Etiket: Zühtü Arslan

  • AYM Başkanlığına Kadir Özkaya seçildi: Can Atalay kararında nasıl tutum almıştı?

    AYM Başkanlığına Kadir Özkaya seçildi: Can Atalay kararında nasıl tutum almıştı?



    Anayasa Mahkemesi Başkanlığı seçiminde sonuç belli oldu.

    Zühtü Arslan’ın görev süresinin 20 Nisan’da dolacak olması nedeniyle yapılan seçimde yeni başkan Kadir Özkaya oldu.

    AYM Başkanlığına Kadir Özkaya seçildi: Can Atalay kararında nasıl tutum almıştı? - Resim : 1

    Kadir Özkaya 9 oyla başkan seçilirken, Yusuf Şevki Hakyemez 6 oy aldı.

    Kadir Özkaya, TİP’ten milletvekili seçilmesine rağmen serbest bırakılmayan Gezi tutuklusu Can Atalay’ın bireysel başvurusunda, ‘ihlal’ yönünde görüş bildiren AYM üyelerinden biriydi.

    KADİR ÖZKAYA KİMDİR?

    AYM’nin internet sitesinde Kadir Özkaya’nın biyografisi ile ilgili şu bilgiler verildi:

    “1963 yılında Tarsus’ta doğmuştur. Bandırma Ortaokulunun ardından Tapu Kadastro Meslek Lisesini bitirmiş, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden 1985 yılında mezun olmuştur.

    Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde memurluk, Tarım Kredi Kooperatiflerinde kontrolörlük görevlerinde bulunmuştur. 4/2/1991 tarihinde başladığı idari yargı hâkimlik stajını tamamladıktan sonra 13/5/1993 tarihinde Danıştay tetkik hâkimliğine atanmıştır. 2004 yılı Kasım ayına kadar bu görevini sürdürmüştür. 21/10/2005 tarihinde ise Kasım 2004’te geçici olarak görevlendirildiği Anayasa Mahkemesi raportörlüğü görevine atanmıştır. Bu görevi yürütmekte iken 2011 yılında, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından Danıştay üyeliğine; 18/12/2014 tarihinde de Sayın Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmiş ve 22/12/2014 tarihinde göreve başlamıştır.

    2002 yılında Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Kamu Yönetimi Uzmanlık Programı’nı Yerel Yönetimlerinin Seçilmiş Organlarının Organlık Niteliklerini Yitirmeleri konulu tezi ile bitirmiştir. Açıklamalı İçtihatlı İdari Yargılama Usulü Kanunu ve Belediye Başkanları Meclis Üyeleri ve Muhtarların Soruşturulmaları Yargılanmaları ve Düşürülmeleri isimli ortak çalışma ürünü iki kitabı bulunmaktadır.

    Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca 12/3/2020 ve 5/3/2024 tarihlerinde yapılan toplantıda iki kez Anayasa Mahkemesi başkanvekilliğine seçildi.

    Ayrıntılar gelecek…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Zühtü Arslan dönemi sona eriyor: Anayasa Mahkemesi’nin yeni başkanı 21 Mart’ta belirlenecek

    Zühtü Arslan dönemi sona eriyor: Anayasa Mahkemesi’nin yeni başkanı 21 Mart’ta belirlenecek



    Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan’ın görev süresinin dolacak olması nedeniyle yeni başkanın seçimi için tarih, 21 Mart olarak belirlendi.

    Arslan’ın Yüksek Mahkemedeki 12 yıllık görev süresinin 20 Nisan’da dolması nedeniyle başkanlık seçimi süreci 20 Şubat’ta başlamıştı.

    Bu kapsamda, 21 Mart, Anayasa Mahkemesi’nin yeni başkanını seçmek için yapılacak seçim tarihi olarak belirlendi. Seçimde, görev süresinin dolacak olması nedeniyle Arslan aday olamayacak ancak oy kullanabilecek. Yüksek Mahkemenin diğer üyeleri başkan adayı olabilecek.

    Genel Kurulda yapılacak seçimde 15 üyeden en az 8’inin oyunu alarak salt çoğunluğu sağlayan aday, 4 yıllığına Anayasa Mahkemesi Başkanlığı görevini üstlenecek. Hiçbir üyenin yeterli çoğunluğu sağlayamaması halinde ise seçimlere devam edilecek.

    KULİSLERDE İRFAN FİDAN’IN ADI GEÇİYOR

    T24 Ankara Temsilcisi Gökçer Tahincioğlu’nun haberine göre kulislerde, son seçimde ismi AYM Başkanlığı için geçen ancak sürpriz biçimde Arslan karşısında seçimi kaybeden eski İstanbul Başsavcısı İrfan Fidan’ın yeni AYM Başkanı olabileceği konuşuluyor. Yargıtay kontenjanından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilebilmesi için Hakimler Savcılar Kurulu tarafından 27 Kasım 2020’de Yargıtay üyeliğine atanan Fidan, Yargıtay’da fiilen hiç görev yapmamasına rağmen AYM üyeliği seçimine girmiş ve en yüksek oyu alan isim olmuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan da en yüksek oyu alan üç Yargıtay üyesi arasından Fidan’ı 25 Ocak 2021’de Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Anayasa Mahkemesi’nde kritik dönemeç: Erdoğan üç üye atayacak, güç savaşı kızışacak…

    Anayasa Mahkemesi’nde kritik dönemeç: Erdoğan üç üye atayacak, güç savaşı kızışacak…



    Yargıtay ile yaşadığı Can Atalay krizi nedeniyle gözlerin çevrildiği Anayasa Mahkemesi, gelecek yıl kritik bir döneme giriyor: 15 üyeye sahip olan AYM’nin üç üyesinin görev süresi 2024 yılında dolacak. Danıştay kökenli olan üye Muammer Topal’ın 12 yıllık görev süresi 29 Ocak 2024’te dolacak.

    Anayasa’ya göre yükseköğretim kontenjanından atanan AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın görev süresi ise 17 Nisan’da sona erecek. Görev süresi dolacak üçüncü isim ise Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olarak görev yaparken “üst düzey yönetici” kontenjanından AYM üyeliğine getirilen Emin Kuz olacak. Kuz, 12 Mayıs’ta AYM’den ayrılacak. Bu üç üyeyi, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül atamıştı.

    ERDOĞAN ÜÇ ÜYE ATAYACAK

    DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; Anayasa’ya göre görev süresi dolacak bu üç üyenin yerine ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atama yapılacak.

    Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı döneminde AYM’ye yedi üye atamıştı. Üç üyeyle birlikte Erdoğan’ın atadığı üye sayısı 10’a çıkacak. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün atadığı üyeler arasında başkan vekili Hasan Tahsin Gökcan ile üye Engin Yıldırım kalacak. Kalan üç üyeyi ise TBMM seçmişti.

    ERDOĞAN’IN ATAMALARI DENKLEMİ DEĞİŞTİRECEK

    Erdoğan’ın yapacağı atamalar ise AYM’deki denkleme doğrudan etki yapacak. Zühtü Arslan ve Emin Kuz, Yüksek Mahkeme’de “muhalif” duruş sergileyen ve hak ihlalleri ile kritik yasaların iptal edilmesi yönünde oy veren altı üye arasında yer alıyordu. Zaman zaman üç üye de bu gruba destek veriyordu. Böylece sürpriz ihlal veya yasa iptali kararları çıkıyordu. Ancak bu iki ismin ayrılacak olması nedeniyle muhalif üye sayısı dörde düşecek ve AYM’de ihlal yönünde kararların çıkması zorlaşacak.

    Muammer Topal ise AYM içinde iktidara yakın görünen üyeler arasında yer alıyor. Topal, son olarak Can Atalay kararında hak ihlali olmadığı yönünde oy veren üyeler arasında bulunuyordu.

    AYM BAŞKANI KİM OLACAK?

    Öte yandan Zühtü Arslan’ın görev süresinin dolacak olması nedeniyle nisan ayına kadar AYM Başkanlığı seçimi yapılması gerekiyor. Geçen yıl yapılan seçimde, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın İrfan Fidan’ı işaret etmesine karşın Zühtü Arslan sekiz oyla yeniden başkan seçilmişti. Fidan ise beş oy alabilmişti.

    Ancak başkanlık seçiminde görev süreleri devam ettiği için Zühtü Arslan ve Emin Kuz oy kullanabilecek.

    AYM’DE HANGİ ÜYE BAŞKANLIK İSTİYOR?

    AYM kulislerinde, İrfan Fidan’ın başkanlık iddiasını sürdürdüğü öğrenildi. Buna karşılık 17 Ekim 2022’de AYM üyeliğine atanan eski İçişleri Bakan Yardımcısı Muhterem İnce’nin de başkan olmayı istediği dile getirildi. Fidan ve İnce, AYM’nin Can Atalay’a ilişkin iki ihlal kararında da “karşı oy” kullanmışlardı. Kulislerde, bu isimlerin ısrarlı şekilde karşı oy kullanmalarının perde arkasında “başkanlık hesabının” yattığı konuşuluyor.

    Bunlara karşılık üye Basri Bağcı da aday adayı olarak anılan isimlerden. Seçimlerde daha önce Zühtü Arslan’ın başkan olmasını sağlayan sekiz üyenin tavrının ne olacağı, aralarından bir ismi başkan adayı olarak çıkarıp çıkarmayacakları şimdilik bilinmiyor.

    Ancak Yüksek Mahkeme’de 2024 yılı içinde Erdoğan’ın atayacağı üç ismin oy tercihinin, bundan sonraki yasa iptalleri ve hak ihlali kararlarına doğrudan etkisi olacak. Can Atalay kararıyla Cumhur İttifakı’nda AYM’ye olan tepkinin, bu üye değişiminden sonra verilecek kararlarla birlikte azabileceği öne sürülüyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • MHP’nin AYM ‘alerjisi’: Bahçeli’nin yardımcısı ‘AYM kararlarını uygulayın’ diyen Arslan’a tepki gösterdi

    MHP’nin AYM ‘alerjisi’: Bahçeli’nin yardımcısı ‘AYM kararlarını uygulayın’ diyen Arslan’a tepki gösterdi



    Anayasa Mahkemesi’nin kararları yerel mahkemeler tarafından uygulanmazken, AYM Başkanı Zühtü Arslan, “Bireysel başvurunun amacı hukuk sistemini, düzenini, yargının işleyişini hak ihlali üretmeyecek bir noktaya getirmektir” diyerek AYM kararlarının uygulanması çağrısında bulundu.

    AYM’ye yönelik yaptığı çıkışlarla gündeme gelen MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Anayasa Komisyonu üyesi Feti Yıldız, AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın “Hukuk devletinde yorum çeşitliliği vardır ancak ‘yorum kakofonisi’ yoktur. Bunu kontrol edecek ve anayasal hükümlerin yorumlanması ve uygulanmasındaki yeknesaklığı sağlayacak olan da kuşkusuz Anayasa Mahkemesidir” ifadelerine sosyal medya hesabından tepki gösterdi.

    MHP’li isim Zühtü Arslan’ın açıklamaları için ‘Doğrudur’ derken, “Anayasa Mahkemesi yargısal aktivizmde bulunamaz” yorumunda bulundu.

    Yıldız paylaşımının devamında şunları yazdı:

    “Anayasa Mahkemesi yargısal aktivizm de bulunamaz. Yasama organın yerine geçerek norm da ihdas edemez, mevcut olan normu da görmezden gelemez, anayasayı yeniden yorumlayamaz.”

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AYM Başkanı Zühtü Arslan’dan ‘AYM’nin kararlarını uygulayın’ çağrısı: Yeni bir ihlal kararı beklemeden ilkeleri esas alarak karar verilsin

    AYM Başkanı Zühtü Arslan’dan ‘AYM’nin kararlarını uygulayın’ çağrısı: Yeni bir ihlal kararı beklemeden ilkeleri esas alarak karar verilsin



    Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, bugün İzmir’de “Bireysel Başvuru Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanması” konulu proje kapsamında 6. Bölge Toplantısı’nda katıldı.

    Başta yargı organları olmak üzere kamu gücünü kullanan tüm organların, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurularla ilgili kararlarını dikkate alması gerektiğini vurgulayan AYM Başkanı Zühtü Arslan “Hepimizin ortak sorumluluğu Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına adım attığımız şu günlerde bireysel başvuruyu etkili bir şekilde uygulamaktır” dedi.

    Arslan, hukuk devletlerinde yorum zenginliğinin önemli olduğunu ancak “yorum kakafonisine” yer olmadığını söyledi.

    Zühtü Arslan, AYM’nin bireysel başvuru kararlarına uyulması konusunda mahkemelere ve kamu gücünü kullanan tüm organlara çağrı yaparak “Anayasa Mahkemesi’nden yeni bir ihlal kararı beklemeden kamu gücü kullanan organların burada belirlenen ilkeleri ve esasları dikkate alarak karar vermesi gerekir” diye konuştu.

    ‘ANAYASA MAHKEMESİ KİMSESİZLERİN KİMSESİ’

    Burada açıklama yapan Arslan, şunları dile getirdi:

    Hukuk devleti Cumhuriyet’in temelidir. Hukuk devleti, Cumhuriyet’in diğer nitelikleri olan insan hakları, demokrasi, sosyal devlet, laiklik gibi niteliklerin de temel niteliğidir. Bu nedenle AYM gerek norm denetiminde gerekse bireysel başvuruda ölçü norm olarak en fazla Anayasa’nın 2. maddesini, 2. maddede de en fazla hukuk devletini kullanmaktadır. Cumhuriyet’in ve aynı zamanda anayasal kimliğin banisi olan Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetle ilgili çok farklı tanımlar yapmıştır. Bunlardan bireysel başvuruyu en yakından ilgilendiren sözü, ‘Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir’ sözüdür. Kimsesizlerin kimsesi olma görevi ve sorumluluğu en fazla yargıya düşmektedir. Bireysel başvurunun kabul edildiği 2010 yılından, uygulamaya geçtiği 2012 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Atatürk’ün gösterdiği gibi kimsesizlerin kimsesi olma yolunda çok önemli görevler icra etmektedir. Baktığımızda bireysel başvuruda Türkiye’nin hemen her kesiminden herkes bir şekilde temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasıyla AYM’ye gelebilmektedir.

    ‘BİREYSEL BAŞVURU İLE BİR DÖNÜŞÜM YAŞAMIŞTIR TÜRKİYE’DE’

    AYM, bireysel başvurudaki kararları verirken temel anayasal meseleleri de ele almakta, konuya ilişkin ilkeleri, standartları belirlemekte. Dolayısıyla sadece başvurucunun kişisel zararını gidermekle yetinmemektedir. Bireysel başvurunun Türkiye’deki temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunması ve koruna standartlarının yükseltilmesi için getirildiği açıkça anayasa koyucunun ifadesinde karşımıza çıkmaktadır. Bireysel başvuru ile sadece AYM değil tüm hukuk sistemi bir dönüşüm yaşamıştır Türkiye’de. Bu anlamda bireysel başvurunun devrimci bir özelliği vardır, hukuk sisteminde hatta bir devrim yaratmıştır. Hukukun anayasallaşması olarak ifade edilen bir süreç başlamıştır ve bu süreç çok önemli bir noktaya ulaşmıştır bugün itibarıyla. Her alanda anayasa artık çok daha fazla kullanılan bir üst norm haline gelmiştir, bu hem doktrinde böyledir hem de yargı kararlarında böyledir. Bu beraberinde anayasa hükümlerinin yeknesak bir şekilde yorumlanması zorunluluğunu getirmiştir. Çünkü mahkemeler, Anayasa’nın 138. maddesi uyarınca anayasaya uygun karar vermek durumunda olan kurumlardır.

    ‘BİREYSEL BAŞVURUNUN AMACI…’

    Bunu yaptıklarında da kaçınılmaz olarak anayasal hükümleri yorumlamak durumundadır. Ve birden fazla yorumcunun olduğu yerde birden fazla yorum vardır. Bu yorum farklılığı demokratik hukuk devletleri için bir zenginliktir hiç kuşkusuz. Çünkü her başta yargı kurumları olmak üzere her kurum anayasayı yorumlayabilirler. Demokratik hukuk devletlerinde buna yer vardır ama bir şeye yer yoktur; yorum kakofonisine yer yoktur. Yorum kakofonisi, yorum karmaşası demokratik hukuk devletlerinin kabul edebileceği bir şey değildir çünkü bu ortaya çıktığında farklı kişilere farklı hukukun uygulanması gibi bir sorunla karşı karşıya kalırız. Bu durumda anayasa hükümlerinin yeknesak şekilde yorumlanması sorunu karşımıza çıkıyor, bu sorunu çözecek organ da anayasayı yorumlamak ve uygulamakla görevli olan AYM’dir. AYM, anayasa hükümlerini özellikle temel hak ve özgürlüklere ilişkin anayasal maddeleri nihai ve bağlayıcı şekilde yorumlama yetkisine sahip olan bir yüksek mahkemedir. Dolayısıyla objektif etkiyi bu çerçevede tartışmamız gerekiyor.

    ‘ANCAK OBJEKTİF ETKİYLE MÜMKÜN’

    Bireysel başvuru henüz 11 yılını yeni tamamladı, 11 yıllık bir süre böylesine radikal bir kurumun, hukuk sistemini kökten etkileyen bir kurumun bir anda yerleşmesi bakımından yeterli bir süre değildir. Objektif etkiyi biz bireysel başvurunun amacı bağlamında tartışmak durumundayız. Nedir o amaç; ihlallerin önlenmesi, yeni ihlallerin engellenmesi ve ihlalin kaynağının kurutulmasıdır. Bireysel başvurunun amacı tek tek herkesin temel hak ve özgürlüklerle ilgili hak ihlali iddialarını ele alıp çözüm bulmak değildir olamaz da. Bireysel başvurunun amacı hukuk sistemini, düzenini, yargının işleyişini hak ihlali üretmeyecek bir noktaya getirmektir. Bu da ancak objektif etkiyle mümkündür.

    ‘BİREYSEL BAŞVURUYU ETKİLİ ŞEKİLDE UYGULAMA HEPİMİZİN ORTAK SORUMLULUĞU’

    AYM bireysel başvuru yoluyla bugün itibarıyla baktığımızda hemen her hak grubuyla, anayasal hakla ilgili temel ilke ve esasları belirlemiştir. Bilhassa bireysel başvurunun kişisel konumuyla ilgili olmayan, bundan bağımsız olarak AYM’nin yapısal sorun tespit ettiği alanlarda artık AYM’den yeni bir ihlal kararı beklemeden kamu gücü kullanan organların burada belirlenen ilkeleri ve esasları dikkate alarak karar vermesi gerekir. Aksi takdirde biz anayasa koyucunun iradesine de aykırı davranmış oluruz. Anayasa koyucu irade, 2010 yılında bireysel başvuruyu getirirken tek tek her bir vatandaşın bireysel başvuruda hak ihlalini AYM çözsün diye getirmedi. AYM verdiği kararlarla ihlal üreten nedenleri ortadan kaldırsın diye getirdi. Objektif etki konusunda AYM’nin verdiği kararlardaki ilke ve esasların dikkate alınması konusunda çok daha hassas olmamız gerekiyor. Bu hepimizin ortak sorumluluğu, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına adım attığımız şu günlerde bireysel başvuruyu etkili şekilde uygulama, hayata geçirme sadece AYM’nin görevi değildir. AYM ile birlikte tüm anayasal kurumların ve kuruluşların görevidir. Bireysel başvuru, 100 yıllık Cumhuriyet’in en önemli kazanımlarından biridir. Bu kazanımı korumak, geliştirmek, yeni yüzyıllara bu kurumu etkili, verimli bir hak arama yolu olarak taşımak hepimizin görevidir. AYM bu görevini yerine getirmek için canla başla çalışıyor.”

    NE OLMUŞTU

    Anayasa Mahkemesi, milletvekili seçilmesine rağmen serbest bırakılmayan TİP Hatay Milletvekili Can Atalay için ‘hak ihlali’ kararı vermiş ancak karara rağmen Atalay serbest bırakılmamıştı.

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AYM Başkanı Arslan’dan mesajlar: Mahkeme kararları değiştirilmeden uygulanmalı, yargı bağımsız olmazsa hukuk devleti olmaz

    AYM Başkanı Arslan’dan mesajlar: Mahkeme kararları değiştirilmeden uygulanmalı, yargı bağımsız olmazsa hukuk devleti olmaz



    Asya Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar Birliği (AAMB) bünyesinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından Uluslararası Yaz Okulu programının bu yıl 11’incisi Ankara’da bir otelde düzenlendi.

    Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, program kapsamında Salı günü Ankara’da katıldığı bir panelde, hukuk devlet ve yargı bağımsızlığına yönelik açıklamalarda bulundu.

    “YARGININ DİĞER DEVLET ERKLERİNİN KONTROLÜ ALTINDA OLMASI HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN SONU OLUR”

    Arslan, “Yargı bağımsızlığı sadece hukuk devletinin değil, kuvvetler ayrılığı ilkesinin de zorunlu bir sonucudur. Kuvvetler ayrılığı, yargının yasama ve yürütmenin müdahalesinden uzak olmasını gerektirmektedir. Yargının diğer devlet erklerinin kontrolü altında olması hak ve özgürlüklerin sonu olur” diye konuştu.

    “YARGI BAĞIMSIZLIĞI TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN BAŞLICA GÜVENCESİDİR”

    AYM Başkanı Arslan, programda “Demokratik Hukuk Devletinin Alameti Farikası Olarak Yargı Bağımsızlığı İlkesi” başlıklı bir konuşma yaptı. Yargı bağımsızlığının sadece adil yargılanma hakkının bir güvencesi olmadığını belirten Arslan, “Türk Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgulandığı üzere, yargı bağımsızlığı adil yargılanma hakkının yanında, diğer tüm temel hak ve özgürlüklerin de başlıca ve en etkin güvencesidir” dedi.

    Arslan şu ifadeleri kullandı:

    “Devlet, tanımı icabı toplumun hukuk kuralları zemininde örgütlenmiş halidir. Şiddet tekeli olarak devletin meşruiyeti hukuka bağlıdır. Hukukun kişilerin adaleti tesis ederek hak ve özgürlükleri koruyacak şekilde uygulanması da bağımsız yargının varlığına bağlıdır. Öte yandan, yargı bağımsızlığı sadece hukuk devletinin değil, kuvvetler ayrılığı ilkesinin de zorunlu bir sonucudur. Kuvvetler ayrılığı, yargının yasama ve yürütmenin müdahalesinden uzak olmasını gerektirmektedir. Yargının diğer devlet erklerinin kontrolü altında olması hak ve özgürlüklerin sonu olur.”

    “HÂKİMLER ETKİ ALTINDA KALMAMALI”

    Konuşmasının devamında mahkemelerin bağımsızlığına da değinen Arslan, Anayasa’nın “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138’inci maddesine atıfta bulundu. Arslan, “Bu madde biri mahkemelere ve hâkimlere diğeri de yargı dışı aktörlere yönelik yükümlülüklere yer vermektedir. Öncelikle yargı bağımsızlığı yargı tarafsızlığını temine yönelik olarak, hâkimlerin hiçbir etki altında kalmadan vicdani kanaatlerine göre karar vermesini ifade eder. Anayasa Mahkememizin ifadesiyle, bağımsızlık ‘hâkimin çekinmeden ve endişe duymadan, hukukun öngördüğü gereklerden başka herhangi bir dış etki altında kalmadan’ serbestçe karar verebilmesi anlamına gelir. Bu anlamda yargı bağımsızlığı ‘adaletin dolaylı dolaysız her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak bir şekilde dağıtılması amacını gütmektedir” diye konuştu.

    Arslan, esasen yargı bağımsızlığının, hâkimin tarafsızlığını sağlamanın da ön şartı olduğuna dikkat çekti. Hâkimin tarafsızlığının onun tarafların leh ve aleyhlerinde bir düşünce ve önyargıya sahip olmamasını ifade ettiğini anlatan Arslan, şu görüşleri dile getirdi:

    “Hâkimin tarafsız olduğu konusunda taraflarda bir kanaatin oluşması çok önemlidir. Bunun için hâkimin çok dikkatli olması, elindeki adalet terazisini kuyumcu hassasiyetiyle tutması gerekir. İslam’ın Dört Halifesinden ikincisi olan Hz. Ömer, Basra’ya hâkim olarak tayin ettiği Ebu Musa’ya yazdığı mektupta hâkimin önüne gelen davada taraflara bakışlarında bile eşit davranmak suretiyle karar vermesi gerektiğini belirtmiştir.”

    “KİMSE MAHKEMELERE EMİR VE TALİMAT VEREMEZ”

    Anayasa’nın 138’inci maddesinin “yargı dışı aktörlere yönelik açık ve kesin bir dille uyarılarda bulunduğunu” da dile getiren Arslan, bunların başında “müdahalesizlik anlamında negatif yükümlülüğün” olduğunu kaydetti.

    Arslan, “Buna göre hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde dahi bulunamaz. Anayasamız yasama organı için bu müdahale yasağını özel olarak düzenlemiştir. Görülmekte olan bir dava hakkında yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin olarak parlamentoda soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz” dedi.

    “MAHKEME KARARLARI DEĞİŞTİRİLMEDEN VE GECİKTİRMEDEN UYGUNLANMAK ZORUNDA”

    Arslan, Anayasa’nın yargı bağımsızlığı konusunda kamu gücü kullananlara yüklediği pozitif yükümlülüğün ise yargı kararlarının etkili icrası olduğunu kaydetti. Bu yükümlülüğün yargı bağımsızlığının tamamlayıcı unsuru olduğunu belirten Arslan, yasama, yürütme ve idare makamlarının mahkeme kararlarını değiştirmeden ve geciktirmeden uygulamak zorunda olduğunu ifade etti.

    AYM’nin verdiği Cumartesi Anneleri’yle ilgili karar, aylardır uygulanmıyor. Konuyla ilgili yapılan başvurulardan ise sonuç alınmadı. Her cumartesi günü İstiklal Caddesi’nde buluşan Cumartesi Anneleri, AYM’nin kararına rağmen gözaltına alınmaya devam ediliyor.

    Yargı bağımsızlığı konusunda toplumsal algının önemine vurgu yapan AYM Başkanı, “Mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsız ve tarafsız olmaları yetmez, öyle olduklarının da bilinmesi gerekir. Bu nedenle hukuk devleti yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı görünümüne zarar verecek davranışlardan kaçınmayı gerektirmektedir” dedi.

    “Yargı mensuplarının kirlenmemiş ve prangasız bir vicdana sahip olmaları” gerektiğini kaydeden hukukçu, “Bu kuşkusuz kolay değildir, zira hiçbirimiz steril bir dünyada yaşamıyoruz. Ne var ki, hâkimlik tam da böyle bir ortamda ter temiz bir vicdanla adaleti tesis etmeyi gerektiren bir meslektir” dedi.

    BAHÇELİ TEPKİ GÖSTERMİŞTİ

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, dün yaptığı açıklamada HDP hakkında açılan kapatma davasında henüz karar vermeyen Anayasa Mahkemesi’ne sert tepki göstermişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***