Kategori: Genel

Serbest Görüş farklı konularda kapsamlı haberler ve bilgi içerikleri sunmaktadır. Sitemiz ekonomi, politika, toplumsal olaylar ve daha fazlasını kapsayan geniş bir yelpazede haber ve analizler içermektedir.  Geniş bir konu yelpazesinde güncel bilgiler ve derinlemesine incelemelerle okuyuculara çeşitli perspektifler sunar.

  • Teşkilatlardaki değişim parti yönetimi ve kabineye de yansıyacak mı?

    Teşkilatlardaki değişim parti yönetimi ve kabineye de yansıyacak mı?


    Adalet ve Kalkınma Partisi, hafta sonu yapılacak olan İstanbul kongresiyle il kongrelerini tamamlayacak.

    23 Şubat’ta yapılacak olan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tek genel başkan adayı olacağı kongrede, parti yönetimi kadrolarında kapsamlı değişim bekleniyor.

    Bu değişimin, kabineye de uzanabileceği kulislerde uzun süredir konuşuluyor.

    Erdoğan seçim sonrasında yaptığı açıklamalarda teşkilatlar ve parti yönetiminde kapsamlı değişiklik mesajları verdi.

    AKP kaynaklarının verdiği bilgiye göre tamamlanan il kongrelerinde değişim yüzde 75’ler seviyesinde.

    İlçe kongrelerinde ise değişim oranı 60’a yakın oldu. Kadın ve Gençlik Kolları’nda da başkanlar değişti.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan 2023 seçimlerinde, parti tüzüğünde yer alan üç dönem kuralını büyük oranda işletmiş ve parlamentodaki değişim oranı yüzde 65’i bulmuştu.

    7 Ekim 2023’te yapılan 7. Olağanüstü Kongre’de partinin en büyük karar olma organı olan Merkez Karar Yönetim Kurulu’nun (MKYK) üçte ikisine yakını değişmiş, ancak partinin “icracı” organı olan Merkez Yürütme Kurulu’nda (MYK) değişim sınırlı kalmıştı.

    Parti kulislerinde ise kongredeki değişim oranları ve bunun kabineye uzayıp uzamayacağı konusunda farklı tahmin ve senaryolar konuşuluyor.

    AKP kulislerinde konuşulan parti yönetimi, kabine ve TBMM grubunda yapılacak değişikliğe ilişkin konuşulan seçenekler şöyle:

    “Eş zamanlı değişim olabilir”

     

    Bu görüşü savunanlar, Mayıs’ta yapılması planlanan kongrenin 23 Şubat’a çekilmesini kapsamlı bir değişimin işareti olarak yorumluyor.

    Erdoğan’ın kabine dışında kalacak bazı isimleri parti yönetimine almak için kongreye birkaç gün kala kabine revizyonuna gidebileceği ifade ediliyor.

    Bazı AKP kurmayları ise kongre ile MKYK’nin aynı gün toplanarak, yeni MYK’nin belirlenmesini yüksek olasılık görüyor.

    Kabine değişimi tartışmalarına son vermek için de aynı akşam, kabinede gidilebileceğini ifade ediyor.

    MYK’ye ‘parti hafızası’ freni gelebilir” mi?

    Kulislerde kapsamlı değişiklik beklentisi dile getirilse de BBC Türkçe’ye konuşan bazı AKP kurmayları, MYK’de değişim sınırlı kalabileceğini savunuyor.

    Kongre’de seçilecek MKYK’de kapsamlı değişikliğe gidebileceği ve bu değişim oranının teşkilatlardaki değişim oranlarına denk gelebileceği ancak bunun MYK’ye yansımayabileceği vurgulanıyor.

    Bu görüşü savunanlar, Erdoğan’ın MKYK’de “üç dönemi” tamamlayan veya çok uzun süre görev yapan bazı isimlerle yollarını ayırabileceğini ancak “parti hafızasını” korumak için MYK’de daha dar kapsamlı bir değişiklikle yetineceği tahminini dile getiriyor.

    MYK’de en uzun görev yapanlar arasında Siyasi İşler Başkanı Hayati Yazıcı, Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir ve Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz yer alıyor.

    “Teşkilatlardaki değişim, MYK’ye da yansır”

    Ancak bazı kaynaklar, tersi görüşü savunuyor.

    Erdoğan’ın çeşitli açıklamalarında her kademede değişim olacağı mesajını verdiğini anımsatan bazı partililer, “Olağanüstü kongrede, MKYK’de büyük oranda değişim oldu ama esas karar süreçlerinde etkili olan MYK üyeleri değişmedi. Üzerinden 31 Mart seçimleri geçti ve parti ikinci sırada bu yarışı tamamladı. O nedenle, kongrede sadece sayısal değil, niteliksel de bir değişim göreceksiniz” değerlendirmesini yapıyor.

    Bu çerçevede 16 üyeli MYK’nin en az 10’un değişebileceği iddia ediliyor. Partinin Meclis grubunda da değişikliğe gidilmesi sürpriz görülmüyor.

    “Kabinede sınırlı değişim olabilir”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy el sıkışırken

    Kulislerde dile getirilen bir başka iddia ise kapsamlı kabine değişiminin daha sonraya kalabileceği yönünde. 31 Mart yerel seçimlerinden sonra da kabine revizyonu iddialarının gündeme geldiğini belirten bazı AKP kurmayları, bunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile sınırlı kaldığına dikkat çekiyorlar.

    Başkanlık sistemine geçilmesinden sonra Erdoğan’ın revizyonu 2023 seçimleri sürecinde yaptığı, bunun dışında toplu bir kabine değişikliği yapmadığı anımsatılıyor.

    Bu görüşü savunanlar kabine değişikliğinin, Kartalkaya’daki otel yangını sonrasında MHP lideri Devlet Bahçeli’nin de isim vermeden eleştirdiği Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve birkaç bakanla sınırlı kalabileceğini, Erdoğan’ın kabine değişikliklerini zamana yapabileceğini iddia ediyor.

  • O “it herif” üç günde 34 milyon dolara nasıl çöktü?

    O “it herif” üç günde 34 milyon dolara nasıl çöktü?


    Evet çok ilginç bir hikâye…

    Bütün olay geçen hafta sonu 3 günde yaşandı.

    Cuma, cumartesi, pazar günleri…

    Adamın asıl adı “Dog Man”

    Yani köpek adam…

    Herifin bir de lakabı var:

    “Komet…”

    Ama tabii ki Türkçe argoya “it herif” diye çevirebilirsiniz…

    Anlatacağım olay sizi biraz şaşırtacak…

    Çünkü eminim “it herif” ile “34 milyon dolar” kelimelerini ve “çökme” fiilini yan yana görünce, aklınıza hemen Türkiye ve artık sıradanlaşmış bir yolsuzluk vaka-i adliyesi gelecek.

    Hayır, konu çok başka.

    Hafta sonu üç günde 34 milyon dolar gişe hasılatı yapan film

    Bu hafta sonu Amerikan sinema sektöründe çok şaşırtıcı bir olay yaşandı.

    “Dog Man Cometh” isimli çizgi film cuma günü gösterime çıktı ve üç günde 34 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

    2016 yılındaki “Kung Fu Panda 3” filminden beri bir çizgi filmin yaptığı en iyi gişe hasılatı bu.

    Filmi henüz seyretmedim.

    Ama tanıtımını gördüm.

    Bizim Kral Şakir’e çok benzer bir çizgi film

    Film Dreamwork yapımı.

    Yani 1980’lerin dahi çocuklar ekibinden Steven Spielberg ve iki arkadaşının kurduğu bir yapım şirketi.

    Şimdi Universal yapısı içinde.

    Disney Pixar’ın o sofistike dijital çizgi filmlerinin yanında basit kalan bir film bu.

    Bizim Kral Şakir çizgi filmlerine çok benziyor.

    Kahramanı bir polis.

    Ama bu polisi bir köpek canlandırıyor.

    Ama, köpek şeklinde bir polis yani.

    Pop sosyolog yanımı çok etkiledi filmin başarısı.

    Nasıl olur da bu kadar basit bir çizgi film insanları bu kadar çeker?

    Seyircinin yüzde 52’si erkek, yüzde 70’i 35 yaş altı, yüzde 75’i beğenmiş

    Bunun için sinema salonu çıkış araştırmalarına baktım.

    Kimler 34 milyon dolar ödeyip seyretmiş bu filmi diye merak ettim.

    Sonuçlar şöyle:


    (*) YÜZDE 49 Seyredenlerin yüzde 49’u filmi “komik” ve “eğlenceli” bulmuş.

    (*) YÜZDE 70 Yüzde 70’i 35 yaşın altında.

    (*) YÜZDE 52 Seyircinin yüzde 52’si erkek.

    (*) YAZDE 75 Filmi seyreden ergen seyircinin yüzde 75’i film hakkında olumlu konuşuyor.

    Şimdi geliyorum bu seyircinin asıl önemli sosyolojik dağılımına…

    Trump çeşitliliğe savaş açtı ama “it herif” başka bir şey söylüyor

    Trump göreve geldikten sonra Amerika’da “çeşitliliğe” (Diversity) savaş açtı.

    Ancak üç günde 34 milyon dolarlık gişe hasılatı yapan bu filmi izleyenlerin nüfus özelliklerine bakarsanız, Trump’ın savaş açtığı bu durum aslında Amerika’nın temel özelliği haline gelmiş…

    (*) YÜZDE 41: Beyaz

    (*) YÜZDE 27: Latin/ İspanyol

    (*) YÜZDE 12: Siyah

    (*) YÜZDE 10: Asya

    Beyaz Amerika artık bu toplumun yarısından bile az.

    Bugün artık dinci ve etnik milliyetçi ideolojilerin sosyolojik temeli yok

    Bir köpeğin temsil ettiği polis filmini seyretmeye giden bu topluluğun yapısı sadece Amerika’ya değil, bütün dünyaya ve Türkiye’ye aynı gerçeği anlatıyor.

    Yirmi birinci yüzyılda hepimiz, artık “kozmopolit” bir toplumda yaşamak zorunda olduğumuzu kabul etmeliyiz.

    Böyle bir toplumda yaşıyoruz, halklar bunu yaşıyor, bu özellik toplumda aynı etnik gruba ait insanlar arasında bile davranış ve hayata bakış, hayatı yaşama biçimlerine de yansıyor.

    Ama siyaset akıl almaz bir çelişki içinde. Hâlâ homojen nüfuslara sahip bir toplumda yaşıyormuş gibi davranıyorlar.

    Bunun sonucunda toplumlar kozmopolitleşip çeşitlenirken, siyasette “din” ve “milliyetçilik” gibi homojenlik anlayışlarının etkisi artıyor.

    Hİndistan’daki Modi rejiminden Türkiye’deki Erdoğan/Bahçeli rejimi, Macaristan’da Orban ve şimdi de ABD’de Trump rejimlerine kadar hepsi, eski dünyanın “din” ve “etnik” ideolojileri üzerine inşa edilmiş otoriter yönetimlerini sürdürmeye çalışıyorlar…

    Bugünün popülist siyasetleri tam anlamıyla demode ve retrodur.

    Bugün Türkiye’de her 10 kişiden 3’ü AKP’ye, 3’ü de CHP’ye oy veriyor

    Sonuç;

    Din ve milliyetçilik üzerine inşa edilmiş otoriter popülist rejimler, artık toplumlarında bir çoğunluğu temsil etmiyorlar.

    Mesela bugünün Türkiye’sine bakalım…

    (*) HER 10 KİŞİDEN 3’ü AKP’ye oy veriyor.

    Buna karşılık

    (*) HER 10 KİŞİDEN 3’ü de CHP’ye oy veriyor.

    (*) HER 10 KİŞİDEN 1’i MHP’ye oy veriyor.

    (*) HER 10 KİŞİDEN 1’i de DEM’E oy veriyor.

    Erdoğan/Bahçeli Cumhur İttifakı: 10 kişiden 4’ü üzerinde oturuyor

    Yani “Erdoğan/Bahçeli rejimi” dediğimiz otoriter popülizm, her 10 kişiden 4’ünün temeli üzerinde oturuyor.

    Ama bu ülkelerdeki başkanlık sistemleri seçilen başkana öylesine kontrolsüz yetkiler veriyor ki…

    İnsanlarda sanki bu çok güçlü liderler çok geniş bir halk tabanı üzerinde oturuyormuş gibi bir duygu iklimi yaratıyor.

    Toplumun kaderini iki dudağının arasında tutan popülist liderler neyi temsil ediyor?

    Oysa 21’inci yüzyılın en acı gerçeği şu: İki dudakları arasındaki dünyayı savaşın eşiğine getiren popülist liderler, öyle geniş halk tabanına ve desteğine sahip değiller.

    Hatta Venezuela gibi bazı ülkelerde azınlık üzerinde oturuyorlar.

    Ama yetkilerini keyfi ve insafsızca kullanıyorlar.

    Yargıyı ve polisi de yanlarına aldıkları zaman da işte böyle dünyayı alt üst eden rejimler ortaya çıkıyor.

    Trump gibi bir adam, “Gazze’yi ben alacağım, Filistinlileri Mısır’a ve Ürdün’e yerleştireceğim, Gazze’yi turizm cenneti yapacağım” gibi sözleri edebiliyor.

    Bugün Türkiye’de hiçbir lider ve parti “ben mutlak gücüm” deme hakkına sahip değil

    Sosyolojik olarak, bugün Türkiye’de hiçbir lider, hiçbir parti, hiçbir güç “ben mutlak çoğunluğum” deyip, mutlak gücü kullanabilecek bir toplumsal gerçeğe sahip değil.

    Bu otoriterlik tek meşruiyetini, o malum “yetmez ama evet referandumu” ve onu takip eden güçlendirilmiş başkanlık referandumunun getirdiği garabet rejimine borçlu.

    21’inci yüzyıl popülizm garabeti kalıcı olmayacak

    O yüzden diyorum ki;

    21’inci yüzyılda karşımıza çıkan bu garabeti popülist rejimleri kalıcı olamaz.

    Çünkü çağımızın göç olgusu, en homojen toplumları bile kozmopolitizme götürecek.

    Diyeceğim, Trump’ın bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde “diversity”, yani çeşitliliğe karşı açtığı savaş, trajikomik Don Kişot’luktan başka bir şey değil.

    Dine ve etnik temele dayalı rejimlerin sonu ‘Baas’çılıktır

    Dinsel ve etnik temele dayalı rejimler ayakta kalabilmek için giderek, “Esad’ın Baas rejimine dönüşmek zorunda.

    Hapishaneleri giderek “Sednayalaşacak”; yargı ve adalet sistemleri giderek Jakoben Parti Yargıçlığı sistemine dönüşecektir.

    Bunun ilk örneğini son 10 yılda Türkiye’de gördük.

    “Dindar nesil” yetiştirmek iddiasıyla sürdürülen bir dönemi, bırakın genç nesilleri dindarlaştırmayı, tam aksine dinden uzaklaştırdı.

    Devlet dindarlaşırken halk dinden uzaklaştı

    Bugün geldiğimiz nokta şu oldu:
Devlet dindarlaşırken, halk ya dinden uzaklaştı ya da bildiğimiz eski Anadolu dindarlığında ısrar etti.

    Türkler “cuma, bayram namazı ve Ramazan” Müslümanı idi.

    Oradan kalkıp, Diyanetin istediği “Eli kılıçlı fetih dindarlığına” gelmedi.

    Bugün milliyetçilik, dinden daha güçlü bir motif gibi görünüyor.

    Emin olalım ki bu da geçici bir duygu iklimi.

    Garabet popülizmi inşallah 20’nci yüzyılın ilk yarısındaki kadar zarar vermeden dönemini tamamlar

    Dünyanın ortak özelliği haline gelen çeşitlilik, milliyetçiliği de dinle aynı yere indirecektir.

    Yani devlet milliyetçileşirken, halk kendi çeşitliliğini geliştirecektir.

    Her iki durumda da popülizmin yarattığı “ceberrut devletler” tıpkı din ve milliyetçilik gibi halktan hızla kopacaktır.

    Kısaca Trump’ın dün “Gazze’yi ben alıyorum” sözleriyle zirvesine çıkan “garabet popülizmi” geçici bir siyasi dönem olarak tarihe geçecek.

    Tıpkı 1950’lerde Fransa’daki “Pujadist” hareket gibi…

    Ama dua edelim bu garabet rejimlerin güçlü patronları, dünyaya 20’nci yüzyılın ilk yarısındaki kadar zarar vermeden dönemlerini tamamlasınlar.

    İlgilisine not: Dog Man efsanesi nasıl doğdu?

    “Dog Man Cometh” ismi aslında 2008 yılında yayınlanan bir romanın adı.

    Jonathan Womack’ı yazdığı kitap Amerika’da Cheyenne kabilesini ait bir efsaneyi anlatıyor.

    “Köpek adamlar” eski bir Batı efsanesidir. Kabilelerini kahraman gibi korumak için fedakârca savaşan insanlardı.

    1864 yılında Colorado’daki “Sand Creek” katliamından kurtulan 100 Cheyenne savaşçısı buzullu dağlara kaçar ve bugüne kadar onlardan hiçbir haber alınamaz.

    Ancak efsane bu “Dog Man” savaşçılarının hâlâ kabilelerini kahramanca ve fedakârca korumaya devam ettiklerini anlatır.

  • CHP’de üçlü görüşme öncesi Mansur Yavaş “ön seçim” tepkisini sürdürdü

    CHP’de üçlü görüşme öncesi Mansur Yavaş “ön seçim” tepkisini sürdürdü


    Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, CHP’de cumhurbaşkanlığı seçimi için aday belirlemek üzere “ön seçim” hazırlığı yapılmasına tepki göstererek, “Eğer iktidarı değiştirmek istiyorsanız ilk yapılacak şey yoksullara sahip çıkmaktır. Adaylık konusunu bilerek tartıştırdıklarını düşünüyorum” dedi.

    Yavaş, CHP Parti Meclisi’nin (PM) 10 Şubat Pazartesi günü cumhurbaşkanlığı seçimindeki adayını belirlemek amacıyla “ön seçim” koşullarıyla takvimini kararlaştırması öncesinde bugün belediye binasında basın toplantısı düzenledi.

    CHP PM’nin “ön seçim” ile ilgili karar günü öncesinde 9 Şubat’ta CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’yla üçlü görüşmede biraraya geleceğini kaydeden Yavaş, bu görüşme kapsamında nasıl tutum alacağıyla ilgili soruyu yanıtsız bıraktı.

    ABB’nin gerçekleştirdiği sosyal yardımlar dolayısıyla ülkedeki ekonomik koşulları ve yoksulluğu konuşmak üzere basın toplantısı düzenlediğini belirten Yavaş, halkın asgari ücretle geçim sıkıntısı içinde olduğunu anlatarak, Türkiye’nin bugün örneğin Donald Trump’ın Gazze açıklaması, Suriye’deki gelişmeler, Ege’deki depremler gibi başlıklar yerine iktidarca yargı eliyle yapılan hamleleri konuşmak zorunda bırakıldığını söyledi.

    “Yoksulluk ortadan kalkmadığı sürece cumhurbaşkanı olsanız ne yazar?”

    “Eğer iktidarı değiştirmek istiyorsanız ilk yapılacak şey yoksullara sahip çıkmaktır. Adaylık konusunu bilerek tartıştırdıklarını düşünüyorum” diyen Yavaş, ”Türkiye’de yoksulluk ortadan kalkmadığı sürece cumhurbaşkanı olsanız ne yazar?” sorusuyla adaylık tartışmasına tepkisini gösterdi.

    Yavaş, halka seslenerek, “Buradan söylüyoruz, biz yanınızdayız. Ama yoksulluğa mahkum edenleri unutmayın. Üstelik biz bu destekleri, iktidarın bizi silkelediği halde yapıyoruz” dedi.

    Gazetecilere sosyal belediyecilik dışında soru sormamaları ricasında bulunan Mansur Yavaş, “Bugün yoksulun yanında yoksak, yarın yanlarında olmamızın hiçbir anlamı kalmayacak. Bizim gündemimiz belli. Bu gündemin dışında hiçbir konuda konuşmamamız gerekiyor. Siyasi bir soru, halkın en önemli gündeminin önüne geçecek” ifadesini kullandı.

    Bir gazetecinin CHP Genel Merkezi’nin adayı ilan ederek tartışmalara son vermeyi amaçladığı yönündeki görüşü anımsatarak, “Sizin pozisyonunuz tam olarak nedir? Aday tartışmalarını kapatmak açısından Özel ve İmamoğlu’yla yapacağınız üçlü görüşmede nasıl bir tutum alacaksınız?” sorusu üzerine Yavaş, “Cevap veriyorum, sonuna kadar emeklilerimizin ve asgari ücretlilerimizin yanında olacağız” yanıtını verdi.

    Yavaş’ın basın toplantısında CHP Ankara İl Başkanı Dr. Ümit Erkol da yer aldı.

    CHP’li Emir’in “olağan” dediği görüşme sonrasında Yavaş kararını kamuoyuna açıklayacak

    CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de cumhurbaşkanı adayını belirleme sürecine ilişkin gelecek Pazartesi günü parti tüzüğü uyarınca CHP PM’nin nasıl bir ön seçim yapılacağıyla ilgili yönerge hazırlığını tamamlayacağını ve takvim belirleyeceğini işaret etti.
    Emir, TBMM’de bugünkü basın toplantısında, Mansur Yavaş’ın halen “ön seçim” sürecine tepkisini sürdüğünü anımsatarak, Pazar günü gerçekleşmesi planlanan üçlü görüşmeyle ilgili soruya karşılık “olağan görüşme” değerlendirmesini yaptı.

    Emir, “Ekrem İmamoğlu ile Mansur Yavaş bizim iki belediye başkanımız. İkisi de çok başarılılar. Eğer cumhurbaşkanlığı yarışına girerlerse Tayyip Erdoğan’ı rahatlıkla geçeceği görülen iki adayımız. İkisiyle de iftihar ediyoruz. Dolayısıyla hem bu iki belediye başkanımız arasında görüşmeler olması, hem genel başkanımız ile sık sık görüşmeleri çok olağandır. Burada bir haber değeri aranmasını da doğrusu yadırgıyorum” dedi.

    Ankara kulislerinde Mansur Yavaş’ın Pazar günkü üçlü görüşmede “ön seçim” yapılmasına karşı tavrını ifade edeceği ve ortada erken cumhurbaşkanlığı seçimi kararı yokken aday belirlenmesine karşı olduğunu söyleyeceği konuşuluyor.

    CHP lideri Özel’le cumhurbaşkanı adayını belirlemek için “ön seçim” yapılacağı açıklamasıyla ilgili 23 Ocak, 30 Ocak ve son olarak 3 Şubat’ta ikili görüşme yapan Yavaş’ın, “ön seçime katılıp katılmayacağı” kararını yakında açıklayacağı iddia ediliyor.

    Yavaş belediyenin yaptığı sosyal yardım miktarını açıkladı

    Bu arada Mansur Yavaş, bugün “Her adımı insan öncelikli sosyal belediyecilik” başlıklı basın toplantısında, ABB’nin bugüne kadar 12 milyar 293 milyon 861 bin TL’lik sosyal yardımda bulunduğunu açıkladı.

    “İnsanlarımızın evinde donmasına izin vermeyeceğiz. Açlıktan ölmesine izin vermeyeceğiz. İktidarın bu beceriksizliğini seyretmeyeceğiz” diyen Yavaş, çocuklu aileler ve yaşlıların için et tüketmeleri, ilaç katkı paylarını ödeyebilmeleri, okul giderleri gibi amaçlarla sosyal yardımlar yaptıklarını anlattı.

    Geçmişte koli dağıtımı görüntüleri paylaşılırken, kendi döneminde ihtiyaç sahiplerini incitmeden maddi yardımda bulunmak üzere Başkent Kart dağıttıklarını kaydeden Yavaş, 572 bin 902 “Başkent Kart” sahibinin alışveriş yapmasıyla Ankara’daki 182 bin esnafa gelir elde etme olanağı verildiğini söyledi.

    Yavaş, 180 bin aileye ise bugüne kadar toplam 934 milyon 737 bin 500 TL tutarında doğalgaz yardımı yaptıklarını dile getirdi.

  • “Namaza başlatan krem” tanıtımına 880 bin lira ceza

    “Namaza başlatan krem” tanıtımına 880 bin lira ceza


    Sosyal medya fenomenlerine yönelik eğitimler devam ediyor. Bir influencer, eğitimlerle ilgili yaptığı paylaşımında dikkat çekici bilgilere yer verdi. Namaza başlatan kreme 880 bin lira ceza kesildiğini paylaşan fenomen, en çok cezanın “ödem atar” ifadesine verildiğini aktardı.

    Ticaret Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Reklam Özdenetim Kurulu iş birliğiyle hazırlanan Sorumlu Sosyal Medya Etkileyicileri Eğitim Programı’nın üçünçüsü düzenlendi.

    Sosyal medya etkileyicilerinin (influencer) faaliyetlerini yasal mevzuat çerçevesinde sürdürmeleri amacıyla hazırlanan programla; tüketici haklarına ve sosyal medya reklamlarına ilişkin yasal düzenlemeler, paylaşımlarda dikkat edilmesi gereken hususlar, Reklam Kurulu yapısı, işleyişi ve kararları hakkında detaylı eğitim verildi.

    Eğitime katılan 100 bin ve üzerinde takipçisi influencer’ler katılım belgesi almaya hak kazandı.

    “Sırt ağrılarına iyi gelen yastık”

    Akşam Gazetesi’nde yer alan habere göre programa katılan ve 229 bin takipçisi olan influencer Burcu Tunçok, eğitimden yaptığı paylaşımlarda çarpıcı bilgilere yer verdi. İşte Tunçok’un paylaşımlarından öne çıkanlar:

    “Birisi bir krem paylaşıp ‘Bunu kullanınca namaza başladım’ demiş. 880 bin TL ceza yemiş.

    En çok ceza ‘ödem atar’ ifadesine ödenmiş.

    Orijinal olmayan parfüm/kozmetik ürünü paylaşırken ‘….. markasının muadili; o kadar para vermeye gerek yok. Aynı kokuyor’ şeklinde söylemler yasak.

    ‘Sırt ağrılarıma iyi gelen yatak, yastık’ ifadesi yasak. Bu yüzden de ceza giden olmuş.

    Influencer’ların içeriklerine çocuklarını dahil ettiği paylaşımlara da belli kuralların gelme durumu varmış.

    “Anne sütü yerine geçer” demek yasak

    Optikçi (güneş gözlüğü hariç) reklamı yasak. Lens, numaralı gözlük reklamı yasak. Bit şampuanı önermek yasak.

    Bebekler için mama önerisi yasak. ‘Anne sütü yerine geçer’ demek yasak.

    Tedavi eder, sivilceye iyi gelir, gözenek küçültür, bariyer onarır, leke giderir vs yasak.

    Üzerinde ‘paraben içermez’ yazsa bile sözel olarak söylemek yasak.”


  • Ferdi Tayfur’un vasiyeti açıklanmıştı, kızı kayyım talebinde bulundu

    Ferdi Tayfur’un vasiyeti açıklanmıştı, kızı kayyım talebinde bulundu


    Arabeskin usta isimlerinden Ferdi Tayfur, 2 Ocak 2025 tarihinde tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmişti. Vasiyetinde Ferdi Tayfur’un küs olduğu kızı Tuğçe Tayfur‘un olmaması dikkat çekti. “Bu işin peşini bırakmayacağım” sözleriyle sosyal medyadan ateş püsküren Tuğçe Tayfur mal varlığına kayyım talebinde bulundu.

    12 Şubat’ta vefatının üzerinden 40 gün geçmiş olacak olan Ferdi Tayfur’un vasiyeti ortaya çıktı. Usta sanatçının hem yeğeni hem de basın danışmanı Şirin Gözalıcı, sosyal medya hesabından Ferdi Tayfur’un vasiyetini paylaştı.

    Şirin Gözalıcı’nın yaptığı paylaşıma göre Ferdi Tayfur’un vasiyeti şöyle:

    Ailemizin çınarı canımız babamız hazırlamış olduğu vasiyeti bugün açıklandı. Aslında bu açıklamayı sevenleri ile kendisi paylaşmak istemişti fakat ne yazık ki ömrü vefa etmedi. Bu onurlu görev bize düştü. Babamız halkımızın verdiği güç ve sevgiyle edinmiş olduğu mal varlığının bir kısmını Türk Silahlı Kuvvetleri’ine, Darüşşafaka Vakfı’na ve LÖSEV’e bağışlayarak halkına olan sevgisini ve bağlılığını bir kez daha göstermişti. Biz ailesi olarak babamızla sonsuz gurur duyuyoruz. Mekanı cennet olsun.

    Ferdi Tayfur’un vasiyeti açıklandı: TSK, LÖSEV, Darüşşafaka ve 11 aile üyesine büyük miras!

    Sabah’ın haberine göre, yaşanan bu gelişmelerin ardından Tuğçe Tayfur, mal varlığına kayyım talebinde bulundu.

    Tayfur’un vasiyetine göre, sanatçının Yalova ve İstanbul’daki taşınmazlarının bir kısmını Darüşşafaka Cemiyeti, TSK ve LÖSEV’e bağışladı. Marmaris Beldibi’ndeki iki daire ve İstanbul’un Fatih ilçesindeki bir daire Darüşşafaka Cemiyeti’ne, Yalova’nın Çınarcık ilçesi Esenköy bölgesinde bulunan sekiz villa LÖSEV’e, Bolu’nun Mudurnu ilçesindeki bir daire ise TSK’ya bırakıldı.


     

  • Bir gün bu oyunun perdesini adalet kapatacak

    Bir gün bu oyunun perdesini adalet kapatacak


    Serbest Görüş Haber Merkezi

    Ayşe Ateş, eşi eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş‘in öldürülmesiyle ilgili davada, Ateş’in ev adresini ve telefon numarasını Tolgahan Demirbaş‘a gönderen eski cinayet büro amiri Mustafa Ensar Aykal‘ın tahliye edilmesine tepki gösterdi. “Öyle acımasız, öyle vicdansız, öyle utanmazlar ki zulümden masumiyet devşirmeye çalışırken hiç utanmıyorlar” diyen Ayşe Ateş, “Ama bir gün bu oyunun perdesini adalet kapatacak. İşte o gün kim, hangi örgüte mensup hep birlikte göreceğiz. Senaristi de yönetmeni de figüranı da ışıkçısı da oyuncusu da o günü beklesin” ifadelerini kullandı.

    Eski Ülkü Ocakları Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Ateş’in Ankara’da öldürülmesiyle ilgili davada, azmettiricilerden Tolgahan Demirbaş‘a Ateş’in konum bilgilerini ve numarasını verdiği iddiasıyla yargılanan ve telefon şifrelerini vermediği için dosyasının ayrılmasına karar verilen Eski Ankara Cinayet Büro Amiri Mustafa Ensar Aykal ile Avukat Serdar Öktem’in yargılanmasına ilişkin ilk duruşma, dün (6 Şubat) Ankara Adliyesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuksuz sanık Öktem katılmazken, tutuklu Aykal ise salonda hazır bulundu. Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş, annesi Saniye Ateş ve kardeşleri de duruşmaya katıldı. Mahkeme, dönemin cinayet büro amiri komiser Mustafa Ensar Aykal hakkında yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliye kararı verdi. Duruşma 26 Haziran’a ertelendi. Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş, mahkemenin tahliye kararına tepki gösterdi. 

    TIKLAYIN – Sinan Ateş’in ev adresini ve numarasını Tolgahan Demirbaş’a gönderen eski cinayet büro amiri, tahliye edildi

    Sosyal medya hesabından açıklama yapan Ayşe Ateş, şunları ifade etti:

    “Bugün tahliye kararı verilen Mustafa Ensar Aykal, ‘o kadar üzülmüş ki’ Sinan katledildikten sonra doğan yeğenine ‘Bengisu’ adını vermiş. Adıyla yaşasın ancak Sinan’ın kızları Banuçiçek ve Bengisu bir ömür boyu babasız yaşayacak. Aykal, bunu bir an olsun aklından çıkarmasın.

    Öyle acımasız, öyle vicdansız, öyle utanmazlar ki zulümden masumiyet devşirmeye çalışırken hiç utanmıyorlar. Geride kalan iki yetimin babası hakkında sayfa sayfa iftira yazarken yüzleri bir an olsun kızarmıyor.

    Sinan için adalet isteyenlerin bu şahısların paylaşımlarının altına ‘Adam mısın?’ yazdığını görüyorum. Bırakın adamlığı, bunlar insan değiller.

    Bugün karanlık kumpanya kirli oyununu gece gündüz sergiliyor. Sergilesin.

    Ama bir gün bu oyunun perdesini adalet kapatacak.

    İşte o gün kim, hangi örgüte mensup hep birlikte göreceğiz.

    Senaristi de yönetmeni de figüranı da ışıkçısı da oyuncusu da o günü beklesin.”

     


  • Ankara’da sahte içkiden 33 kişi öldü, 20 kişi yoğun bakımda

    Ankara’da sahte içkiden 33 kişi öldü, 20 kişi yoğun bakımda


    İstanbul’da geçen ay 33 kişinin ölümüne yol açan sahte içki bu kez Ankara’da can aldı. Başkent Ankara’da sahte alkolden 33 kişinin hayatını kaybettiği, 20 kişinin yoğun bakımda olduğu açıklandı.

    Ankara Valisi Vasip Şahin, bir polis merkezinin açılışında yaptığı konuşmada, Düzce ve Konya’da 62 ton, Ankara’da ise 40 ton etil ve metil alkol ele geçirdiklerini söyledi.

    Vali Şahin “Maalesef bu sahte alkol kullanımına bağlı olarak 33 vatandaşımız vefat etmiştir. Şu anda halihazırda 20 kişi de hastanelerimizde yoğun bakımda tedavi altındadır” dedi.

    Kaçak alkol üretimi ve satışı yapan 32 kişiye işlem yapıldığını aktaran Şahin, bunların 13’ünün tutuklandığını, 17’sinin ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını belirtti.

    Ankara Valiliği’nden 4 Şubat’ta yapılan açıklamada, son günlerde sahte alkole bağlı ölüm olaylarında artış gözlendiği belirtilerek, “Konuyla ilgili kolluk kuvvetlerimiz ve gıda denetim birimlerimiz yoğun tahkikat ve denetim faaliyetlerini sürdürmekte ve çeşitli miktarlarda sahte alkol üretiminde kullanılan malzemeler ele geçirilmekte olup; sorumlular hakkında gerekli adli ve idari işlemler titizlikle yürütülmektedir” denilmişti.

    Sahte içki nedeniyle İstanbul’da Ocak ayında en az 33 kişi yaşamını yitirmişti.

    Uzmanlar, sahte içki zehirlenmelerinin çoğunlukla rakı yapımında etil alkol yerine metil alkol kullanımından kaynaklandığını söylüyor.
    VOA Türkçe’nin daha önce piyasa uzmanlarından aldığı bilgiye göre, Türkiye’de yıllık 10 ila 12 milyon litre kaçak alkol üretildiği tahmin ediliyor.

    Üretilen kaçak içkinin ana unsurunun etil alkol kullanılarak yapılan kaçak ve sahte rakı olduğu belirtiliyor. Uzmanlar bu büyüklükte pazarın oluşumunda yüksek alkollü içkilerde yüzde 150’ye varan Avrupa’nın en yüksek vergi oranlarının rol oynadığını belirtiyor.

  • KYK bursları eridi; üniversite öğrencileri günlük 30 TL ile hayatta kalma mücadelesi veriyor

    KYK bursları eridi; üniversite öğrencileri günlük 30 TL ile hayatta kalma mücadelesi veriyor


    Üniversite öğrencilerinin maddi zorlukları, Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun (KYK) sağladığı burs ve kredilerin artan yaşam maliyetlerine yetmemesiyle daha da derinleşiyor. Hükümetin her yıl öğrencilere sunduğu burs zamları, enflasyonun gölgesinde eriyip gidiyor.

    Aralık 2024’te yapılan son zamlarla KYK burs ve kredileri aylık 3 bin TL’ye yükseltildi. Ancak bu miktar, barınma, gıda ve ulaşım gibi temel yaşam maliyetlerini karşılamaya yetersiz kalıyor. BirGün’ün haberine göre, Öğrenciler, bu masrafları çıkardıktan sonra ayda sadece 902 TL ile idare etmek zorunda kalıyorlar, bu da günlük yaklaşık 30 TL anlamına geliyor.

    Geçtiğimiz yıl Eylül ayında KYK yurtlarına yapılan yüzde 50’lik zamla birlikte yurt ücretleri 345 TL’den 517 TL’ye kadar yükseldi, en yüksek yurt ücreti ise 855 TL oldu. Ekonomik kriz koşullarında öğrencilerin barınma sorunları daha da ağırlaşırken, yemekhane ve ulaşım giderleri de bütçelerini zorluyor.

    Üniversite yemekhanelerindeki öğün başına maliyet ise ortalama 30 TL. Örneğin, İstanbul Üniversitesi’nde bir öğün 49 TL, Boğaziçi Üniversitesi’nde 40 TL, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde ise 39 TL’ye mal oluyor. Bu durum, özellikle yalnızca kampüste yemek yiyen öğrencilerin aylık gıda harcamalarını bin 200 TL’ye kadar çıkarıyor. (BirGün)


  • Eski ve yeni milletvekilleri trafikte cezadan ömür boyu muaf tutulacak!

    Eski ve yeni milletvekilleri trafikte cezadan ömür boyu muaf tutulacak!


    Milletvekillerine sağlanan ayrıcalıklara bir yenisi daha eklendi. Üç bin 600 eski ve yeni milletvekiline trafikte “Ceza Muafiyeti” getirildi.

    Milletvekillerine sağlanan “Ceza Muafiyeti” hakkının kapsamı genişletildi. Eski vekiller kırmızı ışıkta da geçse, hatalı park da yapsa ve hız sınırını aşıp radara da yakalansa artık tek kuruş trafik cezası ödemeyecek.

    Sözcü’de yer alan habere göre; Karar TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından onaylanırsa yürürlüğe girecek. Mevcut milletvekillerinin 2 aracı, eski milletvekillerinin de bir aracı trafik cezasından muaf olacak.

    Milletvekili araçlarının plakaları trafik müdürlüklerinde kayda alınıyor ve cezadan muaf tutuluyor. Plakaya trafik cezası yazılırsa tutanaklar da vekile değil TBMM’ye gönderiliyor. Ceza Meclis bütçesinden ödeniyor. Daha önce milletvekilliği sona erdiğinde bu hak da sona eriyordu. Şimdi ömür boyu trafik cezası muafiyeti getirildi.

    Bu gelişmeye ilk tepki CHP İstanbul eski Milletvekili Sabahat Akkiraz’dan geldi. Akkiraz, “TBMM’den aradılar, dilekçe ile başvurursam bir araçım trafik cezalarından muaf olacakmış. Neden? Kurallara uymama hakkı mı var? Kurallar herkes içindir” dedi. (Sözcü)


  • 20 milyar TL’yi ‘hawala’ yöntemiyle transfer etmişler

    20 milyar TL’yi ‘hawala’ yöntemiyle transfer etmişler


    Serbest Görüş Haber Merkezi

    Antalya’da organize suç örgütüne yönelik jandarma tarafından düzenlenen operasyonda 15 şüpheli gözaltına alındı. Örgütün, kara para aklama amacıyla “hawala” yöntemini kullanarak, yaklaşık 20 milyar TL’yi yurt içi ve yurt dışı örgüt uzantılarına transfer ettikleri tespit edildi. 

    Kemer Cumhuriyet Başsavcılığı ile Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı ve KOM Daire Başkanlığı koordinesinde, Antalya İl Jandarma Komutanlığı’nca yapılan çalışmalar sonucu, elebaşılığını D.C.’nin organize suç örgütü üyesi şüphelilerin; yasa dışı yollardan elde ettikleri parayı “hawala” yöntemini kullanarak kara para aklama amacıyla yurt içi ve yurt dışı örgüt uzantılarına transfer ettikleri, finans kuruluşları olmadığı halde, örgüte ait işyerlerine yüklü miktarda parayı, şifre karşılığı teslim ettikleri ve aynı şekilde örgütün yurt içi ve yurt dışında olan diğer şubelerinde, örgüt üyelerinin bu paraları şifre karşılığı teslim aldıkları belirlendi. Jandarma tarafından örgüte yapılan “Hücre-9” operasyonunda, 15 şüpheli yakalandı. 

    Operasyonlar sonucu, soğuk cüzdan ile çok sayıda tapu, bilgisayar ve bellek ele geçirildi. MASAK tarafından düzenlenen rapor sonucu; organize suç örgütünün suçtan elde ettiği değerlendirilen yaklaşık 200 milyon TL değerinde 4 adet mesken, 2 adet işyeri, 8 adet arsa ve 13 adet araca el konuldu.

    Sosyal medya hesabından operasyona ilişkin olarak açıklama yapan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Suçta kibirlenen, kendini hukukun üstünde gören suç örgütlerine karşı biz durmadan, duraksamadan, mücadelemizi azim ve kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.