köyü yakınında bulunan Neolitik yerleşim yaklaşık 13 hektarlık bir alanı kaplıyor ve etrafı çok sayıda hendekle çevrili.

    Arkeologlar Sırbistan’da daha önce bilinmeyen bir Neolitik yerleşim yerinin haritasını tamamen çıkardılar. C: Cluster ROOOTS/Museum of Vojvodina Novi Sad/National Museum Zrenjanin/National Museum Pančevo

    Araştırmacılar bölgedeki diğer benzer alanların farkında olsalar da bu bir sürpriz oldu.

    Almanya’daki Kiel Üniversitesi Tarihöncesi ve Protohistorik Arkeoloji Enstitüsü’nde doktora öğrencisi olan Fynn Wilkes, “Orada yaşayan bir adamın bölgede bir şeyler olabileceğini söylemesi üzerine bölgeye gittik ve sonra hiçliğin ortasında bu oldukça büyük yerleşmeyi bulduk. Burası, o bölge ve o dönem için devasa bir yerleşim yeri” diyor.

    Açıklamaya göre, topraktaki materyallerin radyokarbon tarihlemesi, bölgenin MÖ 5.400 ile 4.400 yılları arasına tarihlendiğini ve büyük olasılıkla bu dönemde Güneydoğu Avrupa’da var olan Vinča kültürüne ait olduğunu ortaya çıkardı.

    Wilkes, bu grubun bölgedeki “ilk yerleşik çiftçi topluluklarından” biri olduğunu ve keçi, sığır ve diğer hayvanları yetiştirdiklerini söylüyor.

    Açıklamaya göre araştırmacılar, çok sayıda yanmış evin kalıntılarını ve çok sayıda eser buldular; bunlar, bölgenin 7.000 yıl önceki yapısı hakkında net bir fikir veriyor. Wilkes, bu eserler arasında çömleklerin ve “ince kırmızımsı boyalı çanak çömlek parçalarının” yer aldığını ve bunların hepsinin alanın yüzey seviyesinde bulunduğunu söylüyor.

    Ekip lideri ve Kiel Üniversitesi Tarihöncesi ve Protohistorik Arkeoloji Enstitüsü’nde tarihöncesi ve sosyal arkeoloji profesörü olan Martin Furholt, “Sırbistan Banat bölgesinde daha büyük Geç Neolitik yerleşimlerin neredeyse hiç bilinmemesi nedeniyle bu keşif olağanüstü önem taşıyor.” diyor.

    Ancak araştırmacılar için en büyük sürpriz, bu yerleşmenin bu kadar uzun süredir gözden kaçmış olmasıydı.

    Wilkes, “Nehirlere ve dağlara daha yakın olan bilinen yerleşim yerleri var ve sonra birden ovaların ortasında devasa boşlukla karşılaşıyorduk. Artık ortada da bir şeyin olduğunu kanıtlayabiliriz.” diyor.

    Arkeoloji haber portalı Arkeofili’nin Live Science‘dan aktardığına göre Araştırmacılar bu alan ile bölgedeki diğer yerler arasında herhangi bir bağlantı olup olmadığını daha iyi anlayabilmek için daha fazla kazı yapmayı planlıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ukrayna Dışişleri, yapay zeka sözcüsünü tanıttı: Victoria Shi

    Ukrayna Dışişleri, yapay zeka sözcüsünü tanıttı: Victoria Shi


    Ukrayna Dışişleri Bakanlığı adına resmi açıklamalar yapacak olan Victoria adlı yapay zeka tarafından üretilen sözcü tanıtıldı.

    Koyu renk bir takım elbise giyen sözcü ilk açıklamasında kendisini “Victoria Shi olarak tanıttı.

    Sözcü konuşurken elleriyle işaretler yapıyor ve başını hareket ettiriyor.

    Dışişleri Bakanlığı, AFP’ye yaptığı açıklamada Shi’nin açıklamalarının yapay zeka tarafından oluşturulmadığını, “gerçek insanlar tarafından yazılıp doğrulandığını” söyledi:

    “Yapay zeka sadece görsel kısmı oluşturmamıza yardımcı oluyor.”

    Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba yeni sözcünün “dünyada hiçbir diplomatik servisin henüz yapmadığı teknolojik bir sıçrama” olduğunu, Shi’nin yaratılmasının ana nedeninin diplomatlar için “zaman ve kaynak tasarrufu” olduğunu söyledi.

    Shi’nin yaratıcıları, Ukrayna’daki savaşla ilgili sanal gerçeklik içerikleri de hazırlamış olan The Game Changers adlı bir ekip.

    Sözcünün adı zafer kelimesinden ve Ukraynaca yapay zeka anlamına gelen shtuchniy intelekt’ten geliyor.

    Shi’nin görünüşü ve sesi gerçek bir kişiye göre modellenmiş: Rosalie Nombre, şarkıcı ve The Bachelor reality show’un Ukrayna versiyonunun eski yarışmacısı.

    Shi, şu anda tartışmalı bir konu olan konsolosluk hizmetleri hakkında yorum yapacak.

    Ukrayna geçen hafta yurtdışında yaşayan savaşma yaşındaki erkeklere yönelik bu tür hizmetleri askıya alarak, bu kişilerin idari prosedürler için ülkelerine dönmelerini ve potansiyel olarak askere alınmalarını gerekli kıldı.

    ( Bu haber yapay zeka yardımıyla AP’den tercüme edildi)

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 2024’ün ilk tam Güneş tutulması başladı

    2024’ün ilk tam Güneş tutulması başladı


    Tüm dünyanın merakla beklediği Güneş tutulması başladı. İlk görüntüler, Meksika’nın Pasifik kıyılarından geldi.

    Meksika’nın Mazatlán kentinde çekilen görüntülerde Ay’ın, Güneş ile Dünya arasından geçerek Güneş’i perdelediği görüldü ve gözlemciler kısa bir süreliğine gündüz vakti geceyi yaşadı. Meksika’nın ardından Şili’de de gözlemciler güneş tutulmasına büyük ilgi gösterdi.

    NASA’ya göre, tutulma yolu Meksika’dan başlayarak, ABD’nin Teksas eyaletinden girip, Oklahoma, Arkansas, Missouri, Illinois, Kentucky, Indiana, Ohio, Pensilvanya, New York, Vermont, New Hampshire ve Maine eyaletlerinden geçecek.

    Tutulma, Kanada’nın Güney Ontario eyaletine girdikten sonra Quebec, New Brunswick, Prens Edward Adası ve Cape Breton üzerinden geçerek Newfoundland’da sona erecek.

    Türkiye’de izlenebilecek bir sonraki önemli güneş tutulması ise 2 Ağustos 2027 tarihinde gerçekleşecek ve “parçalı güneş tutulması” olacak.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Nvidia’nın yeni yapay zeka hemşireleri, saati 9 dolara kolonoskopi taraması, yalnızlara arkadaşlık yapıyor

    Nvidia’nın yeni yapay zeka hemşireleri, saati 9 dolara kolonoskopi taraması, yalnızlara arkadaşlık yapıyor


    California teknoloji devi Nvidia, Hippocratic AI ile yeni bir iş birliği yaptığını duyurdu: Saati yalnızca 9 dolara yapay zeka hemşireler. Paylaşılan demo videoda Sarah adında bir kadın, apandisit ameliyatından sonra kendisine destek olacak “yapay zeka bakım yöneticisi” Rachel ile tanışıyor. Yapay zeka hemşireleri, kişiselleştirilmiş ve daha ucuz sağlık hizmetleri sunan en son yapay zeka yeniliklerinden biri olarak sunuluyor. Bilim, teknoloji ve tasarım sitesi olan Gizmodo’ya göre 40’tan fazla sağlık şirketi halihazırda teknolojiyi test ediyor.

    Düşük maliyetli sanal hemşireler, insan olmayan bir “tıp uzmanı”na itimat etmenin yanı sıra, düşük maaş nedeniyle işlerini toplu halde bırakan ABD’li hemşireler için bu yeniliğin ne anlama geldiği sorusunu da gündeme getiriyor.

    Sağlık risk değerlendirmesi, yalnızlara arkadaşlık, kolonoskopi taraması, insülin kontrolü, histerektomi ya da katarakt gibi operasyonlar öncesindeki destek prosedürleri gibi birçok hizmet sunan yapay zeka hemşireleri, Hippocratic AI web sitesine göre, “ilgi çekici” veya “direkt” gibi hastaya yaklaşım stiline göre dahi seçilebilecek.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***