Etiket: Zekeriya Yapıcıoğlu

  • Cumhurbaşkanlığından HÜDA-PAR’a ‘4. Madde’ Cevabı: Tartışma Konusu Değil

    Cumhurbaşkanlığından HÜDA-PAR’a ‘4. Madde’ Cevabı: Tartışma Konusu Değil


    Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, HÜDA-PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun anayasadaki 4. maddeyi tartışmaya açmasında uzun bir yanıt verdi. Uçum, “Aktüel gündeme bakılırsa aslında ilk üç maddedeki esaslar tartışma konusu değil. Türkiye toplumunun ilk üç madde konusunda genel mutabakatı olduğu görülüyor” dedi.


    HÜDA-PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, katıldığı bir programda anayasanın ilk 4 maddesini tartışmaya açmasının yankıları sürüyor. Anayasanın ilk 3 maddesinin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğini vurgulayan 4 maddeyi hedef alan Yapıcıoğlu’na CHP Lideri Özgür Özel’den “HÜDA PAR’a bir sözüm yok; mikroba sen niye hastalık yapıyorsun diye soramazsın” yanıtı gelmişti.

    Zekeriya Yapıcıoğlu ise Özel’e “Özgür Efendi! Sana bir soru soracağım. Zorlanırsan kopya çekmek serbest. Ama çevrendeki beceriksizlere sorarsan sana yanlış yaptırabilirler. ‘Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik umdeleri CHP’nin ana prensipleridir… Tek parti döneminin icabı sayılarak Anayasaya sokulmuş olan bu 6 umdeyi Anayasadan çıkaracağız’ cümleleri hangi partinin seçim beyannamesinde yer almıştır. Sınav süresi, sorunun zorluğu ile mütenasip olarak 72 saattir” diyerek bir soru yöneltmişti.

    Yapıcıoğlu’nun sözlerine hala tepkiler gelirken Beştepe’den ilk 4 madde tartışmasına yorum geldi. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Yapıcıoğlu’nun açtığı tartışmayla ilgili şunları söyledi:

    “Bir sabah notu: Yeni anayasa tartışması bakımından iki konuya açıklık getirmek gerekir:

    1-) İlk üç madde ve değiştirilemezlik ilkesi: Öncelikle belirtelim ki ilk üç maddenin ve ilk üç maddeye ilişkin “değiştirilemezlik ilkesi”nin korunması gerekir. Aktüel gündeme bakılırsa aslında ilk üç maddedeki esaslar tartışma konusu değil. Türkiye toplumunun ilk üç madde konusunda genel mutabakatı olduğu görülüyor. Aktüel açısından mesele gelecek kuşaklar bakımından ilk üç maddeye ilişkin değiştirilemezlik ilkesinin anlamıdır. Bu yönüyle değiştirilemezlik ilkesi yaklaşımı gelecek kuşaklara ülkesel birikimin korunmasıyla ilgili güçlü bir siyasi ve hukuki perspektif sunmak anlamına gelir. Ayrıca değiştirilemezlik ilkesi kurucu neslin gelecek kuşaklara nasihatıdır, söylendiğinin aksine sonraki neslin iradesine ipotek koymak değildir, bu maddeten mümkün de olmaz. Çünkü nihayetinde her kuşak kendi kuruculuğunu yapma hakkına sahiptir. Ancak her yeni kuruculuk önceki neslin birikimine dayanmak zorundadır. Aksi takdirde devletin, ulusun ve ülkenin devamlılığını sağlamak riske girer. Hatta devamlılık sağlanamaz. Diğer deyişle hiçbir yeni kuruculuk geçmişi sıfırlayarak yapılamaz. Nesnel olarak da öznel olarak da bu imkansızdır. Bu nedenle değiştirilemezlik ilkesi ülkesel birliğin ve devamlılığın temeli demektir. Bu temele sahip çıkmak da gelecek neslin ödevidir. Bu ödevi hatırlatacak değiştirilemezlik ilkesini vurgulamak da mevcut neslin görevidir.

    ‘TÜRK VATANDAŞLIĞI İSMİYLE DE İÇERİĞİYLE DE TARTIŞILAMAZ’

    2-) Vatandaşlık: Vatandaşlık toplumun özelliklerine ve çeşitliliğine göre değil; milletin niteliklerine ve birliğine göre belirlenir; vatandaşlık toplumun üyesi olmaktan doğmaz, milletin mensubu olmaktan kaynaklanır. Türk vatandaşlığının içeriğini Cumhuriyet vatandaşlığı oluşturur. Yani Türk vatandaşlığı kurtuluş ve kuruluş sürecinin ortaya çıkardığı olgusal bir vatandaşlıktır. Kesinlikle bir etnisiteye dayanmaz ve asla ırki bir vatandaşlık değildir. Atatürk “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tanımını yapmıştır. Bu tanımdan yola çıkarak belirlemek gerekirse Türk vatandaşlığı Cumhuriyetin kurucusu olan Türk Milletinin mensubu olmaktır. Bu nedenle Türk vatandaşlığı Anayasa ile verilen bir vatandaşlık yani anayasal vatandaşlık değil Anayasa ile tespit ve teşhis edilen ve anayasa ile hukuku oluşturulan vatandaşlıktır. Yeni anayasa Türk vatandaşlığı kavramını elbette koruyacaktır. Çünkü Türk vatandaşlığı kavramı anayasa hukukuyla üzerinde oynanacak yani sadece hukukun konusu olan bir kavram değildir. Türk vatandaşlığı ismiyle de içeriğiyle de tartışılamaz.”

    Kaynak: Gerçek Gündem


    Etiketler

    Anayasa


    Mehmet Uçum


    Zekeriya Yapıcıoğlu

    NOW TV'den Kanal D'ye Büyük Çalım! İddialı Proje Yeniden Başlıyor
    NOW TV’den Kanal D’ye Büyük Çalım! İddialı Proje Yeniden Başlıyor

    AKP’de İmamoğlu Hazırlığı: Ceza İstinaftan Çıkarsa Ne Yapılacak?
    Ceza İstinaftan Çıkarsa Ne Yapılacak?

    Teğmenlerin Kılıçlı Yemini AKP MYK'da! Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 'Dış Bağlantı' Vurgusu
    Teğmenlerin Kılıçlı Yemini AKP MYK’da

    Soda Günde Kaç Bardak İçilmeli? Sodanın Sağladığı 10 Müthiş Etki
    Soda Günde Kaç Bardak İçilmeli? Sodanın Sağladığı 10 Müthiş Etki

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dervişoğlu’ndan HÜDA PAR’a Sert Tepki: ‘Terör Sevici Zihniyet’

    Dervişoğlu’ndan HÜDA PAR’a Sert Tepki: ‘Terör Sevici Zihniyet’


    HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun Anayasanın 4. maddesini hedef alan açıklamalarına İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’ndan sert yanıt geldi. Yapıcıoğlu’nun sözlerine yönelik konuşan Dervişoğlu “Cumhuriyet’le, Türk’le, Türklükle ve Atatürk’le sorunlu terör sevici zihniyet, şimdi de Anayasamızın ilk 4 maddesini hedef aldı” dedi.

    Dervişoğlu, sosyal medya hesabından paylaştığı videoda şu ifadeleri kullandı:

    “Aziz Milletim; Cumhuriyet’le, Türk’le, Türklükle ve Atatürk’le sorunlu terör sevici zihniyet, şimdi de Anayasamızın ilk 4 maddesini hedef aldı. İktidarda kalmak uğruna her türlü tavizi verirseniz olacağı budur. Malazgirt’te adamın elini kaldırırsanız o da gelir Ankara’da parmağını gözünüze sokar işte! Milletimizi ahmaklık ile itham etme konusuna gelince asıl ahmaklık; beni, İYİ Parti’yi ve büyük Türk milletini hesaba katmamaktır. “Anayasa değişikliği” diye fısıldayıp “yeni Anayasa” diye yükselen, taşeronları eliyle de milletin tepki ve sabır sınırlarını ölçen kendini bilmezleri bu vesileyle ikaz ediyorum. İhtiyaç duyduğumuz yeni bir anayasa değil, yeni bir iktidardır. Ve o iktidarın parolası; tek millet değil Türk milleti, tek devlet değil Türk devleti, tek vatan değil Türk vatanı ve tek bayrak değil Türk bayrağı olacaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene!”

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan bayramlaşmak için iki partinin liderlerini aramadı

    Erdoğan bayramlaşmak için iki partinin liderlerini aramadı



    Ramazan Bayramı nedeniyle liderleri arayıp bayramlaşan Erdoğan’ın temasları İletişim Başkanlığı tarafından kamuoyuna duyuruldu. Duyuruda ilginç bir ayrıntı dikkatli gözlerden kaçmadı. Erdoğan sadece DEM Parti Eş Başkanları ile Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ı aramadığı ortaya çıktı. Fatih Erbakan, özellikle İsrail ile yapılan ticaret meselesi yüzünden hükümeti eleştiriyordu.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ramazan Bayramı dolayısıyla siyasi parti liderleriyle görüşerek karşılıklı olarak bayram tebriklerini iletti. İletişim Başkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Erdoğan, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, Hür Dava Partisi Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. Görüşmelerde taraflar birbirlerinin Ramazan Bayramı’nı kutladılar.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HÜDA PAR, Erdoğan’ın projesini nasıl ‘çaldı…’ | ‘Bahçeli ve Erdoğan, 1991 raporunu bu kez HÜDAPAR’a yazdırıyor’

    HÜDA PAR, Erdoğan’ın projesini nasıl ‘çaldı…’ | ‘Bahçeli ve Erdoğan, 1991 raporunu bu kez HÜDAPAR’a yazdırıyor’



    HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun Meclis kürsüsünden “Eyalet sistemi, özerklik ve federasyon gibi yönetim modelleri tartışılabilir diyoruz.” İfadeleriyle yaptığı çıkış kamuoyundan büyük tepki çekerken gazeteci Barış Terkoğlu, Cumhuriyet’teki yazısında HÜDA PAR’ın nasıl AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın projesini ‘çaldığını’ anlattı.

    “Saadetli vekilin ölümünü gürültüyle bastıran AKP’li ve MHP’li vekiller ise sessiz. Haliyle Zekeriya Yapıcıoğlu’nu dinlerken dudaklarımdan o söz dökülüyor: ‘HÜDAPAR Erdoğan’ın projesini çalmış!’” diyen Terkoğlu, yazısında geçmişte yaşanan süreci şöyle anlattı:

    “Hayır, sadece bugün değil. Geçmişin birliktelikleri de benziyor.

    Erdoğan’ın da o dönem parçası olduğu Milli Görüş, 20 Ekim 1991 seçimlerine, ülkücülerle ittifak kurarak girmişti. Alparslan Türkeş’in lideri olduğu Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Aykut Edibali’nin lideri olduğu Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP), Refah Partisi’nin (RP) ortaklarıydı. Erbakan ittifakı “yeni Kuvayi Milliye” olarak tanımlıyordu. Türk-İslam sentezinin mimarı Aydınlar Ocağı, MTTB’nin devamı Birlik Vakfı, muhafazakar işadamlarının kurduğu İş Dünyası Vakfı, dini cemaatler birlikteliği destekliyor, Cumhur İttifakı bir benzerini o yıllarda yaşıyordu.

    İttifakın bir muhalifi vardı: İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan. Sebebi belliydi, ülkücülerle ittifak partinin Kürt tabanını küstüreceği gerçeği. Sahiden de parti teşkilatlarından tepki ayrılıkları yaşandı.

    Sonuçta Milliyetçi-Muhafazakar-İslamcı İttifak yüzde 16.9 oy ile 62 milletvekili çıkardı. Seçimden sonra da dağıldı. O gün aday olduğu halde seçilemeyen iki isim vardı: Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli. 62 vekilden sadece 40’ı RP’nin olmuştu. MÇP 19, IDP 3 vekil çıkarmıştı. Sonuç MÇP için “Ergenekon’dan İkinci Çıkış” diye duyurduğu şekilde başarıydı. RP için ise tatmin edici değildi: 52 günlük ittifakın karşılığında alınan 40 vekil ve kaybedilen Kürtler!”

    Erdoğan’ın milletvekili seçilemediği seçimlerin ardından Kürtlerle açılan aranın kapatılması için rapor hazırlattığını belirten Terkoğlu, raporda geçen ifadeleri ise şöyle aktardı:

    “18 Aralık 1991’de hazırlanan raporda ‘Kürt sorunu” şöyle tanımlanıyordu: “Bugün ‘Doğu’ veya ‘Güneydoğu Sorunu’ olarak adlandırılan sorun aslında bir ‘Kürt sorunu’dur. (…) Sorun gerçekte ulusal bir sorundur, yani bir Kürt sorunudur. (…) Bugün Doğu ve Güneydoğu olarak adlandırılan bölgeler, tarihin en eski devirlerinde ‘Kürdistan’ olarak adlandırılan coğrafyanın içinde yer alan bölgelerdir.’”

    Erdoğan, Kürt sorununa eşlik eden psikolojiyi şöyle tarif ediyordu:

    “1985’den itibaren başlayan PKK saldırıları dolayısıyla bölge bir yanda devlet terörü, öbür yanda da PKK terörü arasında sıkışıp kalmaktadır. Bölge halkı PKK’ya bir biçimde arka çıktığı gerekçesiyle sürekli baskı ve işkence altında tutulmaktadır.”

    O dönem DEM Parti yoktu. Kürt meselesi üzerinden HEP politika yürütüyor ve oy topluyordu. Erdoğan’ın Kürt Raporu HEP’i şöyle tarif ediyordu:

    “Kürt sorununa sahip çıkan ve Kürt halkına yönelik her türlü şiddet, baskı ve zulme karşı çıkan HEP’in kazandığı güç, bu açıdan değerlendirilmelidir. (…) HEP’in bölge halkının acil ve somut talepleriyle yakından ilgilenmesi ona hayli puan toplamaktadır.”

    Erdoğan’ın o dönemki tespitleri HÜDAPAR’ın görüşleriyle neredeyse birebir örtüşüyordu:

    “Devlet, kontrgerillasıyla, özel timiyle, harcadığı trilyonlarca lirasıyla, köy korucularıyla vs. bu sorunun üstesinden gelinemeyeceğini artık anlamış bulunmaktadır. Kemalist Devletin geleneksel zora ve silaha başvurma yöntemi artık iflas etmiştir.”

    Şimdilerde Meclis’teki kınama bildirilerini tartışıyoruz ya…

    Erdoğan’ın Kürt Raporu, partiye bu noktada tarafsız bir çizgi öneriyordu:

    “PKK terörünü kınadığımız kadar devlet terörünü de kınamak. Devlet-PKK çatışmasında devletçi bir safta gözükmemek, devletin eleştiri üslubunu benimsememek; ‘Bölücü’, ‘Terörist’, ‘Ayrılıkçı’ vs…”

    “HELAL BÖLÜCÜLÜK” İZNİ

    Gelelim HÜDAPAR’ın özerklik teklifine…

    O dönem PKK henüz özerklik, eyalet, kanton vs gibi görüşler ileri sürmüyordu. Bağımsız Kürt devleti çağrısı yapıyordu. Erdoğan’ın Kürt raporu ise “yerel parlamentolar”ın kurulduğu otonom, özerk bir çözümden yanaydı:

    “Yerel parlamentoların oluşması ve merkezi devletin küçülmesi Türkiye’de tam demokrasinin yerleşmesi için önemli adımlardır.”

    Erbakan, Erdoğan’a raporu için teşekkür etti. Kırılanları onarmak için, RP “Güneydoğu İzleme Komitesi” kurdu. Erbakan TBMM kürsüsünden ilk kez “Kürt” sözcüğünü telaffuz etti. Nihayetinde rapor, ülkücülerle ittifak yapmış Refah’a Kürtler ile yeniden temas kurmak için bir zemin oluşturuyordu.

    İşte HÜDAPAR’ın sistematik çıkışları tam da Erdoğan’ın 1991 yılındaki raporunun işlevine denk düşüyor. Teşbihte hata olmaz, İsrail, El Fetih’e karşı Hamas’ın önünü açarak “bir miktar İslamcılık”a izin vermişti. AKP-MHP ittifakı da “Kürt Hamas’ı” sayılan HÜDAPAR’a “bir miktar Kürtçülük” yaptırarak Kürt seçmenin oylarını kazanmaya çalışıyor.

    Önümüzdeki dönemin siyasi planlaması iktidar adına iki kritik adıma dayanıyor. Birincisi, CHP’nin bütün ittifaklarından arındırılarak DEM Parti ile başbaşa bırakılması. İkincisi, bir çözüm süreci partisi olarak İmralı müzakereleriyle kurulan HDP’nin yerini DEM Parti alırken, “Türkiyelileşme” siyasetinden vazgeçilerek “bölge partisi” kimliğine dönülmesi.

    İki adım da şehit cenazelerindeki saldırılar eşliğinde gerçekleşirken, HÜDAPAR’a da bir misyon veriliyor. Kürtçülüğün yanına İslamcılığı koyan parti, “helal bölücülük” yaparak Cumhur İttifakı ile Kürtler arasındaki boşluğu dolduruyor. HÜDAPAR’ın bazen DEM Parti’den dahi radikal çıkışlarına AKP ve MHP’nin sessizliğinin sırrı işte burada. 1991 yılında vekil seçilemeyen Bahçeli ve Erdoğan, 1991 raporunu bu kez HÜDAPAR’a yazdırıyor!”

    Yazının tamamı için tıklayın…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu: Laiklik ile milletin sıkıntısı vardır

    HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu: Laiklik ile milletin sıkıntısı vardır



    Cumhur İttifakı ortaklarından ve Hizbullah terör örgütüyle bağlantısı tartışılan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, katıldığı bir TV programında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

    Yapıcıoğlu, Laiklik ve karma eğitim hakkında değerlendirmelerde bulunarak, karma eğitim dayatmasından vazgeçilmesi gerektiğini savundu. Yapıcıoğlu, şu ifadeleri kullandı;

    “LAİKLİK İLE MİLLETİN SIKINTISI VARDIR”

    *Laiklik ile milletin sıkıntısı vardır, çünkü bu millet laikliğin nasıl uygulandığını görmüştür. Laiklik bu memlekette, din düşmanlığı olarak uygulanmıştır. Laiklik bu memlekette; milletin kılığına, kıyafetine Kur’an’ına, ezanına, namazına, camisine, iş hayatına, eğitim hayatına karışmıştır.

    *Millet, inancını yaşama yönelik talep dile getirildiğinde birilerinin, ‘laiklik elden gidiyor’ diye bağırıp çağırdığını milletin bütün özgürlük alanını sadece bu kelimelerle sınırlamaya çalışanları da görüyor ve ibretle onları seyrediyor.

    *Milletin tarihine cahil, örfüne yabancı, inancına düşman, ama kendisini asıl olarak gören azgın bir azınlık var. O azgın azınlık laikliği sürekli bir silah olarak kullanıp; kendi inancını yaşamaya çalışan, ibadetini yerine getirmeye çalışan özellikle mütedeyyin Müslümanlarla uğraşıyorlar.

    *Ama bir rahibenin kılık kıyafeti onları tiksindirmez. Böyle bir anlayışla bizim ve milletimizin elbette ki sorunu vardır.

    “KARMA EĞİTİM DAYATMASINDAN VAZGEÇİLMELİDİR”

    HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu, son günlerde tartışma konusu olan karma eğitim hakkında da konuştu.

    Birçok ülkenin karma eğitim modelinden vazgeçtiğini belirten Yapıcıoğlu, “Bugün bütün dünyada karma eğitimin zararları tartışılıyor görülüyor. ‘Biz karma eğitimi getirdik. Bu sistemle kadın ve erkek eşitliğini sağlayacaktık ama kız çocukları daha fazla ezilir oldu, istismar edilip daha fazla saldırılara maruz kaldılar. Öyleyse acaba biz kız çocuklarımıza yapmış olduğumuz bu haksızlıktan nasıl döneriz, nasıl tekrar bu okulları ayıralım’ diye tartışıyorlar.” dedi.

    “KARMA EĞİTİM EN FAZLA KIZ ÇOCUKLARINA ZARAR VERİYOR”

    Dünya ülkeleri karma eğitim modeline son verirken, Türkiye’deki karma eğitim dayatmasını yapanların ideolojik davrandığını savunan Yapıcıoğlu, şöyle konuştu:

    *Onlar tartışırken bizimkiler tartışma ihtiyacı bile duymuyorlar. Çünkü tamamen ideolojik nedenlerle karma eğitimi savunuyorlar, halen de aynı çizgideler.

    *Birisi ‘yahu şu karma eğitim modelini çokça dayattınız, zorunlu hale getirdiniz, ama biz bundan çok fayda elde edemedik, gelin bunu tartışalım.’ dediğinde yada ‘kendi çocuğunu karma eğitime göndermek isteyen varsa o şekilde göndersin, ama öte tarafta kendi kız çocuğunu ya da erkek çocuğunu karma olmayan; kız çocuğunu kız, erkek çocuğunu erkek okuluna göndermek isteyen varsa onların bu tercihine de saygı duyalım; ya da deneyelim, bakalım eğitimde başarı oranı yükseliyor mu, pedagojik olarak?

    *Bu daha iyi mi daha kötü mü bunu ölçelim?’ derse, buna karşı bilimsel hiçbir şey söylemezler. Sadece ‘vay yobazlar sizi, bu yaptığınızda laikliğe aykırıdır! Asla biz size bunu yaptırmayacağız!’ diyorlar.

    *Bunlar da işte kendine demokrat, bilimselci diyorlar ya da bilimsel çalışmalara değer veren dogmatik olmayan kişiler olarak kendilerini tanıtıyorlar. Ama kendi kafalarındaki dogma, attıkları sloganlardan dolayı o kadar kalıplaşmış ki, onlara bir şey anlatamazsınız. Anlatsanız da kulakları kapalı olduğu için sizi duymazlar.

    *Duysalar da siz söylediğiniz için asla anlamak istemezler, anlasalar bile, haksız olduklarını yüzde yüz görseler bile, ideolojik saiklerinden dolayı daha fazla gürültü çıkararak, sizin sesinizi bastırmak isterler ki, başkaları tarafından sizin sesiniz duyulmasın.

    *Halbuki şu ilmi bir hakikattir ki; karma eğitim en fazla kız çocuklarına zarar veriyor. Mesela haylaz bir erkek çocuğunun durulması için yanına bir kız çocuğu oturturlar. Kız çocuğunun ne olacağını düşünmezler. ‘Hele bir o erkek çocuk uslu olsun da yanına bir tane kız çocuğunu ona kurban edelim’ derler. Karma eğitimin özcesi budur.

    “KARMA EĞİTİMİ HERKESE DAYATMAYIN KARDEŞİM!”

    Karma eğitimden vazgeçilmesi gerektiğini belirten Yapıcıoğlu, şunları kaydetti:

    *Örneğin Japonya İslami hassasiyetlerinden ya da laiklik karşıtlığından dolayı mı kız okulları açıyor? Pek çok ülkede bu var.

    *2012 yılında partimiz kurulduğu zaman yazdığımız parti programımızda yer alan şöyle bir husus var: Diyoruz ki; isteyen kendi çocuğunu sadece erkeklerin ya da sadece kızların okuduğu okula gönderebilmelidir.

    *Karma eğitim dayatmasından vazgeçilmelidir. Karma eğitimi herkese dayatmayın kardeşim! Şu anda ‘Kız İmam Hatip ve Erkek İmam Hatip okulları’ var. Lise okuduğum döneme kadar da ‘Meslek Liselerinde’ kızlar ve erkeklerin okulları ayrıydı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***