Kategori: Genel

Serbest Görüş farklı konularda kapsamlı haberler ve bilgi içerikleri sunmaktadır. Sitemiz ekonomi, politika, toplumsal olaylar ve daha fazlasını kapsayan geniş bir yelpazede haber ve analizler içermektedir.  Geniş bir konu yelpazesinde güncel bilgiler ve derinlemesine incelemelerle okuyuculara çeşitli perspektifler sunar.

  • Uzman isimden Ege depremleri değerlendirmesi: Volkanik hareket beklemiyoruz

    Uzman isimden Ege depremleri değerlendirmesi: Volkanik hareket beklemiyoruz


    Gazi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi (DEMAR) Müdürü Prof. Dr. Samet Arslan, Ege Denizi’ndeki depremlere ilişkin konuştu. Santorini Yanardağı’nın patlayabileceği öngörülerine ilişkin Prof. Dr. Arslan, “Volkan, deniz tabanına yakın bölgelerde 10 kilometrelik aralıktaki bir bölgede küçük kırılmalara yol açar. Arka arkaya minik minik kırılmalara sebep olur. Bunlar da küçük küçük depremlere sebep oluyor sadece. Dolayısıyla da öyle büyük bir volkanik püskürme gibi bir şey beklemiyoruz” dedi.

    Ege Denizi’nde 28 Ocak itibarıyla yoğunlaşan sismik hareketlilik sonucunda bölgedeki deprem sayısı 400’ü geçti.

    Gazi Üniversitesi DEMAR Müdürü Prof. Dr. Samet Arslan, Yunanistan’ın Santorini Adası’nın yaklaşık 25 kilometre kuzeydoğusunda yoğunlaşan depremlere ilişkin olarak şunları söyledi: 

    “Ege Denizi’nin oluşumunda zaten deprem serileri var. Haftalar, aylar, hatta yıllar süren depremlere ‘deprem fırtınası’ diyoruz. Deprem fırtınası ise Ege Denizi ve Ege Denizi’ne kıyısı olan ülkelerin, Türkiye ve Yunanistan’ın özellikle alışık olduğu bir durum. 2011 yılında yine aynı Santorini Adası’nda ve çevresinde meydana gelen bir deprem var; 7.7- 7.8 şiddetinde bir deprem. Bu depremin süresi yaklaşık olarak 14 ay. 14 ay boyunca sarsıntılar devam etmiş. 14 ayın sonunda da durmuş. Bu Ege’deki olan depremler, bizim iki yıl önce yaşadığımız Kahramanmaraş depreminde olduğu gibi depremler değil. Karakteristik olarak onlardan çok farklı. Buradaki fay hareketi ve deprem kaynağı birazcık farklı. Burası mekanik bir fay hareketi şeklinde değil, volkanik bir hareketlenme ile beraber meydana gelen depremler bunlar. Bu depremler ağırlık olarak 4, 4.5, 5, en fazla 5.5 şiddetindeki depremlerdir. Yıkıcı depremler değildir. Ancak sayıca çok fazla, psikolojik etkisinin çok yüksek olduğu depremlerdir” 

    “İzmir Körfezi’ndeki çekilme depremlerle alakalı değil”

    Prof. Dr. Arslan, İzmir Körfezi kıyılarında suların çekildiği iddiası ve olası tsunami tehlikesiyle ilgili de “Bölge, depremin şu anda meydana geldiği merkeze kuş uçuşu 170 kilometre mesafede. En çok Bodrum’a yakın bildiğim kadarıyla. 150 kilometrelik mesafede, bu büyüklükteki bir depremin oluşturduğu bir tsunami kıyıları etkilemez. Ama bu depremlerin, düşük şiddetle devam edeceği anlamına da gelmiyor. Fakat doğa olaylarını tahmin edebilmek oldukça güç. Dolayısıyla da etkilenmeyeceğini düşünüyoruz. Bugüne kadarki olan hadiselerden suların çekilmesinin bu depremlerle ilişkili olduğunu düşünmüyorum. Ancak bugünlerde güneybatı kıyılarındaki vatandaşlarımızın deniz kenarlarından tedbiren uzak durmalarında fayda var. Özellikle Aydın, Muğla kıyıları İzmir’in daha güneyindeki olan bölgelerdeki kıyılardan biraz daha yükseklere, 2-3 metre daha, 4 metre daha yükseklerdeki yerlerde bulunmalarını öneriyorum. Erken uyarı sistemleri zaten bir yarım saat öncesinden bir tür tsunaminin gelebileceğini haber veriyor” diye konuştu. (DHA) 

     



     

  • Türkiye kıyılarında endişe yaratacak bir durum söz konusu değil

    Türkiye kıyılarında endişe yaratacak bir durum söz konusu değil


    Serbest Görüş Haber Merkezi

    Ege Denizi’nde günlerdir devam eden depremler endişe yaratmaya devam ederken yer bilimci Prof. Dr. Ahmet Ercan, konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Ercan, “”Doğa olaylarını kontrol etmek mümkün değil. Şu anda yalnızca bekliyor ve gelişmeleri izliyoruz. Bugün itibarıyla Türkiye kıyılarında endişe yaratacak bir durum söz konusu değil” ifadelerini kullandı.

    Jeofizik uzmanı Prof. Dr. Ercan sosyal medya hesabından Ege Denizi depremleri hakkında paylaşımda bulundu.

    Ercan, “Ege Denizi’nin ortasında yerin doğum sancısı devam ediyor” başlıklı açıklamasında, 50 kilometrelik bir alanda büyüklükleri 1 ile 4 arasında değişen depremlerin yaşandığına dikkat çekti.

    Bu sarsıntıların genellikle 5 kilometre derinlikte meydana geldiğini belirten Ercan, oluşan kırılmaların ise oldukça küçük ve göçüntü türünde olduğunu ifade etti.

    “Santorini Adası’ndan başlayarak Türkiye’deki Bozburun Küdür Yanardağı’na kadar denizin altından uzanıyor”

    Ercan, deprem yoğunluğunda herhangi bir azalma olmadığını vurgulayarak, Santorini çevresinin Türkiye ve Atina’ya 140-150 kilometre mesafede olduğunu belirtti.

    Girit’in kuzeyindeki bölgenin, Güney Ege dalma-batma kuşağının yaklaşık 150 kilometre kuzeyinde yer aldığını söyleyen Ercan, “Bu bölge, dalma-batma hareketlerinin birinci derecede etkili olduğu deprem kuşağıdır. Bu kuşak, Santorini Adası’ndan başlayarak Türkiye’deki Bozburun Küdür Yanardağı’na kadar denizin altından uzanıyor” ifadelerini kullandı.

    Prof. Dr. Ercan, jeofizik uzmanlarının bu konuda iki farklı görüşe sahip olduğunu belirtti ve açıklamalarını şöyle sürdürdü:

    “Uzmanların büyük bir kısmı, bölgede geniş çaplı bir depremin gerçekleşmesini bekliyor. Bu depremle birlikte tsunami dalgalarının oluşabileceği ve bu dalgaların hem Peleponnes kıyılarında hem de Türkiye’nin Batı Anadolu sahillerinde ve adalarda ciddi etkiler yaratabileceği öngörülüyor. Diğer bir görüş ise bölgede patlamalı değil, püskürmeli bir yanardağın ortaya çıkabileceği yönünde.

    Ahmet Ercan, püskürmenin neden olacağı kızgın kül bulutlarının çevrede etkili olabileceğini belirterek, “Doğa olaylarını kontrol etmek mümkün değil. Şu anda yalnızca bekliyor ve gelişmeleri izliyoruz. Bugün itibarıyla Türkiye kıyılarında endişe yaratacak bir durum söz konusu değil. Ancak Yunanistan, özellikle Santorini Adası’ndaki halkı tahliye etmeye devam ediyor.”

    Ercan, doğal olayların sonucunu sabırla beklediklerini ifade etti.



  • CHP Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için “ön seçim” yöntemi hakkında kim ne dedi?

    CHP Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için “ön seçim” yöntemi hakkında kim ne dedi?


    Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yarışacak adayını belirlemek için ön seçim yapma kararı aldı. Bu süreçte, Ekrem İmamoğlu ile Mansur Yavaş arasında nasıl bir yarış yaşanacağı merak konusu.

    Geçtiğimiz hafta CHP Genel Başkanı Özgür Özel, parti üyelerinin katılımıyla Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için üç aylık bir süreç öngörüldüğünü duyurdu. Bu açıklama, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş arasındaki olası adaylık yarışını gündeme taşıdı.

    Önceden “teknik direktör” olarak aday olmayı düşünmediğini belirten Özgür Özel, son açıklamasında, “iki forvet” olarak tanımladığı İmamoğlu ve Yavaş için şimdi de “demokrasi kahramanı” ifadesini kullandı. Bu yorum, CHP içinde, iki isim arasında nasıl bir seçim yapılacağına dair soru işaretleri oluşturdu.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayı'nda konuştu.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayı’nda konuştu.

    Üç ay içinde ön seçim için gerekli hazırlıkları tamamlayacaklarını açıklayan Özel, “Bugün bu kötülüğe karşı, bu vicdansızlığa karşı, bu gözü dönmüş adaletsizliğe, gözü dönmüş güç zehirlenmesine karşı demokrasi ile geldiği koltuğu kötülükle, şiddetle bırakmamak isteyenlere karşı yeni yürüyüşün ilk günüdür” diyerek CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için çalışmalara başladıklarını ve seçimde görev alacak sandık görevlilerinin belirlenmeye başlandığını açıkladı.

    “Hepinizi baba ocağına bekliyorum”

    Özgür Özel, Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi sürecinde, “Adayı, bir partinin genel başkanı olarak ben değil, bir partinin Parti Meclisi olarak seçilmiş organımız değil, elbette parti kararını tatbik edecek grubumuz olarak hepimiz, ama sayıları 1 milyon 600 bin cesur yürekle birlikte belirleyeceğiz” dedi. Adaylık süreciyle ilgili olarak, “Ben cumhurbaşkanı adayımı belirlemek istiyorum” diyenlere seslenen Özel, “Bugün ilk gündür. Resmi açıklama yapılıp günbegün tarih belirlendiğinde o günden sonra artık gelenler oy kullanamayacaklar” diye ekledi.

    Özel, emekliler, emekçiler, yoksullar ve özellikle gençlere seslenerek, “Sizler bundan sonraki cumhurbaşkanını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk seçiminde iktidar yapacak cumhurbaşkanını belirlemeye var mısınız? Varsanız hepinizi baba ocağına bekliyorum” şeklinde çağrıda bulundu.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayı'nda konuştu.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayı’nda konuştu.

    Partiye kaydolan herkesin cumhurbaşkanını belirleme seçiminde oy kullanabileceğini vurgulayan Özel, “Türkiye’yi davet ediyoruz. Biz bir yola çıkıyoruz. İktidarı değiştirmeye hazır mısınız? Biz hazırız, hep birlikte başaracağız, hep birlikte iktidara yürüyoruz. Bugün başlıyoruz, yolumuz açık olsun” diye konuşarak, sürecin başlangıcını duyurdu.

    Erdoğan’ın aday belirleme sürecine dolaylı yollarla müdahale edebileceği iddiaları

    Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını belirleme sürecine “yargı” veya parti içi dinamikler aracılığıyla müdahale edebileceği iddiaları gündemde. Bazı uzmanlar, İmamoğlu hakkında “Ahmak Davası” olarak bilinen yargılama süreci nedeniyle, siyasi yasak getirilmesi ve böylece adaylığının hukuki engellerle karşılaşması mümkün olabileceği görüşünde. Bunun yanı sıra, CHP kulislerinde Erdoğan’ın sadece İmamoğlu değil, aynı zamanda Mansur Yavaş’ın adaylığı konusunda da hukuki engeller yaratmak amacıyla soruşturma açma veya kayyum atama gibi adımlar atabileceği görüşü de mevcut.

    Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu basın toplantısı düzenliyor.

    Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu basın toplantısı düzenliyor.

    Son olarak TBMM’de yeni yasalaşan düzenlemeyle, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu’na (DDK) verilen yargı kararı olmaksızın herhangi bir kamu görevlisi (örneğin belediye başkanı) hakkında görevden el çektirme kararı alabilme yetkisi verilmesine karşı çıkan CHP Grup Başkanvekili Murat Emir Anayasa Mahkemesi’ne başvurularak iptal talebinde bulunulacağını açıkladı.

    Kulislerde, Erdoğan’ın, CHP’nin “ön seçim” sürecine yönelik, “yeni ancak gerçekte CHP’li olmayan parti üyeleri” aracılığıyla etki yaratabileceği iddiaları da konuşuluyor. Bu iddialar, özellikle sosyal medyada iktidar lehine eş zamanlı mesajlar paylaşmak için oluşturulan “trol ağı” örnekleriyle güçlendiriliyor. Bu bağlamda, CHP içinde de benzer şekilde “trol üyelikler yaratılması” ihtimali gündeme geldi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Belediyeler Birliği ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile TBB encümen üyelerini TBMM’deki makamında kabul etti.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Belediyeler Birliği ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile TBB encümen üyelerini TBMM’deki makamında kabul etti.

    Erdoğan’ın, CHP içindeki Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın isimler ile Özgür Özel’e yakın isimler arasındaki görüş ayrılıklarını tetiklemek amacıyla, iktidara yakın medya gücünü kullanarak etki yaratabileceği iddiaları da tartışmaya eklendi. Bu noktada, Özgür Özel’in “ön seçim” kararı almasının, CHP’li kimliğini öne çıkararak Ekrem İmamoğlu’nun aday olarak belirlenmesi için bir adım attığı eleştirileri gündeme geldi. Özel’in bu stratejisi, İmamoğlu’nun adaylık şansını artırmayı amaçladığı şeklinde yorumlanıyor.

    Diğer yandan, Mansur Yavaş’ın, CHP içindeki “ön seçim”de sandıktan çıkmayabileceği görüşü de ileri sürüldü. Bu durumun, parti içinde “ön seçim” formülüne karar verilmesinin sebeplerinden biri olduğu iddia ediliyor

    Yavaş “aday belirlemek için erken”, İmamoğlu “birliktelik” ve “uzlaşı” mesajı verdi

    Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, CHP Lideri Özgür Özel’in kendisini Cumhurbaşkanı adaylarından biri olarak işaret etmesine karşılık, “ön seçim” formülünden rahatsızlığını dile getirdi. Yavaş, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını üç ay içinde belirleme kararıyla ilgili olarak, “çok erken” değerlendirmesini yaptı. Yavaş, “Aday belirlemenin erken olduğunu düşünüyorum. Seçim tarihi henüz belli değil. O zamana kadar şartlar değişir. Ben öncelik olarak ekonomik sıkıntı varken toplumun bununla uğraşmaması kanaatindeyim. Bütün siyasi partilerin özellikle muhalefetin yoksulluğa sahip çıkmasını istiyorum” dedi.

    Ön seçim yapılması durumunda kendisinin aday olup olmayacağı sorusuna ise, “Öyle bir şey yok. Gün ola harman ola, o güne kadar kim kalacak, önce bir seçim tarihi belli olsun” şeklinde yanıt verdi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu

    Bugün ise İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, parti içerisinde Cumhurbaşkanlığı adaylığı bölünmesi yaşanmaması konusunda temkinli mesajlar verdi.

    İmamoğlu, “Değerli Başkanımız Mansur Yavaş başkanımızın bakışı ya da görüşü farklı olabilir ama yine de biz konuşuruz. Bunlar parti içi meselelerdir. En doğruyu buluruz, en doğru yolu buluruz. Bütün ellerimizin birlikte havaya kalktığı bir süreci birlikte tarifleriz. Tariflemek zorundayız. Ben o, bu, şu meselesinin çok ötesine bu işi koyup dediğim gibi artık milletimizin önümüzdeki 20-25 yılı umutla görmesi gerektiği bir başlangıcın arifesindeyiz. Aksi takdirde milletimizin umutsuzluğu sadece ekonomik kayıplara değil bu ülkenin insan kaynağının kaybedilmesine ve geleceğin kaybedilmesine, fırsatların kaçırılmasına, dünyada, dünya değişirken treni kaçıran bir ülke olmanın hepimizi çok büyük bir umutsuzluğa düşüreceğini bilen birisi olarak hepimizin ellerinin birlikte ayağa kalktığı bir ortamı hayal ediyorum. Konumlanmanın ötesinde bir durum bu. O manada buluşuruz, birleşiriz, fikirlerimizi birleştiririz, çok güçlü bir şekilde iktidara yürürüz” diye konuştu.

  • CHP’ye katılan Cemal Enginyurt’a “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlaması

    CHP’ye katılan Cemal Enginyurt’a “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlaması


    Cemal Enginyurt ne demişti?

    Bugün, CHP lideri Özel’in rozet taktığı Enginyurt, partisinin grup toplantısında şu ifadeleri kullanmıştı:

    “Bütün Türkiye’deki CHP’lilere çağrıda bulunuyorum. Öylesi bir dönemdeyiz ki sen benden büyüksün ben senden küçüğüm kavgasını yapacak dönemde değiliz. Sen beni yeneceksin ben seni yeneceğim kavgasında hiç değiliz. Hacı Bektaş-ı Veli’nin dediği gibi ‘Bir olma, iri olma, diri olma zamanındayız.’ Yoksa başımızda öyle bir adam var ki adı Recep Tayyip Erdoğan bizi öyle bir hale getirmek istiyor ki ‘Ya benimsin ya kara toprağın’ dedirtmeye çalışıyor. Biz buraya niye geldik? Ne senin olacağız Erdoğan, ne kara toprağın. Mustafa Kemal Atatürk’e asker olacağız. Hepimize soruyorlar. Özgür Çelik’e de Özgür Özel’e de. Buradaki CHP milletvekillerine de soruyorlar. Siz korkmuyor musunuz diyorlar. Siz yılmıyor musunuz diyorlar. Sizin cesaretiniz nereden geliyor, siz nasıl bu kadar cesursunuz diye Biz de diyoruz ki; biz korkuyu Kerbela’da bıraktık. Ve en önemlisi biz söz verdik. Saraylarda yaşayan Yezid olmaktansa Kerbela çöllerinde Şehit Hüseyin olacağız dedik. Onun için bu korku imparatorluğunun yaratıcısına sesleniyorum, bu tek adamlık sevdasıyla baskı ve zulüm düzenini kurana sesleniyorum ve Silivri’dekiler adına sesleniyorum; zulüm denizinde yüzemez gemi, batırmazsak bize yazıklar olsun. Suçsuz yattığımız zindanda sizi yatırmazsak bize yazıklar olsun. 14 Mayıs 2023’te Sayın Genel Başkan’ımızın da dediği gibi CHP’den vekil seçildik. Biz CHP’nin helal oylarıyla seçildik. O oyu harama çevirmeyi Allah bize nasip etmedi. Biz CHP’ye kalk dediğinde kalkan, otur dediğinde oturan, gel dediğinde gelen, konuş dediğinde konuşan, sus dediğinde susulan tasmalılardan olmak için değil, güçlü bir irade için geldik. Zaferimiz de seferimiz de kutlu olsun.”

    Özel, rozetlerini taktı: Cemal Enginyurt ve Salih Uzun, CHP’ye katıldı

  • O günkü acıyı tekrar yaşadık

    O günkü acıyı tekrar yaşadık


    Muğla’da, üniversiteli Pınar Gültekin‘i (27) boğduktan sonra varile koyup yakan tutuklu sanık Cemal Metin Avcı’ya (35) verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Yargıtay tarafından bozulmasına anne Şefika Gültekin (58) tepki gösterip, “Kararla o günkü acıyı tekrar yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Yargıtay kararında, cinayeti canavarca hisle işlenmediğini savunmuş. O cani kızımı öldürdü, yaktı ve üzerine beton döktü” dedi.

    Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü öğrencisi Pınar Gültekin, 16 Temmuz 2020’de kayboldu. Soruşturma kapsamında 5 gün sonra gözaltına alınan eski sevgilisi Cemal Metin Avcı, çıkan kavgada Gültekin’i boğarak öldürdüğünü, cesedini bağ evindeki varile koyup yaktığını, üzerine de beton döktüğünü itiraf etti.

    Avcı’nın gösterdiği yerdeki varilde, Gültekin’in kısmen yanmış cesedine ulaşıldı. Adliyeye sevk edilen Cemal Metin Avcı, ‘Canavarca hisle ve eziyet çektirerek öldürme’ suçundan tutuklandı. Avcı’nın kardeşi Mertcan Avcı‘nın telefon sinyallerinden ağabeyiyle aynı zamanda bağ evinde olduğu tespit edildi. Gözaltına alınan Mertcan Avcı da tutuklandı. Mertcan Avcı, 15 Şubat 2021’deki duruşmada, imza atma yükümlülüğü ve yurt dışı çıkış yasağı konulup tahliye edildi. Pınar Gültekin’in ailesinin avukatı, sanık Cemal Metin Avcı’nın annesi Ayten Avcı, babası Selim Avcı, boşandığı eski eşi Eda Karagün ile ortağı Şükrü Gökhan Orhan’ın da ‘Delilleri yok etme, gizleme ve değiştirme’ suçunu işlediğini iddia edip şikayetçi oldu. Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı, 2 Ekim 2020’de şüpheliler hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Muğla Sulh Ceza Hakimliği de karara yapılan itirazın, kesin olarak reddine hükmetti.

    Davanın 24 Ocak 2022’de görülen 9’uncu duruşmasında savcı, mütalaasını açıkladı. Savcı, Pınar Gültekin’in hayattayken yangına maruz kaldığının oy birliğiyle kabul edildiğini belirterek, Cemal Metin Avcı’nın, ‘Canavarca hisle öldürme’ suçundan cezalandırılmasını talep etti. Mertcan Avcı’nın da ‘Suç delillerini gizleme ve değiştirme eyleminde bulunması’, Cemal Metin Avcı’nın eski eşi Eda Karagün, iş ortağı Şükrü Gökhan Orhan, annesi Ayten ve babası Selim Avcı’nın da ‘Suç delillerini yok etmek ve gizlemek’ suçlarından cezalandırılmasını istedi. Gültekin ailesinin avukatı Rezan Epözdemir, adli kontrol şartıyla daha önce serbest bırakılan Mertcan Avcı’nın tutuklanması amacıyla bir kez daha savcılığa başvurdu. Mertcan Avcı, 21 Şubat’ta, ‘Canavarca hisle ve eziyet çektirerek öldürme suçuna iştirak’ suçundan tutuklandı.

    Muğla Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ali Cenk Düzgün tarafından hazırlanan iddianamede, Mertcan Avcı’nın, Pınar Gültekin’in bulunduğu varildeki yangını önleyecek, sonlandıracak ve ağabeyini engelleyecek hiçbir eylemde bulunmadığına yer verilerek, ‘Canavarca hisle ve eziyet çektirerek öldürme suçuna iştirak’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. İddianame, Muğla 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkeme heyeti, suça doğrudan etki edebilecek nitelikteki delillerin toplanmadan hazırlandığı gerekçesiyle iddianamenin iadesine karar verdi. Başsavcı Vekili Ali Cenk Düzgün, iade kararına itiraz ederek, Mertcan Avcı hakkında yürütülen soruşturmada, mevcut verilerle toplanabilecek tüm delillerin toplandığını, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturacak delil elde edildiğini anlattı.

    Savcılığın itirazını değerlendiren Muğla 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi, iddianameyi kabul etti. Kararda, itirazın kabulünün gerekçesi için, “Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı’nda Pınar’ın kesin ölüm sebebiyle zamanının belirlenmesi için mevcut veriler bağlamında mümkün olan tüm tespitler yapılarak iddianamenin düzenlendiği kanaati oluştuğundan, yeniden rapor alınmasının artık mahkemenin takdirinde olduğu, iddianamenin iade kararının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır” denildi.

    Mertcan Avcı’nın tutukluluğuna avukatı itiraz etti. İtirazı değerlendiren Muğla 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, Avcı’nın mevcut delil durumu, aynı delil durumuyla sanığın tutuklanma taleplerinin reddedilmesi, kaçma şüphesinin olmaması, adli kontrol tedbirlerine uyması nedeniyle itiraz yolu açık olmak üzere tahliyesine karar verdi.

    Haksız tahrik indirimi 

    Davanın 16 Mayıs 2022’te görülen 12’nci duruşmasında savcı, esasa ilişkin mütalaasını verdi. Savcı, mütalaasında Cemal Metin Avcı’nın ‘Canavarca hisle eziyet çektirerek ve tasarlayarak öldürmek’, kardeşi Mertcan Avcı’nın da ‘Canavarca hisle ve eziyet çektirerek ve tasarlayarak öldürme suçuna iştirak’ten ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını talep etti.

    Mütalaada Eda Karagün, Şükrü Gökhan Orhan, anne Ayten ve baba Selim Avcı’nın da ‘Suç delillerini gizlemek ve yok etmek’ suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi. Muğla 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 20 Haziran 2022’te görülen davanın 13’üncü duruşmasında, Cemal Metin Avcı’nın ‘Canavarca hisle eziyet çektirerek ve tasarlayarak öldürme’ suçundan yargılandığı davada karar çıktı. Mahkeme heyeti, 23 aydır tutuklu Avcı’ya önce ağırlaştırılmış müebbet hapis verdi, ardından haksız tahrik indirimi uygulayıp, cezayı 23 yıl hapse düşürdü. Tutuksuz kardeşi Mertcan Avcı, annesi Ayten Avcı, babası Selim Avcı, boşandığı Eda Karagün ve ortağı Şükrü Gökhan Orhan’ın ise beraatine karar verildi. Gültekin ailesinin avukatı Rezan Epözdemir ve Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı kararı istinafa taşıdı.

    Yargıtay’a taşındı 

    İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4’üncü Ceza Dairesi’nde davanın ikinci duruşması 10 Mart 2023’te görüldü. Davada Cemal Metin Avcı hakkında ‘Canavarca hisle eziyet çektirerek ve tasarlayarak öldürme’ suçundan haksız tahrik hükümleri uygulanmadan ağırlaştırılmış müebbet, kardeşi Mertcan Avcı hakkında ise ‘Suç delillerini gizleme, yok etme ve değiştirme’ suçundan 4 yıl hapis cezası verildi. Gültekin ailesinin avukatı beraat eden Mertcan Avcı’nın da ‘Tasarlayarak ve canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme’ suçundan cezalandırılması gerektiği ve suça müşterek fail olarak ortak hakimiyet sağladığına dair dosyayı Yargıtay’a taşıdı.

    Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi, Pınar Gültekin’in evli olan Avcı ile aralarındaki ilişkiyi eşine ve çevresine söyleye dair şantajda bulunarak sanıktan giderek artan talepleriyle menfaat elde ettiği dikkate alınarak Avcı hakkında verilen cezada asgari oranda haksız tahrik indirimi uygulanmamasını da hukuka aykırı buldu. Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi oy çokluğuyla sanık Mercan Avcı hakkında maktul Pınar Gültekin’e yönelik ‘Canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme ‘ suçundan verilen beraat hükmü ile ‘Suç delillerini yok etmek, gizlemek veya değiştirmek suçundan kurulan hüküm yönünden yapılan temyiz istemlerini reddetti. Sanık Cemal Metin Avcı hakkında ise maktul Pınar Gültekin’e yönelik ‘Tasarlayarak ve canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme’ suçundan kurulan hükmü bozdu. Daire, sanık hakkında niteliksiz kasten öldürme ya da eziyet çektirerek öldürme suçundan ceza verilmesi gerektiği belirtilerek, dosyayı İzmir Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

    Daire tarafından verilen kararda, sanık Cemal Metin Avcı’nın Pınar Gültekin’in üzerine benzin dökerek yaktığı, Adli Tıp Kurumu raporlarına göre Gültekin’in yanmadan önce canlı olduğunun tespit edildiği, bu durumun ‘Canavarca hisle öldürme’ suçunun örneği olarak belirlendiği kaydedildi. Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi Başkan Vekili Osman Atalay ve üye Muzaffer Sayın, sanık Avcı’nın eyleminin ağırlığı ile onu bu eyleme iten nedenler arasında aşırı derecede ölçüsüzlük ve oransızlık olduğu gerekçesiyle verilen karara karşı oy kullandı. Bu kapsamda sanık hakkında İzmir Bölge Adliyesi Mahkemesi tarafından verilen cezanın doğru olduğu belirtti.

    Yargıtay Başsavcılığı ise, müebbet hapis cezası hükmünün bozulması kararına itiraz etti. Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi’ne gönderilen başsavcılığın itirazında, evli olan Cemal Metin Avcı ile Gültekin arasında evlilik dışı ilişki bulunduğu belirtildi. İtirazda Avcı’nın Gültekin’e zaman zaman maddi yardımda bulunduğu ve ilişkilerinin ortaya çıkmasından endişe duyduğu, bu sebeple öldürdüğü ileri sürüldü.

    Avcı’nın öldürme kararında ‘sebat ve ısrar ettiği’ belirtilen itirazda, “Davranışlarının eylemini bir an önce tamamlama ve sonuç almaya yönelik olduğu, bu haliyle eylemin tasarlayarak ve canavarca hisle öldürme suçunu oluşturduğu kanaatine varılmıştır” dendi. İtirazda, Cemal Metin Avcı hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının onanması talep edildi.

    “Kızımız mezarında huzurla uyuyabileceği için sevinmiştik”

    Pınar Gültekin’in annesi Şefika Gültekin, “Mahkemenin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermesiyle yüreğimiz biraz olsun soğumuştu. Kızımız mezarında huzurla uyuyabileceği için sevinmiştik. Ancak Yargıtay’ın kararı bizi derin üzüntüye boğdu. Kararla o günkü acıyı tekrar yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Yargıtay kararında, cinayeti canavarca hisle işlenmediğini savunmuş. O cani kızımı öldürdü, yaktı ve üzerine beton döktü. Canice hisle öldürmüş olması için daha ne yapması gerekiyordu? Kararı verenlerin kendilerini bizim yerimize koymalarını istiyorum. Adalet istiyoruz” dedi. (DHA) 

     



     

  • Kartalkaya yangınıyla ilgili müfettiş raporları tamamlandı; Bakan Yerlikaya’dan ’15 gün’ eleştirilerine yanıt: İhmali olanlar cezalarını çekecek

    Kartalkaya yangınıyla ilgili müfettiş raporları tamamlandı; Bakan Yerlikaya’dan ’15 gün’ eleştirilerine yanıt: İhmali olanlar cezalarını çekecek


    Bolu Kartalkaya’da 78 kişinin hayatını kaybettiği yangın faciası nedeniyle, “10 gün içinde tüm sorumlular bulunacak” sözü veren İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, raporların tamamlandığını ve Bolu Valiliğine teslim edildiğini açıkladı. Muhalefetin, sözünü hatırlatıp “On beş gündür sorumluların hesap vermediğine” yönelik eleştirilere yanıt veren Bakan Yerlikaya, “Yangında ihmali olanlar, milletimizin yüreğini yakanlar hak ettikleri cezaları çekecekler” dedi. 

    İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Bolu Kartalkaya’daki Grand Kartal Otel’de 78 insanın çıkan yangın sonucu hayatını kaybetmesine ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında İçişleri Bakanlığı tarafından görevlendirilen iki mülkiye müfettişinin hazırladıkları raporu bitirdiklerini ve biten raporların Bolu Cumhuriyet Başsavcılığına iletildiğini sosyal medya hedabından duyurdu:

    “21 Ocak Salı günü Kartalkaya’da meydana gelen yangında maalesef 78 vatandaşımız hayatını kaybetti. Milletçe yüreğimiz yandı. Yangının hemen ardından görev alanımızla ilgili İçişleri Bakanlığı olarak iki Mülkiye Müfettişi görevlendirdik ve derhal inceleme çalışmalarına başladılar. Müfettişlerimiz; Bolu Belediyesi ile ilgili raporunu 28 Ocak 2025 tarihinde (7. gün), İl Özel İdaresi ile ilgili raporunu ise 31 Ocak 2025 tarihinde (10. gün) tamamladı ve Bolu Valiliğine teslim etti. Bolu Valiliğimiz de müfettiş raporlarını Bolu Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ilk günden itibaren ifade ettikleri gibi, yangında ihmali olanlar, milletimizin yüreğini yakanlar hak ettikleri cezaları çekecekler. Bu vesileyle yangında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet; yakınlarına başsağlığı diliyorum.” (ANKA)

     

     

     

     

  • DEM Parti Abdullah Öcalan’ın “tarihi çağrı” yapacağı iddiasını doğruladı; bundan sonra neler bekleniyor?

    DEM Parti Abdullah Öcalan’ın “tarihi çağrı” yapacağı iddiasını doğruladı; bundan sonra neler bekleniyor?


    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Abdullah Öcalan Kürt sorununun çözümü için önümüzdeki günlerde tarihi bir çağrı yapmaya hazırlanıyor” açıklamasında bulundu.

    İktidar cephesi Cumhur İttifakı, geçtiğimiz yıl 1 Ekim’de, Kürt sorununda DEM Parti ile yeni bir çözüm arayışı sürecinde “Terörsüz Türkiye” hedefini başlatmıştı. Bu süreçte terör örgütü PKK’nın silah bırakmasının sağlanıp sağlanamayacağı merak ediliyor.

    PKK’nın kurucusu ve İmralı Adası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla hükümlü Abdullah Öcalan ile yürütülen görüşme trafiği nedeniyle yeni aşamaya geçilmesi beklentisi gündemde. Bu kapsamda DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan bugün Öcalan’ın “tarihi bir çağrı” yapacağı iddiasını doğruladı. Son günlerde Türkiye’de iktidar cephesinde Abdullah Öcalan’ın, Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirildiği 15 Şubat 1999’un yıldönümünde PKK’ya silah bırakma çağrısında bulunacağı iddiası konuşuluyordu.

    Tuncer Bakırhan, bugün TBMM’de parti grubu konuşmasında, “Türkiye’deki muhalefet ve toplum bir barış sürecine evrilmesini istiyor. Bu tarihi fırsatı kaçırmamak lazım. Zehirli bir dil bu tarihi süreci geriye götürebilir. Demokrasi ve hukuk ile Kürt sorununa çözüm bulma arayışındayız. Öcalan çatışmaları hukuki zemine çekme çağrısı yapmışken iktidarın dili buna uygun olmalıdır. Barış, Kürt halkının boynuna basarak olmaz. Barış için gece gündüz çalışacağız. Sayın Öcalan Kürt sorununun köklü ve kalıcı çözümü için demokratik bir Türkiye’nin inşası için önümüzdeki günlerde bir tarihi çağrıya hazırlanıyor” dedi.

    Öcalan’ın tarihi çağrı niteliğindeki açıklamasını kısa sürede yapacağını söyleyen Bakırhan, “Bu çağrıyı önemsiyoruz, destekliyoruz, arkasındayız. İktidarı da bu tarihi çağrıya uygun şekilde rolünü oynamaya çağırıyoruz. Sayın Bahçeli yürütmenin başı değil. Yürütmenin başındaki Erdoğan’a büyük adım düşüyor. Artık top Erdoğan’da. Milyonlar artık demokratikleşme gelsin diye bekliyor, güven arttırıcı adımların atılmasını bekliyoruz. Oyalanmak yerine tarihe cesur bir lider olarak geçin. Bizler eşit bir yaşamdan yanayız. Yönümüz ve istikametimiz barış ve demokrasi yoludur. Her şeye rağmen bu yolda cesaretle yürümeye devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

    Öcalan’ın “tarihi bir çağrı” yapması ihtimaline karşılık “kayyum” eleştirisi de vardı

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, 8’i DEM Parti’li ve 2’si CHP’li olmak üzere 31 Mart 2024’te yerel seçimlerde muhalefet kazanılmış belediyelere kayyum atanması eleştirisini de yineledi.

    DEM Parti’nin kazandığı Siirt Belediyesi’ne 29 Ocak’ta kayyum atandığını anımsatan Bakırhan, “İktidar bu kayyumcu anlayıştan bir türlü vazgeçmiyor. Kayyumcu anlayışı kınıyoruz. Siirt halkı da Türkiye halkları da kabul etmiyor. Siirt halkının iradesi yok sayıldı, bir halkın umudunu çalmak, ekmeğini çalmaktan daha büyük bir hırsızlık ve vicdansızlıktır. Aslında cezalandırdıkları eşitlikçi hizmettir. Milletvekili olduğum Siirt’in bu cumhuriyetten çekmediği şey kalmadı. Bir kent düşünün, onlarca yılını olağanüstü hal ile geçiriyor. Kürtler vardır ama siyasi iradeleri yoktur yaklaşımından iktidarı vazgeçirmeye çalışıyorum. Kürtler’e de iradesine de saygı duyacaksınız. İster hoşunuza gitsin, ister gitmesin, kayyum atamaları Kürt düşmanlığıdır. Aynı zamanda modern sömürgeciliğin en karanlık yüzüdür. Kürt halkı büyük bedellerle ırk ayrımcılığına karşı mücadele etti. 90’ların karanlık faili meçhul cinayetlerini nasıl tarihe gömdüyse kayyumcu anlayışı da tarihe gömeceğine eminim. Bu kayyumcu anlayış, AKP’nin alnında kara bir leke olarak kalacak. Hem silah bırakma çağrısı yapıp hem de gençlerin, kadınların olduğu yerde gösteri yapıp silah göstereceksin. Bu uygulamayı yapanların açığa çıkarılması çağrısı yapıyorum. Kimse bize süreç var, bu kayyum uygulamalarını görmezden gelin demesin, kimse süreç var size tokat atarız sesinizi çıkarmayın, her hukuksuzluğu yaparız sessiz kalın demesin. Bizim belediyemizi gasp edenler bilsin ki bu halkın iradesi fermanla teslim alınmaz. Biz buradayız, diz çökmedik, çökmeyeceğiz. Bu fermanlar vız gelir tırıs gider” diye konuştu.

    “İktidar ile Kürt siyasi hareketi arasında ‘güvensizlik’ sürüyor, Suriye’deki özerklik korunacaktır”

    DEM Parti cephesi, Bakırhan’ın bugünkü açıklamasıyla ilgili Abdullah Öcalan’ın iddia edildiği gibi tarihi çağrı hazırlığında olduğunu İmralı heyetiyle (Sırrı Süreyya Önder ile Pervin Buldan) görüşmesinde doğruladığı bilgisini paylaştı.

    VOA Türkçe’nin görüştüğü DEM Parti kaynakları, “Öcalan’ın PKK’ya silah bırakma çağrısı için gerekli demokratik zemin koşullarını görüyor musunuz?” sorusuna karşılık, “Öcalan’ın amacı barış için gerekli zemini sağlamak üzere çaba göstermek” yanıtını verdi.

    Öcalan’ın 28 Aralık’taki görüşme sonrasında yedi maddelik açıklamasına işaret eden kaynaklar, Öcalan’ın “TBMM zemininde çözümü” vurguladığına işaret etti ve bu amaçla siyaset arenasında fırsat verilebilmesi için PKK’ya silah bırakma çağrısı yapacağı görüşünü aktardı. Öcalan’ın kendi kurduğu örgüte yani PKK’ya seslenmesinden doğal bir adım olmayacağını söyleyen kaynaklar, VOA Türkçe’nin “Suriye’deki PYD-YPG varlığıyla ilgili nasıl bir mesaj bekliyorsunuz?” sorusu üzerine, “Suriye’de halkların kendi kaderini tayin hakkını vurgulayacaktır. Suriye başlığında Rojava varlığından, özerk yapıdan geri adım atılması yönünde açıklaması olmaz. Kendi örgütü PKK’ya seslenecektir, PKK’nın Türkiye’de barış zemini yaratılması için katkı vermesini isteyebilecektir” ifadesini kullandı.

    Ancak kayyum uygulaması açısındanTürkiye’de Kürt siyasi hareketi gözünden iktidar cephesine “güvensizlik” duyulduğunu belirten kaynaklar, Erdoğan ile Bahçeli’nin son günlerdeki açıklamalarıyla birlikte kayyum politikasından vazgeçilmemesiyle barış zemini yaratılmasına katkı sunulmadığı görüşünü dile getirdi.

    AK Parti-MHP cephesi, Kürt sorununda yeni çözüm meselesini nasıl başlatmıştı?

    Geçtiğimiz yıl 1 Ekim günü Cumhurbaşkanı ve AK Parti Lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye içerisinde siyaset arenasında “iç cephe” oluşturması çağrısında bulunması üzerine ittifak ortağı MHP Lideri Devlet Bahçeli, TBMM çatısı altında ilk kez DEM Parti Grubu’yla tokalaştı. O gün Bahçeli’nin tokalaşması sırasında geçmişteki “Çözüm Süreci”nde rol oynayan AK Parti’li Efkan Ala’nın eşlik etmesiyle birlikte iktidar cephesince yeni süreç başlatma girişimi gündeme taşındı.

    Devamında Bahçeli, 22 Ekim’de “Kitabından ortasından konuşacağım” diyerek İmralı adasında hükümlü Öcalan’ın “umut hakkı” kapsamında serbest kalabileceğini de öne sürdü ama bunun için PKK’ya silah bıraktırması gerektiğini söyledi. Bahçeli, o gün “Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa, gelsin TBMM DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın” diye konuştu. Ardından Bahçeli, 26 Kasım’da ise DEM Parti’nin Öcalan’la İmralı’da görüşmesi gerektiğini açıkladı. Aynı gün Bakırhan, DEM Parti Eş Genel Başkanları olarak Tülay Hatimoğulları’yla birlikte İmralı’yı ziyaret etmek üzere Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulunacaklarını açıkladı.

    Sonrasında gözler Erdoğan’ın, kendisine bağlı Adalet Bakanlığı’nın İmralı’ya ziyarete izin verip vermeyeceğine çevrildi. Bahçeli’nin Öcalan’la ilgili açıklamaları sonrasında Erdoğan ise, ilk önce Kasım ayında “Bizim aramızda bir anlaşmazlık, bir uyuşmazlık, bir fikir ayrılığı asla yoktur. Ülkemizin 40 yıllık terör kamburundan kurtarma konusundaki hassasiyetlerimiz aynı” ifadesini kullandı. Erdoğan, Suriye’de 8 Aralık’taki rejim değişikliği yaşanması üzerine ise ortada bölgesel gelişmeler ekseninde yeni çözüm süreci değil “Terörsüz Türkiye” hedefi olduğunu açıkladı.

    DEM Parti’den Bakırhan ile Hatimoğulları yerine geçmişte de İmralı heyetinde görev alan İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile Van Milletvekili Pervin Buldan’ın gitmesi yönünde karar alındı. DEM Parti’nin İmralı’yla görüşme heyetini, DEM Parti değil AK Parti iktidarı belirlendi. Önder ve Buldan, 28 Aralık’ta İmralı’da Öcalan’la ilk siyasi görüşmeyi gerçekleştirdi.

    İmralı Heyeti olarak Öcalan’ın mesajlarıyla ilgili Önder ile Buldan’ın siyasi partiler ziyaretlerinde bulunması ve özellikle Bahçeli’yle görüşmesinde ise yerine kayyum ataması yapılan seçilmiş Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk de yer aldı.

    Sonrasında Öcalan ile yeniden görüşülmesi gündeme geldiğinde geçmişteki süreçten farklı olarak Adalet Bakanı Yılmaz Tunç resmi başvuru beklediğini açıkladı. DEM Parti, 20 Ocak’ta bakanlığa başvuru yapıldığını açıkladıktan sonra 22 Ocak’ta ikinci İmralı görüşmesinin gerçekleştiği duyuruldu. Ancak Türk, İmralı ziyaretinde yer almadı.

    Dolmabahçe Mutabakatı da İmralı görüşmeleriyle açıklandı ancak uygulanmadı

    Bu arada PKK’nın silahlı varlığını sonlandırması ve toplumsal barış atmosferi sağlanması meselesi, en son 2015 yılında Türkiye’de çözümsüz kalmıştı.

    Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile PKK arasında Norveç’in başkenti Oslo’da 2009 yılında görüşmeler yapılmasıyla başladığı vurgulanan “Çözüm Süreci”, 2010 yılında Öcalan’ın ve o dönemki AK Parti yönetimi açıklamalarıyla ilk kez gündeme taşındı ancak somut adım ortaya çıkmadı.

    O yıllarda MHP Lideri Bahçeli’nin çok sert sözlerle karşı çıktığı süreçte, avukatları aracılığıyla İmralı’dan mesajlar paylaşan Öcalan’ın Kürt siyasi hareketi temsilcisi aktörler ile görüştürülmesi trafiği ise Ocak 2013 itibariyle başladı.

    İlk önce Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) heyeti olarak Ahmet Türk ile Ayla Akat Ata’nın 3 Ocak 2013’teki İmralı ziyareti sonrasında BDP’liler Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ile Altan Tan’dan oluşan heyet 23 Şubat 2013’te adaydı. Sonraki heyetlerde Selahattin Demirtaş, İdris Baluken, Leyla Zana, Hatip Dicle ve Ceylan Bağrıyanık gibi isimler de yer aldı. BDP’nin yerini Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) aldığı dönem de dahil olmak üzere bu İmralı trafiğinde Buldan ile Önder’in ağırlıklı olarak ziyaretçi olduğu görüldü.

    İmralı’nın yanısıra Kandil’e ziyaret trafiği sonucunca 2015 yılında Öcalan’ın silahsızlanma çağrısında bulunması kararlaştırıldı ve 28 Şubat 2015’te 10 maddelik Dolmabahçe Mutabakatı kamuoyuna açıkladı. Dolmabahçe Sarayı’nda Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AK Parti Grup Başkan Vekili Mahir Ünal, Öcalan’la görüşmeleri yürüten eski MİT başkan yardımcısı, Kamu Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu ve İmralı Heyeti’nden Sırrı Süreyya Önder ile İdris Baluken’in bulunduğu toplantı tarihi dönemeç oldu.

    PKK’nın Kandil yönetimi, silah bırakma konusunda Öcalan’ın serbest bırakılması yönünde süreçte yeni gelişmeler beklediklerini açıkladı.

    Sonrasında Kürt siyasi hareketi açısından İmralı’yla görüşme trafiği, 19 Mart 2015’teki ziyaret ile fiilen sona erdi. O gün HDP Grup başkanvekilleri Pervin Buldan ile İdris Baluken, HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, DTK Eş Başkanı Hatip Dicle ve Ceylan Bağrıyanık’tan oluşan heyet, İmralı Adası’na gitti. Daha sonra heyet, PKK yönetimiyle Kandil ile ve AK Parti hükümetiyle görüşmeler yaptı. Ancak Erdoğan’ın olumsuz tavrını açıkça ilan etmesi üzerine ilerleme sağlanamadı.

    7 Haziran 2015’teki Genel Seçimler’de AK Parti’nin ilk kez TBMM’deki tek başına hükümet kurma çoğunluğunu sağlayamamasıyla birlikte süreç tümüyle rafa kalktı.

  • Haberler asılsız, hukuki işlem yapılacak

    Haberler asılsız, hukuki işlem yapılacak


    Erzincan Belediyesi, sosyal medyada yer alan sahipsiz köpeklerin öldürüldüğü iddiasının gerçek olmadığını öne sürdü.

    Belediyenin açıklamasında, son günlerde kamuoyunda yer alan ve gerçeği yansıtmayan iftira ve karalama kampanyasına ilişkin açıklama yapma gereğinin oluştuğu belirtildi.

    Belediye hakkındaki söz konusu iddiaların gerçek dışı olduğu öne sürülen açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “Erzincan Belediyesi olarak şehrimizde yaşayan sahipsiz sokak köpeklerinin bakımı, beslenmesi ve ihtiyaç duydukları yaşam alanlarının oluşturulması mevzuata uygun şekilde devam etmektedir. Doğası gereği veya geçirmiş olduğu hastalıktan dolayı özellikle soğuk algınlığından dolayı yaşamını yitiren merkez ilimizde ve çevre köylerdeki sokak hayvanlarımızın defnedilme süreci de ilgili mevzuat gereğince kanunlar çerçevesinde yapılmaktadır. Bazı medya kuruluşlarında çıkan, özellikle barınakta canlı hayvanların diri diri defnedildiği haberi kesinlikle gerçeği yansıtmamakta olup konuyla ilgili asılsız haber yapan medya kuruluşları veya derneklere hukuki mücadelemizi başlatacağımızı buradan bildirerek konu hakkında da idari soruşturmamızı başlatacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın.”

     



  • Adalet Bakanı Tunç’tan “haksız tahrik indirimi” açıklaması: Bir düzenleme ihtiyaç var

    Adalet Bakanı Tunç’tan “haksız tahrik indirimi” açıklaması: Bir düzenleme ihtiyaç var


    Tunç, Ankara Hakimevi’nde düzenlenen “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Koordinasyon Kurulu 18. Toplantısı”nda yaptığı konuşmada, adaletin kapısını çalan her kadının yalnız olmadığını göstermek, onlara uzanan her haksız eli hukukla durdurmak için çalışmalarını tavizsiz ve kesintisiz olarak sürdürdüklerini söyledi.

    Kadına yönelik şiddetin kökünü kurutmanın ancak kararlılıkla yürütülen topyekün mücadeleyle mümkün olduğunu belirten Tunç, tüm paydaşların aynı masa etrafında buluşmasının, sonuç alma açısından kıymetli ve zaruri olduğunu aktardı.

    Yılmaz Tunç, kadına yönelik şiddetin, insan hak ve onuruna açılmış bir savaş, toplumun vicdanına sürülmüş kara bir leke olduğunu ifade ederek, “Kadına yönelik şiddet, toplumu içten içe çürüten bir kanser, insanlığın kalbinde açılan derin bir yaradır. Çünkü bir kadının sesi kesildiğinde toplumun ruhu da zedelenir. Bir annenin gözyaşı aktığında, insanlık onuru zarar görür, yara alır. Bu yüzden, kadınların haysiyetine dokunan her türlü şiddet karşısında dimdik duruyoruz ve durmalıyız. Kadına yönelik şiddeti, hiçbir bahaneye, hiçbir mazerete sığınmadan, koşulsuz ve tereddütsüz reddediyoruz.” diye konuştu.

    Kadına yönelik şiddetin cezasız kalmaması için hukuk sistemini güçlendirdiklerini kaydeden Tunç, hem mağdur odaklı adalet anlayışını hem de kadına yönelik şiddet faillerinin hak ettiği cezayı alması için atılan adımları kararlılıkla sürdüreceklerini söyledi.

    Tunç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son 23 yılda kadın hakları ve kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda birçok düzenlemeyi hayata geçirdiklerini anımsattı.

    Ceza kanunundaki değişikliklerle “kasten öldürme”, “kasten yaralama”, “eziyet”, “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarının kadına karşı işlenmesi halini, cezada ağırlaştırıcı neden olarak kabul ettiklerini hatırlatan Tunç, kadına karşı işlenen “kasten yaralama” suçunun, kuvvetli suç şüphesinin varlığı halinde tutuklama nedeni sayılan suçlar arasına alındığını kaydetti.

    Tunç, “Duruşmalarda salt iyi hal indirimi alabilmek için kravat indirimi olarak tabir edilen failin duruşmada mahkemeyi etkilemeye yönelik tutum ve davranışlarının takdiri indirim nedeni olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin düzenlemeyi de hayata geçirdik.” dedi.

    Mağdurlara psikososyal destek

    Suç mağduru kadın ve çocukların, faillerle bir araya gelmeden, uzmanların desteğiyle özel ortamlarda ifadelerini verebilmelerine imkan sağlayan adli görüşme odalarını oluşturduklarını anlatan Tunç, şöyle devam etti:

    “Bugün itibarıyla 81 ilimizde 165 adliyede, 174 adli görüşme odasında 134 bin 432 adli görüşme gerçekleştirildi. Ayrıca 81 ilimizde kurduğumuz ve sayısı 172 olan adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüklerimiz, başta çocuklar, kadınlar, engelli ve yaşlı bireyler olmak üzere tüm mağdurların adli süreçte yalnız olmadıklarını hissettirmektedirler. Bu müdürlüklerde, kurulduğu 2019 yılından bu yana 198 bin 746 kişiye bilgilendirme yapılmış, 539 bin 477 sosyal inceleme raporu hazırlanmış, 138 bin 736 dosyada ifadeye katılınmış ve toplamda 1 milyon 744 bin 625 kişiye adli süreçte psikososyal destek sağlanmıştır.”

    Tunç, 4. Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna açıklandığını anımsatarak, belgede, “kadına yönelik şiddete sıfır tolerans” ilkesi doğrultusunda kadın haklarına ilişkin uygulamalar geliştirilmesi ve şiddet mağduru kadınların adalete erişiminin güçlendirilmesinin hedeflendiğini söyledi.

    “Haksız tahrik” indirimi

    “Kamuoyunda son zamanlarda yargı kararları üzerinden, haksız tahrikle ilgili verilen kararlar üzerinden bazı tartışmalar ve yakınmalar da söz konusu.” ifadesini kullanan Tunç, şunları kaydetti:

    “Biz, bu konuda gerek akademisyenlerle, gerek uygulayıcılarla yaptığımız görüşmeler doğrultusunda mevzuatımızdaki haksız tahrik uygulamasıyla ilgili de bir düzenleme ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz ve bu kapsamda milletvekillerimize bir önerimiz olacak. Müebbet hapis cezasını gerektiren bir suçu, haksız tahrik altında işleyene verilecek cezanın alt sınırı şu anda 12 yıl. Bunun 16 yıl olmasını, üst sınır şu anda 18, o 18’in 22 yıl olmasını milletvekillerimizin takdirlerine arz edeceğiz.

    Yine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren bir suçu kişi haksız tahrik altında işlemişse şu anda alt sınır 18 yıl, bunun 22 yıla, üst sınırı ise 24 yıl şu anda. Bunun da 30 yıla çıkarılmasını milletvekillerimizin takdirlerine arz edeceğiz. Takdir milletvekillerimizin, Meclisimizin.”

    Tunç, 2026-2030 yıllarını kapsayacak Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 5. Ulusal Eylem Planı’na ilişkin önemli faaliyetleri hayata geçireceklerini bildirerek, bu kapsamda saha ziyaretleriyle kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda diyalog toplantıları gerçekleştireceklerini, adli destek müdürlüklerindeki personele kadına karşı şiddetle mücadele konusunda eğitimler vereceklerini anlattı.

    Adli görüşme odalarının sayılarını artıracaklarını ifade eden Tunç, mağdurlara yönelik bilgilendirici materyaller hazırlayıp dağıtmaya devam edeceklerini ve tekrarlanan şiddet vakalarıyla ilgili risk analizinin daha etkin yapılmasını sağlayacaklarını belirtti.

    Tunç, kadına yönelik şiddet eylemlerinden dolayı hükümlü bulunan kişilere yönelik öfke kontrolü içerikli programlar dahil olmak üzere tüm çalışmaları daha etkin şekilde sürdüreceklerini aktardı.

    Savcı, kadın cinayeti işleyen erkek için “aldatılmadan duyduğu şiddetli elem” iddiasıyla haksız tahrik indirimi istedi!

    “Türk yargısının, hatasız karar vermesi vatandaşımızın haklı beklentisi”

    Kadına yönelik şiddetle mücadelede atılan her adım ve yeniliğin ancak adaletin doğru, zamanında ve kararlı uygulanmasıyla anlam kazanabileceğini vurgulayan Yılmaz Tunç, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Türk milletinin, kendisi adına karar veren bağımsız Türk yargısından beklentisi, tüm mahkemelerimizin kadına yönelik şiddet olaylarında daha hassas olmaları ve vicdanları yaralamamasıdır. Türk yargısının, kadına yönelik şiddet gibi toplumun hassas olduğu konularda hemen harekete geçip hatasız karar vermesi vatandaşımızın haklı beklentisidir. Ancak adaletin, tek bir kararın değil, bir sürecin eseri olduğunu da unutmamak gerekir. Üç dereceli yargı sistemimizde verilen bütün kararlara karşı etkili kanun yolları açıktır. Adalet terazisi, bir hata olsa dahi kendi mecrası içinde eninde sonunda dengeyi sağlayacaktır.” (AA)

     



  • İsrail’in serbest bıraktığı 15 Filistinli Türkiye’ye gönderildi

    İsrail’in serbest bıraktığı 15 Filistinli Türkiye’ye gönderildi


    İsrail ile Hamas arasında Gazze’de varılan ateşkes anlaşması kapsamında İsrail tarafından serbest bırakılan 15 Filistinli Türkiye’ye gönderildi.

    Hamas’ın basın ofisinden yapılan açıklamaya göre, 19 Ocak’ta varılan ateşkes anlaşması çerçevesinde serbest kalan onlarca Filistinli mahkûmdan 15’i Mısır’a sınır dışı edilmelerinin ardından Salı günü Türkiye’ye ulaştı.

    Bu kişiler, İsrail’in şiddet içeren saldırılardan cezaya çarptırdığı Filistinliler’in Filistin topraklarına dönmesini engelleyen ateşkes koşulları kapsamında Mısır dışında üçüncü bir ülke tarafından kabul edilen ilk mahkumlar oldu.

    Fidan: “15 Filistinli’ye Kahire Büyükelçiliğimiz üzerinden vize verildi ve Türkiye’ye geldiler”

    Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da bugün Ankara’yı ziyaret eden Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile düzenlediği basın toplantısında 15 Filistinlinin Türkiye’ye getirildiğini doğruladı.

    Fidan, “Türkiye, gelen talep üzerine olumlu tavır gösterdi. Birkaç gün önce 15 Filistinli’ye Kahire Büyükelçiliğimiz üzerinden vize verildi ve Türkiye’ye geldiler” dedi. Dışişleri Bakanı ayrıca, diğer bölge ülkelerini de bu konuda rol oynamaya çağırdı.

    Hakan Fidan’a basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazzeliler’in Ürdün ve Mısır’a göç etmesi önerisi anımsatıldı. Fidan, “Bu teklife sonuna kadar karşıyız, bu tarihi iyi okumamak demektir. Bu teklifi ileri götürmek bölgesel ve küresel barış için tehdit olur” yanıtını verdi.

    Fidan haftasonunda yaptığı açıklamada da “Filistin halkının Gazze’den sürülmesi, yerlerinden edilmesi, bunların başka ülkelere gönderilmesi projelerine tamamıyla karşıyız” demişti.

    Filistinliler İsrail’e karşı savaştıkları için hapse atılanları “direniş kahramanları” olarak görüyor.

    Ateşkesin ilk aşamasında Hamas 18 rehineyi, İsrail de en az 79’u Mısır’a gönderilen 583 tutuklu Filistinli’yi serbest bıraktı. Hamas kaynakları, Türkiye’ye gidenlerin yanısıra bazı Filistinliler’in Cezayir ya da Katar’a da gidebileceğini belirtti.

    İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun bugün ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da biraraya gelerek Gazze ve İran konularını görüşmesi bekleniyor.

    Gazze savaşı, 7 Ekim 2023’te Hamas öncülüğünde İsrail’e düzenlenen ve 1200 kişinin ölümüne, 250’den fazla kişinin de rehin alınmasına yol açan saldırıyla başladı. İsrail askeri harekâtında 47 binden fazla Filistinli’nin öldüğü ve Gazze’nin harabeye döndüğü belirtiliyor.