Etiket: Yoksulluk

  • Yoksulluk halk sağlığı sorunudur, her 10 çocuktan üçü yoksul

    Yoksulluk halk sağlığı sorunudur, her 10 çocuktan üçü yoksul


    Artı Gerçek – Ankara Tabip Odası, resmi kurumların ve sendikaların hesaplamalarının artan eşitsizliği ve derinleşen yoksulluğu gözler önüne serdiğini belirterek “Yoksulluk halk sağlığı sorunudur. Her 10 çocuktan 3’ü yoksul, sosyal ve ekonomik destek hizmetinden yararlanan çocuk sayısı 2024 Mayıs ayında 170 bin 694’e yükseldi” açıklamasını yaptı.

    Ankara Tabip Odası, X hesabından artan yoksullukla ilgili açıklama yaptı. “Yoksulluk halk sağlığı sorunudur” denilen açıklamada, resmi kurumların ve sendikaların hesaplamalarının artan eşitsizliği ve derinleşen yoksulluğu gözler önüne serdiği belirtildi. Açıklamada, şu değerlendirmelere yer verildi:

    “Açlık sınırı asgari ücreti geçti. Haziran ayında dört kişilik ailenin açlık sınırı 19 bin 44 liraya, yoksulluk sınırı 65 bin 874 liraya yükseldi. Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi, barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamalarının toplam tutarı 30 bin 604 lirayı buldu. Haneler sosyal yardımlarla ayakta kalıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sosyal yardım verilerine göre Türkiye’deki 17 milyon 114 bin 912 yurttaş, yaşamını sosyal yardımlarla sürdürmeye çalışıyor. Haziran itibarıyla sosyal yardıma muhtaç hane sayısı 4,2 milyonu aştı. Türkiye’de yoksulluk ve sosyal dışlanma riski AB ülkelerinden daha fazla. Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındakilerin oranları incelendiğinde Türkiye’de bu riskle karşı karşıya olanların oranı, AB üyesi ülkeler ortalamasının 2 katıdır. Türkiye’de yoksulluk riski altında olanların oranı yüzde 34 iken, AB üyesi ülkelerde bu oran yüzde 21’dir. TÜİK verilerine göre 2023 yılında yoksul çocuk oranı yüzde 31,3 iken, maddi yoksunluk içinde olan çocukların oranı yüzde 33,3’tür. Nüfusa oranlandığında yaklaşık her 10 çocuktan 3’ü yoksuldur. Sosyal ve Ekonomik Destek hizmetinden yararlanan çocuk sayısı 2024-Mayıs ayında 170 bin 694’e yükseldi.

    Yüksek gıda fiyatları nedeniyle halkımız, karbonhidrat, yüksek yağ, yüksek basit şeker ağırlıklı bütçesine uygun öğünlerle karnını doyurmaya yöneliyor. Sofralarda yeterli miktarda protein, taze sebze ve meyve yer almıyor. Bu nedenle obezite, hipertansiyon, diyabet, metabolik sendrom gibi obezitenin tetiklediği sağlık sorunları ortaya çıkıyor. Birkaç yıl önce Meclise sunulan Obezite ile Mücadele Yöntemleri ve Önlemleri Komisyonu raporuna göre ülkemizde her 3 kişiden 1’i obez durumdadır.

    Çalışan yoksulluğunu azaltmanın öncelikli yolları gelirde adaleti ve vergide adaleti sağlamaktır.

    Okul çağındaki çocuklarımızın gelişimi için bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek verilmelidir. Çocuk yoksulluğunun önüne geçmek ve çocuk işçiliği ile mücadele etmek hükümetin öncelikli görevleri arasında olmalıdır.” (HABER MERKEZİ)

    ***Kaynak: Artı Gerçek***
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sanata, yoksulluğa, edebiyata dair bir sorgu: ‘Fakir Sanat’

    Sanata, yoksulluğa, edebiyata dair bir sorgu: ‘Fakir Sanat’


    Abdullah EZİK


    Edebiyat eleştirmeni Leo Bersani ve sinema eleştirmeni Ulysse Dutoit tarafından kaleme alınan Fakir Sanat: Beckett, Rothko, Resnais (Arts of Impoverishment), yakın geçmişin üç önemli sanatçısı farklı noktalardan ele alan ve onları ortak bir düşünce etrafında buluşturan bir eser. Suat Kemal Angı tarafından Türkçeye çevrilen eser, bugünün dünyası ile geçmişin snat algısının nasıl ve ne şartlarda iç içe geçtiğini de açıkça görünür kılar.

    Her biri kendi disiplininde önemli bir noktaya ulaşmış, eserleri ile kendilerine özel bir alan açmış üç temel figürü/ismi (Beckett, Rothko ve Resnail) ele alan Bersani ve Dutoit, sanatın ne derece özerk bir yapı olduğunun izini sürer. Özerk bir alan olarak sanatın mevcut şartlardan farklı olarak kendi gelişim çizgisini takip eden bir unsur olduğunu belirten yazarlar, nihayetinde ebediyete giden yolun da bu düşünceyi gerçekleştirmekten geçtiğini belirtirler. Bu yönüyle Fakir Sanat: Beckett, Rothko, Resnais, hem bir kavram olarak sanatın merkezinde yer alan temel meselelere değinen bir bakış geliştirir, hem de ilgili yazar, ressam ve sinemacıya dair kapsamlı bir araştırmanın içerisine girer.

    Bersani ve Dutoit’nin Fakir Sanat boyunca üzerinde durduğu üç isim de farklı yönleriyle ön plana çıkar ve günümüz entelektüel/sanat ortamını şekillendiren başat figürler olarak tarihte yerini alır. Bu bağlamda Beckett, Rothko ve Resnais tercihleri, söz konusu bu figürler üzerinden sanatın kendisine gündelik hayatta nasıl bir karşılık bulduğu sorunun da peşinden gider. Üç farklı disiplinden üç farklı ismin bir araya getirildiği araştırma boyunca herhangi bir meselenin birçok farklı disiplinde kendisine karşılık bulabileceğinin de altı çizilir. Tam da bu noktada “okunmak istemeyen bir yazar”, “anlaşılmak istemeyen bir ressam” ve “izleyenleri dumura uğratan bir yönetmen” ön plana çıkarılır.

    Kitap, ana planda Beckett, Rothko ve Resnais’nin yoksulluk temasını nasıl işledikleri üzerinden sanat tarihinde hızlı bir yolculuk yapar. Söz konusu bu sanatçılar farklı disiplinlerde (edebiyat, resim ve sinema) çalışmış olsalar dahi onların eserlerinde yoksulluğun estetik ve varoluşsal boyutları zamanla kendisine büyük bir alan açar. Tam da bu noktadan hareketle yazarlar, gündeliğin, yoksulluğun, zayıflığın edebiyat, tiyatro, resim ve sinemada nasıl temsil edildiği konusunun izini sürer. Bu nedenle gerek tematik bir bakış ile hareket etmesi gerekse bu sanatçılar üzerinden bütüne dair bir yaklaşımın peşinden gitmesiyle Fakir Sanat önemli bir işi icra etmiş olur.

    Beckett’in tiyatro oyunları ve yazılarında yoksulluk, minimalizm ve boşluk temalarının nasıl işlendiği üzerinden şekillenir. Onun için tüm bu bağlamlar konuyu bütünleyen ve özerkleştiren birer açmazdır. Öyle ki Beckett karakterleri çoğunlukla yoksul ve çaresizdirler, içerisinde bulundukları durumlar onların ne tür varoluşsal sıkıntılarla yüzleştiklerine dair yeni açılımlar geliştirir. Yoksunlukla, varoluşsal sorunlarla, anlam meselesiyle yüzleşmeyen bir Beckett karakteri düşünülemez. Bu da yazarın/şairin nasıl bütünlüklü bir düşünce ile edebiyatını oluşturduğunu ortaya koyar.

    Bir başka noktada Beckett’in eserlerinin dil ve anlatının doğal sınırlarının nasıl zorlandığı ve yoksulluğun bu sanatsal tercihlerle nasıl bağlantılı olduğu üzerinde durulur. Bersani ve Dutoit için bu, insanoğlunun en temel olgularından biri olan dilin nasıl şekillendirileceği ve ele alınacağıyla ilgilidir. Beckett, her zaman dil ile uğraşan bir yazar/şair olarak bu meselenin izini sürmüş, nihayetinde vardığı yoksunluk/yoksulluk anlatılarında dili bir araç olmanın ötesine taşıyarak onu anlamsal açıdan da zorlamıştır. Tüm bu meseleler Beckett’in bugün için neden bu kadar önemli olduğunu açıkça görünür kılarken onun aynı zamanda nasıl bir düşünce yapısıyla hareket ettiğini de gösterir.

    Mark Rothko, kitabın merkezinde yer alan ikinci isimdir. Rothko’nun soyut resimlerinde yoksulluk ve sadelik temaları sık sık işlenir. Öyle ki Rothko için birçok şey yoksulluk düşüncesinin birer görünümü olarak gün yüzüne çıkar. Onun tablolarında/resimlerinde hep duru ve açık bir yoksulluk söz konusudur. Öyle ki Rothko’nun sıklıkla tablolarında büyük, derin, boş alanlara yer vermesi ve tercih ettiği renk paleti, bu yoksulluğa farklı açılardan vurgu yapar. Onun sanatçı kişiliğinde yer alan ruhsal ve varoluşsal arayışlar, aynı zamanda sanatını şekillendirir.

    Fransız Yeni Dalga sinemasının önemli temsilcilerinden biri olan Alain Resnais ise kitapta peşinden gidilen üçüncü isim olarak dikkat çeker. Yoksulluğu bütün bir sinema yolculuğu boyunca takip edilebilir özerk bir tema hâline getiren Resnais, bu konuya zaman kavramını dönüştürme arzusuyla müdahale eder. Anı, hafıza ve varoluşsal sıkıntılar, yoksulluğun bir tezahürü ve çoğu zaman onunla birlikte ele alınan başlıklar olarak ön plana çıkar. Resnais’in anlatım tekniklerinin ve görsel stilinin yoksulluk temasını nasıl desteklediği, Bersani ve Dutoit’nin araştırdığı bir diğer bağlam olarak kitap boyunca tartışmaya açılır.

    Fakir Sanat: Beckett, Rothko, Resnais, söz konusu bu üç sanatçının eserlerinde yoksulluğun estetik ve varoluşsal boyutlarını inceleyerek onların sanatsal yaklaşımlarının ve tematik odaklarının derinlemesine bir analizini sunar. Öte taraftan kitap boyunca yoksulluğun bu sanatçıların eserlerinde sadece bir tema olarak değil, aynı zamanda bir estetik strateji ve varoluşsal bir durum olarak nasıl işlendiğini de araştıran Leo Bersani ve Ulysse Dutoit, nihayetinde ortaya felsefe, edebiyat, sanat ve gündeliği birleştiren bir eser çıkarırlar.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Oxfam: Dünyanın en zengin 5 kişisi, servetini ikiye katladı

    Oxfam: Dünyanın en zengin 5 kişisi, servetini ikiye katladı


    Oxfam araştırmasına göre, dünya nüfusunun yüzde 60’ını oluşturan ve sayıları 4,77 milyarı bulan en yoksul kesimin serveti ise yüzde 0.2 oranında geriledi.

    REKLAM

    Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam’ın “Eşitsizlik A.Ş.” (Inequality Inc) başlıklı raporu, dünyanın en zengin beş iş insanının servetinin 2020’den beri iki kattan fazla arttığını, dünya nüfusunun yüzde 60’ını oluşturan en yoksul kesimin (yaklaşık 5 milyar kişi) ise bu süre içinde daha da yoksullaştığını ortaya koydu.

    Merkezi İngiltere’de bulunan Oxfam’ın İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen ekonomi zirvesi öncesi yayımladığı yıllık rapora göre, küresel şirketlerin ve tekel gücünün yoğunlaşması, en zengini daha zengin, en fakiri daha fakir yapan eşitsizliğin derinleşmesine katkıda bulunuyor.

    Araştırma şirketi Wealth X’in verilerine göre, dünyanın en zengin beş iş insanı Elon Musk, Bernard Arnault, Jeff Bezos, Larry Ellison ve Mark Zuckerberg’in toplam serveti 2020’den bu yana 423,8 milyar euro, yani kişi başına yüzde 114 artış gösterdi.

    Aynı araştırmaya göre, dünya nüfusunun yüzde 60’ını oluşturan ve sayıları 4,77 milyarı bulan en yoksul kesimin serveti ise yüzde 0,2 oranında geriledi.

    Zenginlerin serveti enflasyondan üç kat hızlı arttı

    Milyarderlerin toplan servetinin 2020’ye kıyasla 3,3 trilyon dolar daha fazla olduğu kaydedilen Oxfam araştırmasında, bu servetin enflasyondan üç kat hızlı arttığına dikkat çekildi.

    Oxfam’ın yayımladığı geleneksel raporda, zenginlerle yoksullar arasındaki gelir adaletsizliğinin mevcut eğilimlere göre daha açılacağı vurgulanırken, mevcut eğilimlerin sürmesi halinde dünyada yoksulluğu ortadan kaldırmak için 229 yıl gerekeceği uyarısı yapıldı.

    Oxfam raporuna göre, dünyanın en zengin yüzde 1’i ise tüm küresel finansal varlıkların yüzde 43’üne sahip.

    Önümüzdeki 10 yıl içinde ilk kez bir kişi trilyoner olabilir

    Oxfam raporunda, dünyanın en büyük 10 şirketinin yedisinin üst yöneticisinin veya ana hissedarının milyarder olduğuna dikkat çekilirken, buna karşılık, dünya çapında milyonlarca işçinin yaşam standartlarının gerilediği vurgulandı.

    Raporda, “Dünya çapında insanlar sıklıkla riskli ve güvenli olmayan işlerde, asgari ücret karşılığında daha yoğun, daha uzun çalışıyor. 52 ülkede yaklaşık 800 milyon işçinin reel ortalama maaşı düştü. Bu işçiler son iki yılda toplamda 1.5 trilyon dolar kaybetti; bu her biri için 25 günlük maaş kaybı anlamına geliyor.” denildi.

    Rapora göre, dünyanın en büyük 148 şirketinin kar oranı 2018-2021 arasındaki ortalamanın yüzde 52 oranında üzerine çıktı.

    Rapora göre zenginlerle yoksullar arasındaki eşitsizliğin derinleşmesi beklenirken, önümüzdeki 10 yıl içinde ilk kez bir kişi trilyoner olabilir.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ATO: Yoksulluk bir halk sağlığı sorunudur

    ATO: Yoksulluk bir halk sağlığı sorunudur


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’de 4 kişilik ailenin açlık sınırı asgari ücretin üzerine çıktı, 5 bin TL sınırına dayandı

    Türkiye’de 4 kişilik ailenin açlık sınırı asgari ücretin üzerine çıktı, 5 bin TL sınırına dayandı


    Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı ocak ayında, bir önceki aya göre 272 TL artarak 4 bin 924 TL’ye yükseldi. Gıda dışında; barınma, ev eşyası, ulaşım, giyim gibi harcamalarda kaydedilen yüksek oranlı artışlar da yoksulluk sınırını ocak ayında 15 bin TL’nin üzerine taşıdı.

    Türkiye’de asgari ücret yapılan son zamla 4 bin 253 TL olmuştu. Buna göre asgari ücret, 4 kişilik aile için tespit edilen açlık sınırının altında kalıyor.

    KAMU-AR’ın Açlık ve Yoksulluk sınırı araştırması

    Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun Ar-Ge birimi KAMU-AR, 2022’nin Ocak ayına ilişkin Türkiye’de açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasının sonuçlarını açıkladı.

    Araştırmaya göre, Türk lirasının değerinde geçen yılın son dört aylık döneminde yaşanan ve bu yılda devam eden değer kaybının yol açtığı fiyat artışları, dar ve sabit gelirli vatandaşların açlık ve yoksulluk riskini giderek büyütüyor. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 5 bin lira sınırına geldiği ocak ayında, gıda dışı gereksinimler için yapılması gereken harcama ise 10 bin lirayı geçti. Dolayısıyla yoksulluk sınırı da 15 bin liranın üzerine çıktı.

    Açlık ve yoksulluk sınırı nasıl belirleniyor?

    KAMU-AR, bu raporda açlık sınırını; dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için tüketmesi gereken gıda miktarlarını esas alarak belirliyor. Yoksulluk sınırını ise gıdanın yanı sıra diğer ihtiyaçlarını da yoksunluk duygusu çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken gıda dışındaki harcamaları dikkate alarak hesaplıyor.

    Açlık sınırı, yaşanan bu artışla birlikte bu ay 2022 yılı için belirlenen 4 bin 253 liralık asgari ücretin 670 lira üzerine çıktı.

    Başkent Ankara’da en fazla alış-veriş yapılan pazar ve marketlerden derlenen fiyatlara göre sağlıklı beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar bir önceki aya göre 110 lira, son bir yılda ise 478 lira artarak bin 406 liraya kadar çıktı.

    Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre 12 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 70 liralık artışla 156 lira oldu.

    Süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama ocakta bir önceki aya göre 54 lira azalarak bin 157 liraya indi. Son bir yıllık dönemde ise 377 liralık artış oldu. Meyve için harcanması gereken para ocakta önceki aya göre değişmezken, geçen yılın aynı ayına göre ise 83 lira artarak 342 liraya çıktı. Sebze harcamasının parasal tutarı da ocakta önceki aya göre 145 lira arttı. Sebze için ödenmesi gereken para geçen yılın sonuna göre ise 157 lira artarak 512 lira oldu.

    Ocakta 755 liraya yükselen ekmek, un ve makarna için yapılması gereken harcama son bir ayda 48 lira, son bir yıllık dönemde ise 301 lira arttı. Pirinç ve bulgur harcamaları ocakta 22 lira son bir yılda ise 41 lira artarak 128 lira oldu. Sıvı yağ ve margarin için yapılması gereken harcama ocakta değişmedi, yıllık olarak ise 47 lira artarak 114 liraya yükseldi.

    Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama da ocakta 33 lira azalarak 252 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise 27 lira daha artarak 103 liraya çıktı.

    Ocakta açlık sınırı yetişkin bir erkek için bin 415 lira, yetişkin bir kadın için bin 132 lira, çocuk için 849 lira ve genç için de bin 528 lira oldu.

    Gıda dışı harcamalar

    Dört kişilik bir ailenin yılın ilk ayında, giyim ve ayakkabı için yapılması gereken harcama 766 liraya çıktı. Barınma (kira dahil) harcamaları 2 bin144 liraya yükseldi. Ev eşyası harcamaları bin 323 lira, sağlık harcamaları 425 lira oldu. Ulaştırma harcamaları 2 bin 582 liraya çıktı, haberleşme harcamaları 548 lira, eğlence ve kültür harcamaları 410 lira oldu. Eğitim harcamaları 290 lirada kalırken, otel harcamaları 904 lira, diğer mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar 695 lira olarak hesaplandı.

    Gıda dışı harcamalarda 2021 yılının tamamında bir önceki yıla göre 2 bin 469 liralık artış yaşandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Aşırı yoksul Afganlar organlarını satarak hayatta kalmaya çalışıyor

    Aşırı yoksul Afganlar organlarını satarak hayatta kalmaya çalışıyor


    Afganistan’da aşırı yoksulluğun artmasıyla geçinmek için organlarını satmak zorunda kalanların sayısı giderek fazlalaşıyor.

    Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinin ardından derinleşen ekonomik krizle birlikte yaşamlarını sürdürebilmek için önemli organlarını satmak zorunda kalan Afgan vatandaşları yaşadıkları tecrübeleri anlattı.

    Haber ajansı AP’ye konuşan Böbrek nakil uzmanı ve ürolog doktor Nasir Ahmad, bir yıl içinde 85 böbrek nakil ameliyatı gerçekleştirdiğini; alıcı ve bağışçı arasındaki karşılıklı anlaşmaya göre 6 ila 8 bin dolar karşılığında organ naklinin gerçekleştiğini söyledi.

    Ahmad, fakir kesimlerden gelen bir çok kişinin sadece açlık çeken ailelerini doyurabilmek için, hayatlarını nasıl tehlikeye attıklarının belki de farkında olmadan bu yola başvurduğunu bildirdi.

    İç Hastalıkları uzmanı doktor Ahmad Shekaib ise organ satan insanların belki kısa zaman için bir refaha kavuşsalar bile ileride bu nakil işlemi yüzünden yaşayacakları sağlık sorunlarına dikkat çekti.

    Shekaib, “Organlarını ekonomik sıkıntılar yüzünden satan bir çok insan uzun dönemde önemli sağlık sorunları yaşayacak.” diyerek endişesini dile getirdi.

    Herat eyalyetinin Kohsan kasabasında yaşayan 40 yaşındaki Ghulam Hazrat, bir ay önce ailesini doyurabilmek için böbreğini 2 bin 300 dolardan satan Afgan vatandaşlarından biri.

    Çalışmak için İran’a kaçak yollarla gitmeye çalışan ancak başaramayan Hazrat, parasını bir kısmını ise bu iş için harcamak zorunda kalmış.

    Taliban yönetimi ele geçirdikten bir ay sonra 200 dolar borç alarak, insan tacirleri aracılığıyla İran’a geçmek isteyen Hazrat, sınırda yakalanınca ülkeye geri gönderilmiş.

    Afganistan’da geri döndüğünde ailesini geçindirebilmek için böbreğini satmak dışında başka seçeneğini kalmayan Hazrat, duygularını şu şekilde dile getirdi:

    “Dışarı çıkıp, para için dilenemezdim, hastaneye gidip böbreğimi satma kararı aldım. En azından bir müddet daha çocuklarımı doyurabileceğim.”

    Doktorların, nakil işleminden sonra bir yıl boyunca çalışmayıp dinlenmesini ve ağır işlerden kaçınmasını istediği Hazrat’ın, elindeki para bitince bu önerileri ne kadar dinleyeceği konusunda hiç bir fikri yok.

    Birleşmiş Milletler (BM), bu hafta insani krizin yaşandığı Afganistan için 4,4 milyar ABD doları tutarında yardım kampanyası başlattı. Ancak bu kampanyanın bile Afgan halkının çilelerine son vermeyeceğine herkes kesin gözüyle bakıyor.

    Afgan köylüsü Mir Ahmad mevcut durumun, ülkenin sıradan vatandaşlarını bile hayatta kalabilmek için aşırı uçlara ittiğini belirterek endiyesini şu şekilde dile getirdi:

    “İnsanların çoğu canları pahasına ülkeyi terk ediyor ama bazıları da iş aramak için gidiyor ve bu insanlar başka ülkelere gidemeyince evlerine dönüyorlar ve yol masrafları için ödünç aldıkları parayı ödemek zorunda kalıyorlar. Bunun için ev eşyalarını ya da böbreklerini satıyorlar. Hatta bazı insanlar çocuklarını satmaya bile karar veriyor.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türk-İş: Açlık sınırı 3 bin 49 TL, yoksulluk sınırı 9 bin 931 TL

    Türk-İş: Açlık sınırı 3 bin 49 TL, yoksulluk sınırı 9 bin 931 TL


    Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türk-İş) eylül ayında 4 kişilik ailenin açlık sınırının 3 bin 49, yoksulluk sınırının ise 9 bin 931 lira olduğunu açıkladı.

    Türk-İş’in, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay yaptığı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması”nın 2021 yılı Eylül ayı sonuçları açıklandı.

    Araştırmaya göre, bu ay 4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden “açlık sınırı” 3 bin 49 lira olarak belirlendi.

    Gıda ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen “yoksulluk sınırı” ise 9 bin 931 lira 59 kuruş oldu.

    Bekar bir çalışanın “yaşama maliyeti” de aylık 3 bin 709 lira 23 kuruş olarak hesaplandı.

    Ankara’da yaşayan 4 kişilik ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarı, bir önceki aya göre yüzde 4,18 artış gösterdi.

    Ağustos’ta açlık sınırı 2 bin 926 TL, yoksulluk sınırı 9 bin 533 TL, bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de 3 bin 572 TL’ydi.

    Yılın ilk dokuz ayı itibarıyla fiyatlardaki artış yüzde 17,72’yi bulurken gıda enflasyonunda son 12 ay itibarıyla artış oranı yüzde 24,56 oldu.

    Sağlıklı beslenmek için gereken para, asgari ücretten fazla

    Türk-İş raporunda enflasyonla ilgili bölümde, “Gündemin temel konusu enflasyon, özellikle gıdada yüksek seyreden fiyat artışları olmaya devam ediyor. Enflasyondaki artış-yetersiz gelir nedeniyle- geçim şartlarının giderek ağırlaşmasına neden oluyor. Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı), yürürlükteki asgari ücretin üstünde” ifadesi yer aldı.

    Asgari ücretin aylık 2 bin 825 TL olduğunun altını çizen rapor aradaki farkın bu ay 224 TL’ye yükseldiğini belirtti.

    Düşük gelirin ve yüksek fiyatların, bazı ailelerin “sağlıksız ve dengesiz beslenmesine yol açtığını” belirten Türk-İs, “Dar gelirli ailelerin elde ettiği gelirin yeterli ve dengeli beslenme için gerekli harcamaları bile karşılayabilecek düzeyde olmadığı açıktır. Aileler, düşük düzeydeki geliriyle beslenme ve beslenme dışı harcamaları karşılayabilmek için çeşitli malların fiyatlarını da dikkate alarak tüketim malları arasında tercihte bulunmak zorunda kalmaktadır. Çoğu zaman fiyatı yüksek olan gıda maddeleri yerine fiyatı düşük olan gıda maddelerini seçmektedir” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dünya Sefalet Endeksi: Türkiye 156 ülke içinde 21. sırada

    Dünya Sefalet Endeksi: Türkiye 156 ülke içinde 21. sırada


    İşsizlik, enflasyon, faiz oranı ve milli gelir gibi ekonomik göstergelerin esas alınarak hesaplandığı Dünya Sefalet Endeksi’nde Türkiye 156 ülke içinde 21. sırada yer aldı.

    Sefalet sıralamasında Türkiye Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada yer alıyor.

    Endekste sıralamanın yükselmesi ülkede sefaletin arttığını ve ekonomin kötüye gittiğini gösteriyor.

    Dünya Sefalet Endeksi’nin zirvesinde enflasyonun rekor seviyelere ulaştığı Güney Amerika ülkesi Venezuela bulunuyor.

    Venezuela’nın komşusu Guyana ise Sefalet Endeksi’nin son sırasında yer alarak bu alanda en iyi ekonomik göstergelere sahip ülke oldu.

    Sefalet Endeksi; bir ülkedeki işsizlik, enflasyon ve banka kredi faizi oranlarının toplamından; kişi başına düşen reel gayrisafi yurt içi hasıla büyümesi çıkarılarak hesaplanıyor.

    Amerikan John Hopkins Üniversitesi’nden ekonomist Steve H. Hanke’nin analizine göre işsizliğin yükselmesi geliri olmayanların sayısının artmasına, enflasyonun yükselmesi ise yaşamın pahalanmasına işaret ediyor.

    2020 Dünya Sefalet Endeksi sıralamasında Venezuela ilk sırada yer alıyor. Güney Amerika ülkesinde 2020 enflasyonu yüzde 3 bin 713, faiz yüzde 37, işsizlik oranı yüzde 50,3 ve ekonomik küçülme yüzde 30,9 olarak hesaplandı.

    Venezuela’nın sefalet puanı ikinci sıradaki Zimbabve’nin yaklaşık 7 katı.

    Bu ülkeleri Sudan, Libya ve Surinam takip etti. 2020’de sefalet endeksinin en alt sıralarında sırasıyla Guyana, Tayvan, Katar ve Japonya yer alıyor.

    Sefalet endeksinin düşük olması bu ülkelerde ekonomik göstergelerin iyi olduğu anlamına geliyor.

    Türkiye endekste 41,2 puan ile 21’inci sırada yer aldı.

    Listede yer alan Avrupa ülkeleri içinde sefalet endeksinin en yüksek olduğu ülke Türkiye oldu. Endekse göre Türkiye’de ekonomik veriler bazı Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin gerisinde.

    Hanke’nin 2019 Sefalet Endeksi’nde Türkiye 95 ülke arasında 5. sırada yer almıştı.

    Komşuları arasında Türkiye’den daha kötü durumda olan tek ülke 92,1 puan ile 8. Sırada yer alan İran.

    Irak ise 39,5 puan ile 26. sırada bulunuyor. Enflasyon-faiz ilişkinin tartışıldığı Türkiye’de liranın döviz kurları karşısında değer kaybı sürüyor. 2021 yılının Ekim ayında rekor kıran dolar kuru 9 lirayı aşmış durumda.

    2020 Dünya Sefalet Endeksi’nde diğer bazı ülkelerin sıralaması ise şöyle: Ermenistan (34), Etiyopya (37), Pakistan (49), Yunanistan (53), Azerbaycan (62), Mozambik (71), Bosna-Hersek (77), Rusya (94), ABD (109), Tanzanya (142), Almanya (145), Çin (152), Japonya (153), Katar (154) ve Guyana 156.

    Dünya Sefalet Endeksi, Amerikan John Hopkins Üniversitesi’nden ekonomist Steve H. Hanke tarafından hazırlandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ILO: Covid-19 krizi nedeniyle 2021’in ilk çeyreğinde 140 milyon kişi işini kaybetti

    ILO: Covid-19 krizi nedeniyle 2021’in ilk çeyreğinde 140 milyon kişi işini kaybetti


    Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), koronavirüs krizinin sona ermekten çok uzak olduğu uyarısında bulunarak 2021’in ilk çeyreğinde küresel çapta çalışma saatlerinde yüzde 4,8 kayıp yaşandığını, bunun da 140 milyon kişinin tam zamanlı işini kaybettiği anlamına geldiğini bildirdi.

    Cenevre merkezli örgütün, “Dünyada İstihdam ve Sosyal Görünüm: Eğilimler 2021” başlıklı raporu, Dünya Sağlık Örgütünün, Covid-19’u pandemi ilan etmesinden yaklaşık 15 ay sonra yayımlandı.

    ILO Genel Direktörü Guy Ryder, Cenevre’de düzenlediği basın toplantısında, “2021 yılının ilk çeyreğinde, Covid-19 krizi nedeniyle toplam çalışma saatlerinde yüzde 4,8 kayıp yaşandı ve bunun 140 milyon tam zamanlı işe tekabül ettiğini tahmin ediyoruz.” dedi.

    Covid-19 salgınının iş gücü piyasasında oluşturduğu krizin bitmekten çok uzak olduğu ve istihdam artışının kayıpları telafi etmeye yetmeyeceği uyarısında bulunan Ryder, “Bu sadece bir halk sağlığı krizi değil, aynı zamanda bir istihdam krizi ve insani kriz.” değerlendirmesinde bulundu.

    Ryder, küresel işsizliğin 2019’da 187 milyon olduğunu, 2022’de ise bu rakamın 205 milyona ulaşmasını beklediklerini, bunun da küresel işsizlik oranının yüzde 5,7 seviyesinde seyredeceği anlamına geldiğini aktardı.

    Tüm olumsuzluklara rağmen 2021’in ikinci yarısında ILO’nun önemli bir istihdam artışı beklediğini dile getiren Ryder, “Fakat bu dengesiz (istikrarsız) olacak ve krizin yol açtığı hasarı onarmaya yetmeyecek. Dolayısıyla 2021’i bir bütün olarak ele alırsak, çalışma saatlerindeki ortalama açığın 100 milyon tam zamanlı işe eş değer olacağı tahmin ediliyor.” ifadelerini kullandı.

    Öte yandan, ILO raporunda, Covid-19 salgınının neden olduğu krizden 2021’in ilk yarısında en kötü etkilenen bölgelerin Latin Amerika, Karayipler ve Orta Asya olduğu kaydedildi.

    Pandemi, 100 milyondan fazla işçiyi yoksulluğa itti

    Birleşmiş Milletler’e bağlı örgüt, pandemi nedeniyle dünya genelinde 100 milyondan fazla işçinin yoksulluğa sürüklendiğini bildirdi.

    İstihdamın en erken 2023 yılına kadar pandemi öncesi seviyelere dönmesinin beklenmediği belirtilirken bu yılın sonuna kadar en az 75 milyon iş kaybının yaşanacağı, bu rakamın gelecek yıl 23 milyon civarında olacağı dile getirildi.

    ILO, gelişmekte olan ve yükselen ekonomilerin çoğunun güçlü mali teşvik önlemlerini destekleme konusundaki kapasitesinin sınırlı kalacağını ya da zarar göreceğini bildirdi. Ayrıca bu ülkelerde yeni yaratılan işlerin kalitesinin de muhtemelen kötüleşeceği değerlendirmesinde bulundu.

    İstihdamdaki ve çalışma saatlerdeki azalmanın, emek gelirinde keskin bir düşüşe, yoksullukta ise artışa dönüştüğünün altı çizildi.

    Raporda 2019 ile karşılaştırıldığında, dünya genelinde 108 milyon işçinin yoksul veya aşırı yoksul olarak sınıflandırıldığı ve bunun, kendilerinin ve ailelerinin günlük 3,20 dolardan daha az bir gelirle yaşamaya çalıştıkları anlamına geldiği yer aldı.

    Koronavirüs salgınının çocuk işçiliği ve zorla çalıştırmayla mücadelede onlarca yıllık ilerlemeyi trajik bir şekilde tersine çevirdiği bilgisi aktarıldı.

    Rapor, Covid-19 krizinin savunmasız işçileri daha fazla vurarak önceden var olan eşitsizlikleri daha da kötüleştirdiğini ortaya koydu.

  • G20 Sağlık Zirvesi: Aşı firmaları yoksul ülkelere 3,5 milyar dozu maliyetine veya indirimli satacak

    G20 Sağlık Zirvesi: Aşı firmaları yoksul ülkelere 3,5 milyar dozu maliyetine veya indirimli satacak


    İtalya’nın başkenti Roma’da gerçekleşen G20 Sağlık Zirvesi’nde Pfizer, Moderna ve Johnson & Johnson 2022 sonuna kadar yoksul ülkelere toplam 3,5 milyar doz aşıyı maliyet fiyatından ya da indirimli olarak satmayı taahhüt etti.

    Bu miktarın en büyük kısmını tedarik edecek Amerikan ilaç devi Pfizer, 2021’de bir milyar olmak üzere “gelecek 18 ayda” toplam iki milyar doz aşı teslim edeceklerini belirtti.

    Moderna CEO’su Stephane Bancel ise temin edilecek doz miktarının 2021’de 95 milyona ulaşacağını, 2022’de ise bu sayıyı “900 milyona kadar” çıkarmayı hedeflediklerini dile getirdi.

    Johnson & Johnson’ın Başkan Yardımcısı ve Baş Bilim Sorumlusu Paul Stoffels da, şirketin Covax ile 2021’de 200 milyona kadar doz için bir anlaşma yaptığını ve 300 milyon ek bir potansiyel arzı ile toplamda 500 milyon doz vermeye hazır olduklarını ifade etti.

    İtalya’da düzenlenen G20 Sağlık Zirvesi’nde İtalyan Başbakan Mario Draghi ile bir açıklama yapan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de yoksul ülkelere 100 milyon doz aşı bağışlama sözü verdi.