Serbest Görüş farklı konularda kapsamlı haberler ve bilgi içerikleri sunmaktadır. Sitemiz ekonomi, politika, toplumsal olaylar ve daha fazlasını kapsayan geniş bir yelpazede haber ve analizler içermektedir. Geniş bir konu yelpazesinde güncel bilgiler ve derinlemesine incelemelerle okuyuculara çeşitli perspektifler sunar.
Türk müziğinin unutulmaz sesi Ferdi Tayfur’un 2 Ocak’ta yaşamını yitirmesinin ardından merakla beklenen vasiyeti, Marmaris Adliyesi 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde okundu. Noter huzurunda 17 Ekim 2024’te kaleme alınan bu vasiyet, sanatçının mirasını hem hayır kurumlarına hem de yakınlarına nasıl paylaştırdığını ortaya koydu. Ancak vasiyette adı geçmeyen bazı aile üyeleri, karara itiraz etti.
TSK, LÖSEV ve Darüşşafaka’ya büyük bağışlar
Ferdi Tayfur’un hayırsever kimliği, vasiyetinde en dikkat çeken nokta oldu. Buna göre:
Darüşşafaka Cemiyeti’ne: Marmaris Beldibi’ndeki iki daire ve İstanbul Fatih’teki bir daire LÖSEV’e (Lösemili Çocuklar Vakfı): Yalova Çınarcık Esenköy’de bulunan 8 villa TSK’ya (Türk Silahlı Kuvvetleri): Bolu Mudurnu’daki bir daire
Aile bireylerine paylaştırılan miras
Vasiyetin geri kalan kısmı, Ferdi Tayfur’un resmi nikâhlı eşi, çocukları, torunları ve yeğenleri arasında dağıtıldı.
Resmî nikâhlı eşi: Zeliha Tayfur Bayburt | Ferdi Tayfur’un ilk ve tek resmî evliliğini yaptığı eşine, sanatçının çeşitli mal varlıklarından pay düştüğü belirtildi.
Kızları: Tuğba Dınız ve Funda Doğrul | Bu evlilikten dünyaya gelen kızlarına ait paylar, vasiyette açıkça yer alıyor.
Torunları: Ulaş Dınız, Derin Dınız, Zeynep Doğrul, Can Doğrul | Tuğba ve Funda Tayfur’un çocukları olarak dedelerinden doğrudan miras hissesi aldılar.
Oğlu: Taha Turanbayburt (Taha Tayfur) | Ferdi Tayfur’un son birlikteliği olan Habibe Ümyani Demir’den dünyaya gelen oğlu da vasiyette adını bulanlar arasında yer aldı.
Habertürk’ün aktardığına göre, bazı taşınmazlar, beste ve müzik eserlerinin telif hakları gibi değerli varlıklar, ailenin yeğenlerine dağıtıldı. Örneğin bestelerin ve eserlerin haklarının büyük kısmının Nilüfer Turanbayburt’a bırakıldığı öğrenildi.
Vasiyette adları geçmeyen iki isim: Timur Turanbayburt ve Tuğçe Tayfur Aydın
Ferdi Tayfur’un büyük oğlu Timur Turanbayburt ile kızı Tuğçe Tayfur Aydın, vasiyette isimleri yer almadığı için karara itiraz etti. Özellikle Timur Turanbayburt, 2020 yılında böbreğini babasına bağışlamasıyla gündeme gelmişti. Tuğçe Tayfur Aydın ise sosyal medyada yaptığı paylaşımlarla, “Babamın gerçek iradesinin bu olmadığını düşünüyorum” diyerek hukuki yollara başvuracağını açıkladı.
Aileden gelen açıklamalar
Şirin Gözalıcı (Basın Danışmanı ve yeğen), sosyal medyada yaptığı açıklamada, “Babamız bu mirası halkımızın ona verdiği sevgi ve destek sayesinde elde etti. O da bunun bir kısmını TSK, LÖSEV ve Darüşşafaka’ya bağışlayarak halkına duyduğu sevgiyi gösterdi. Kalanını ise ailesine pay etti. Biz ailesi olarak babamızla gurur duyuyoruz,” ifadelerini kullandı.
Tuğçe Tayfur Aydın (Kızı)
“Babamın eliyle yazdığına inandığım vasiyette hepimiz için eşit paylaşım olacağını tahmin ederdim. Bu haliyle pek çok soru işareti var. Dört gün sonra veraset ilamı için koşturulması da bizi üzdü. Hak arayışım sürecek,” diyerek duruma tepki gösterdi.
Timur Turanbayburt (Oğlu)
Vasiyette yer almayan büyük oğlu, “Saklı Hak” kapsamında dava açma hazırlığında. Anayasal olarak mirastan pay talep etme hakkına sahip olduğunu belirten Timur Turanbayburt’un, babasına böbreğini verdiği halde miras listesinde adının olmaması kamuoyunda da dikkat çekti.
Hukuki süreç ve mahkeme kararı
Marmaris 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde okunan vasiyete itirazlarla birlikte, 29 Nisan’da yeni bir duruşma yapılmasına karar verildi. Sürecin nasıl sonuçlanacağı merak konusu olurken, özellikle itiraz eden iki ismin hak talebi ve muhtemel dava süreci yakından takip ediliyor. (Habertürk)
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayını belirlemek için 1 milyon 600 bin üyesinin önüne sandık koymayı planlıyor.
Ana muhalefet partisinin yol haritasını, 28 Ocak’taki TBMM Grup Toplantısı’nda açıklayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Şubat ve Mart aylarının bu konudaki çalışmalarla geçeceğini duyurdu.
“Ön seçim” olarak adlandırılan, ancak yasada cumhurbaşkanı seçimleri için böyle bir düzenleme olmadığından bir çeşit “örgüt yoklaması” olarak kabul edilen süreç üzerindeki çalışmaları yürüten, Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi’nin, 10 Şubat’taki Parti Meclisi toplantısında ayrıntılı bir sunum yapacağı ve çerçevenin ondan sonra ortaya çıkacağı belirtiliyor.
İmamoğlu ön seçime destek veriyor, Yavaş zamanlamayı erken buluyor
CHP’nin iki potansiyel cumhurbaşkanı adayından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, dün İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili’nin yazdığı iddianameyle üçüncü kez “siyasi yasak” talebiyle karşı karşıya kaldı. İmamoğlu, soruşturma için ifadeye gitmeden bir gün önce 30 Ocak’ta yaptığı açıklamada, “Ülkemiz tarihinde ilk defa yapılacak olan bu demokratik uygulama, yakın geleceğimiz adına tam bir devrimdir” diyerek Özel’in yol haritasına destek verdi.
31 Ocak’ta ifade veren İmamoğlu’na destek vermek için Çağlayan’daki Adalet Sarayı’nın önüne gelen ve sonrasında İBB Başkanı’yla el ele halkı selamlayarak “birlikteyiz” mesajı veren CHP’nin diğer potansiyel cumhurbaşkanı adayı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise adayın erken belirlenmesine karşı.
Yavaş ve İmamoğlu parti içi ön seçim konusunda farklı görüşlere sahipler.
Yavaş, Pazartesi günü gazetecilerin soruları üzerine, “Her şeyden önce aday belirlemenin çok erken olduğu düşüncesindeyim. Seçim tarihi belli değil. O zamana kadar Türkiye’de şartlar değişir, her şey değişir” dedi. Ön seçim yapılırsa aday olup olmayacağı sorulan Yavaş, “Gün ola harman ola. O güne kadar kim kalacak, önce bir seçim tarihi belli olsun. Daha geniş konuşuruz” karşılığını verdi.
Doç. Kömürcü: “Yavaş ve İmamoğlu’nun aday olma arzusu soruna dönüşecek bunun bugün yaşanması daha doğru”
“Türkiye’de Sosyal Demokrasi Arayışı” adlı kitabın da yazarı olan Yöneylem Araştırma’nın Genel Koordinatörü Doçent Dr. Derya Kömürcü, ana muhalefet partisinin adayını erken belirlemesini doğru buluyor.
VOA Türkçe’nin konuştuğu Kömürcü, “Geçmiş deneyimlerin de gösterdiği gibi cumhurbaşkanı adayını son birkaç ay içinde açıklamak muhalefet açısından dezavantajlı sonuçlar yaratıyor. Şunu biliyoruz; CHP içinde hem Mansur Yavaş’ın hem Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olma arzusu var. Bu eğer bir soruna dönüşecekse, bir çekişmeye dönüşecekse belki bunun seçime iki ay kala değil de bugün yaşanması çok daha doğru olacaktır” dedi.
Gürkan Duman: “Adayın erken belirlenmesi kampanya sürecinde CHP içinde sorun yaratabilir”
Kamuoyu araştırmalarında 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023’te düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çıkan sonuca en yakın tahmini yapan Betimar Araştırma’nın Genel Müdürü Gürkan Duman ise CHP’nin adayını erken açıklamasının sorun yaratacağı kanaatinde.
VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Duman, “Dört beş ay sonra bir seçim olduğu ortamda bir partinin kendi tabanına o seçimde yarışacak adayı belirlemek için gitmesi doğru ve demokratik bir tutumdur. Ama karşımızda ne bir Anayasa değişikliği ne de belirgin bir seçim tarihi bulunuyor” dedi.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş
Muhalefetteki partilerin seçim kararı alabileceği bir ortam bulunmadığını hatırlatan Duman, şunları söyledi: “Erken seçimin en erken 2027 Kasım’da olacağı gözüküyor. Üstelik partinin iki güçlü adayından biri olan Mansur Yavaş karşı çıktığını söylüyor. Hatta süreçten haberi olmadığını da yakın çevresine söylediği iddia ediliyor. Diğer partilerle görüşme, istişare olmalı. İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu de ‘Neden bu kadar acele ediliyor’ diye sordu. Bu tablo, adayın erken belirlenmesi kampanya sürecinde CHP içinde bir sorun yaratabilir”
İYİ Parti “mahzurlu” buluyor, Özel ön seçimde kararlı
Betimar Genel Müdürü’nün altını çizdiği gibi İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, dün Meclis Grubu’ndaki konuşması sonrası yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanlığı halkın temel meselesi. Türkiye’nin meselesiyse, Türkiye’yi ilgilendiriyorsa bu mesele, bir partinin iç meselesiymiş gibi ele alınmasını mahzurlu buluyorum” diyerek adayın erken belirlenmesine karşı çıktı.
Ancak Özgür Özel, dün Sözcü TV’de çıktığı programda gazeteci Uğur Dündar’ın soruları üzerine ön seçim konusunu Mansur Yavaş’la konuştuğunu ve Yavaş’ın kendisine zamanlamayı erken bulduğunu söylediğini aktardı.
Özel, “Bugün gördüğüm, fikrin doğru olduğuna ve acele etmemiz gerektiğine ikna oldum. Erken seçim istiyorsak adayı da erken belirlemeliyiz” diyerek aday belirleme süreci hakkında kararlı oldukları mesajını verdi.
“CHP’de çok parçalı güç ilişkisini toparlayacak liderliğe ihtiyaç var”
Yöneylem Araştırma Genel Koordinatörü Doç. Dr. Derya Kömürcü de erken seçimin şu an için gerçekçi olmadığını ancak aday belirlemenin partinin son dönemdeki dağınıklığını gidereceğini düşünüyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu
“Ekim ayından beri Türkiye siyasetinde psikolojik üstünlüğün yavaş yavaş yeniden iktidar tarafına doğru geçtiğini, CHP’nin birinci parti olma özelliğini korusa da özellikle gündemi belirleme konusunda gücünü yitirmeye başladığını gördük” diyen Kömürcü, şu değerlendirmeyi yaptı: “Son bir aydır da çok güçlü iktidar tarafından uygulanan şok doktrini var. Eğer CHP, üyeleri ile bir tür ön seçim yapıp oradan bir isim belirleyip sonra her şey olduğu gibi devam ettirirse bunun hiçbir anlamı yok. Burada esas olan bir liderliğin ortaya çıkması. CHP’de çok parçalı bir güç ilişkisi görüyoruz şu anda. Bir yerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bir yerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, öbür tarafta Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, bir noktada geçmiş Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun gücü. Bu durumu toparlayacak bir liderliğe, bir vizyona ihtiyaç var. Görünen kadarıyla iktidarın şu anki erken seçim baskısını hissettiğini söylemek son derece güç. Cumhurbaşkanı adayı ismi ile değil bu ismin projeleri ile nasıl bir Türkiye hayal ettiğini anlatmasıyla bir vizyonu hayata geçirebilirsiniz. Belki bu da erken seçim baskısını arttırabilir”
“Mutlaka bir formül bulunmalı, bir uzlaşı olmalı”
Betimar Genel Müdürü Gürkan Duman, olası bir siyasi yasağın İmamoğlu lehine, adayın erken belirlenmesinin de Yavaş lehine mağduriyet yaratacağı görüşünde.
Duman, “CHP’nin adayını erken belirlemesi belki de seçimlerin üç adaylı geçmesini sağlayacaktır. Zira Mansur Yavaş mağdur edilmiş aday olacak. Böyle bir durumda CHP içindeki bir kısım seçmen, Yavaş’a oy verebilir. Bizim yaptığımız son araştırmalarda seçmenin yüzde 45-46’sı Mansur Bey’i destekliyor. Yavaş’sız bir seçim CHP için hüsran olabilir. Mutlaka bir formül bulunmalı, bir uzlaşı olmalı. Çünkü kampanya süreci sağlıklı yönetilemezse aday yıpranır. Kılıçdaroğlu’nun geç belirlenmesi handikap yarattı ama adayın bu kadar erken açıklanması da başka bir handikap olur. Şu da var, ahmak davası kesinlikle yanlış. Belediyelerdeki hukuki süreçleri Sayıştay denetiminde ve yürüten bir dosya yok. İmamoğlu’nun ceza alması mağduriyet oluşturur ve kendisine ciddi bir avantaj yaratır” ifadelerini kullandı.
“Yeni milliyetçi dalganın cumhurbaşkanı seçimi üzerinde etkisi olacaktır”
Doç. Dr. Derya Kömürcü de yükselmekte olan yeni milliyetçi dalganın gelecek seçimde sonucu belirleyecek güçlü bir faktör olacağını belirterek, CHP içinde bir anlaşma ihtiyacına dikkati çekti.
Kömürcü, uzlaşma olmazsa CHP aday göstermese bile Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı adayı olma ihtimali bulunduğunu belirterek, şunları aktardı: “MHP lideri Bahçeli’nin, İmralı açıklamalarından sonra yeni bir milliyetçi dalganın siyasette filizlenmeye başladığını görüyoruz. Bu milliyetçi dalganın, cumhurbaşkanı seçimi üzerinde etkisi olacaktır. O milliyetçi dalganın üstünde yükselebileceği Mansur Yavaş da olabilir, başka bir isim de olabilir. Bu bağlamda Erdoğan’ın, üç ayaklı bir strateji yürürlüğe koyduğunu düşünüyorum. Birincisi Kürt siyasetini iktidar-muhalefet ikileminde tarafsızlaştırmak. İkincisi CHP içinde cumhurbaşkanı adayı olma hevesindeki isimleri cesaretlendirmek ve ortak bir adayın ortaya çıkmasını engellemek olabilir. Üçüncüsü açıkçası seçim yaklaştığında seçim ekonomisini uygulayabileceği, seçim şekerlerini sağlayabileceği bir ekonomik toparlanma durumunu sağlamak olabilir.”
Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş‘in öldürülmesiyle ilgili davada, dosyası ayrılan tutuklu sanıklardan dönemin cinayet büro amiri komiser Mustafa Ensar Aykal, yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliye edildi.
Eski Ülkü Ocakları Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Ateş’in Ankara’da öldürülmesiyle ilgili davada, azmettiricilerden Tolgahan Demirbaş‘a Ateş’in konum bilgilerini verdiği iddiasıyla yargılanan ve telefon şifrelerini vermediği için dosyasının ayrılmasına karar verilen Eski Ankara Cinayet Büro Amiri Mustafa Ensar Aykal ile Avukat Serdar Öktem’in yargılanmasına ilişkin ilk duruşma, bugün Ankara Adliyesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuksuz sanık Öktem katılmazken, tutuklu Aykal ise salonda hazır bulundu. Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş, annesi Saniye Ateş ve kardeşleri de duruşmaya katıldı. Mahkeme, dönemin cinayet büro amiri komiser Mustafa Ensar Aykal hakkında yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliye kararı verdi. Duruşma 26 Haziran’a ertelendi.
Ne olmuştu?
Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Sinan Ateş suikastı davasında, mahkeme heyeti; tetikçi Eray Özyağcı, tetikçiyi olay yerine getirip götüren motokurye Vedat Balkaya ve olay yerinde keşif yapan Suat Kurt‘u “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, müşteki Selman Bozkurt‘a yönelik “kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan ise 13’er yıl hapis cezasına çarptırmıştı. Cinayetin azmettiricisi olmakla suçlanan Doğukan Çep ve eski Ülkü Ocakları yöneticisi Tolgahan Demirbaş hakkında “tasarlayarak kasten öldürmeye azmettirme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilmişti. “Tasarlayarak öldürmeye yardım” suçundan sanıklar Aşkın Mert Gelenbey, Murat Can Çolak ve Emre Yüksel‘e 18’er yıl, sanık Mustafa Uzunlar‘a ise 15 yıl hapis cezası veren mahkeme, sanık Alper Atay‘ı da “suçluyu kayırma” suçundan 2 yıl hapis cezasına çarptırmış, ancak Altay’ın cezası ertelenmişti.
Sanıklar Zekeriya Asarkaya, Hakan Saraç, Ufuk Köktürk, Mehmet Yüce, Osman Bayraktar, Caner Günay, Umut Ersoy, Çağlar Zorlu, Aytaç Ataç ve Erdem Karadeniz’in üzerine atılı suçlardan beraatına karar veren mahkeme, sanık Günay hakkında “suçluyu kayırma” suçundan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na ihbarda bulunulmasına hükmetmişti.
2 sanığın dosyası ayrılmıştı
Öte yandan, sanıklar Serdar Öktem ve Mustafa Ensar Aykal hakkında, “tasarlayarak kasten öldürmeye yardım”, Aykal hakkında ayrıca “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek ve yaymak” suçundan açılan dava dosyasının ayrılmasına karar verilmişti. Buna gerekçe olarak, sanıkların cep telefonlarının incelenebilmesi için ABD’ye yazı yazılarak telefon şifrelerinin istenmesi gösterilmişti. Mahkeme, ayrıca sanık Öktem’in tahliyesine karar vermişti.
İzmir’in Karşıyaka ilçesinde, eczacı Birsen Bayraktar‘ın (73) evinde öldürülmesi olayına ilişkin hakkında ‘kasten öldürme’den müebbet ve ‘yağmaya teşebbüs’ suçlarından hapsi istenen apartman kapıcısı Uğur Can (39), savcılığın talebi üzerine yeniden gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen Can tutuklandı.
Olay, 14 Nisan 2020’de, Karşıyaka ilçesinde meydana geldi. Apartmanda yalnız yaşayan Birsen Bayraktar’dan haber alınamayınca Ukrayna’da yaşayan oğlu Kafkas Gence Karadağoğlu (45) ve komşuları, durumu polise bildirdi. İhbar üzerine gelen polis ekipleri, kapısını çilingire açtırarak girdiği evde holde, Birsen Bayraktar’ın kanlar içindeki cesediyle karşılaştı. Başta düşerek yaşamını yitirdiği sanılan Bayraktar’ın İzmir Adli Tıp Kurumu’ndaki otopsisinde öldürüldüğü belirlendi. Adli Tıp Kurumu’nun 18 Aralık 2020 tarihli raporunda, Bayraktar’ın künt kafa travmasına bağlı kubbe kemiğindeki kırık, beyin zarları arasındaki kanama ve boynuna uygulanan bası nedeniyle hayatını kaybettiği belirtildi.
Binlerce veri ve fotoğraf incelendi
Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, cinayeti çözmek için 4 yıl boyunca çalıştı. Polis ekipleri, komşuların ifadelerinden Bayraktar’ın evinden olay günü ses duyulduğunu, kapıya giderek zili çaldıklarını, bu sırada kapının önünde iş güvenliği ayakkabısına benzer bir ayakkabı gördüklerini ancak kapı açılmayınca üst kata çıktıklarını tekrar geri döndüklerinde ise ayakkabının olmadığı bilgisine ulaştı. Olayın, ceset bulunmadan 1 gün önce komşuların gürültü duyduğu akşam saatlerinde olduğu değerlendirildi. Cinayet Büro dedektifleri, binanın girişini gören kameraya ait 96 saatlik görüntüyü defalarca izledi. Görüntülerde binaya giren ya da çıkan yabancı birinin olmadığı tespit edildi. Dedektifler, Bayraktar’ın cep telefonunda bulunan 116 bin 300 veri ile 6 bin 500 fotoğrafı tek tek inceledi.
Polis, Bayraktar’ın telefonundaki fotoğraflardan 2’si üzerine yoğunlaştı. Birsen Bayraktar’ın cep telefonuyla çekilen fotoğrafta sitede görevli apartman görevlisi Uğur Can’ın ayağındaki ayakkabının, komşuların kapı önünde gördüğünü söyledikleri ayakkabıyla aynı olduğu tespit edildi. Ekiplerin ‘Uğur Can’ın eşi M.C’nin ifadesinden, cinayetten sonraki gün ayakkabının çöpe atıldığını da belirledi. Buna karşın öldürülen Bayraktar’ın evindeki 4 bin dolar ile 22 bin 800 TL tutarındaki paraya ise dokunulmadığı görüldü. Polis bunun üzerine komşuların zili çalması sonucu panikleyen şüphelilerin parayı alamadan kaçtıkları üzerine yoğunlaştı.
Gözaltına alınan 3 şüpheli serbest bırakıldı
Polis ekipleri, şüpheli olarak geçen yıl 6 Mayıs’ta binanın kapıcısı Uğur Can, eşi M.C. (34) ve olaya iştirak ettiği gerekçesiyle aynı apartmanda yaşayan ve binanın tamirat işleriyle uğraştığı da öğrenilen elektrikçi Hakan H.’yi (60) gözaltına aldı. Şüpheliler, işlemlerinin ardından sevk edildikleri Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nce serbest bırakıldı.
İddianame hazırlandı
Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı, olayla ilgili soruşturmasını tamamlayıp, 24 Aralık’ta 3 şüpheli hakkında iddianame hazırladı. 38 sayfalık iddianamede kapıcı Uğur Can ile apartmanda oturan elektrikçi Hakan H. hakkında ‘kasten öldürme’ ve ‘yağmaya teşebbüs’ suçlarından müebbet ve 15’er yıla kadar hapis, M.C. için ise ‘suçluyu kayırma’ suçundan 5 yıla kadar hapis cezası istendi.
Polis ve savcılığın tespitleri iddianameye girdi
İddianamede cinayetle ilgili polisin ve savcılığın tespitlerine de yer verildi. Yakınlarının ifadesine göre öldürülen Birsen Bayraktar’ın, evinin alt ve üst kilitlerini sürekli kilitlediği ayrıca tanımadığı kimseyi eve almadığına iddianamede yer verildi. O dönem pandemi nedeniyle evden çıkamayan Bayraktar’ın, kapıcı Uğur Can ve binada oturan elektrikçi Hakan H.’den market alışverişleri için yardım aldığının da tespit edildiğine dikkat çekildi. Yine iddianamede Birsen Bayraktar’ın, pandemi nedeniyle birikimlere el konulacağı yönünde edindiği yanlış bir bilgi nedeniyle korktuğu, bu nedeniyle olaydan 1 gün önce bankadaki 4 bin dolar ve 22 bin 800 TL tutarındaki parasını çekmeye, yanında Hakan H. ile gittiği iddianameye girdi. İddianamede, daha önce de Ukrayna’daki oğlunun yanına gittiğinde Birsen Bayraktar’ın evinin vitrinindeki bazı altınlarının çalındığına da dikkat çekildi.
Eşine, “Birsen Hanım’ın parasını çalacağım” demiş
Kapıcı Uğur Can’ın eşi M.C.’nin savcılıktaki ifadesinde iddianamede yer aldı. M.C. ifadesinde, “Birsen Bayraktar’ın eşimle arası çok iyiydi. Her türlü ihtiyacı için eşimi çağırırdı. Birsen Hanım’ın bankayla ilgili para çekme işleriyle ise Hakan H. ilgilenirdi. Hakan’a çok güvenirdi. O da onun evine sıklıkla girerdi. Olaydan bir gün önce eşim bana, Hakan’ın Birsen Hanım ile bankadan parasını çektiğini anlattı. Ardından da Birsen Hanım’ın parasını çalacağını söyledi. Kendisine kızdım. ‘Paraya ihtiyacımız yok, sakın öyle bir şey yapma’ dedim. Bana cevap vermedi” dediği belirtildi.
“Hep kapıcılar suçludur”
M.C.’nin ifadesinin devamında ise polislerin eşi Uğur Can’ın bir ayakkabısına bakıp, fotoğrafını çektiklerini belirtip, “Daha sonra eşimin ifadesine başvuruldu. Eşim eve dönünce bana, ‘Bu ayakkabıyı neden polise gösterdin’ dedi. Sonra da sadece bu ayakkabısını çöpe attı. ‘Madem suçsuzsun neden ayakkabıyı çöpe attın’ diye sordum. ‘Biri evin önündeki bu ayakkabıydı, derse yanarım. Zaten böyle durumlarda hep kapıcılar suçludur’ diye konuştu. Bu olaydan sonra eşimin Hakan’la görüşmeleri de devam etti” dediği de kaydedildi.
Sözleriyle dolaylı olarak suçunu ikrar etti iddiası
İddianamede olaya ilişkin çeşitli tespit ve çelişkilere de değinildi. Birsen Bayraktar’ın, bankadan tüm parasını çektiğini şüpheli Hakan H. ile Uğur Can’a söylediği, olay gecesi şüpheli Can’ın eve hiç gitmediği halde eve gittiği konusunda yalan beyanda bulunduğu belirti. Uğur Can’ın aksine Hakan H.’nin ise beyanından Birsen Bayraktar’ın öldürüldüğü gece Uğur Can ile birlikte oldukları söylediği ifade edildi.
Birsen Bayraktar’ın dairesinin elektriğinin kesik oluşu ve çatı katında bulunan elektrik panolarının ve dairelerin şalter anahtarlarının sadece şüpheli Uğur Can’da olduğu, kolluk görevlileri içeriye girdiğinde dairenin elektriğinin olmadığına dikkat çekildi. Uğur Can’ın çatı katındaki elektrik panosundan öldürülen Bayraktar’ın dairesinin elektriğini açtığı, bu şekilde kolluk görevlilerinin çalışmaya başladığına dikkat çekildi. Kolluk görevlileri daireye ilk girdiklerinde çilingirin de beyanlarından anlaşılacağı üzere yerde yatar vaziyette bulunan Birsen Bayraktar’ın bir rahatsızlık nedeniyle veya bayılması ihtimali olmasına karşın şüpheli Uğur Can’ın ‘Kim yaptı Birsen Teyze, daha dün birlikteydik. Hiçbir şey de duymadık. Daha dün akşam işini yaptım. Ne oldu sana, seni kim bu hale getirdi’ diyerek Bayraktar’a yönelik eylemi gerçekleştiren kişi olduğunu dolaylı olarak ikrar ettiğine yer verildi. Uğur Can ve Hakan H. savunmalarında aksini inkar etmelerine rağmen öldürülen Bayraktar’ın evine aldığı kişiler olduğuna da dikkat çekildi.
Tutuklama talebi çıkarılması istendi
İddianamede, soruşturma aşamasında tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen Uğur Can. ve Hakan H.’nin yeterli maddi delil bulunmasına rağmen adli kontrol şartı bile konulmadan serbest bırakıldığına dikkat çekilip, haklarında tensiben tutuklama talebi çıkarılmasına karar verilmesi talep edildi. Savcılığın talebi sonrası mahkeme, sanıklardan Uğur Can hakkında yakalama kararı verdi. Polis ekiplerince dün yakalanan Can, sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. (DHA)
Türkiye’deki yabancı misyon temsilcilikleri, 50 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği 6 Şubat depremlerinin ikinci yılında Türkiye ile dayanışma mesajları yayınladı.
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin ikinci yılında Türkiye’deki yabancı misyon temsilcilikleri mesajlar yayınladı. Öne çıkan bazı mesajlar şöyle:
ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Michael Goldman: Türkiye’yi sarsan yıkıcı depremlerin ikinci yıl dönümü dolayısıyla, hayatını kaybedenleri saygıyla anıyor ve depremlerden etkilenenlerin hâlâ taze olan acılarını paylaşıyoruz.
Birleşik Krallık’ın Ankara Büyükelçiliği: 6 Şubat depremlerinin 2’nci yıldönümünde, hayatını kaybedenleri saygıyla anıyor, tüm Türkiye’ye bir kez daha taziyelerimizi ve geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz.
Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliği: Bugün, iki yıl önce Türkiye’nin güney bölgelerini sarsan yıkıcı depremin kurbanlarını derin bir hüzünle anıyoruz. Bu büyük felaket, sevdiklerini, yuvalarını ve yaşamlarını kaybeden milyonlarca insanın kalbinde silinmez izler bıraktı.
Ukrayna olarak, o zor günlerde olduğu gibi bugün de Türk halkının yanındayız. Milletlerimizin en zor zamanlarda sergilediği güçlü dayanışma ve kardeşlik bağlarını daima hatırlıyoruz. Hayatını kaybedenleri rahmetle anıyor, yakınlarını kaybedenlere en derin taziyelerimizi sunuyoruz. Acınızı paylaşıyoruz, yanınızdayız.
İtalya’nın Ankara Büyükelçiliği: Türkiye’nin güneydoğusunu vuran korkunç depremin ikinci yıldönümünde Büyükelçi Giorgio Marrapodi ve tüm Büyükelçilik olarak Türk halkı ve yetkilileriyle birlik içinde hayatını kaybedenleri anıyor ve depremden etkilenenlerin yanında olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Acil durumun başlangıcından bu yana İtalya , yardım çabalarına destek olmak üzere Türkiye ile birlikte seferber olmuştur.
Birleşmiş Milletler kuruluşları ile işbirliği içinde, özellikle okul alanında yeniden inşa girişimlerine ve etkilenen Kahramanmaraş, Gaziantep ve Şanlıurfa bölgelerinde sosyo-ekonomik yardıma katkıda bulunmuştur. Anma gününde ve yeniden inşaya destekte yanınızdayız.
Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği: İki yıl önce bugün 6 Şubat 2023’te yaşanan Kahramanmaraş merkezli yıkıcı deprem nedeniyle Türk halkının acısını paylaşıyor, hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Rusya, arama-kurtarma ekibini göndererek Türkiye’nin yardımına koşan ilk ülkelerden biriydi.
Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği: Türkiye’yi acıya boğan depremlerin üzerinden iki yıl geçti. Bu trajedinin tüm kurbanlarını anıyoruz.
Azerbaycan’nın Ankara Büyükelçiliği: Yıkıcı 6 Şubat depreminin 2. senesinde depremde hayatını kaybeden kardeşlerimizi hüzün ve rahmetle anıyor, Allah’tan rahmet diliyoruz. Kardeş Türk halkının acısını en kalbi duygularımızla paylaşıyoruz.
Kanada’nın Ankara Büyükelçiliği: Bugün, 6 Şubat 2023’te meydana gelen trajik depremleri anarken Türk halkıyla omuz omuza duruyoruz. Düşüncelerimiz kurbanlar, hayatta kalanlar ve hayatlarını yeniden inşa eden herkesle birlikte. Kanada sadık bir dost ve ortak olmaya devam etmektedir.
Meksika’nın Ankara Büyükelçiliği: Bugün 6/02/2023’te Türkiye’yi sarsan depremlerde hayatını kaybedenleri saygıyla anıyoruz. Meksika Büyükelçiliği olarak, Türk halkıyla dayanışmamızı bir kez daha yineliyoruz. (ANKA)
6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenler, ilk depremin meydana geldiği saat 4.17’de anıldı.
Diyarbakır’daki anmaya katılan Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Doğan Hatun, kentin deprem günü kendi kaderine terk edildiğini söyledi. CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise deprem vergilerinin akıbetini sordu.
Diyarbakır’daki anma töreni bu yıl Bağlar ilçesi Tesisler Kavşağı’nda 77 kişinin hayatını kaybettiği Serin-2 Apartmanı’nın enkazının kaldırıldığı alanda düzenlendi. Törene DEM Partili Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Doğan Hatun, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın, Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı, Burdur Milletvekili İzzet Akbulut, bazı sivil toplum kuruluşları ile meslek örgütü temsilcileri, hayatını kaybedenlerin yakınları ve vatandaşlar katıldı.
Depremin meydana geldiği saat 4.17’de saygı duruşu ile başlayan anmada mum yakılarak alana karanfil bırakıldı.
Anmada ilk sözü alan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Doğan Hatun, deprem günü kentin yalnız bırakıldığını savundu. Kent genelinde denetimsizliğe müsaade edilmeyeceğine dikkati çeken Hatun, “Gerekli denetlemelerin, yeni yapılacak yapıların mevcut tekniğe, depreme, bilime uygun olacağını, en azından bu beş yıllık yerel yönetim sürecinde böyle olacağının sözünü veriyoruz. Ama bu yetmiyor. Toplumun bu konuda bilinçlenmesi gerekiyor. Bu binanın enkazında hayatını yitirenler, kolonu kesen kişi ve bu kolonu kesen kişiyi denetlemeyen yerel idareci veyahut merkezi idarecilerin sorumsuzluğudur. Burası eleştiri mekanizması yeri değil ama deprem günlerinin hiçbir gününü unutmadık. On binlerce insanın yaşamı bu kadar kolay ve ucuz olmamalıydı” diye konuştu.
Anma etkinliğine katılanlar konuşmaların ardından ölenlerin anısına mum yakarak, alana karanfil bıraktı.
Kent Koruma ve Dayanışma Platformu adına konuşan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Şube Eş Başkanı Yıldız Ok Orak, ölümlerin ihmalden kaynaklandığını savundu. Ok Orak, “Binlerce canımızı yitirdik. 2 yıl önce yüreğimize kor düştü, hala sönmüş değil. Biz daha güzel bir gelecek bırakmak için buradayız. Öfkeliyiz, unutmayacağız. Bu deprem ihmaller zincirinden kaynaklanan bir durumdur. Doğal afet bile denmez. Doğal afet denilemeyecek kadar büyük bir felaketti” şeklinde konuştu.
TBB Yönetim Kurulu Üyesi Dilek: “Sorumluların ceza alması için uğraşıyoruz”
Türkiye Barolar Birliği adına törene katılan Yönetim Kurulu Üyesi Nizam Dilek ise sorumluların ceza alması için uğraştıklarını ifade etti.
Dilek, “Bugün bir ömür boyunca hafızamızda silinmeyecek karanlık gecenin ikinci yıldönümüdür. Acılarımız çok büyük ve derin. O gün herkes bir sevdiğini ve yakınını kaybetti. Sorumluların ceza alabilmesi için büyük bir uğraş vermekteyiz. O gün üç meslektaşımız hayatını kaybetti” dedi.
CHP anmaya heyet olarak katıldı
Anmaya katılan CHP heyetinden İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın, depremin sonuçları itibarıyla siyasi felakete dönüştüğünü belirterek şöyle konuştu:
“Türkiye’de hamaset, siyasetin yerine geçmiş durumda. Her şey siyasetle alakalı. Burada yitirdiğimiz canlara saygı gereği siyasi mesajlarımızı da vermeliyiz, siyaset üstü diye bir şey yoktur. Bizlerin yitirdiğimiz canlar için bundan sonra mücadelemizi yükseltmemiz gerekiyor. Elimizden geleni yapmamız lazım. Japonya’da 9 ölçülerindeki depremlerde kimse ölmüyorsa can kaybı bu kadar olmuyorsa bizlere çok çok iş düşüyor”
Depremin Diyarbakır’daki sembolü haline gelen Galeria Sitesi 89 kişiye mezar olmuştu.
Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı da dünyanın hiçbir yerinde doğal afetler nedeniyle insanların ölmediğine vurgu yaparak, Türkiye’de denetimsizlik ve cezasızlık nedeniyle felaketlerin yaşanmaya devam ettiğini söyledi. “Yas bitti ama hala öfkemiz canlı” diye konuşan Ocaklı “Şimdi, ne yazık ki daha çadırlardan sadece konteyner kentlere kadar geçebilmiş, yapılanmasını tamamlayamamış, henüz eğitim yerlerini oluşturmamış bir ülke olmak hepimizi üzüyor. Yakında bunları umarım düzeltebileceğiz” ifadelerini kullandı.
Tanrıkulu deprem vergilerini sordu
CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise 1999’daki depremden sonra alınmaya başlanan vergilerin akıbetini sordu. Depremlerin önlemese de insani maliyetini en aza indirmenin ellerinde olduğunu belirten Tanrıkulu, şöyle devam etti:
“1999’daki depremden hemen sonra çıkan bir Deprem Yasası var. Depremin maliyetini en aza indirmek için her ay telefon faturalarımızla vergi veriyoruz ama bunun depreme harcanıp harcanmadığını bile bilmiyoruz. Böyle bir ülkede yaşıyoruz maalesef. Bizlere düşen görev, sizlerle birlikte bir depremin sonuçlarını bile yönetemeyen, bunu ranta çeviren bu anlayışa karşı mücadele etmektir.”
Diyarbakır’da 414 kişi hayatını kaybetti
6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde Diyarbakır’da altı bina tamamen yıkıldı. Yıkılan binaların altında kalan 414 kişi hayatını kaybetti. Depremden sonra yapılan hasar tespit çalışmalarında 65 yapının acil yıkılması gerektiğine karar verildi. Çalışmalarda 4 bin 612 yapının ağır, 3 bin 422 yapının orta, 45 bin 246 yapının da az hasarlı olduğu belirlendi.
Yıkılan binalarla ilgili yargı süreci hangi aşamada?
Depremlerde yıkılan Galeria Sitesi, Dündar, Hisami, Serin-2 ve Yoldaş apartmanlarına ilişkin soruşturmalarda şimdiye kadar 16 sanık hakkında dava açıldı.
Depremin Diyarbakır’daki sembolü haline gelen ve 89 kişinin hayatını kaybettiği Galeria Sitesi’nin tutuklanan müteahhitleri Sedat Eser, Mehmet Şirin Yiğit, Şeyhmus Yiğit, inşaat mühendisi fenni mesul Tevfik Demir, Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandı. Yargılama sonucunda dört sanık “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 17 yıl 6’şar ay hapisle cezalandırıldı.
Depremden sonra açılan davalarda 12 sanığa “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmasına neden olma” suçundan 13 yıl 4 aydan 17 yıl 6’şar aya kadar değişen sürelerde hapis cezası verildi.
Bağlar ilçesi Şeyh Şamil Mahallesi’nde yıkılan ve 37 kişinin öldüğü Dündar Apartmanı’nın müteahhitleri İlhami Dündar, Sercan Erbey ile tutuksuz sanık arsa sahibi Seydo Bozkaya ise yargılandıkları Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesince “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 13 yıl 4’er ay hapis cezasına çarptırıldı.
Bağlar ilçesi Mevlâna Halit Mahallesi’nde yıkılan Hisami Apartmanı’nda ise 100 kişi öldü. Soruşturma sonucunda haklarında dava açılan müteahhit Mehmet Ali Korkut, Mehmet Meşe ile arsa sahipleri Nurettin Özcan ve Ahmet Özcan, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nce “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 17 yıl 6’şar ay hapse mahkûm edildi.
Bağlar ilçesi 5 Nisan Mahallesi’nde yıkılan ve 60 kişinin öldüğü Yoldaş Apartmanı ile ilgili davada ise tutuksuz sanık müteahhit Sadullah Yoldaş’ın “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmasına neden olma” suçundan 16 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasına ve tutuklanmasına karar verildi.
Depremin ikinci yıldönümündeki anmanın yapıldığı Serin-2 Apartmanı’na ilişkin haklarında dava açılan dört kişinin yargılanmasına ise devam ediliyor. “Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmasına neden olma” iddiasıyla tutuksuz yargılanan sanıklar hakkında 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası isteniyor.
Hatay’da meşaleli yürüyüş
Depremin en fazla etkilediği şehirlerden Hatay’daki anma etkinliklerinin yapıldığı noktalardan biri de Defne ilçesi oldu. Buradaki anmaya Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, TBB Başkanı Erinç Sağkan ve TMMOB Başkanı Emin Koramaz’ın yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcisi katıldı.
Hatay’ın Defne ilçesindeki anmaya çok sayıda parti ve STK temsilcisi katıldı.
Burada konuşma yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, depremin etkilediği kentlerin yalnız bırakıldığını savundu. Depremden sonra seferberlik ilan edilmesi gerektiğini vurgulayan Hatimoğulları, “O gün bir seferberlik ilan edilseydi, o gün kışlalardan askerleri çıkarıp ‘gidin halka yardım edin’ denseydi, izin verilseydi askerin çıkmasıyla bunlar yaşanmazdı. O gün Türkiye’de o yandaş beş firmanın kepçeleri buralara gelseydi bizler bu kadar ölmeyecektik. Bizim canımızı en çok yakan, en çok bizleri kahreden konulardan birisi budur. Devlet bizi yalnız bıraktı. Ölüme terk etti. Günler sonra gelebildiler buralara” dedi.
Yaşamını yitirenler için Asi Nehri’ne karanfiller bırakan grup daha sonra Yunus Emre Parkı’na kadar yürüdü.
“Unutmak, affetmek yok” pankartı taşıyan grup sloganlar eşliğinde yürüdü. Yunus Erme Parkı’nda son bulan yürüyüş sonrası ilk depremin yaşandığı saat 4.17’de, grup “Unutmak yok affetmek yok” şeklinde slogan attı.
Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi’nde 78 kişinin öldüğü Grand Kartal Otel yangınına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan Bolu İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sırrı Köstereli ve Genel Sekreter Yardımcısı Bünyamin Bal, tutuklandı.
TIKLAYIN – Kartalkaya yangını soruşturmasında Bolu İl Özel İdaresi Genel Sekreteri ve yardımcısı gözaltına alındı
Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Bolu Kartalkaya’daki yangın faciasına ilişkin olarak yürütülen soruşturmaya devam ediliyor. Başsavcılığın soruşturması kapsamında, Bolu İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Köstereli ve Genel Sekreter Yardımcısı Bal gözaltına alındı. Jandarmadaki işlemleri tamamlanan Köstereli ve Bal, sağlık kontrolünün ardından Bolu Adliyesi’ne sevk edildi.
Köstereli ve Bal’ın savcılık sorguları tamamlandı. Köstereli ve Bal, çıkarıldıkları nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.
Köstereli’den Bakan Ersoy’a: İl Özel İdaresi’nin denetim gibi bir görevi yok, turizm belgeli bir işletme
Bolu İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sırrı Köstereli, “Yetki İl Özel İdaresi’nde” diyen Kültür Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a verdiği yanıtta, denetim yetkisinin Kültür Turizm Bakanlığı’nda olduğunu söylemişti.
Bakan Ersoy, facianın yaşandığı otelin denetim yetkisine ilişkin “Ruhsat ve iskan yetkisi İl Özel İdare’de. Alanın genelinden de İl Özel İdare yetkili, Turizm Bakanlığı yetkili değil. İş yeri açma çalışma ruhsatının yenilenmiş olması, benim için itfaiye raporunun da yenilenmiş olduğu diğer raporların yenilenmiş olması anlamına geliyor” ifadelerini kullanmıştı.
Köstereli, Bakan Ersoy’a, “Burası turizm belgeli bir işletme. Yönetmelikte bu tür yerlerin denetiminin kimde olduğu belli” sözleriyle cevap vererek, şunları söylemişti:
“İl Özel İdaresi’nin denetim gibi bir görevi yok. Burası turizm belgeli bir işletme. Yönetmelikte bu tür yerlerin denetiminin kimde olduğu belli. Yönetmelikte herşey var. 2015’teki o ruhsat yalnıca otelin adres değişikliğiyle ilgili bir güncellemeydi. Adres değişikliği nedeniyle bir belge istenmez. Yalnızca belge üzerindeki adres değiştirilir.”
Serbest Görüş‘ün edindiği bilgiye göre, otelin tahliye çıkışları, yangın alarmı ve duman kontrol sistemi yetersiz çıktı. İlk müdahale 1 saat 15 dakika sonra gerçekleşti, yangın 11 saatte söndürüldü. Elde edilen ilk bulgulara göre, yangın restorandaki mutfakta başladı. Bina içinde bulunan yangın merdiveni, yayılan dumanı bir baca görevi görerek üst katlara taşıdı. Ölümlerin çoğu karbonmonoksit zehirlenmesinden kaynaklandı. Ölenlerin arasında camdan atlayarak kurtulmaya çalışanlar da yer aldı.
Kimler tutuklu?
Türkiye’nin en önemli kış turizmi merkezlerinden biri olan Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi’ndeki Grand Kartal Otel’de, 21 Ocak’ta sabaha karşı çıkan yangında çoğu çocuk 78 kişi hayatını kaybetti, 51 kişi yaralandı. Soruşturma kapsamında 30 kişi gözaltına alındı, 21 kişi tutuklandı.
Belediye Başkan Yardımcısı Sedat Gülener, İtfaiye Müdür Vekili Kenan Coşkun, itfaiye personeli İrfan Acar, Bolu İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sırrı Köstereli ve Genel Sekreter Yardımcısı BünyaminBal, otel sahibi Halit Ergül, otel müdürü Zeki Yılmaz, otelin muhasebe müdürü Kadir Özdemir, aşçı Faysal Yaver, elektrikçi Hüseyin Özer ve mutfak çalışanları Yusuf Karahanlı, Fidan Kurç, Mehmet Gündüz, Halit Ergül’ün diğer oteli Gazelle Resort & Spa Otel Müdürü Ahmet Demir ve aynı otelden sorumlu 6 kişinin de aralarında olduğu 21 kişi tutuklandı. İş güvenliği uzmanı E.K. ile otelin 78 yaşındaki mimarı Ali B. de serbest bırakıldı.
Her aileden bir çocuk öldü: Türkiye’yi yasa boğan yangından ilk bulgular ne, ihmaller ne boyutta? | İçerideki yangın merdiveni baca gibi dumanı yaymış!
Bakan Tunç’tan Özel’in paylaştığı “Grand Kartal Otel yangını bilirkişi ön raporu”na itiraz: Korsan bir metin!
Grand Kartal Otel’in sahibi Halit Ergül ifadesinde, tüm suçu personel ve danışmanlarda buldu, topu Bakanlığa attı: Bakanlık son denetimi 15 Aralık’ta yaptı
6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçti. Toplam 11 ilde milyonlarca kişiyi etkileyen deprem on binlerce kişinin ölümüne neden oldu. Kahramanmaraş merkezli 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki 6 Şubat depremlerinnde 53 bin 725 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi yaralandı. Depremde yakınlarını kaybeden aileler ise adalet arayışlarını sürdürüyor.
ANKA verilerine göre, iki yılda deprem davalarında müteahhitlere, 8 yıl ile 21 yıl 9 ay arasında değişen hapis cezaları verildi. Birçok davada sanıklara “İyi hal indirimi” uygulandı ve bazı sanıklar beraat etti. Şu ana kadar verilen en yüksek ceza, Adana’daki Hasan Alpargün Apartmanı davasında çıktı, müteahhit Hasan Alpargün, “Olası kastla birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 62 kez müebbet ve 865 yıl hapis cezası aldı.
Gaziantep’te 51 kişinin öldüğü Furkan Apartmanı’nda kolonu kesmekten yargılanan mağaza sahibi 3 sanık, “Delil yetersizliği” gerekçesiyle beraat etti. Aileler karara, “Adaleti paralarıyla satın aldılar” diye isyan etti.
Serbest Görüş deprem bölgesinde – Depremin ikinci yılında Adıyaman: “Her şey düzelir de hiçbir şey eskisi gibi olmaz”
Deprem bölgesinde sağlık hizmetlerinde durum ne?
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, geçen yıl 2 Şubat Cuma günü yaptığı açıklamada, depremlerde, merkez üs olan Kahramanmaraş dışında Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Adana, Malatya ve Elazığ’da 53 bin 537 kişinin hayatını kaybettiğini, 107 bin 213 kişinin de yaralandığını söyledi.
BBC Türkçe’ninSağlık Bakanlığı’ndan aldığı verilere göre 51 bin 665 depremzede hasta ve yaralı başka bölgelerde nakledildi.
Bakanlık, deprem bölgesindeki sağlık tesislerinde 113 bin 759 personel çalışmakta iken; ülkenin dört bir yanından 15 bin 883 UMKE ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri personeli, 21 bin 204 hekim, 62 bin 590 sağlık personeli ve 38 bin 513 destek personeli olmak üzere toplam 138 bin 190 personelin deprem bölgesinde görevlendirildiğini açıkladı.
BBC Türkçe’yekonuşan Türk Tabipleri Birliği’ne göre (TTB) ölü sayısı verileri şüpheli ve deprem bölgesinde sağlık sorunları il il çeşitlilik göstererek devam etti.
Depremlerde kaç bina yıkıldı?
Cumhurbaşkanlığı raporuna göre depremden etkilenen 11 ilde toplamda 2 milyon 618 bin 697 bina vardı.
Raporda, 6 Mart 2023 tarihi itibarıyla 1 milyon 712 bin 182 binada yapılan hasar tespit çalışmaları sonucunda 35 bin 355 binanın yıkıldığı, 17 bin 491 binanın da acil olarak yıkılması gerektiği ve 179 bin 786 binanın ağır, 40 bin 228 binanın orta ve 431 bin 421 binanın az hasarlı olduğu tespit edildiği ifade ediliyor.
Yıkılan veya büyük hasar gören binaların arasında mesken olarak kullanılanların dışında tarihi ve kültürel yapılar, okullar, idari binalar, hastaneler, oteller de yer alıyor.
Ağır hasarlı binaların yıkımıyla birlikte bölgedeki yeniden yapılaşma da sürüyor.
Ancak orta hasarlı binalarla ilgili süreç devam ediyor.
BBC Türkçe’nin konuştuğu Şehir Plancıları Odası Hatay İl Temsilciliğine göre hala bu orta hasarlı yapılarda oturan insanlar var.
Fotoğraf: Kazım Kızıl
Oda, mevzuata göre afet sonrası orta hasarlı olarak ilan edilen yapıların, en geç bir yıl içerisinde güçlendirme sürecine girmesinin mecburi olduğunu, güçlendirme yapmadığı durumda ise ağır hasar yapı statüsüne kavuşacağını belirtiyor:
“Bu orta hasarlı binaları ruhsatlandırmak da ayrı bir uzmanlık gerektiriyor. Yeterince yetkin mühendisimizin olup olmaması önemli bir konu. Evet var ama yerelde yok. Yeni mezun herkes güçlendirme çalışması yapabilecek yetkiye sahip. Ama bunun uygulaması da var. Projelendirmeden çok uygulamada profesyonel ekipler gerekiyor. Maalesef yerelde de bu kadar profesyonelimiz yok.
“Kırsaldaki birçok orta hasarlı binanın ruhsatsız olduğunu, ruhsatlandırılamayacağını da biliyoruz. Vatandaş, yerel yönetimle karşı karşıya kaldı. Devlet ruhsatlandırılamayacağını bile bile bu yapılara orta hasar tespiti koydu ve yerel yönetimle de vatandaş karşı karşıya kaldı.”
Resmi prosedüre göre bu yapıların 4 Nisan’a kadar kadar ruhsat alamazlarsa yıkılması söz konusu.
Orta hasarlı yapıların bir kısmının kaçak yapılar olduğunu vurgulayan Koç, bu yapılara güçlendirme izni verince bir nevi ruhsatlandırılmasının da önünün açılacağını söylüyor.
Ancak Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlık yetkililerinin kendileriyle yaptığı görüşmede buna ilişkin bir karar almayacaklarını açıkladığını aktarıyor.
Fotoğraf: Cengiz Anıl Bölükbaş
Kaç konteyner kent kuruldu?
İçişleri Bakanlığı, Nisan 2023’te yaptığı açıklamada 345 noktada çadır kent ve 305 noktada da konteyner kent kurulduğunu açıkladı.
Bu çadırlarda barınan kişi sayısının 2 milyon 626 bin 212 olduğu belirtildi. Açıklamada konteynerde barınan kişi sayısının 78 bin 718 olduğu kaydedildi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise 3 Şubat 2024’te yaptığı açıklamada, “Deprem bölgesine 1 milyon çadır gönderilmiş, 215 binin üzerinde konteyner kurulmuş, 349 bin haneye kira yardımı yapılmış, taşınma ve destek ödemelerinde bulunulmuştur” dedi.
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Göç Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin Durum Değerlendirme Raporu’na göre depremden etkilenen illerde kayıtlı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sayısı 14 milyon 13 bin 196, bu da oransal olarak Türkiye nüfusunun yüzde 16,43’üne tekabül ediyor.
Üniversitenin raporuna göre depremden sonraki 21’inci günde bölgeden tahliye edilen insan sayısı 528 bini buldu. 1 Mart tarihinde ise bu sayı 811 bini geçti. Depremin ilk haftasında 2,2 milyon kişinin bölgeden ayrıldığını aktaran rapor, 1 Mart tarihinde bu sayının 3,3 milyon olarak güncellendiğini bildirdi.
Fotoğraf: Cengiz Anıl Bölükbaş
İmar barışı kapsamında yasal statü kazanan binaların kaçı yıkıldı?
6 Şubat depremlerinde yıkılan binalardan kaçının imar affı kapsamında yasal statü kazandığına ilişkin herhangi bir veri açıklanmadı.
Hatay Akademik Meslek Odaları Sözcüsü Serkan Koç, defalarca talep etmelerine rağmen bu konuyla ilgili verilerin de kendileriyle paylaşılmadığını söylüyor.
İmar affı çıktığında Hatay’da 30 bine yakın binanın başvurduğunu ve 200 bine yakın bağımsız bölümün de bu aftan faydalandığını bildiklerini dile getiren Koç’a göre imar affı ve depremde yıkılan yapılar tartışmasında, kanunda yer alan “sorumluluğun yapı sahibinde” olması ile ilgili madde çok önemli.
Koç, “Devlet, kendi sorumluluğunu vatandaşın üzerine atma konusunda çaba içerisinde yer aldı” diyor ve şöyle devam ediyor:
“3 katlı bir bina yapılmış. Vatandaş izin ve mühendislik hizmeti almadan iki kat çıkıyor. Ve bina daha sonra affediliyor. Depremde de yıkılıyor. Sorumlusu kim? Bunu denetlemeyen mi, buna izni veren mi, imar barışından faydalandıran mı, yoksa bunu yapan mı? Kimin sorumluluğu nerede başlıyor, nerede bitiyor?”
6 Şubat’ta büyük yıkıma uğrayan Adıyaman’da depremzedeler “sessiz yürüyüş” gerçekleştirerek kentin simgesi olan ve iki yıldır depremin meydana geldiği saat 04.17’yi gösteren saat kulesi çevresinde biraraya geldi.
Valilik önünde biraraya gelen bölge halkı, kentin simgesi olan ve hala 04.17’yi gösteren saat kulesine kadar “Sesimi duyan var mı” ve “Memleketimi terk etmeyeceğim” yazılı pankartlarla yürüdü.
Anma törenine ve yürüyüşe CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanı sıra kent protokolü, milletvekilleri, kente gelen sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile depremde yakınlarını kaybeden Adıyaman halkı katıldı.
Adıyaman’da halk saat kulesi etrafında toplandı.
Soğuk havaya rağmen her yaştan binlerce kişinin katıldığı yürüyüş sonrası gözyaşları içinde dua eden depremzedeler, kaybettikleri yakınlarını andı.
Bazı depremzedeler yürüyüş sırasında gözyaşlarını tutamadı. Yürüyüşün ardından ise depremin meydana geldiği saat olan 04.17’de kentteki tüm camilerden sela okundu. Anma töreni kapsamında hayatını kaybedenler için Kur’an-ı Kerim okundu, dualar edildi.
“İçimizde hala o enkazın yıkıntıları var”
Anma sonrası VOA Türkçe’ye konuşan depremzedeler, acılarının halen ilk günkü gibi taze olduğunu belirterek, depremde ve sonrasında yaşadıkları zorlukları anlattı.
Depremde çocuklarını, torunlarını ve birçok yakınını kaybettiğini ifade eden Fatma Yalçın, “Depremin yaşandığı günden bu yana her gün ağlıyorum. Depremin üzerinden iki yıl geçti ama sanki bugün yaşanmış gibi acım taze. Acım geçmiyor, gün geçtikçe yenileniyor. Deprem sonrası çadırlarda yaşadık, kir pas içindeydik, küçük bir bebeğimiz vardı. Bu iki yıllık süreçte yaşadığımız rezilliği ancak biz biliriz bir de Allah bilir” dedi.
“Söylenecek bir şey yok çünkü her şey ihmalden kaynaklandı” diyen Ruken Berra Yalçın ise “Bir çoğumuz kefensiz gömüldü. Yılların geçmesi bir şeyi değiştirmiyor, acımız hala taze. İçimizde halen o enkazın yıkıntıları var” ifadelerini kullandı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 6 Şubat depremlerinin ikinci yıl dönümünde Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen yürüyüşte yaptığı konuşmada, “İki yıl geçti hala insanların çocuklarıyla güvende barınacakları ortam sağlanamadı. İktidarı daha duyarlı olmaya çağırıyoruz. Deprem bölgesindeki yurttaşların sorunları bir an önce giderilmeli” ifadesini kullandı.
6 Şubat depremlerinin ikinci yılı nedeniyle Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen yürüyüşe katılan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, deprem bölgesinde yaşayan yurttaşların sorunların bir an önce giderilmesi gerektiğini vurguladı. Bakırhan, şunları kaydetti:
“İki yıl geçti insanların barınacakları ortam sağlanamadı”
“Yaşamını yitiren canlara rahmet diliyorum. Saygıyla anıyorum. Depremden sağ çıkan tüm yurttaşlarımıza da dayanışma duygumu iletiyorum. Depremin üzerinden iki yıl geçti. Hükümet yetkilileri bir yıl içerisinde tüm sorunları çözeceklerini söylemişti. Maalesef söylemiş olduklarıyla sözleri yerine getirmediklerine şahit olduk. Hala insanlar konteynerda yaşam mücadelesi veriyorlar. İki yıl geçti hala insanların çocuklarıyla güvende barınacakları ortam sağlanamadı. İktidarı daha duyarlı olmaya çağırıyoruz. Deprem bölgesindeki yurttaşların sorunları bir an önce giderilmeli. İnsanlar sadece evsiz değil işsiz de kaldı. İş olanakları yok. Ciddi bir yoksulluk var. Sağlık ve eğitim sorunları var. Biz ilk günden beri yurttaşlarımızla dayanışma içerisinde olduk. Elimizdeki olanaklarla dayanışmaya devam edeceğiz.”
Bakırhan’ın konuşmasının ardından bir yurttaş gözyaşları içerisinde, “Neden depremde kimse bize yardıma gelmedi. Kendi gücümüzle çıktık ama çocuklarımızı kaybettik. Üç çocuğumu kaybettim. Bize konteynerdan çıkın diyorlar şimdi de. Nereye gidelim?” feryadında bulundu. (ANKA)