Kategori: Genel

Serbest Görüş farklı konularda kapsamlı haberler ve bilgi içerikleri sunmaktadır. Sitemiz ekonomi, politika, toplumsal olaylar ve daha fazlasını kapsayan geniş bir yelpazede haber ve analizler içermektedir.  Geniş bir konu yelpazesinde güncel bilgiler ve derinlemesine incelemelerle okuyuculara çeşitli perspektifler sunar.

  • Anneleri tarafından öldürülen çocukların babası konuştu: Hastaneye götürecektik, yetişemedik

    Anneleri tarafından öldürülen çocukların babası konuştu: Hastaneye götürecektik, yetişemedik


    Ankara’nın Keçiören ilçesinde çocukları Afra Sümeyye (10) ve Muhammet Ali Dereci’yi (7) bileklerini keserek öldüren şizofreni hastası olduğu iddia edilen Serpil Altınok Dereci (32) adliyeye sevk edildi. Baba Mehmet Dereci (36), “Ben tedavi olmasını rica ettim, kabullenmedi. Zorla götürmeyi düşündüm. Bu sefer ‘ters teper’ diye yapamadım. Son 2 aydır ‘beni takip ediyorlar, bizi öldürecekler’ diyordu. Olaydan bir gün önce hastaneye götürecektik ama yetişemedik” dedi.

    Keçiören ilçesi Ayvalı Mahallesi’nde dün, şizofreni hastası olduğu öne sürülen Serpil Altınok Dereci, evde bulunan çocukları Afra Sümeyye Dereci, bedensel engelli olan Muhammet Ali Dereci ile A.B.D.’nin (12), bileklerini bıçakla kesti. Afra Sümeyye ve Muhammet Ali hayatını kaybederken yaralı A.B.D. ambulansla hastaneye kaldırıldı.

    Olayın ardından gözaltına alınan Serpil Altınok Dereci, emniyetteki işlemlerinin tamamlanması ardından adliyeye sevk edildi. Serpil Altınok Dereci, polisteki ilk ifadesinde birilerinin kendisini takip ve tehdit ettiğini söyledi. Hastanede tedavisi süren A.B.D.’nin ise hayati tehlikeyi atlattığı öğrenildi.

    “1 gün önce hastaneye götürecektik, yetişemedik” 

    Markette muhasebeci olan baba Mehmet Dereci, Ankara Adli Tıp Kurumu önünde çocuklarının otopsi işlemlerinin tamamlanmasını beklerken büyük üzüntü yaşadı. Dereci, eşinin tedaviyi reddettiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:

    Hiç kimse bunu tahmin edemez, bilemez, düşünemez. Her insanda olduğu gibi tabii ki onda da sinir vardı, atakları vardı. Daha önceden bekarlık döneminde bir tedavi süreci olmuş. Evlendikten sonra tabii süreç olmadı. Ara ara atakları oluyordu bağırma, çığlık; ben sarılıp sakinleştirmeye çalışıyordum. Çünkü benim 3 tane çocuğum var. Ama tabii ki bu denli olabileceğini kimse düşünemez. Ben yine de ona tedavi olmasını rica ettim, kabullenmedi.

    Zorla götürmeyi düşündüm. Bu sefer ‘ters teper’ diye yapamadım. Ama ben onu kendim tedavi etmeye çalıştım, kabul etmeyince. Çok ağır bir şey değildi o zaman ama ilerlememesini istedim, daha kötü olmamasını istedim. Ama işte bilemedik. Son 2 aydır ‘beni takip ediyorlar, bizi öldürecekler’ diyordu. Böyle şeylerin olmadığını söylüyordum, ‘karakola gidelim’ dedim. Ben anladım, olaydan bir gün önce hastaneye götürecektik biz bunu ama yetişemedik. Allah bize sabırlar versin. Çocuklarım cennette.” 

    “Çocuklarınızı üzmeyin, el işi için çocuklarınızdan uzak durmayın”

    Mehmet Dereci, olaydan büyük kızının yaralı haldeyken kendisini aramasıyla haberi olduğunu söyleyerek, “İşteydim büyük kızım aradı; ‘baba yetiş’ yetişemedim. Dedim ki ‘kızım kapıyı aç komşulardan yardım iste.’ Kapattım, anında ambulansı, polisi, yakınlarımızı aradık; yetişemedik. Kader Allah böyle imtihan ediyor. Kaderin önüne geçemeyiz. Yapacak bir şey yok, teslim oldum. Benim söylemek istediğim son şey şu; çocuklarınızı üzmeyin, onlarla vakit geçirin, onlara vakit ayırın, el işi için çocuklarınızdan uzak durmayın, evinize erken gidin, ailenize vakit ayırın” diye konuştu.

    Mehmet Dereci, büyük kızının sağlık durumunun iyiye gittiğini anlatarak, “Perşembe günü İstanbul’a sevk ettireceğiz. Çünkü burada daha yaşayamayız, o da yaşayamaz. Kızımla sırt sırta verip bu işin üstesinden geleceğiz” ifadelerini kullandı. (DHA)

  • Sosyal medyadaki fotoğraflara sinirlendi, 13 yaşındaki kızını katletti

    Sosyal medyadaki fotoğraflara sinirlendi, 13 yaşındaki kızını katletti


    Tekirdağ’da babasının sosyal medya hesabındaki mesajlardan şüphelenen yakınları polise haber verdi. Eve gelen ekipler 13 yaşındaki kız çocuğunu, babasının evinde ölü buldu.

    Alınan bilgiye göre, Hatip Mahallesi’nde yaşayan A.Y’nin (44) sosyal medya hesabındaki paylaşımından intihar girişiminde bulunacağını düşünen yakınları durumu polise ihbar etti. Bunun üzerine A.Y’nin evine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Ekiplerce kapı çilingir vasıtasıyla açtırıldı. Sağlık ekipleri, yaptıkları kontrolde evde bulunan A.Y’nin 13 yaşındaki kızı Su Dilem Y’nin hayatını kaybettiğini belirledi. Bilekleri kesilmiş halde bulunan A.Y. ise sağlık ekiplerince Çorlu Devlet Hastanesine kaldırıldı. A.Y’nin bir süre önce eşinden ayrıldığı ve sosyal medya hesabında eski eşini sorumlu tutan bir paylaşım yaptığı tespit edildi. Hastanedeki tedavisi tamamlanan A.Y, polislerce gözaltına alındı.

    Kızını öldürdüğünü itiraf etti

    Şüpheli baba A.Y. ifadesinde olay günü kızını okuldan alarak eve getirdiğini anlattı.

    İfadesinde kızının sosyal medya hesabında erkek arkadaşıyla paylaşımlarını gördükten sonra çok sinirlendiğini söyleyen A.Y, “Eve geldikten kısa bir süre sonra bu sebeplerden dolayı kızımla tartıştık. Akabinde sinirlenerek kızımı kanepede boğdum, daha sonra intihar etmek amacıyla ilaç içtim ve kendi bileklerimi kestim” dedi.

    Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen A.Y, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı. (AA)

  • Narin Güran cinayeti; ağabeyi Enes Güran’ın avukatından istinaf başvurusu

    Narin Güran cinayeti; ağabeyi Enes Güran’ın avukatından istinaf başvurusu


    Diyarbakır’da, Narin Güran (8) cinayetine ilişkin yargılandığı davada ‘İştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan ağabeyi Enes Güran’ın avukatı Mustafa Demir, Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne istinaf başvurusu yaptı.

    Bağlar ilçesi kırsal Tavşantepe Mahallesi’nde 21 Ağustos’ta kaybolduktan sonra arama çalışmalarının 19’uncu gününde dere yatağında çuvalda, üzeri 30, 25 ve 20 kilo ağırlığındaki 3 taşla kapatılıp, çalılıklarla gizlenmiş halde cansız bedeni bulunan Narin Güran’ın cinayetine ilişkin tutuklanan 12 kişiden 4’ü hakkında, Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede; aracında Narin’e ait DNA ve kıl örneği bulunan amcası Salim Güran, annesi Yüksel Güran ve ağabeyi Enes Güran ile gözaltına alındıktan sonra cesedi dere yatağına taşıdığını itiraf eden komşuları Nevzat Bahtiyar hakkında, HTS ve baz istasyonu kayıtlarına göre, olay anında aynı evde oldukları tespit edildiği belirtilerek, ‘İştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Davanın 26 Aralık’ta başlayan ve 28 Aralık’ta sona eren 2’nci duruşmasında Salim Güran, Enes Güran ve Yüksel Güran’a ‘İştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Nevzat Bahtiyar’a ise ‘Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Mahkeme, sanıkların tutukluluk halinin devamına hükmetti.

    “Kriminal Büro’nun Nevzat’ı tespit edemeyini ne ile açıklayacağız?”

    Enes Güran’ın avukatı Mustafa Demir, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi’ne sunulmak üzere 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne istinaf başvurusunda bulundu. Dilekçede, Ulusal Kriminal Büro’nun, Daran 2 askeri üsse ait kamerada sanık Nevzat Bahtiyar’ın hacim olarak Narin Güran’ın 3 katı olmasına karşın bir tespit yapamadığı belirtilerek, şu ifadeleri kullandı:

    “Narin’in son görülme anı okul kameralarına yansıdığı üzere 15:15:14 olarak gözükmekte olup, okul kamerası 4 dakika ileride olması sebebiyle gerçek zaman 15:11:14 olarak hesaplanmalıdır. Daran 2 askeri üstüne ait kamerada tespit edilen karartı 15:18:49 olarak Ulusal Kriminal Büro (UKB) tarafından raporlanmıştır.

    Bu kamera 6 dakika 45 saniye ileride olduğuna göre Narin olduğunu ifade ettiği karartıyı 15:12:04 gerçek zamana göre ahıra yakın tespit etmiş olduğunu anlamaktayız. 15:11:14 ile 15:12:04 arasındaki süre 50 saniye olup burada UKB bunu yanlış hesaplayarak 1,5 dakika olarak raporlamıştır. Ekte bulunan görüntü incelendiğinde öncelikle 50 saniyede bir kişinin bu mesafeyi katetmesi imkansız olup, yine tespit edilen yer kayalık ve sert uçurumlar olup buradan bir çocuğun hareket etmesi ve patikaya olan mesafesi de dikkate alınınca imkansız olacağı yapılması gereken keşif ile de daha net anlaşılacaktır.

    Zira haritalardan kuş uçuşu Narin’in son görüldüğü yer ile UKB’nin tespit ettiği yer arasındaki mesafe 84 metredir. Bir kişinin yolun durumu da dikkate alınarak 84 metrenin üzerindeki bir yeri 50 saniyede kat etmesi olası değildir. UKB Narin’i görüntülerde tespit ettiği iddiasına karşılık, bir kez yukarıya çıktığını bir kez de indiğini iddia eden Nevzat Bahtiyar’ı tespit edemeyişini ne ile açıklayacağız?

    Ayrıca sanık Nevzat Bahtiyar’ın hacim olarak maktulün 3 katı olmasına karşın bir tespit yapılamaması mahkemenin de Nevzat Bahtiyar’ın beyanlarının aksini gösterir delil olmadığı kabulünü ne ile açıklamak gerekecektir.

    Mahkemenin araç buluşmasına ilişkin olarak tespitine ise UKB sanık Nevzat Bahtiyar’a ait kırmızı araç diye mavi römorklu bir traktör ile beyaz bir aracın yan yana geçişini araç buluşması olarak raporlamış, bu araçların ne olduğunun izah edilmesi üzerine mütalaada ve kararda yer almadığını görüyoruz. Yani UKB’nin raporunda Narin’den en az 50 kat büyüklüğe sahip römorklu bir traktör ile araç ayrımını yapamadığı, kamera açısında Narin’i tespit ettiği yerden 250 metre kameraya yakın olmasına rağmen, kırmızı ile mavi renk ayrımını yapamadığı bir noktada bizlerin, bu kişilerce yapılmış tespitlere itibar etmemiz mevcut veriler ışığında mümkün olmayacaktır” 

    “Bu dosyanın en büyük tanığı Hediye Güran’dır”

    Hediye Güran’ın dosyadaki en önemli tanık olduğu belirtilen dilekçede, şu ifadeler kullanıldı:

    “Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında delilleri tartışırken müvekkil lehine olabilecek delilleri neden dikkate almadığını gerekçelendirmemiştir. Müvekkil Enes Güran’ın kardeşinin öldürülmesi olayıyla ilgisi olmadığını gösteren önemli tanık beyanları mevcuttur.

    Müvekkilin kardeşleri Muhammed Emre Güran ile Eren Güran, evlerine 15:30 sonrası gelen amcasının eşi Hediye Güran, müvekkilin Malatya’daki arkadaşı Halil ve yaptığı görüşmeye ilişkin HTS kaydı, müvekkilin arkadaşları, Muhammed Yağmur, Süleyman Kaya, Yusuf Kaya, Furkan Kaya, Ufuk Kaya, yine müvekkili akşam kardeşini ararken gören, Osman Güran, Birsen Güran ifadelerinin neden esas alınmadığını gerekçeli kararda açıklamadığından eksik kaldığını ifade etmek isteriz.

    Tüm sanıklar açısından bu dosyanın en önemli tanığı bizce Hediye Güran’dır. Bu tanık, sanık Nevzat Bahtiyar’ın anlatımlarının gerçek dışı olduğunu, müvekkil ve annesinin diğer iki kardeşi ile birlikte kendi evlerinde olduklarını, müvekkil ve annesinin uyuduklarını olağan dışı bir durum olmadığını, rutin işler yaptıklarını tüm detayı ile anlatmıştır. Tanığın anlatımları ve olay öncesi sabah saatlerindeki sanık Yüksel ile olan konuşmaları, kendi çocuklarının önündeki anlatımlarına bakıldığında tamamının uyumlu olduğu görülecektir. Ancak mahkeme beyanları son derece önemli olan bu tanığın beyanlarını diğer deliller ile uyuşmadığı gerekçesi ile kabul etmediğini yazmıştır.

    Bu diğer delillerden kastın ne olduğu gerekçeli kararda yazılmamıştır. Diğer delil dediği daraltılmış baz çalışması ise tanık ve çocukları telefonun evde olduğunu beyan etmişler, diğer delil sanık Nevzat’ın beyanları ise bu beyanın çeliştiği ve mümkün olmadığına ilişkin beyanlarımız ve tanığın diğer beyanlar ile de örtüşen beyanlarının buna karşı yok sayılması kabul edilebilir bir durum değildir. Diğer delillerin açık bir şekilde yazılmış olması ve neden dosyanın en önemli tanığının beyanlarının değerlendirme dışına itildiğinin doyurucu bir izahı gerekecekken, mahkeme 940 sayfanın üzerindeki gerekçeli kararında 3 cümleyi buna ayırmamış olması kararın da bizce eksik kalmasına neden olmuştur.

    Netice olarak dosyada yaptığımız açıklamalar ışığında bakılacak olursa, mahkemenin kabul ettiği, Narin Güran’ın cansız bedeninin Arif Güran’a ait evden alındığı, müvekkilin ‘Evde olması sebebiyle’ müşterek fail olduğu, amcasının bir şeyleri gizlemek için annesi ile ilişkisini kardeşinin görmesi üzerine ‘Narin’i öldürdüm’ şeklindeki ifadesinden de haberdar olup tepki vermediği, diğer kardeşlerin de bundan hiçbir suretle haberdar olmadığını, ama daraltılmış baza göre evde ve çevresinde çok yoğun hareketlilik olduğu, ailenin kendi çocuklarını öldürmek için bir sebep aramaya gerek yokken, sanık Nevzat için mahkemenin bir neden bulamadığını, müvekkilin suça iştirak ettiğine dair ne sanık Nevzat’ın beyanı ne de dosyada başkaca bir emare olmamasına rağmen cezalandırmaya gidildiğini, müvekkil ile aynı durumda olan kardeşi Muhammet Emre Güran’ın da olduğunu, tüm bu anlatımlar içerisinde dahi cezalandırmaya gitmenin ne kadar hukuka ve akla aykırı geldiğini anlamamız için yeterlidir” 

    Hükmün bozulması ve tahliyesi talep edildi 

    Dilekçede, Enes Güran’ın hakkında verilen hükmün bozulması ve tahliyesi talep edilerek, şöyle denildi:

    “Yukarıda arz olunan ve resen nazara alınacak sair sebeplerle istinaf başvurumuzun kabulü ile Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 28.12.2024 tarih, 2024/396 Esas ve 2024/529 Karar sayılı mahkumiyet kararının usul ve esas yönünden hukuka aykırı olması nedeniyle hükmün bozulmasına ve müvekkil sanığın beraatine müvekkilimin isnat edilen suça iştirak ettiğine dair somut bir delilin bulunmaması, ilk derece mahkemesinin ilgili ve yeterli olmayan gerekçelerle verdiği hukuka aykırı mahkumiyet kararı ile birlikte tamamen hukuki dayanaktan yoksun gerekçelerle sanığın hükmen tutukluluk halinin devam ettiği, haksız devam eden tutukluluk durumunun hem sanık müvekkil hem de ailesi yönünden telafisi imkansız zararlar doğurduğu gözetilerek müvekkilimin tutukluk durumunun öncelikli değerlendirilmesi suretiyle, tahliyesine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.” (DHA)

  • Prof. Levent Kurnaz ve Prof. Işıl Kurnaz’ın oğlu Alp Kurnaz hayatını kaybetti

    Prof. Levent Kurnaz ve Prof. Işıl Kurnaz’ın oğlu Alp Kurnaz hayatını kaybetti


    Serbest Görüş Haber Merkezi

    Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Serbest Görüş yazarlarından olan Prof. Levent Kurnaz ve Prof. Işıl Kurnaz‘ın 15 yaşındaki oğlu Alp Kurnaz, hayatını kaybetti. 10 Şubat’ta hayatını kaybeden Alp Kurnaz, bugün son yolculuğuna uğurlandı.

    Levent Kurnaz, oğlu Alp’in vefatını sosyal medya hesabından “Tüm dostlar dün küçük oğlum Alp vefat etti. Cenazesi bugün ikindide Boğaziçi önündeki Nafi Baba caminden kalkacak” sözleriyle duyurdu.

    DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, Levent Kurnaz’a sosyal medya hesbaından başsağlığı diledi.

    “Prof. Dr. Levent Kurnaz ve Prof. Dr. Işıl Kurnaz’ın değerli oğlu Alp’in aramızdan ayrılışını büyük bir üzüntüyle öğrendim. Bu acı kayıp karşısında Levent Kurnaz hocamıza, Işıl Hanım’a ve tüm aileye sabır ve metanet diliyorum.Bu kadar derin bir acıyı tarif etmekte ve kelimeleri bulmakta zorlanıyorum. Dualarım sizinle.”

    İlaç, Eczacılık, Sağlık Bilim ve Teknolojileri Vakfı sosyal medya hesabından Levent Kurnaz’a başsağlığı diledi.

    “BIO TÜRKİYE Danışma Komitesi Üyemiz, Sayın Prof. Dr. Işıl Kurnaz’ın kıymetli oğlu Alp Kurnaz’ın vefatını derin bir üzüntü ile öğrenmiş bulunmaktayız. Merhuma Cenâb-ı Allah’tan rahmet, Sn. Komite Üyemiz ve tüm İVEK ailesine başsağlığı dileriz.”

     

     

  • Neler yaşandı, süreç nasıl işleyecek?

    Neler yaşandı, süreç nasıl işleyecek?


    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, İstanbul’daki ölümlü trafik kazasının ardından ABD’ye giden şüpheliler Eylem Tok ve oğlu Timur Cihantimur’un Türkiye’ye iadelerine karar verildiğini duyurdu.

    Sosyal medya hesabından bir açıklama yapan Bakan Tunç, “Eylem Tok ve Timur Cihantimur’un Massachusetts Bölge Mahkemesi tarafından ülkemize iadelerine karar verilmiştir” ifadesini kullandı.

    Tunç, “Adaletin tecellisi için şüphelilerin ABD’den ülkemize iadeleri hakkında gerekli girişimlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

    İstanbul Kemerburgaz’da 1 Mart 2024’te meydana gelen ve Oğuz Murat Aci’nin hayatını kaybettiği trafik kazasının şüphelilerinden Timur Cihantimur ve Eylem Tok, Türkiye’yi terk ederek ABD’ye gitmişlerdi.

    Tok ve Cihantimur, ilk olarak 18 Haziran 2024’te Boston’da hakim karşısına çıkarılmıştı.

    Eksik belgeler nedeniyle Tok hakkındaki dava 27 Haziran’a, Cihantimur hakkındaki dava ise 20 Haziran’a ertelenmişti.

    İkinci kez hakim karşısına çıkan Cihantimur’un tutukluk halinin devamına karar verilmişti.

    Hakim Donald Cabell, Cihantimur’un iade süreci boyunca tutuklu kalmasına hükmetmişti

    Kararın ardından Habertürk muhabiri Alihan Tok’a konuşan Oğuz Murat Aci’nin babası Özer Aci, “Çok güzel bir haber. Bu davaya başladığımda 1 gün bile tutuklu kalsa bana yeter diyordum. Şu an 5 gün geçti. Tutukluluk devam ediyor. Bu iyi haber. O yargıca teşekkürlerimi iletiyorum. İncelesin, devam etsin. Kaçmaya teşebbüs edebilirler. Buradan da kaçtılar. Tutukluluk halinin devam etmesi beni de memnun etti” demişti.

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, ABD’deki ilk dava sonrası yaptığı bilgilendirmede davada tutukluluk durumunun gözden geçirileceğini ve Amerikalı yetkililerle iki şüphelinin iadesi ile ilgili temas halinde olunacağını ifade etmişti.

    Tok’un oğlu Timur Cihantimur’un ABD vatandaşı olması nedeniyle hukuki sürecin karmaşık olabileceği yorumları yapılıyordu.

    Peki Türkiye ile ABD arasında yasal iade süreci nasıl çalışıyor?

    Türkiye ile ABD arasında yasal iade süreci nasıl çalışıyor?

    Ülkelerin iade kararlarında iç hukuk kuralları ve diğer ülkelerle yaptıkları anlaşmalar belirleyici olabiliyor.

    Örneğin bir başka ülke tarafından Türkiye’den iadesi istenen kişi Türk vatandaşıysa iade gerçekleşmiyor.

    BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan hukukçu Dr. Timuçin Köprülü, “Vatandaşlığın bizdeki gibi iadeye engel oluşturması hali, tüm devletlerde böyle olduğu anlamına gelmiyor” diyor ve Birleşik Krallık, Avustralya ve ABD’nin yurt dışında suç işleyen vatandaşlarını suçun işlendikleri ülkeye iade edebildiğini belirtiyor.

    Türkiye ile ABD arasında iade sürecini belirleyen İade Antlaşmasına göre taraflar kendi vatandaşlarını vermek zorunda değil.

    Köprülü ABD’deki yetkili makamın, yerinde gördüğü takdirde kendi vatandaşını iade kararı verebileceğini, iadesi istenilen kişi aleyhindeki delillerin “titizlikle” incelendiğini belirtiyor.

    Hukukçu Köprülü, iade taleplerinin ABD yargı organları tarafından “normal bir ceza yargılaması şeklinde” ele alındığını, “dosyada yer alan delillerin yetersiz olması veya suçlu ya da müdafi tarafından çürütülmesi durumunda iade talebi reddedilebildiğini” belirtiyor.

    Cihantimur’un ABD vatandaşı olmasına karşın, suçun Türkiye’de işlenmiş olması ve ölen kişinin de ABD vatandaşı olmaması nedeniyle, suçlamalara ilişkin ABD’de bir yargılama yapılmasının olası olmadığı da aktarılıyor.

    Bundan sonra ne olabilir?

    “Annenin iade edilmesi ancak oğlunun ade edilmemesi gibi bir durum söz konusu olabilir ama tersi de mümkün” diyen Köprülü, burada belirleyici olanın annenin iadesinin isteğine gerekçe oluşturan eylemin olduğunu belirtiyor.

    ABD Mahkemesinin 14 Haziran tarihli iade davası belgesine göre Cihantimur’un, “kasıtsız adam öldürme ve yaralama”, annesinin ise “suçluyu koruma” suçlamalarıyla, Türkiye’ye iadesi isteniyordu.

    Köprülü, Tok’un iadesi istenen Türk Ceza Kanunu 283/3’üncü maddesine göre; suç işleyen bir kişinin araştırma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için “-imkan sağlayanın üstsoy (anne veya babası gibi) olması durumunda ceza verilmediğini belirtiyor.

    Yani Tok’un Türkiye’ye iadesi durumunda ceza almaması da olasılıklar arasında.

    Bununla birlikte Tok’un Türkiye’ye iade isteğine gerekçe olan suçlama dışında bir başka suçlamadan yargılanma olasılığına karşı da ABD makamlarından izin alınması gerektiği belirtiliyor.

    Ne olmuştu?

    Olay, Mart 2024 itibarıyla Türkiye gündeminde geniş bir yer buldu.

    Yazar Eylem Tok’un 17 yaşındaki oğlu Timur Cihantimur aracıyla 29 yaşındaki Oğuz Murat Aci’ya çarparak ölümüne sebep oldu.

    Oğuz Murat Aci olay sırasında ATV tipi arazi aracıyla yol kenarında park halinde duruyordu.

    Kazada dört kişi de yaralandı.

    1 Mart günü gece yarısına yakın gerçekleşen ölümlü kazadan saatler sonra anne Tok ve oğlunun hava yoluyla Mısır’a gitmek için çıkış yaptıkları tespit edildi.

    Adalet Bakanı Tunç, 2 Mart saat 03.50’de Mısır’a kaçan anne ve oğlunun buradan da Amerika’ya gittiklerini duyurdu.

    Tunç 7 Mart tarihli bu açıklamasında adı geçenlerin “geçici tutuklama talep evrakı hem diplomatik kanaldan hem de İnterpol aracılığıyla ABD yetkili makamlarına iletilmiştir.” demişti.

    Olaydan sonra Cihantimur’un babası Bülent Cihantimur adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

    Bülent Cihantimur’un şirket çalışanı olan Ayşe Ceren Saltoğlu bir süre tutuklu kaldı.

    Saltoğlu’nun anne ve oğlu havalimanına götürdüğü iddia ediliyordu.

    Yaklaşık 100 gündür devam eden süreçte Tok ve oğlunu New York kentinde gösteren fotoğraflar paylaşıldı.

    TRT Haber’in haberine göre Interpol ve ABD’deki Türkiye Büyükelçiliği yetkilileri anne ve oğlunun yerini Boston’da bir kira sözleşmesi üzerinden tespit etti ve ardından operasyon başlatıldı.

  • Ailelerin yüzde 44,3’ü düzenli beslenemiyor

    Ailelerin yüzde 44,3’ü düzenli beslenemiyor


    TTB ve SES tarafından hazırlanan rapora göre, 6 Şubat’ın 2. yılında depremzedeler hala zorlu koşullarda yaşam mücadeesi veriyor. Rapora göre, ailelerin yüzde 44,3’ünün düzenli gıdaya erişimi yok.

    6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, açıklanan yeni bir rapora göre, deprem bölgesinde yaşayan vatandaşların yaşam koşullarında hala yeterli iyileştirme gerçekleştirilmedi. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) tarafından hazırlanan Şubat 2023 Depremleri İkinci Yıl Raporuna göre, söz verilen konutların önemli bir bölümü hala hak sahiplerine teslim edilmedi. Raporda, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın deprem bölgesinde 2025 sonuna kadar 358 bin 859 konut, 31 bin 307 işyeri, 62 bin 817 köy evi olmak üzere 452 bin 983 bağımsız bölümün inşa edileceğini duyurduğu” hatırlatılarak, “Bugüne kadar yalnızca 169 bin 171 konut, 149 işyeri ve 32 bin 260 köy evi olmak üzere 201 bin 580 bağımsız bölüm hak sahiplerine teslim edilebilmiştir” denildi.

    Raporda, barınma hakkının yanı sıra beslenme hakkı, sağlık hizmetleri, eğitim hakkı, çalışma hakkı, ulaşım hakkı ve temiz hava hakkı gibi başlıklara da yer verildi. Raporda, “Ailelerin yüzde 44,3’ünün düzenli gıdaya erişiminin olmadığı, üçte birinin uygun saklama koşulları, hatta yüzde 5,6’sının kendine ait bir mutfağı bulunmadığı” belirtildi.

    Özellikle bebek ve çocukların gelişiminin yetersiz beslenme koşullarından olumsuz etkilendiğine dikkat çekilen raporda, “Türkiye Beslenme Rehberi kriterlerine göre; 12-59 ay çocuklarda yeterli süt tüketme oranı yüzde 13,7, yeterli sebze tüketme oranı yüzde 8, yeterli tahıl tüketme oranı yüzde 6,7’dir” ifadeleri yer aldı. Adıyaman’da “beş yaş altı çocukların yüzde 14,4’ünde bodurluk, yüzde 6’sında zayıflık, yüzde 6,5’inde aşırı kiloluluk belirlendiği” belirtilerek, 0-5 ay çocuklarda sadece anne sütü ile beslenenlerin oranı yüzde 32 olarak açıklandı.

    Madde bağımlılığı ve intihar girişimleri

    Raporda, deprem bölgesindeki yetersiz sağlık hizmetlerine de dikkat çekildi. Hatay’da 105 bin 135, Adıyaman’da ise 43 bin 926 kişinin aile hekimi olmadığı ifade edilen raporda, “Adıyaman’da travma sonrası stres bozukluğu deprem sonrası ikinci ayda yüzde 44,8, altıncı ayda yüzde 30,4, birinci yılda yüzde 19,6’dır. Kasım 2023-2024 tarihleri arasında 187 intihar girişimi vardır. Hatay’da çocuklarda madde bağımlılığı oranı yaklaşık iki kat artmıştır” denildi.

    Azalan öğrenci sayısına da dikkat çekilen raporda, “Adıyaman’da 2023-2024 yılı öğrenci sayısı 2021-2022 eğitim-öğretim yılına göre 18 bin 452 azalmıştır. Hatay’da 2022 yılına göre okul öncesinde 7 bin 449, ilkokulda 10 bin 855, ortaokulda 18 bin 356, lisede 28 bin 588 öğrenci azalmıştır” denildi.

    İşçi ölümlerinde artış

    Raporda yer verilen bir diğer kritik nokta da işçi cinayetlerindeki artış oldu. Buna göre Kahramanmaraş’ta 2020’de 16 olan inşaat işkolundaki iş cinayeti sayısının 2023’te 61 olarak kayıtlara geçtiği belirtildi. Hatay’da 2020’de 22 olan inşaat işkolundaki işçi cinayeti sayısının da 2023’te 57’ye çıktığına dikkat çekilerek, “Bu iki ilde deprem sonrası işçi cinayeti artış oranı iki katından fazladır. Malatya’da 2020’de 9 olan inşaat işkolundaki işçi cinayeti sayısı, 2023’te 14’tür. Sayıların 2024’te daha da artacağını öngörmek mümkündür” denildi.

    Hava kalitesinde kritik değerler

    TTB ve SES’in raporunda, Temiz Hava Hakkı Platformu ve TTB’nin 7-25 Ocak 2025 tarihlerinde yaptığı hava kalitesi izleme çalışmasının sonuçlarına da değinildi. Buna göre, Antakya’da 19 günlük PM2,5 ölçüm ortalamasının 41,5 mikrogram/metreküp” olduğu belirtilerek şu ifadeler kullanıldı: “Antakya’da ölçülen 24 saatlik ortalama, Dünya Sağlık Örgütü kılavuz değerinin 2,8 katıdır. 19 günün tamamında 24 saatlik DSÖ kılavuz değeri aşılmıştır. DSÖ’nün tavsiyesi, insan sağlığının korunması için bu değerin yıl boyu 3-4 kereden fazla aşılmaması gerektiğidir.”

  • Özel: “Cumhurbaşkanı adayımızı 23 Mart’ta ön seçimle belirleyeceğiz”

    Özel: “Cumhurbaşkanı adayımızı 23 Mart’ta ön seçimle belirleyeceğiz”


    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, gelecek seçimde yarışacak Cumhurbaşkanı adayını belirlemek amacıyla demokrasi talebindeki tüm seçmenlere 28 Şubat saat 17.00’ye kadar CHP’ye üye olma çağrısında bulunarak, “Aldığımız karar gereğince, Cumhurbaşkanı adayımızı 23 Mart tarihinde yapılacak ön seçim ile belirleyeceğiz” dedi.

    Özel, bugün TBMM’deki grup konuşmasında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Ocak 2024’ten beri yürüttüğü açıklanan CHP 38. Olağan Kurultayı’yla ilgili “şaibe” iddiasına dayanan soruşturmayı değerlendirdi. Ayrıca dünkü CHP Parti Meclisi (PM) kararı uyarınca Cumhurbaşkanı adayını belirlemek üzere “ön seçim” yapılması kararlılığını yineleyen Özel, bu süreçte aday adaylarından birisi olarak görülen Mansur Yavaş’ın tutumuna ilişkin de konuştu.

    Özel, genel başkan seçildiği 4-6 Kasım 2023’teki kurultay süreciyle ilgili “şaibe” iddiası nedeniyle yürütüldüğü açıklanan savcılık soruşturması nedeniyle Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirdi.

    “Tayyip Bey girmiş septik çukuruna, beni de pisletecek kendi sözüyle”

    Soruşturma kapsamında CHP’nin önceki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ifade vermeye çağrılmasıyla ilgili yorumda bulunmayan Özel, Kılıçdaroğlu’nun eleştirdiği “şaibeli kurultay” iddiasıyla ilgili neden açıklama yapmadığını ise “Erdoğan’ın medya planlamasına alet olmamak” görüşüyle açıkladı.

    Ekonomideki gelişmeler itibariyle halkın artık iktidara destek vermemesi üzerine CHP’ye kumpas kurulmaya çalışıldığını savunan Özel, “CHP, Türkiye’nin yüz akı bir iş yapmıştır. Seçmen kendisine en kızgın iken ‘Bu seçimi nasıl kaybettiniz arkadaş?’ dediğinde, seçmen duygusal olarak bu partiden kopmuşken, CHP özeleştiri vermiştir. Özeleştiri, siyasette kurultayla olur, mahallede, ilde, ilçede ve kurultayında sandık kurarak. Bu mahalleden başlayarak demokrasiyle bütün Türkiye’nin gözünün önünde olmuştur. Sonra da kurultayına gelmiş, kurultayında Meclis’teki partiler içinde genel başkanını çoklu yarışta seçebilen, genel başkanına rakip çıkabilen bir parti olarak. MHP’de denendi, içinden İYİ Parti çıkmak zorunda kaldı, (Bahçeli’nin rakipleri olan isimleri) attılar hepsini. AK Parti’de kimsenin aklından geçmiyor. CHP geldi ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez demokratik yollardan genel başkan değişimi gerçekleşti. Bu hepimizin ve Türkiye’nin gurur duyduğu, bu ‘Türkiye’de siyasi partilerin birinde gerçekten demokrasi var’ diye yurtdışında da savunabildiğimiz bir durum” dedi.

    AK Parti’nin şu günlerde yürüttüğü kongre süreçlerini anımsatan Özel, ilçe, il teşkilatlarında AK Parti’nin tüm süreci tek aday ve tek listeyle yürüttüğünü, eğer rakip aday olursa Ankara’dan uyarıyla vazgeçirildiğini anlattı.

    Özel, “Kurultay öncesinde yerel basında haber oluyor ‘AK Parti İl Başkanı oluyor’ diye. O kurultaylar şaibeli değil de anamızın ak sütü gibi kazandığımız bu kurultay şaibeli öyle mi? Ben size işin aslını söyleyeyim. AK Parti’nin, daha doğrusu Saray’ın bir medya planlaması. Medya planlamasında dün akşam planlanan Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın katıldıkları üçlü toplantıda, ‘üçlü zirvede çıkan kriz, kavga, birbirine düşen ve parçalanan CHP’ydi. Medya planlaması oydu. Ama medyaya bu fotoğraf düşünce (üçlü gülümsedikleri kareyi gösteriyor) Türkiye’nin gündemine, görmeyen kalmayıp, umutları Çağlayan’daki umutları yeniden ve daha güçlü şekilde ayağa kaldırınca medya planlamasına ‘CHP’de kriz’den, kendince ‘CHP’de şaibeli kurultay’ yalanına döndü. Tayyip Bey bir yıldır, üçtür, dörttür bunu söylüyor. Septik bir alanda. Girmiş bir septik alanın içine, beni oraya çağırıyor. Beni de pisletecek kendi sözüyle, kötü sözüyle. Girer miyim o çukura?” diye konuştu.

    “Erdoğan’a meydan okuyoruz”

    CHP’nin Türkiye’nin tüm demokratlarına ve demokrasi için mücadele vermek isteyenlere kapısını açtığını kaydeden Özel, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını belirlemek üzere ön seçim yönteminde kararlı olduğunu da vurguladı.

    Özel, “28 Şubat Cuma günü saat 17.00’ye kadar, Türkiye’nin bütün kesimlerini CHP’nin adayını belirlemekte görev almak üzere CHP’ye üye olmaya davet ediyorum. Aldığımız karar gereğince, Cumhurbaşkanı adayımızı 23 Mart tarihinde yapılacak ön seçim ile belirleyeceğiz” açıklamasını yaptı.

    Özgür Özel, ön seçim açıklamasının ardından Erdoğan’a seslenerek, “İçimizi karıştıramayacaksın. Birlik ve beraberliğimizi bozamayacaksın. Yargı aparatlarıyla önümüzü kesemeyeceksin. Seni rekabete, namuslu bir yarışa, korkmadan karşımıza çıkmaya çağırıyorum. Halkın adayı karşında olacak, sana meydan okuyoruz. Krizi bitirecek, zaferi getireceğiz. Adayımızla beraber meydanlara çıkmaya, bir olmaya, birlikte olmaya, hiçbir şekilde ayrılmamaya kararlıyız. Biz kazanacağız, Türkiye kazanacak” ifadesini kullardı.

    Yavaş’ın ön seçim tutumu: “Birbirlerini yıpratmamak için yarışa girmeme kararı”

    Bu arada Özel, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’yla önceki gün akşam 2,5 saatlik üçlü görüşmesiyle ilgili de konuştu.

    Özel, “Biz ders aldık” diyerek CHP’nin 2014, 2018 ve 2023 seçimlerinde adayını geç açıklamasıyla krizler yaşandığı için şimdi ön seçim ile aday belirleyeceklerini söyledi.

    Bunun için de Yavaş ve İmamoğlu’yla görüştüğünü kaydeden Özel, CHP’de “birliktelik” mesajıyla paylaştığı üçlü fotoğraf karesindeki tabloyu koruyacaklarını savundu.

    Özel, “Toplantının sonundaki fotoğrafı gördünüz. Başkanlarımızla yaptığımız o görüşmede vardığımız sonuçları birinci ağızdan ben söylüyorum. Mansur Bey de yılmış bu tartışmadan. Görüşmede, partinin başarısı için herkesin elinden geleni yapacağı konusunda tam mutabakat sağlandı. Türkiye’ye umut olmuş iki ismin ön seçim yarışına girerek birbirini yıpratmaması konusunda fikir birliğine vardık. Sayın Yavaş, ön seçime girmeyeceğini söyledi ve ‘Hepsi bizim partililerimiz, elbette onların vereceği karara ben de saygılıyım, hepimiz saygılıyız’ diye ekledi. Ön seçim dahil tüm bu süreçlerin ortak akıl ile yürütülmesi ve bundan sonra daha çok biraraya gelinmesi konusunda ortaklaşıldı. Partide bir kaos arayanlar, önümüzü kesmeye çalışanlar avuçlarını yalayacaklar. Her iki belediye başkanımızın gösterdiği birlik beraberlik mesajı suni bir görüntü değildir. Partimizin bir ve beraberliği, birlik görüntüsünün bozulmaması için başkanlarımızın olağanüstü çabalarına teşekkür ediyorum” dedi.

    Mansur Yavaş sosyal medyada “biriz ve beraberiz” mesajını paylaştı

    ABB Başkanı Yavaş ise, Özel’in parti grubundaki konuşmasının ardından X platformunda şu mesajını paylaştı:

    “Pazar günü Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu ile birlikte gerçekleştirdiğimiz görüşme fotoğraf karelerine yansıdı. Ülkemizin güzel günlere kavuşması, emeklilerin, asgari ücretlinin, öğrencilerin, işçilerin rahata erebilmesi, parlamenter demokrasinin yeniden tesis edilebilmesi için biriz ve beraberiz.”

  • Timur Cihantimur’un ölümüne sebep olduğu Oğuz Murat Aci’nin ailesi: Yüreğimiz su serpildi

    Timur Cihantimur’un ölümüne sebep olduğu Oğuz Murat Aci’nin ailesi: Yüreğimiz su serpildi


    ABD’de mahkeme, İstanbul’da Oğuz Murat Aci‘nin ölümüne neden olduğu kazanın ardından ABD’ye kaçan ve Türkiye’nin iade talebi üzerine Boston’da yakalanan yazar Eylem Tok ve 17 yaşındaki Timur Cihantimur‘un Türkiye’ye iade edilmesine karar verdi.

    İstanbul Eyüpsultan’da, 1 Mart 2024’teki trafik kazasında hayatını kaybeden Oğuz Murat Aci’nin babası Özer Aci, karara ilişkin olarak, “Bu sevindirici bir olay, yüreğimize su serpilmiş oldu” dedi.

    Baba Aci, “Şu an mücadelemin meyvelerini toplamaya başladım. Mücadeleye devam edeceğiz. Yakalanmaları, hapse girmeleri, Türkiye’ye iade edilmeleri hepsi bir süreç. Bu sevindirici bir olay, yüreğimize su serpilmiş oldu” diye konuştu.

    Anne-oğulu havalimanında karşılamaya gideceğini kaydeden baba Aci, “Dört gözle bekliyor olacağım. Bir katil annesi olmak, 16-17 yaşında bir katil olmak neymiş, nasıl bir duyguymuş kendilerine soracağım” ifadesini kullandı.

    Aci, Türk adli makamları tarafından da en iyi kararın verileceğine inandığını anlatarak, “Ders niteliğinde bir karar çıkacağından eminim. Günlerce Türkiye Cumhuriyeti’ni uğraştırdılar, yurt dışına kaçtılar. Adaletten kaçılmayacağını anlamaları lazımdı, anladılar diye düşünüyorum” sözlerini sarf etti.

    Anne Pervin Aci ise kararı duyunca çok sevindiğini vurgulayarak, “Titriyorum, konuşamıyorum. İnşallah burada da gereken cezayı verirler. Havalimanına gideceğim. O anne nasıl bir anneyse onun yüzüne bakmam lazım. O anne nasıl bir anne?” değerlendirmesinde bulundu.

    Neler oldu?

    Timur Cihantimur, yaşanan kazanın hemen ardından annesi Eylem Tok ile Mısır üzerinden ABD’ye kaçtı. Türkiye, ABD’den iki ülke arasındaki suçluların iadesi anlaşmasına göre ikisinin de iadesini istedi. Cihantmur ve annesi 14 Haziran’da Boston’da yakalandı. İlk duruşmalarında hakim karşısına çıkan anne Tok ve oğlu Cihantimur’un, Türkiye’ye iade dava dosyalarının ayrılmasına karar verildi.

    20 Haziran’da yapılan duruşmada ABD vatandaşı olan Cihantimur’un avukatları müvekkillerinin Türkiye’ye iade edilmek istemediğini, işlediği suçun bir kaza olduğu savundu.

    Avukatları, Cihantimur’un gözetim altında tutulduğu yerde ABD’de bilinen cezaevi şartlarını yaşamak zorunda kaldığını belirterek, “Sanığın hiçbir sabıkası yok. Türkiye’de büyümüş olsa da bir Amerikan vatandaşı. Şu an içinde bulunduğu şartlarda sivil hakları elinden alınmış ve psikolojisi bozulmuş bir halde. Alması gereken reçeteli ilaçlarına bile ulaşamıyor. İlaçlarını alamadığı için bazı semptomlarıyla karşı karşıya. Elimizde kaçma veya tehlike riski olmadığına dair açık ve ikna edici kanıtlar var” dedi.

    Yargıç Cabell, Cihantimur’un tutukluluğunun devamına karar verdi.

     

     


  • Ataşehir’de “Uluslararası Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları Günü” dolayısıyla panel düzenlendi

    Ataşehir’de “Uluslararası Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları Günü” dolayısıyla panel düzenlendi


    Ataşehir’de, “Kız Çocuklarını ve Kadınları Desteklemek; Sanat, Bilim ve Refahı Sınırların Ötesinde Bütünleştirmek” temalı panel düzenlendi.

    Marie Curie Mezunları Derneğince Ahmet Keleşoğlu Fen Lisesi Konferans Salonu’nda “Uluslararası Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları Günü” dolayısıyla gerçekleştirilen panele, Ataşehir Kaymakamı Bekir Dınkırcı, İlçe Milli Eğitim Müdürü İsmail Yıldırım, bilim insanları, akademisyenler, öğretmenler ve öğrenciler katıldı.

    Bahçeşehir Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi ve Marie Curie Mezunlar Derneği Kariyer Gelişimi Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Süreyya Akyüz‘ün moderatörlüğündeki panelde, bilimde kadın ve kız çocuklarının desteklenmesinin, ülkenin refahı ve gelişimi açısından önemine işaret edildi.

    “Bilime yön veren kadınlar” başlığıyla gerçekleştirilen oturumda, Vispera Kurucu Ortağı ve Üst Yöneticisi (CEO) Prof. Dr. Aytül Erçil ile Abdullah Gül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burcu Güngör, kadın ile kız çocuklarının desteklenmesi ve bu alanda atılması gereken adımlara ilişkin bilgiler verdi.

    Panelde ayrıca “Yapay zeka nereye gidiyor?”, “Matematiğin mühendislik problemlerinde kullanımı ve yapay zeka”, “Tarihte kadın bilim insanları”, “STEM’de sınırları aşmak” başlıklı sunumlar yapıldı. (AA)

  • “Hayvan ithalatı yerine yerli üretim desteklenmeli”

    “Hayvan ithalatı yerine yerli üretim desteklenmeli”


    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2024 yılına ait Hayvansal Üretim İstatistikleri’ne göre Türkiye’de toplam hayvan varlığı arttı. Büyükbaş hayvan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2,4 artarak 16 milyon 986 bine, küçükbaş hayvan sayısı ise yüzde 4,8 artarak 54 milyon 903 bine çıktı.

    VOA Türkçe’ye değerlendirmede bulunan tarım uzmanları, bu seviyedeki hayvan varlığının Türkiye nüfusunu beslemekte yeterli olmadığını söylüyor. Tarım Bakanlığı’nın piyasadaki arz-talebi dengelemek ve fiyatları düşürmek için 15 yıldır aralıksız sürdürdüğü hayvan ithalatı politikasını eleştiren uzmanlar, ithalata ayrılan kaynağın giderek artan maliyetlerle boğuşan yerli üreticilere destek olarak aktarılması gerektiği görüşünde.

    “Nüfus artarken hayvan varlığının azalmasıyla et ve süt üretiminde sıkıntılar yaşanıyor”

    2024’te Türkiye’de toplam hayvan sayısının dört yıl öncesine kıyasla düştüğüne dikkat çeken tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım, “2020’de büyükbaş 17,9 milyon baştı. Yani bugün 1 milyon baş daha az hayvanımız var. Küçükbaş da 2020’de 57 milyona kadar ulaşmıştı. Zaten bu hayvan varlığı bizim için yeterli değil ki 2010 yılından bu yana Türkiye kesintisiz olarak hem hayvan hem de et ithalatı yapıyor. Nüfus artarken hayvan varlığının azalmasıyla, et ve süt üretiminde sıkıntılar yaşanıyor. Et ve süt fiyatları Türkiye’de en çok konuşulan ürünler. Özellikle besi hayvanlarındaki yetersizlik nedeniyle et fiyatlarının sürekli arttığını görmek durumundayız. Bu da hem yüksek maliyetler hem de üreticideki fiyatların düşük olmasından kaynaklanıyor” dedi.

    TÜİK rakamlarına göre, Türkiye’de nüfusun 55 milyon olduğu 1991 yılından bu yana hayvan sayısının sınırlı artması da dikkat çekiyor. 1991’de toplam hayvan varlığı, 63 milyon 535 bin 611 baş iken 2024 yılında nüfustaki artışa karşın 71 milyon 888 bin 927 başa ulaştı. Türkiye’de büyükbaş hayvan sayısı 2003’te 9,9 milyona, küçükbaş hayvan sayısıysa 2009’da 26,8 milyona kadar düşmüştü.

    “En büyük maliyet her zaman yem oldu”

    Gelinen noktada yerli üreticilerin hayvancılıktan çekilmesinin nedenlerini açıklayan Yıldırım, “En büyük maliyet her zaman yem oldu. Yem hammaddelerinde Türkiye zaten dışa bağımlı. Süt hayvancılığı yapacaksan damızlık hayvan, besicilik yapacaksan besi hayvanı lazım. Önce hayvanı ithal ediyorsunuz. Sonra hayvana vereceğiniz yemi ithal ediyorsunuz. Bunlar hep ciddi maliyetler. Bakım maliyeti çok yüksek. Çünkü çoban bulunamıyor. O da ithal. ‘Afgan çoban olmasa hayvancılık yapamayız’ diyen bir Ticaret Bakanımız var” diye konuştu.

    TÜİK rakamlarına göre Türkiye’de nüfusun 55 milyon olduğu 1991 yılından bu yana hayvan sayısı sınırlı artmış durumda.

    TÜİK rakamlarına göre Türkiye’de nüfusun 55 milyon olduğu 1991 yılından bu yana hayvan sayısı sınırlı artmış durumda.

    Ticaret Bakanı Ömer Bolat, geçen Temmuz ayında Sabah Gazetesi’ne verdiği röportajda “Ürün o kadar çok ki, çiftçi toplayacak adam bulamıyor. Ciddi bir elemansızlık problemi var. Bu açık yabancı işçilerle de kapatılamıyor. Örneğin bugün 25 bin Afgan çoban gitse tarım, hayvancılık kalmaz” ifadelerini kullanmıştı.

    “Hayvan sayılarının yerine konması gerçekten uzun zaman alacak bir konu”

    VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Dr. Hakan Çakıcı da hayvancılığın azalmasında bölgesel sorunlar yaşandığını anlattı.

    Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi olan Çakıcı, “Geçmiş dönemlerde özellikle Türkiye küçükbaş hayvan varlığıyla övünen bir ülkeydi. Ama geldiğimiz noktada maalesef küçükbaş ve büyükbaş hayvan sayımız yeterli değil. Hayvancılığımız öncelikle Doğu Anadolu bölgemizde çok yaygın ve etkiliydi. Fakat burada gerek iklim değişikliği ile meraların kaybı sözkonusu oldu gerekse zaman içerisinde terörün etkisiyle bu otlatma ve çobanlık sistemindeki sorunlar nedeniyle, hayvancılıkta maalesef geriye gitme oldu” dedi.

    Çakıcı, “Hayvan sayısındaki gerileme nedeniyle gıda güvenliği anlamında vatandaşın ete ulaşması için mecburen ithal rejimine geçilmiş oluyor. Bu ithalat zorunluluktan, piyasadaki fiyatı dengelemek için yapılıyor ama süreç içerisinde yerli üretimi de geliştirecek tedbirlerin alınması gerekiyor. Bunlara bir an evvel geçilmesi gerekiyor ki bu hayvan sayılarının yerine konması gerçekten uzun zaman alacak bir konu” ifadesini kullandı.

    “Her yapılan ithalat üreticiyi üretimden biraz daha uzaklaştırıyor”

    Tarım uzmanı Yıldırım ise gelinen aşamada hayvan ithalatının artık zorunluluktan çıktığı ve iktidarın tercihine dönüştüğü görüşünde.

    Kuraklık yaşanması ve hükümetin hayvancılık destek politikalarının değişmesiyle hayvan varlığının en düşük seviyeyi gördüğü 2010 yılından bu yana ithalata ara verilmediğini vurgulayan Yıldırım, “Bu artık ithalat sarmalına döndü. Hayvan varlığı azalıyor, fiyatlar artıyor, fiyatlar artınca bunu düşürmek için tekrar ithalat yapılıyor. Her yapılan ithalat üreticiyi üretimden biraz daha uzaklaştırıyor. Et ve Süt Kurumu normalde 1952’de kurulduğunda ülke hayvancılığını geliştirmek ve üreticiyi desteklemek amacıyla kurulmuştu. Ama 2010 yılından bu yana bir ithalat ofisi gibi çalışıyor” dedi.

    Ramazan ayında da Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Et ve Süt Kurumu tarafından 40 bin baş kasaplık hayvan temin edilerek piyasaya sunulacağı kararı alındığını hatırlatan Yıldırım, “2024’ün başlarında 400 liraya kadar çıkan karkas et, şu anda 370-380 liraya geldi. Bunun daha da altına düşmüştü. Bir üretici daha önce 400 liraya sattığı karkas eti, şimdi bu kadar maliyetler artmasına rağmen daha düşük fiyatla satıyor. O da zarar edince sektörden çekiliyor. O yüzden hayvan varlığı bu nedenle azalıyor. Ramazan’da önlem alıp ‘et fiyatı aman artmasın’ deyince bir anlamda baskılıyorsunuz piyasayı. Daha sonra o baskı daha büyük fiyat artışlarına neden olabiliyor. Zaten bunu artık piyasada da biliyor, o yüzden Ramazan’ı beklemeden zamlar yapılıyor. Bu ertelenen zamlar yapıldığı için Ocak ayı enflasyonu yüzde 5’in üzerine çıktı” şeklinde konuştu.

    “Bundan sonra Türkiye istese bile bazı dönemler hayvan da bulamayacak”

    İktidarın ithalata dayalı politikasının gıda güvenliğini tehdit eden boyutu olduğunu da kaydeden Yıldırım, “Elbette ithalat gerekiyorsa onu da yapabiliriz ama bunu planlı bir şekilde yapmak ve Türkiye’nin hayvan ıslahını, hayvan ırkını geliştirip kendi ihtiyacı olan hayvanları Türkiye’de üretmek gerekiyor. Çünkü bundan sonra Türkiye istese bile bazı dönemler hayvan da bulamayacak. Bugün Uruguay’dan, Brezilya’dan hayvan alıyoruz. Ama Uruguay ve Brezilya artık ‘Ben size artık hayvan vermeyeyim, et satayım’ diyor. Çünkü onlar açısından katma değeri daha yüksek. Dolayısıyla Türkiye’nin kendi üretimini arttıracak bir modele geçmesi gerekiyor” dedi.

    2024’te 600 bin baş, 2025’te ise 520 bin baş besilik hayvan ithalatı yapılacağı yönündeki açıklamaları hatırlatan Yıldırım, “Bu kaynağın destek olarak üreticiye ve üretime dönmesi lazım artık. Yoksa sürekli ithal edip yiyeceğiz, sonra tekrar ithal edeceğiz. Bu sarmalı kırmak lazım” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’de hayvancılığa verilen desteklerin son yıllarda azaldığını söyleyen Yıldırım, “Türkiye’nin tarıma verdiği bir destekleme bütçesi var. Her sene açıklanıyor. Bu yıl çiftçiye ödenecek toplam destek 135 milyar lira. Beş yıl önce bu destekler içerisinde hayvancılığın payı yüzde 30’un üzerindeydi. Bu yıl yüzde 21’e kadar düşüyor. Yani giderek hayvancılığa verilen desteğin payı azalınca hayvancılık daha az desteklenmiş oluyor” dedi.

    “Sürdürülebilirlikle ilgili sıkıntılarımız var hayvancılıkta”

    İthalatın geçici bir çözüm olduğunu savunan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Dr. Çakıcı da, “Yerli üreticinin desteklenmesi, hayvan sayısının arttırılması zaman içerisinde yavaş yavaş olacak bir şey. Özellikle yakın zamanda yaşadığımız ekonomik sıkıntılar, süt hayvanlarının kesilmesi, hayvan sayısının hızla azalması gerçekten yerine konulması zor olan, zaman isteyen konular. O yüzden verilen destekler çok önemli” dedi.

    Bakanlığın üreticilere yeni hayvan sağlanmasına yönelik destekleri olduğunu kaydeden Çakıcı, “Ancak bizim sürdürülebilirlikle ilgili sıkıntılarımız var hayvancılıkta. Özellikle yem konusunda üreticiler maliyetlerinin desteklenmesini istiyor. Yeni Havyan vermek, düve vermek konusundan öte maliyetlerin azaltılması anlamında, yem ve diğer desteklerin arttırılmasını istiyorlar” diye konuştu.

    Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bu ay katıldığı bir televizyon programında, Kırsalda Bereket, Hayvancılığa Destek Projesi kapsamında, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (TİGEM) elindeki gebe büyükbaş hayvanların uygun maliyetlerle üreticilere verileceğini söylemiş, “Projeyle amacımız, Türkiye’nin kırmızı ette yerli üretimini artırmak ve ithalatı azaltmak. Bunu yapmaya çalışırken verim ve kaliteye de önem veriyoruz. Burada verilecek hayvanlar etçi ve damızlık olacak” demişti.

    Yumaklı, 200 baş altı kapasitedeki hayvancılık işletmeleriyle ilk kez hayvancılık yapacak genç kadınların projeden faydalanabileceğini belirtmişti.