Kategori: Genel

Serbest Görüş farklı konularda kapsamlı haberler ve bilgi içerikleri sunmaktadır. Sitemiz ekonomi, politika, toplumsal olaylar ve daha fazlasını kapsayan geniş bir yelpazede haber ve analizler içermektedir.  Geniş bir konu yelpazesinde güncel bilgiler ve derinlemesine incelemelerle okuyuculara çeşitli perspektifler sunar.

  • İstanbul’da kar, trafik kazalarına neden oldu

    İstanbul’da kar, trafik kazalarına neden oldu


    İstanbul’da kar yağışı nedeniyle hasarlı ve hafif yaralamalı trafik kazaları meydana geldi.

    Beykoz’da Polonezköy yolunda seyir halindeki otomobil, kar yağışı nedeniyle sürücüsünün direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi sonucu kontrolden çıkarak şarampole devrildi. Otomobil, bulunduğu yerden çekici vasıtasıyla çıkarıldı.

    Yine Beykoz’da bir toplu taşıma aracı, yokuş aşağı inemeyince, yolcular otobüsten inip yürüyerek yollarına devam etti. Kontrolden çıkan bir başka toplu ulaşım otobüsü de kayarak bir otomobile çarptı.

    Arnavutköy’ün Hadımköy Mahallesi ile Eyüpsultan’ın 5. Levent ve Alibeyköy Mahallelerinde, karlı yollarda ilerlemekte güçlük çeken sürücülere vatandaşlar yardım etti. Otomobillerini kaygan zeminde hareket ettiremeyen sürücülerin araçlarını vatandaşlar bir süre itti. Kontrolden çıkan bazı otomobiller ise metrelerce sürüklenerek, park halindeki otomobillere ve kaldırımlara çarparak durabildi.

    Bir kuryenin motosikletiyle kar üstünde gitmeye çalışırken kayarak düşmesi, cep telefonu kamerasıyla kaydedildi.

    Alibeyköy’de şehirler arası otobüsler yolda ilerlemekte güçlük çekince, caddede otobüs kuyruğu oluştu.

    İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı istikametinde de taksiler ve tırlar kontrolden çıkarak, hasarlı kazalara sebep oldu.(AA)

  • Teğmenler hakkında verilen vicdansız karar yetmedi, komutanlar da suçlu sayıldı

    Teğmenler hakkında verilen vicdansız karar yetmedi, komutanlar da suçlu sayıldı


    İsmail Saymaz, Kara Harp Okulu’ndan mezun olan ve resmi törenin ardından “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganıyla ant okuyan beş teğmenin TSK’dan ihraç edildiğini ve bu ihraç kararıyla birlikte üç komutanın da ‘eşdeğer sorumlu’ kabul edilerek aynı gün görevden alındığını aktardı.

    Mezuniyet töreninde neler yaşanmıştı?

    Saymaz, yazısında 30 Ağustos’taki mezuniyet töreninin resmi kısmı bittikten sonra beş teğmenin kılıçlarını çatıp ant okuduklarını belirtti. Bu teğmenlerin amacının, “Tören Yönetmeliği gereği yapamadığımız, siyasi eyleme veya yanlış anlaşılmaya girmeyecek bazı kutlamaları yapmak” olduğunu açıkladı. Teğmenlerin, yaşamını yitiren bir arkadaşlarını da anmak istediklerini söyledi.

    Kararın gerekçesi

    Millî Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nun, teğmenlere “hizmete engel davranışta bulunmak” gerekçesiyle TSK’dan ayırma cezası verdiğini belirten Saymaz, bu cezayı “en ağır yaptırım” olarak niteledi. Yazısında karar metninden şu ifadeyi alıntıladı:

    “Astlarının devletin ve TSK’nın itibarına zarar veren tutum ve davranışları ile ağır disiplinsizliklerinden bireysel ve eşdeğer derecede sorumlu olması…”

    Komutanların ‘eşdeğer sorumluluğu’

    Saymaz, söz konusu ant okunmayacağı emrini veren komutanların, alınmayan önlemler nedeniyle ihraç edildiğini aktardı. Kararda, üç komutanın da “duyum aldıkları, fakat gerekli tedbirleri almadıkları” için aynı fiilden sorumlu tutulduğunu söyledi. Özellikle şuna dikkat çekti:

    “Bir komutanın disiplinsizlikten şüphelendiğinde gerekli ve makul önlemleri almasıyla ya da konuyu yetkili makamlara havale etmesiyle bu sorumluluktan kurtulmuş olacağı…”

    Komutanların görev ve ihmal iddiaları

    Albay Mustafa Alper Topsakal: Törenden sonra böyle bir eylemin gerçekleşebileceğine dair duyum aldığı halde konunun önemini kavrayamamakla ve gerekli önlemleri almamakla suçlandı.

    Yarbay Halit Türkoğlu: “Ant okunmayacağı” emrini vermekle birlikte, bu emrin icrası için tedbir almamak, tören sonrası planlama yapmamak ve tabur komutanı ile takım komutanlarını yönlendirmemekle itham edildi.

    Binbaşı Mustafa Ertürk: Teğmenlerin ant okuma talebini üstlerine iletmesine rağmen, “ısrarlı talepte bulunan Harbiyelinin faaliyetlerine yakinen nezaret etmediği” ve disiplinsizliği engellemediği gerekçesiyle sorumlu tutuldu.

    Yazının tamamını okumak için tıklayın.


  • 40 milyon dolar deprem vergisi toplayıp 8 tane imar affı çıkardılar

    40 milyon dolar deprem vergisi toplayıp 8 tane imar affı çıkardılar


    Serbest Görüş Haber Merkezi 

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, AKP’nin 6 Şubat depremleri sonrasındaki politikasını eleştirerek; “650 bin konut” sözünü hatırlatarak “Verilen sözün sadece 3’ü tutuldu, yüzde 97’si yok” dedi. Özel, 40 milyon dolar deprem vergisi toplandığını hatırlarak; “8 tane imar affı çıkardılar. Depreme dayanıksız evlere imar affı verdiler. Ama gerekli tedbirleri almadılar” ifadelerini kullandı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin ikinci yıldönümünde Kahramanmaraş Elbistan’da yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a tepki gösterdi. Özel, Erdoğan’a seslenerek “Deprem Bakanlığı kurulsun. En iyi yetişmiş olanı deprem uzmanı olarak atayalım. Bütün partiler elini taşın altına koysun” dedi.

    “Depreme dayanıksız evlere imar affı verdiler”

    Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle: 

    “Burası için elimizden geleni yaptık. Bölgedeydik ve Türkiye’den gelen yardımları depremzedelerin evlerine, çadırlarına ulaştırmaya çalıştı. Ben emek veren herkese Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü partisi olarak teşekkür ediyorum. İktidar partisi kahraman orduyu, harekete geçmesi gereken orduyu 3 gün boyunca harekete geçirmemekten suçlandı ve suçlanmaya da devam ediyor. Bugünkü iktidara depremle ilgili eleştiri yöneltilebilir mi? 21 yıldır iktidarlardı. 3 trilyon vergi toplantı. Sadece 40 milyon dolar deprem vergisi topladılar. 8 tane imar affı çıkardılar. Depreme dayanıksız evlere imar affı verdiler. Ama gerekli tedbirleri almadılar. 3 gün son gelen yardımlar bana soruyorlar ‘nerede bu devlet?’ diye. İnanın cevap vermekte zorlanıyorum.

    “3 dosyadan 1’i savcı yüzü görmedi”

    Dün Adıyaman’da Erdoğan’a sorular sordum. Bakalım ne cevap verecek. Deprem oldu 8 Şubat’ta eline mikrofonu aldı. Kimse endişe etmesin dedi. Enkaz altında ses varken kurtaracak yoktu. Kurtaracak geldi sesler kesildi. 650 bin konut yıkıldı. 1 içinde teslim edeceğiz dedi. Cuma namazından sonra tekrar etti. Bir büyük seçim kampanyasında deprem evlerini sadece kendilerinin yapabileceğini, inşaat işinde ne kadar mahir olduklarını anlattı. Verilen sözün sadece 3’ü tutuldu, yüzde 97’si yok. Bugün 2001 bin konut yaptık diyor. 100 depremzededen 30’una konut vermiş. Boş senete imza atmayana konut vermiyorlar. Bugün yüzde 70’in hala konutuna kavuşamadı. 3 dosyadan 1’i henüz savcı yüzü bile görmedi.

    Deprem Bakanlığı çağrısını yineledi 

    Türkiye İstanbul depremine hala hazır değil. Buradan daha çok kayıp olabileceği belirtiliyor. Devletten bir adım atılmıyor. Buradan Erdoğan’a tekrar sesleniyorum. Deprem Bakanlığı kurulsun. En iyi yetişmiş olanı deprem uzmanı olarak atayalım. Bütün partiler elini taşın altına koysun. Güçlendirme, kentsel dönüşüm… Türkiye’yi depremi hazır hale getirelim. Bunu dinlemedi hala da kendisinden yanıt bekliyoruz.”

     


  • Slovakya Rus gazını Türkiye üzerinden alıyor

    Slovakya Rus gazını Türkiye üzerinden alıyor


    Slovakya’nın doğalgaz transit şirketi SPP, Perşembe günü, Ukrayna’nın kendi topraklarından akışı durdurmasının ardından Rus doğalgazını Türkiye üzerinden almaya başladığını açıkladı.

    2022 yılı Şubat ayından bu yana Rus işgaliyle mücadele eden Ukrayna, bu yılın başlarında Rusya’nın Batı’ya gaz sevkiyatını durdurmuştu. Ukrayna’nın bu hamlesi, Rus doğalgazına büyük ölçüde bağımlı olan Slovakya’ya darbe vurdu.

    Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, sözkonusu adımın Moskova’nın ülkede sürdürdüğü savaşı finanse etmek için para toplamasını engellemek amacıyla atıldığını söyledi.

    AB üyesi olan Slovakya ise Ukrayna’nın kararını sert bir dille eleştirdi.

    Kremlin’in Avrupa Birliği’ndeki birkaç müttefikinden biri olan Slovakya Başbakanı Robert Fico, geçen yılın sonlarında Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile doğalgaz tedariki konusunda görüşmek üzere Moskova’ya gitti.

    SPP sözcüsü Ondrej Sebesta, Perşembe günü AFP’ye yaptığı açıklamada, “Rusya’nın Gazprom ihracat şirketi SPP’ye gaz tedarikini kısmen yeniledi” dedi.

    Sebesta tedarik için, “TürkAkım üzerinden güney güzergahından yürütülüyor ve Macaristan üzerinden Slovakya’ya ulaşıyor” açıklamasını yaptı. Sebesta, daha fazla ayrıntı vermedi.

    Slovakya’da yayınlanan Dennik N gazetesinin haberine göre, SPP Genel Müdürü Vojtech Ferencz, TürkAkım üzerinden doğalgaz tedarikinin 1 Şubat’ta başladığını ve hacmin Nisan ayında iki katına çıkacağını söyledi.

    TürkAkım, Rusya’nın tatil kenti Anapa’dan başlayarak Türkiye’nin kuzeybatısındaki Kıyıköy’e kadar Karadeniz’in altından 930 kilometre boyunca uzanıyor.

    Daha sonra Balkanlar’dan Avrupa’ya uzanan yer üstü boru hatları üzerinden, AB üyesi olan Slovakya’nın güney komşusu Macaristan’a doğalgaz tedarik ediyor.

    Üç partili koalisyon hükümetinin başında bulunan ve milliyetçi eğilimli Fico, Slovakya üzerinden batıya doğru yapılan gaz taşımacılığındaki ücretlerin düşmesinden ayrıca şikayetçi.

    Ocak ayında Fico’nun Moskova’ya yaptığı ziyaret Slovakya’da ülke çapında protesto gösterilerine yol açmış, on binlerce kişi sokaklara dökülerek istifasını istemişti.

  • Binlerce insan, insanlık dışı koşullarda konteynerlerde yaşamaya devam ediyor

    Binlerce insan, insanlık dışı koşullarda konteynerlerde yaşamaya devam ediyor


    Türkiye Psikiyatri Derneği, “Depremlerin üzerinden iki yıl geçti. Ve ne yazık ki bölge şartlarının iyileşmesi, temel ihtiyaçlara ulaşılabilir hale gelinmesi beklenirken, bölgede yaşayan insanların en temel haklarından olan barınma, güvenlik, sağlık, eğitim haklarını karşılayamadıklarını ve mağdur olduklarını, eşitliğin ve adalet ihtiyacının sadece depremin yıkımı ile ilgili değil deprem sonrası desteklerde de sağlanamadığını görüyoruz. Binlerce insan, insanlık dışı koşullarda konteynerlerde yaşamaya devam ediyor” açıklamasını yaptı.

    Türkiye Psikiyatri Derneği, 6 Şubat depremlerinin ikinci yılı nedeniyle açıklama yaptı. Açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “6 Şubat Depremleri’nin üzerinden iki yıl geçti. Yaşanılan büyük yıkım ve acının ardından geçen iki yıla rağmen deprem öncesi ve sonrası yaşanan ihmallerin sorumlularının hesap vermediği, adaletin sağlanamadığı, bölgede hala cenazesine ulaşılamayanlar, çadırlarda, konteynerlerde yaşayanlar, temel ihtiyaçlarını karşılayamayanların olduğu, güvenli mekânların oluşturulamadığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Depremde yıkılan binalar ile ilgili adalet mücadelesi tüm olumsuzluklara rağmen halen devam ediyor ve tüm sorumlular adalet önünde hesap verene dek mücadele devam edecek.

    Olası büyük depremlere müdahale amacı ile Temmuz 2022’de yeni yapılanmaya giden Türkiye Psikiyatri Derneği, ülke tarihimizin en büyük afetlerinden biri olan 6 Şubat Depremleri’nin hemen ardından başlayarak bölgede pek çok faaliyet yürüttü. Dernek üyesi psikiyatristlerimizin beşte biri deprem bölgesinde çalışmak üzere gönüllü oldu. Hızlı planlamalarla depremi yaşayan dört merkezde haftalık dönüşümler halinde gönüllü psikiyatristlerce ruhsal destek sağlandı ve altı ay boyunca bu çalışma düzenli olarak sürdürüldü. Psikiyatrik destek başta tabip odaları olmak üzere bölgede sağlık hizmeti sunan diğer birimlerle koordinasyon içinde yürütüldü.
Psikiyatri hizmetine uzaktan erişim desteği sağlamak üzere gönüllü psikiyatristlerin çalıştığı çevrimiçi görüşme sistemi kuruldu ve bu sistemle, ihtiyacın azaldığının tespit edilmesine kadar hizmet verdi.

    Türkiye Psikiyatri Derneği olarak afeti yaşayan insanlarımızın yanındayız. Depremlerin üzerinden iki yıl geçti. En başından bu yana olduğu gibi, bugün de Türkiye Psikiyatri Derneği olarak afeti yaşayan insanlarımızın yanındayız. Ve ne yazık ki bölge şartlarının iyileşmesi, temel ihtiyaçlara ulaşılabilir hale gelinmesi beklenirken, bölgede yaşayan insanların en temel haklarından olan barınma, güvenlik, sağlık, eğitim haklarını karşılayamadıklarını ve mağdur olduklarını; eşitliğin ve adalet ihtiyacının sadece depremin yıkımı ile ilgili değil deprem sonrası desteklerde de sağlanamadığını görüyoruz. Binlerce insan, insanlık dışı koşullarda konteynerlerde yaşamaya devam ediyor. Sadece Hatay’da depremle yıkılan 57 Aile Sağlığı Merkezi’ne karşılık, geçen bunca zaman içinde yalnızca 3 merkez inşa edilmiş durumda. Adıyaman, Kahramanmaraş ve diğer bölgelerde de benzeri sorunlar devam ediyor. İnsanlarımız toz ve çamura bulanmış yaşam alanlarında, sağlık, eğitim hizmetlerine erişmedeki bütün zorluklarla ve acılarıyla bir gelecek kurma mücadelesi içindeler.

    Afetlerin felakete dönüşmemesi sorumlu kurumların asli görevidir. Afetlerin felakete dönüşmemesi sorumlu kurumların asli görevidir. Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın felaketi bu konuda hâlâ gerekli derslerin çıkarılamadığını göstermektedir.

    Afet sonrasında bir felakete dönüşen ve hala iyileştirilemeyen koşullarla ilgili acil olarak sorumlu kurumları göreve davet ediyoruz.

    Afetler öncesi süreçte ise afetlerin büyük insani felaketlere dönüşmemesi için hem devlet kurumları hem afetlerde sağlık ve sosyal hizmetlerin organizasyonu ve sunulmasında görev alan mesleki örgütlerin birbirleriyle koordinasyon içinde hazırlıklarını sürdürmesi gerektiğini vurguluyoruz. Bu amaçla afet öncesi, sırası ve sonrası hizmetlerin planlanabilmesi ve sorunsuz uygulanabilmesi için hizmetlerin tek bir çatı altında toplanmasının uygun olduğunu düşünüyoruz. Bu çatı için de ‘Afet Bakanlığı’ adı altında yeni bir bakanlık oluşturulmasının yerinde olacağını düşünüyoruz. Bu bakanlık altında kurulacak ‘Ulusal Ruh Sağlığı Danışma ve Strateji Oluşturma Kurulu’ ile psikiyatrik ve psikososyal hizmetlerin afetler öncesi, sırası ve sonrasında bütünleşik bir şekilde planlama ve uygulama stratejilerini yürütmesini öneriyoruz. Afet bölgesine destek sunacak illerin Türkiye afet haritalarına bakılarak yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.  

    Türkiye afet haritalarına göre önceliklerin belirlenmesinin ve ilk uygulamanın da İstanbul’da acilen yaşama geçirilmesinin mümkün olacağı inancındayız.

    Türkiye Psikiyatri Derneği olarak başta Afetlere Hazırlık Müdahale Birimi olmak üzere tüm kurullarımız ile afetlere yönelik hazırlığın ve planlamanın önemini, güvenli mekânların ve güvenli geleceğin kamusal hak olduğunu, kurumlar ile işbirliğine hazır olduğumuzu hatırlatıyor, bir daha benzeri büyük afetlerin felakete dönüşmemesi için sorumluları göreve çağırıyoruz.” (ANKA) 


  • Depreme dayanıksızlar, insan hayatından tasarruf olmaz

    Depreme dayanıksızlar, insan hayatından tasarruf olmaz


    Serbest Görüş Haber Merkezi 

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’ndan (SES) yapılan açıklamada, 6 Şubat depremlerinin ikinci yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada sağlık kuruluşlarının depreme dayanıksız olduklarının altını çizerek; “İnsan hayatından tasarruf olmaz” denildi. 

    SES İzmir Şubeleri, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde gerçekleştirdiği açıklamayla depreme dayanıksız sağlık kuruluşlarına dikkat çekti. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere tüm yetkililerin acil göreve çağırıldığı açıklamada, “İlimizde sağlık hizmeti veren özellikle yataklı birimler olan hastaneler ve diğer gündüz sağlık hizmeti veren ASM’ler başta olmak üzere sağlık kuruluşları deprem anlamında alarm vermektedir” denildi.

    Sendika olarak 2024 yılının Kasım ayında sağlık hizmetleri veren hastanelere ilişkin bilgi edinmek ve diğer sağlık hizmetlerindeki sorunlara ilişkin genel merkez düzeyinde görüşmek için yazılı olarak başvurdukları belirtilen açıklamada, “Maalesef şu ana kadar depreme dayanıklı olmadığını tahmin ettiğimiz ve çeşitli hasarlı kolon fotoğrafları sendikamıza iletilmiş olan hastaneler ile ilgili bir gelişme yaşanmamıştır” ifadelerine yer verildi.

    2020 yılında meydana gelen İzmir depreminde Buca Seyfi Demirsoy Eğitim Araştırma Hastanesi’nin tahliye edilmesi hatırlatılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “Özellikle Menemen Devlet Hastanesi’nin bazı bloklarına ve Buca Kadın Doğum Hastanesi’ne ilişkin gerekli tedbirlerin alınması gerektiği sendikamız tarafından İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’ne iletilmiştir. Afet durumlarında hastanelerin sağlık hizmetinin sunumu açısından kritik öneme sahip olduğu hepimizce bilinmektedir. Böylesi bir durumda hastanelerin afet halinde hasar alması hem orada çalışan sağlık emekçileri için hem hizmet alan hastalarımız için hem de afet anında sağlık hizmetine ihtiyaç duyacak tüm yurttaşlarımız için istemediğimiz sonuçlar doğuracaktır. Depreme uygun olmayan binalarda sağlık hizmeti üretmeye devam etmek ülkemiz gibi sıkça depremlerin yaşandığı bir yerde tam ifadesiyle sorumsuzluktur. Yetkileri yeniden göreve çağırıyoruz. Kamuda tasarruf adı altında hastanelere tek kuruş harcamak istemeyen Bakanlık yetkililerine bir kez daha hatırlatmak isteriz ki, insan hayatından tasarruf olmaz.”


  • Erdoğan’ın talimatıyla yüzde 10’un üstüne çıkarılacak

    Erdoğan’ın talimatıyla yüzde 10’un üstüne çıkarılacak


    Serbest Görüş Haber Merkezi 

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 53 binin üstünde kişinin hayatını kaybettiği 6 Şubat depremlerine ilişkin olarak yaptığı açıklamada bölgedeki derslik sayılarının Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın talimatıyla minimum yüzde 10’un üstüne çıkarılacağını söyledi. 

    Milli Eğitim Bakanı Bakanı Yusuf Tekin, 6 Şubat depremlerinin ikinci yılında AKP Osmaniye İl Başkanlığı’nda düzenlenen etkinlikte konuştu. 

    Tekin, 2026 yılına işaret ederek derslik sayısının arttılacağını ifade ettiği konuşmasında şunları söyledi: 

    “Resmi rakamlar üzerinden konuşuyorum, algı üzerinden değil. Deprem bölgesinde, yani 11 ilin tamamında toplam 9 bin 500 civarında dersliğimiz hiç kullanılamaz hale geldi. 2024-2025 eğitim öğretim yılı, yani 9 Eylül tarihinde bu 9 bin 500 dersliğin 7 bin 500’den fazlası yeniden inşa edilmiş haldeydi. Yani yıkılan, kullanılamaz hale gelen 9 bin 500 dersliğin, 7 bin 500’ü 9 Eylül tarihi itibarıyla hizmete açılmıştı. Güçlendirme ve onarım yapılanlar hariç, onları söylemiyorum. Yatırımı, inşaatı, yatırım programındaki ihale süreci devam eden dersliklerle beraber, baktığımızda toplamda 9 bin 500 civarında bu bölgede yani 11 ilde dersliğimiz kullanılamaz hale gelmiş olmasına rağmen, 11 ilde 2026 Eylül ayı itibarıyla tamamını bitirmeyi planlıyoruz, 24 bin derslik ilave olarak kazandırılmış olacak. Yani 9 bin 500 derslik kullanılamaz hale gelmişken, önümüzdeki eğitim öğretim yılında 24 bin derslik… Bu, şu anlama geliyor, 11 ilin tamamında, Cumhurbaşkanı’mızın talimatı bu, 6 Şubat’tan önce sahip olduğumuz derslik sayısının minimum yüzde 10 fazlasına çıkmak, hedefimiz bu.” 


  • Türkiye’de 2024 nüfusu açıklandı: “Ülkenin önünde yaşlılık sınavı var”

    Türkiye’de 2024 nüfusu açıklandı: “Ülkenin önünde yaşlılık sınavı var”


    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, Türkiye nüfusu 2024 yılında 85 milyon 664 bin 944 kişi oldu.

    31 Aralık 2024 tarihi itibarıyla bir önceki yıla göre nüfus 292 bin 567 kişi arttı. Nüfusun yüzde 50,02’sini oluşturan erkek nüfus 42 milyon 853 bin 110 kişi olurken, yüzde 49,98’ini oluşturan kadın nüfus 42 milyon 811 bin 834 kişi olarak açıklandı.

    Yıllık nüfus artış hızı 2023 yılında binde 1,1 iken, 2024 yılında binde 3,4’e yükseldi.

    Türkiye’de ikamet eden yabancı nüfus da bir önceki yıla göre 89 bin 996 kişi azalarak 1 milyon 480 bin 547 kişiye düştü.

    “Türkiye’de doğum sayılarının özellikle son 4-5 yılda 1 milyonun altına düştüğünü görüyoruz”

    VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Sinan Türkyılmaz, Türkiye’de ilk kez 2020 yılında görülen Corona virüsü salgını ve 53 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği 6 Şubat 2022’deki deprem felaketinin ardından nüfus artış hızının yeniden yükselişe geçtiğini söyledi.

    Türkyılmaz, doğum, ölüm ve göçleri kapsayan nüfus artış hızının geçmiş dönemlere kıyasla sınırlı yükselmesini ise hem doğum oranlarındaki düşüşe hem de Türkiye’de yaşayan yabancı nüfusun iki yıldır azalmasına bağladı.

    Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nin devreye alındığı 2007 yılından itibaren nüfus artış hızının binde 13,1’den gelinen aşamada binde 3,4’e gerilediğine dikkat çeken Türkyılmaz, “Türkiye nüfusu rakamsal olarak artmaya devam etse de nüfus artış hızı, 2020’den sonra daha önce gözlemlemediğimiz şekilde, 2023’te binde 1’e kadar indi. Pandemiyle beraber dünyadaki nüfus trendinde zaten bir azalma eğilimi var. Türkiye bir deprem de deneyimledi. Bu depremin de özellikle belirgin bir neden olduğunu düşünüyorum” dedi.

    Türkyılmaz, “Türkiye’de doğum sayılarının özellikle son 4-5 yılda 1 milyonun altına düştüğünü görüyoruz. Ölümler de hem pandemiden kaynaklı hem de geçen sene depremden kaynaklı olarak normalin çok üstünde. Diğer faktör de göç. 2022’deki önemli bir artıştan sonra, 2023 ve 2024’te Türkiye’de yaşayan ikamet izni olan yabancı nüfusta anlamlı bir düşüş karşımıza çıkıyor. Özellikle 2022’de Rusya ve Ukrayna’dan önemli bir nüfus gelirken bunların 2023 ve 2024’te azaldığını görüyoruz. Bunun yanısıra Afganistan ve Irak vatandaşlarının nüfusunda da bir azalma var” diye konuştu.

    Batıdaki kentlerin nüfusu artıyor

    Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre, Türkiye nüfusu giderek kentleşiyor. 2023 yılında yüzde 93 olan il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı, 2024 yılında yüzde 93,4’e çıktı. Belde ve köylerde yaşayanların oranıysa yüzde 7’den yüzde 6,6’ya düştü.

    TÜİK bu yıl ilk kez nüfus yoğunluğuna bağlı olarak bir alanın kent-kır özelliklerini gösteren Mekansal Adres Kayıt Sistemi ile (MAKS) “yoğun kent, orta yoğun kent ve kır” ayrımına da gitti. Buna göre nüfusun yüzde 67,2’sinin yoğun kent, yüzde 15,5’inin orta yoğun kent ve yüzde 17,2’sinin ise kır olarak sınıflandırılan yerleşim yerlerinde yaşadığı görüldü.

    2023 yılında bir önceki yıla kıyasla 10 ilin nüfusu azalırken, 2024’te 40 ilin nüfusunun azalması dikkat çekti. Veriler Türkiye’de özellikle batıdaki büyükşehirlerde nüfusun giderek arttığını, buna karşılık Anadolu’daki kentlerin nüfusunun az olduğunu da gösterdi.

    Türkiye nüfusunun yüzde 18,3’ünün ikamet ettiği en kalabalık il olan İstanbul’un nüfusu, bir önceki yıla göre 45 bin 678 kişi artarak 15 milyon 701 bin 602 kişi oldu. İstanbul’u, 5 milyon 864 bin 49 kişi ile Ankara, 4 milyon 493 bin 242 kişi ile İzmir, 3 milyon 238 bin 618 kişi ile Bursa ve 2 milyon 722 bin 103 kişi ile Antalya izledi.

    Nüfusu en az olan illerse sırasıyla 83 bin 676 kişi ile Bayburt, 86 bin 612 kişi ile Tunceli, 91 bin 354 kişi ile Ardahan, 142 bin 617 kişi ile Gümüşhane ve 156 bin 739 kişi ile Kilis oldu.

    “Büyükşehirlere göç geçmişteki kadar keskin değil”

    Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Türkyılmaz, Türkiye’de geçmişten bu yana getirilen tanım farklılıkları yüzünden kent-kır nüfusu ayrımını yapmakta zorluk yaşadıklarını anlattı.

    Türkiye’deki büyükşehirlerin sınırları içindeki köylerin statüsünün 2012’de çıkartılan bir yasayla mahalleye dönüştürüldüğünü hatırlatan Türkyılmaz, “Bir anda çok kentleşmiş gibi olduk. Resmi kent tanımımız yüzde 93’lere kadar çıktı. Ama bu, tanım farkından dolayı. Kırsal nüfus 2012 öncesi yüzde 27’lerdeyken şimdi artık yüzde 17’lere düştü diye net olarak söyleyemiyorum çünkü tanımsal farklar var. Ama nüfusun genel olarak kentlerde yoğunlaşmaya devam ettiğini söyleyebilirim” dedi.

    Büyükşehirlerde iş ve eğitim imkanlarının yoğunlaşmasıyla bu kentlerin büyümeye devam ettiğini kaydeden Türkyılmaz, yakın dönemde bu şehirlere iç göç akınının geçmişteki kadar keskin olmadığını da vurguladı.

    2023 yılında İstanbul nüfusunun 252 bin 27 kişi azalmasının ardından 2024’te yeniden arttığına da dikkat çeken Türkyılmaz, bunu 6 Şubat depremleri ve 2023’teki yerel seçimlerin ardından İstanbul’dan ayrılan nüfusun geri dönmesine bağladı.

    “Türkiye’nin önünde yaşlılık sınavı var”

    TÜİK sonuçları Türkiye nüfusunun yaşlanmaya hız kesmeden devam ettiğini de bir kez daha ortaya koydu. 2024’te çocuk yaş grubu olarak tanımlanan 0-14 yaş grubundaki nüfusun oranı, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nin devreye alındığı 2007 yılına kıyasla yüzde 26,4’ten yüzde 20,9’a gerilerken, 65 ve daha yukarı yaştaki nüfusun oranı ise yüzde 7,1’den yüzde 10,6’ya yükseldi.

    Çocuk ve genç nüfus oranında dünyanın gerisinde kalan Türkiye, yaşlı nüfus oranında dünya ortalamasını aşmış durumda.

    TÜİK verilerine göre, yeni doğan bebekten en yaşlıya kadar nüfusu oluşturan kişilerin yaşlarının küçükten büyüğe doğru sıralanmasıyla ortada kalan kişinin yaşı bulunarak elde edilen Türkiye nüfusunun ortanca yaşı da 34,4’e yükseldi. Ortanca yaş, 2007 yılında erkeklerde 27,7, kadınlarda 28,8’di.

    VOA Türkçe’ye değerlendirmede bulunan Ege Geriatri Derneği Başkanı psikolog Mevlüt Uysal, Türkiye’nin hızla yaşlanması karşısında devletin acil önlemler alması gerektiği görüşünde. “Türkiye’nin önünde yaşlılık sınavı olduğunu” söyleyen Uysal, “Küresel bir yaşlanma olgusuyla karşı karşıyayız. Türkiye’de de bu küresel yaşlanmaya bağlı olarak nüfus hızla yaşlanıyor. Ancak Türkiye’de nüfusun yaşlanması, dünya ortalamasının daha üstünde seyrediyor. 1990 yılında yüzde 4,3 olan yaşlı nüfus bugün yüzde 10,6’ya yükselmiş. 2080’e geldiğimiz zaman nüfusun yüzde 26’sının 65 yaş ve üstü nüfus olacağı öngörülüyor” dedi.

    “Yaşlı bireylere bakış açısını değiştirmek gerekiyor”

    Yaşlı nüfusun üreten ve verimli bir nüfus olarak görülmesi gerektiğini kaydeden Uysal, “Hem yaşlı bakım sistemi açısından hem de yaşlıların aktif ve sağlıklı yaşlanmasını ve sosyal katılımını destekleyen, yaşlı refahını gözeten, yaşlının toplumun her aşamasına katılımını önceleyen, kendileriyle ilgili kararlarda mutlaka onların iradesinin alınması gereken kamusal ve sosyal koruma sistemlerini kurmamız gerekiyor” diye konuştu.

    Uysal, “Yaşlı bireylere bakış açısını değiştirmek gerekiyor. Yaşlı bireyi özellikle sosyal güvenlik sistemlerinde yük olarak gören anlayıştan kurtulmak gerekiyor. Türkiye’de yaşlı bireylerin emeklilik yaşamından sonra bilgi birikimini ve deneyimini toplumsal yaşama yansıtacak kanallar yok denecek kadar az” ifadelerini kullandı.

    “Düşen bir doğurganlığımız, daha yaşlı bir nüfusumuz olsa da halen aktif üretecek bir nüfusumuz var”

    Nüfusun giderek yaşlanmasıyla çalışma çağı dışında kalan bireylerin artmasına karşın Türkiye’de ekonomik olarak bağımlı olanların oranı 2024 yılında azaldı.

    Çalışma çağındaki birey başına düşen çocuk ve yaşlı birey sayısını gösteren toplam yaş bağımlılık oranı, 2023 yılında yüzde 46,3 iken 2021 yılında yüzde 46,1’e düştü. Nüfusun yaşlanmasına karşın bu durumu ‘demografik fırsat penceresi’ olarak tarif eden uzmanlar, Türkiye’nin bunu avantaj olarak uzun yıllar boyunca kullanılabileceğinin altını çiziyor.

    Prof. Dr. Sinan Türkyılmaz, Türkiye’nin üretken nüfusunu ne kadar verimli kullanabildiği sorusuna, “Bizim nüfusumuzun yaş yapısı nedeniyle üretken çağ dediğimiz 15-64 yaştaki nüfus hala üç kişiden ikisi. 2040’lara kadar o fırsat penceresinde üretim yapabilecek, verimli olarak ülke gelişimine katkıda bulunabilecek, aktif çalışabilecek bir nüfusa sahibiz. Biz hem bu nüfusu kaliteli olarak üretime katkı sağlayıp kendi gelişimimizi sağlayabilirsek hem de şu an bile çok yüksek sayıda olan özellikle bakıma muhtaç yaşlıların bakımı ve bunların aktif yaşlanmasıyla ilgili planları yapabilirsek o zaman verimli bir dönem geçireceğiz” diye yanıtladı.

    Türkyılmaz, “Düşen bir doğurganlığımız var. Daha yaşlı bir nüfusumuz var. Ama halen aktif üretecek bir nüfusumuz var. Biz gelecekle ilgili kaygılarımızı konuşurken bugün Türkiye nüfusunu ne kadar verimli kullanıyoruz, onu ne kadar kaliteli hale getiriyoruz, ona baktığımızda zaten gelecekle ilgili birçok şeyi çözmüş olacağız” dedi.

  • Asil Nadir’in ölüm haberine yalanlama

    Asil Nadir’in ölüm haberine yalanlama


    Serbest Görüş Haber Merkezi

    Bir süredir tedavi gören ünlü iş insanı Asil Nadir, 83 yaşında hayatını kaybettiği iddia edilmişti. Eşi Neriman Nur ve Op. Dr. Celal Bölükbaşı’ndan gelen açıklamayla haber yalanlandı.

    İş insanı Asil Nadir’in hayatını kaybettiği iddia edildi; eşinden açıklama geldi

    1980’li yıllarda İngiltere’nin en zenginleri arasında yer alan ünlü iş insanı Asil Nadir, solunum yollarında yaşadığı sorun nedeniyle  geçtiğimiz günlerde Kolon Hastanesi’ne kaldırılmıştı. Hastanenin Başhekimi Op. Dr. Celal Bölükbaşı, Nadir’in yoğun bakımda tedavi edildiğini belirtmişti. 

    Nadir’in vefatını Kıbrıs Gazetesi yazarı Ahmet Tolgay’ın paylaşımı, “Bir Kıbrıs Türk efsanesini, Asil Nadir’i yitirdik. Şu anda sözün bittiği yerdeyim. Toparlanma çabasındayım!…” ile ölüm haberleri gündemde yer alırken, Op. Dr. Celal Bölükbaşı ve Asil Nadir’in eşi Neriman Nur’dan açıklama geldi. Nadir’in yoğun bakımda olduğu öğrenildi.

    Asil Nadir kimdir?

    Asil Nadir, 1941’de Kıbrıs Lefke’de dünyaya geldi. Ailesi, 1961’de Londra’ya taşındığında Asil Nadir, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisiydi. Okulu bırakıp iş hayatına koyuldu. Londra merkezli Wear Well konfeksiyon şirketini satın aldı.

    1985 tarihinde Manisa’da Vestel Elektronik şirketini, Turgut Özal’ın katıldığı bir törenle açtı. 1988 yılında Pizza Hut’ın Türkiye’deki ilk şubesini Ataköy Galeria’da açan Nadir, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın tavsiyesi ile Günaydın gazetesini Haldun Simavi’den 44 milyon Türk lirası ve 5 milyon sterlin karşılığında satın alarak medya işine girdi. Daha sonra Güneş ve Tan gazeteleri ile Nokta dergisini satın aldı. Yine bu yıllarda Nadir, KKTC’de de bazı medya organlarını satın aldı. 1990 yılında İngiliz Sunday Times gazetesi tarafından yayınlanan zenginler listesinde, kimi kaynaklara göre 36’ncı kimi kaynaklara göre ise 11’inci sırada bulunuyordu.

    Nadir, İngiltere’de bir dönem, ‘Kraliçeden zengin Türk’, Türkiye’de de ‘Özal’ın prensi’ olarak tanınıyordu. 1988’de Günaydın gazetesini satın alınca Türkiye’de ismi daha fazla duyuldu. Türkiye’de de çok sayıda yatırımı olan Nadir, şirketlerinin batmasının ardından 1993’te KKTC’ye gitti. 2010’da İngiltere’ye döndü. 2013’te ise kalan 5 yıllık cezası için Türkiye’ye gönderildi.

    KKTC’nin en büyük medya kuruluşu Kıbrıs gazetesi ile televizyonunun sahibi ünlü iş insanı Asil Nadir’in ilk eşi, 15 Eylül 1962 tarihinde evlendiği Ayşegül Tecimer’dir. 1961 yılında İstanbul’da tanışan çift, 1989 yılında boşandı. Asil Nadir, 2 Aralık 2005 tarihinde Neriman Nur ile nikah masasına oturdu. Asil Nadir’in, ikinci eşi Nur Nadir’den 2 çocuğu bulunuyor. 

  • Devlet Çoksesli Korosu’ndan depremde hayatını kaybedenler için anma konseri


    Devlet Çoksesli Korosu, 6 Şubat 2023’te yaşanan büyük deprem felaketinde hayatını kaybedenleri anmak için duygu dolu bir konserle sahne alıyor. 6 ve 7 Şubat 2025 tarihlerinde gerçekleşecek bu anlamlı etkinlikte koro, yas ve umudu aynı sahnede buluşturacak.

    2024-2025 sanat sezonunu “Hatırla” temasi üzerine kurgulayan Devlet Çoksesli Korosu, anma ve hafıza kavramlarına müziğini adıyor. 

    “Kar” eserinin prömiyeri

    Bu konserin en çarpıcı anlarından biri, Ahmet Muhip Dıranas‘ın unutulmaz dizelerinden ilham alan “Kar” eserinin ilk seslendirilişi olacak. Devlet Çoksesli Korosu için bestelenen bu yeni eser, yalnızlığı, özlemi ve insan ruhunun derin hassasiyetlerini en saf haliyle yansıtıyor.

    Besteci Onur Türkmen, Dıranas’ın “Kar” imgesini yalnızca bir doğa olgusu olarak değil, aynı zamanda arınma ve hafiflemenin bir metaforu olarak ele alıyor. Geleneksel Türk makamlarından esinlenen besteci, hüzün, dinginlik ve umudu ustaca birleştiriyor.

    Seçkin bir repertuar ile anma konseri

    Bu anlamlı gecede seslendirilecek eserler, yasın, umudun ve tesellinin müzikteki yansımalarını bir araya getiriyor. Samuel Barber‘ın “Agnus Dei”si, insanlığın ortak acısına yakılan içli bir ağıt niteliğinde. Puccini‘nin “Requiem”i, derin bir sükûnet ve saygı ifadesi sunarak geçmişe duyulan özlemi müziğe taşıyor. Arvo Pärt‘in “Salve Regina” ve “Vater Unser” eserleri, yalın ama etkileyici melodileriyle iç huzura ve ilahi bir yakarışa davet ediyor. Bu eserlerin her biri, hatırlamanın ve anmanın müzikle nasıl bir bütün haline gelebildiğini gösteriyor.

    Sanatın birleştirici gücüyle dayanışma

    Bu konser, sanatın insanları bir araya getiren evrensel gücünü yansıtarak, yaşanan acılara ortak bir dil bulma umudunu taşıyor. Kaybettiklerimizi anarak, onların anılarını onurlandırmak ve dayanışma içinde bir arada olmak için tüm sanatseverleri bu anlamlı geceye davet ediyoruz. Konser, 6 ve 7 Şubat 2025 tarihlerinde CSO Ada Ankara Tarihi Salon’da gerçekleşecektir. Tüm müzikseverler, bu özel etkinlik için biletlerini biletinial üzerinden temin edebilirler.