Etiket: Yeşil Hafta (EU Green Week)

  • Marmara Denizi’nde ‘ekolojik yıkım’: Müsilaj (deniz salyası) nedir? Çözüm için ne planlanıyor?

    Marmara Denizi’nde ‘ekolojik yıkım’: Müsilaj (deniz salyası) nedir? Çözüm için ne planlanıyor?


    Marmara Denizi’nde mart ayından bu yana giderek yayılan, balıkçılık faaliyetlerini durduran ve halkta tedirginliğe neden olan müsilaj ya da deniz salyası Çevre ve Şehircilik Bakanlığını harekete geçirdi.

    Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, deniz salyası sorununa ilişkin, tüm tarafların katılımıyla 4 Haziran’da “Marmara Denizi’nde Müsilaj Sorunu ve Çözüm Önerileri Çalıştayı” yapacaklarını, 6 Haziran’da da “Marmara Denizi’ni Koruma Eylem Planını kamuoyuyla paylaşacaklarını bildirdi.

    Kurum, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, deniz salyasının Türkiye’nin denizlerini tehdit eden önemli sorunlardan birisi olduğunu belirterek, Marmara Denizi’nde görülen çevresel soruna “ortak akılla” çözüm üreteceklerini ifade etti.

    “Biz ilk defa dünyada bir denizi bitirdik, öldürdük”

    Hidrobiyolog Levent Artüz’e göre, Marmara Denizi’nde görülen deniz salyası bir anda ortaya çıkmadı, geçmişi 1989 yıllarına dayanıyor. Marmara Denizi’nin yüzeyinde ve altında görülen bu sorunun kaynağı ise Marmara’da kirlenmeden ötürü tür çeşitliliğinin azalması.

    Artüz, 1989’da dibe vuran tür çeşitliliğinin yarattığı bir sürecin yaşandığının altını çiziyor ve uyarıyor: “Eğer bir şey yapılmazsa önümüzdeki yıllarda yine büyük bir felaket ile karşılaşacağız. Marmara Denizi’nde adam boyu köpükler de olabilir, Marmara Denizi siyada da bürünebilir.”

    “Bu tür çeşitliliğinin azalmasına bağlı olarak mevcut olan türlerin fert adetlerindeki artıştır. Tür çeşitliliği birinci fazda istenilmeyen atıkları ortama verdiğiniz zaman buna dayanabilen türler kalır, dayanamayanlar da ölür. Biz bunu 1989 senesinde yaptık. O ara bir süreç başladı. Haliç’i gözlerimin renginde yapacağım sloganı ile daha önce yapılmış olan projeler rafa kaldırılıp, ‘İstanbul Kanalizasyon Projesi Revizyonu’ diye master plan hazırlandı. Burada da arıtmalara boş verildi, onun yerine ön arıtmalar ön görüldü. Ve Marmara Denizi’ne bütün atıkları deşarj ettiler. Sonra bir kaç ay geçmeden Marmara Denizi kıpkırmızı oldu. Basına da yansıdı. Aradan bir kaç ay geçti ve çok büyük boyutta balık ölümü ile karşılaştık. Balık tutulması ve tüketimi yasaklanmıştı. 2007’de de başka bir türün yarattığı müsilaj olayı ile karşılaştık. Yani bu uzun süreçten geldik bu güne. 89’da dibe vurdu tür çeşitliliği. Onun yarattığı bir süreçteyiz.”

    Hidrobiyolog Levent Artüz, “Ölüme çare bulabiliyorsak buna da çare buluruz” sözleri ile Marmara Denizi’nin kurtarılması için eylem planında geç kalındığını ifade ediyor. Ama bir önerisi var, o da bu olay ile “Yüzleşmek”

    “Dünyada bunun bir örneği yok. Biz ilk defa dünyada bir denizi bitirdik, öldürdük. 32 sene önce kaybettik, bugün değil. Bunu masaya yatırıp, nasıl yaptık, kimler yardım etti şeffaf şekilde ortaya konulmalı. Eğer bu durum ortaya konulmazsa, aynı eylemleri tekrarlayıp, farklı sonuçlar bekleriz. Yani sonunda aynı olay Karadeniz’in de Ege’nin de başına gelecek bizim yüzümüzden. Ama eğer ders çıkarırsak oralarda atacağımız adımlarda daha ihtiyatlı oluruz. Bunu temizleyemezsiniz. Oksijen vs verilerek yapılamaz bu iş.”

    Bu konu ile ilgili en halkın talep oluşturması gerektiğinin önemli olduğunu söylüyor Hidrobiyolog Artüz. Tüm yetkili unsurların birlikte hareket ederek, el birliği ile hataların görülmesi gerektiğini belirten Artüz; “Bir yerin örnek olması lazım. İstanbul Belediyesi’nin bu işe dahili olmaması sebebiyle önderlik edebileceğini düşünüyorum. Ama tabiki tek başına değil, herkesle birlikte olması gerekir.”

    Deniz salyasına yol açan 3 neden

    Bakan Kurum, deniz salyasına yol açan üç nedenin öne çıktığını belirterek, bu nedenleri şu şekilde sıraladı:

    1. Küresel ısınma sonucu deniz suyu sıcaklığındaki yükselme
    2. Denizdeki durağanlık
    3. Kirlilik

    300 kişilik ekiple Marmara Denizi’nde 91 noktayı, karada da tüm arıtma tesislerini ve kirlilik kaynaklarını denetlediklerini, alınan örnekleri Çevre Laboratuvarında incelediklerini ve bu çalışmaları yerel yönetim ve üniversitelerimizle birlikte yürüttüklerini belirten Kurum bu konuda belediyelere büyük işler düştüğünü vurguladı.

    “Ekolojik yıkım”

    Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Türkiye’deki denizlerde artan deniz salyasının başta Marmara Denizi’nde olmak üzere ekolojik bir yıkıma doğru gittiğine dikkat çekti. “Bugünkü Marmara neredeyse büyük bir tükeniş yaşıyor ve çoğumuz bunun farkında değiliz. Oysa başta İstanbul olmak üzere bu denizin etrafındaki iller bu ülkenin en zengin illeridir. Yoğun müsilaj ekonomik (Balıkçılık, turizm ve su boruların tıkanması), ekolojik (Biyoçeşitlilikte kayıplar, toplu deniz canlılarının ölümleri) ve kirlenme (kıyı ve koyların kirlenmesi) gibi kayıplara neden olmaktadır” ifadeleriyle uyarıda bulundu.

    Deniz salyası (müsilaj) nedir?

    Balıkçıların nez, ya da salya olarak tanımladığı müsilaj tek hücreli bitkisel canlılardan bir tür fitoplankton olan Gonyalux fragilis’in yoğun çoğalması ve oluşturduğu renk sarmalı. Türk Deniz Araştırmaları Vakfı sarı, beyaz, renkli çamurumsu bu maddenin son iki yıldır, Karadeniz, Marmara ve Ege Denizi’nde suyun üstünde ve altında sıkça görülmeye ve yayılmaya başladığını belirtiyor.

    TÜDAV son iki yıldır görülen bu bitkisel canlıların üstel olarak artmasının iki ana sebebinden birinin su sıcaklığındaki artış olarak belirtiyor. İlkbaharla birlikte yükselen su sıcaklıklarının organizmanın üremesini de üstel olarak arttırdığına dikkat çekiyor. Su sıcaklığının mevsim normallerinin 2°C üzerinde seyretmesi de bu sorunu körüklüyor.

    “Fiziksel toplama ilk yöntem ama kesin ve kalıcı çözüm değil”

    Vakıf bir diğer sebebin de denizin evsel atıklarla kirlenmesi olduğunu kaydediyor:

    “Marmara Denizi’nde 20 yıl önce hiçbir binanın, tesisin olmadığı kıyılar yerleşimle doldu. Ama arıtma için yeterli yatırımlar yapılmadı. Diğer yandan, bu denizde artan habitat kaybı, aşırı avcılık, kirlenme, yabancı türler ve iklim krizine karşı kendisini koruyacak tedbirleri alamadık. Mesela hiçbir ciddi koruma alanı oluşturamadık, kirlenme için ciddi tedbirler alamadık. Koruma için ciddi, gerekli yasal ve teknik altyapıyı kuramadık”.

    TÜDAV’a göre ilk olarak deniz üstünde biriken müsilajın fiziksel yöntemlerle mesela petrol yayılmasına engel olan teknelerin sistemleriyle toplanması gerekiyor. Bu sayede müsilajın batarak daha fazla oksijen tüketmesine engel olmanın ve dolayısıyla toplu canlı ölümlerini azaltmanın mümkün olabileceğini belirten vakıf, bunun kesin ve kalıcı bir önlem olmadığının altını çiziyor.

    “Canlıların beslenmesini ve solunumunu etkiler”

    Marmara Denizi’ndeki müsilaj sorununa 2007 yılından bu yana dikkat çeken Marmara Çevresel İzleme Projesi bu tür anomaliler denizde kirlenme düzeyinin göstergesi olduğuna işaret ediyor. Proje yöneticisi Levent Artüz çok yapışkan, bulaşkan bir yapıya sahip olan müsilajın denizdeki canlıların sonunu getirebileceğini vurguluyor.

    Balık yumurtalarının büyük çoğunluğu denizin yüzeyinde bulunduğuna ve yüzeydeki yumurtalar müsilajın içinde hapsolarak yaşama şanslarını kaybettiğini belirten Artüz larvalar için de aynı şeyin söz konusu olduğunu kaydediyor. Artüz’ün 1+1’de aktardığı bilgilere göre müsilaj zamanla, hareket edemeyen (sesil) midye, istiridye, tunikatlar gibi canlıların üzerine de çöküyor, deniz çayırlarını örtüyor ve ışıkla temaslarını kesiyor.

    Bu durumu yakından gözlemleyen Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi öğretim üyelerinden Prof Dr Mustafa Sarı, Marmara Denizi’nde 18 metreye kadar varan dalışı sırasında çektiği fotoğrafları sosyal medya hesabından paylaştı.

    Denizin dibinin müsilajla kaplandığını belirten Sarı’nın paylaştığı fotoğrafta deniz tabanının tül gibi bir maddeyle kaplı olduğu görülüyor.

  • Sıfır plastik atık mücadelesinde Fransa örneği: Hedefler gerçekçi mi?

    Sıfır plastik atık mücadelesinde Fransa örneği: Hedefler gerçekçi mi?


    Onlara rastlamak çok zor değil. Marsilya’nın limanında, parklarında hatta sahil şeridinde. Plastik her yerde ve sadece Fransa’nın güneyindeki doğayı bozmakla da kalmıyor.

    Akdeniz’e atılan plastik nesnelerin yok olması 400 yıldan fazla sürüyor ve tüm besin zincirini de zehirliyor.

    Brice Masi ve Kevin Pinçon deneyimli iki dalgıç. Plastik atık topluyorlar ve yarım saat geçmeden su altındaki ağları doluyor. Pinçon, “Plastik ambalajlardan teneke kutulara, cam şişelerden çakmağa çok fazla atıkla karşılaşıyoruz” diyor.

    Biyolog ve girişimci olan Brice Mais ise işi biraz daha ileri taşıyarak plastik atık takibi yapabilecek bir uygulama üzerinde çalışıyor. Click Dive’ın kurucularından Masi, deniz ve okyanuslardaki gidişatın net resmini görebilmek için denizlerle ilgili tüm verileri toplamaya çalıştıklarını söylüyor.

    Akdeniz’e her yıl 600 bin ton plastik atık atılıyor. Fransa, en fazla atığı üreten ülkelerden biri. Birleşik Krallık, İspanya ve İtalya gibi ülkeler atıkların yüzde 40’ını geri dönüştürürken, Fransa’da bu oran yüzde 24’ü geçmiyor.

    Fransa, geri dönüştürülmüş atık seviyesini 2040 yılına kadar yüzde 100’e çıkarmayı hedefliyor ancak imkanlar yetersiz, plastik ambalajların büyük çoğunluğu da geri dönüşüme uygun olmayan materyaller içeriyor.

    Atıktan para kazanan firma daha az atık için çözüm önerileri üretiyor

    Marsilya’da, Lemon Tri Marseille adlı bir şirketin çalışanları, işletmelerden ve üniversitelerden gelen kilolarca plastik atığı ayrıştırıyor. Söz konusu firma sadece atık toplamıyor. Ayrıca hizmet sunduğu kurumlara, atıkların daha kolay ayrıştırılması için çözüm önerileri de sunuyor. Nihai emel ise plastik atığı en aza düşürmek.

    Şirketin direktörü Guillaume Pellegrin, “Aslında daha fazla atık topladığınızda daha fazla kar edersiniz ancak bizim yaklaşımımız atığı, toplama aşamasına gelmeden kaynağında azaltabilmek. Biz de bu hedefe ulaşmak için stratejiler uyguluyoruz.” diyor.

    Çevresel sorunun çözümü, şüphesiz daha az plastik kullanmaktan geçiyor. Gıda sektöründe çalışan Khadidja Thierry de işletmesini sıfır plastik anlayışı çerçevesinde kuranlardan. Cam daha pahalıya mal olsa dahi plastik şişe kullanmıyor, paketleme için de malzemeleri asgari düzeyde tutuyor. Thierry, “Şirketimi ayakta tutmak için vatandaş olarak sorumluluklarımı unutmak istemiyorum” diyerek de örnek bir tutum sergiliyor.

    Şirketlerin çevreye daha duyarlı olmasını teşvik eden Sıfır Plastik Atık Mücadelesi’nin kurucusu Stephanie Dick, firmalara maddi kayba uğramadan nasıl sıfır atığa yönelebilecekleri konusunda yol gösteriyor. “Geri dönüşüm olsa bile çevreyi kirletmeye devam ediyoruz” diyen Dick, geri dönüşümün uzun vadeli bir çözüm olmadığını, plastik kullanımını azaltıp, tekrar kullanılabilen ambalajlara ağırlık verilmesi gerektiğini söylüyor.

    Avrupa’da plastik üretiminin yıllık cirosu 350 milyon euro

    Fransa’da 2040’a kadar tek kullanımlık plastiklerin yasaklanması öngörülüyor. Çevreci kurumlar bu planların yeterince bağlayıcı olmayacağı kanısındayken, plastik üreticileri de gerçekçi bulmuyor. Üreticileri kaygılandıran diğer bir husus ise 2019’da 350 milyon euro ciroya ulaşan sektörün büyümesine yansıyacak darbe.

    *Gazetecilerimiz, ‘euronews Yeşil Hafta’ kapsamında, daha iyi bir gelecek için Avrupa genelinde sunulan çözüm önerilerini araştırıyor.

  • Marmara Denizi’nde ‘ekolojik yıkım’: Müsilaj (deniz salyası) nedir? Çözüm için ne planlanıyor?

    Marmara Denizi’nde ‘ekolojik yıkım’: Müsilaj (deniz salyası) nedir? Çözüm için ne planlanıyor?


    Marmara Denizi’nde mart ayından bu yana giderek yayılan, balıkçılık faaliyetlerini durduran ve halkta tedirginliğe neden olan müsilaj ya da deniz salyası Çevre ve Şehircilik Bakanlığını harekete geçirdi.

    Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, deniz salyası sorununa ilişkin, tüm tarafların katılımıyla 4 Haziran’da “Marmara Denizi’nde Müsilaj Sorunu ve Çözüm Önerileri Çalıştayı” yapacaklarını, 6 Haziran’da da “Marmara Denizi’ni Koruma Eylem Planını kamuoyuyla paylaşacaklarını bildirdi.

    Kurum, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, deniz salyasının Türkiye’nin denizlerini tehdit eden önemli sorunlardan birisi olduğunu belirterek, Marmara Denizi’nde görülen çevresel soruna “ortak akılla” çözüm üreteceklerini ifade etti.

    “Biz ilk defa dünyada bir denizi bitirdik, öldürdük”

    Hidrobiyolog Levent Artüz’e göre, Marmara Denizi’nde görülen deniz salyası bir anda ortaya çıkmadı, geçmişi 1989 yıllarına dayanıyor. Marmara Denizi’nin yüzeyinde ve altında görülen bu sorunun kaynağı ise Marmara’da kirlenmeden ötürü tür çeşitliliğinin azalması.

    Artüz, 1989’da dibe vuran tür çeşitliliğinin yarattığı bir sürecin yaşandığının altını çiziyor ve uyarıyor: “Eğer bir şey yapılmazsa önümüzdeki yıllarda yine büyük bir felaket ile karşılaşacağız. Marmara Denizi’nde adam boyu köpükler de olabilir, Marmara Denizi siyada da bürünebilir.”

    “Bu tür çeşitliliğinin azalmasına bağlı olarak mevcut olan türlerin fert adetlerindeki artıştır. Tür çeşitliliği birinci fazda istenilmeyen atıkları ortama verdiğiniz zaman buna dayanabilen türler kalır, dayanamayanlar da ölür. Biz bunu 1989 senesinde yaptık. O ara bir süreç başladı. Haliç’i gözlerimin renginde yapacağım sloganı ile daha önce yapılmış olan projeler rafa kaldırılıp, ‘İstanbul Kanalizasyon Projesi Revizyonu’ diye master plan hazırlandı. Burada da arıtmalara boş verildi, onun yerine ön arıtmalar ön görüldü. Ve Marmara Denizi’ne bütün atıkları deşarj ettiler. Sonra bir kaç ay geçmeden Marmara Denizi kıpkırmızı oldu. Basına da yansıdı. Aradan bir kaç ay geçti ve çok büyük boyutta balık ölümü ile karşılaştık. Balık tutulması ve tüketimi yasaklanmıştı. 2007’de de başka bir türün yarattığı müsilaj olayı ile karşılaştık. Yani bu uzun süreçten geldik bu güne. 89’da dibe vurdu tür çeşitliliği. Onun yarattığı bir süreçteyiz.”

    Hidrobiyolog Levent Artüz, “Ölüme çare bulabiliyorsak buna da çare buluruz” sözleri ile Marmara Denizi’nin kurtarılması için eylem planında geç kalındığını ifade ediyor. Ama bir önerisi var, o da bu olay ile “Yüzleşmek”

    “Dünyada bunun bir örneği yok. Biz ilk defa dünyada bir denizi bitirdik, öldürdük. 32 sene önce kaybettik, bugün değil. Bunu masaya yatırıp, nasıl yaptık, kimler yardım etti şeffaf şekilde ortaya konulmalı. Eğer bu durum ortaya konulmazsa, aynı eylemleri tekrarlayıp, farklı sonuçlar bekleriz. Yani sonunda aynı olay Karadeniz’in de Ege’nin de başına gelecek bizim yüzümüzden. Ama eğer ders çıkarırsak oralarda atacağımız adımlarda daha ihtiyatlı oluruz. Bunu temizleyemezsiniz. Oksijen vs verilerek yapılamaz bu iş.”

    Bu konu ile ilgili en halkın talep oluşturması gerektiğinin önemli olduğunu söylüyor Hidrobiyolog Artüz. Tüm yetkili unsurların birlikte hareket ederek, el birliği ile hataların görülmesi gerektiğini belirten Artüz; “Bir yerin örnek olması lazım. İstanbul Belediyesi’nin bu işe dahili olmaması sebebiyle önderlik edebileceğini düşünüyorum. Ama tabiki tek başına değil, herkesle birlikte olması gerekir.”

    Deniz salyasına yol açan 3 neden

    Bakan Kurum, deniz salyasına yol açan üç nedenin öne çıktığını belirterek, bu nedenleri şu şekilde sıraladı:

    1. Küresel ısınma sonucu deniz suyu sıcaklığındaki yükselme
    2. Denizdeki durağanlık
    3. Kirlilik

    300 kişilik ekiple Marmara Denizi’nde 91 noktayı, karada da tüm arıtma tesislerini ve kirlilik kaynaklarını denetlediklerini, alınan örnekleri Çevre Laboratuvarında incelediklerini ve bu çalışmaları yerel yönetim ve üniversitelerimizle birlikte yürüttüklerini belirten Kurum bu konuda belediyelere büyük işler düştüğünü vurguladı.

    “Ekolojik yıkım”

    Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Türkiye’deki denizlerde artan deniz salyasının başta Marmara Denizi’nde olmak üzere ekolojik bir yıkıma doğru gittiğine dikkat çekti. “Bugünkü Marmara neredeyse büyük bir tükeniş yaşıyor ve çoğumuz bunun farkında değiliz. Oysa başta İstanbul olmak üzere bu denizin etrafındaki iller bu ülkenin en zengin illeridir. Yoğun müsilaj ekonomik (Balıkçılık, turizm ve su boruların tıkanması), ekolojik (Biyoçeşitlilikte kayıplar, toplu deniz canlılarının ölümleri) ve kirlenme (kıyı ve koyların kirlenmesi) gibi kayıplara neden olmaktadır” ifadeleriyle uyarıda bulundu.

    Deniz salyası (müsilaj) nedir?

    Balıkçıların nez, ya da salya olarak tanımladığı müsilaj tek hücreli bitkisel canlılardan bir tür fitoplankton olan Gonyalux fragilis’in yoğun çoğalması ve oluşturduğu renk sarmalı. Türk Deniz Araştırmaları Vakfı sarı, beyaz, renkli çamurumsu bu maddenin son iki yıldır, Karadeniz, Marmara ve Ege Denizi’nde suyun üstünde ve altında sıkça görülmeye ve yayılmaya başladığını belirtiyor.

    TÜDAV son iki yıldır görülen bu bitkisel canlıların üstel olarak artmasının iki ana sebebinden birinin su sıcaklığındaki artış olarak belirtiyor. İlkbaharla birlikte yükselen su sıcaklıklarının organizmanın üremesini de üstel olarak arttırdığına dikkat çekiyor. Su sıcaklığının mevsim normallerinin 2°C üzerinde seyretmesi de bu sorunu körüklüyor.

    “Fiziksel toplama ilk yöntem ama kesin ve kalıcı çözüm değil”

    Vakıf bir diğer sebebin de denizin evsel atıklarla kirlenmesi olduğunu kaydediyor:

    “Marmara Denizi’nde 20 yıl önce hiçbir binanın, tesisin olmadığı kıyılar yerleşimle doldu. Ama arıtma için yeterli yatırımlar yapılmadı. Diğer yandan, bu denizde artan habitat kaybı, aşırı avcılık, kirlenme, yabancı türler ve iklim krizine karşı kendisini koruyacak tedbirleri alamadık. Mesela hiçbir ciddi koruma alanı oluşturamadık, kirlenme için ciddi tedbirler alamadık. Koruma için ciddi, gerekli yasal ve teknik altyapıyı kuramadık”.

    TÜDAV’a göre ilk olarak deniz üstünde biriken müsilajın fiziksel yöntemlerle mesela petrol yayılmasına engel olan teknelerin sistemleriyle toplanması gerekiyor. Bu sayede müsilajın batarak daha fazla oksijen tüketmesine engel olmanın ve dolayısıyla toplu canlı ölümlerini azaltmanın mümkün olabileceğini belirten vakıf, bunun kesin ve kalıcı bir önlem olmadığının altını çiziyor.

    “Canlıların beslenmesini ve solunumunu etkiler”

    Marmara Denizi’ndeki müsilaj sorununa 2007 yılından bu yana dikkat çeken Marmara Çevresel İzleme Projesi bu tür anomaliler denizde kirlenme düzeyinin göstergesi olduğuna işaret ediyor. Proje yöneticisi Levent Artüz çok yapışkan, bulaşkan bir yapıya sahip olan müsilajın denizdeki canlıların sonunu getirebileceğini vurguluyor.

    Balık yumurtalarının büyük çoğunluğu denizin yüzeyinde bulunduğuna ve yüzeydeki yumurtalar müsilajın içinde hapsolarak yaşama şanslarını kaybettiğini belirten Artüz larvalar için de aynı şeyin söz konusu olduğunu kaydediyor. Artüz’ün 1+1’de aktardığı bilgilere göre müsilaj zamanla, hareket edemeyen (sesil) midye, istiridye, tunikatlar gibi canlıların üzerine de çöküyor, deniz çayırlarını örtüyor ve ışıkla temaslarını kesiyor.

    Bu durumu yakından gözlemleyen Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi öğretim üyelerinden Prof Dr Mustafa Sarı, Marmara Denizi’nde 18 metreye kadar varan dalışı sırasında çektiği fotoğrafları sosyal medya hesabından paylaştı.

    Denizin dibinin müsilajla kaplandığını belirten Sarı’nın paylaştığı fotoğrafta deniz tabanının tül gibi bir maddeyle kaplı olduğu görülüyor.

  • Madrid’in içme suyu ve hava kirliliğine karşı en büyük silahı: Guadarrama Sierra Milli Parkı

    Madrid’in içme suyu ve hava kirliliğine karşı en büyük silahı: Guadarrama Sierra Milli Parkı


    Euronews Yeşil Hafta kapsamında haber merkezimiz Avrupa genelinde daha iyi bir gelecek için sunulan çözüm önerilerini araştırıyor. Muhabirlerimiz İspanya’nın 6 milyonluk nüfusa sahip başkenti Madrid’e gitti. Madrid, nitrojen dioksit kaynaklı ölümlerin en fazla yaşandığı Avrupa şehri.

    Ama şehrin yakınlarındaki dağlar, on yıllardır halkı en büyük düşmanı, yani insan faaliyetlerine karşı koruyor. 2013’ten beri özel koruma altındaki Guadarrama Sierra Ormanı, başkentteki hava kirliliğine karşı en büyük silahlardan biri.

    Bu tür milli parklar, su, hava ve toprak kirliliğini sıfıra indirgemek için hazırlanan Avrupa eylem planının ve biyolojik çeşitlilik için 2030 stratejisinin önemli bir parçası.

    Sierra Guadarrama Milli Parkı’nın eş yöneticilerinden Pablo Sanjuanbenito, 19. yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri’nde bu tür parkların ilk örnekleri oluşturulduğunda amacın sadece koruma değil aynı zamanda da farkındalık yaratmak olduğunu belirtiyor. “Doğanın korunmasıyla birlikte atıkların yok edilmesi ve çevre kirliliği gibi diğer çevresel değerler üzerinde farkındalık yaratılması hedeflendi” diyor.

    İberik yarımadasının merkezinin en iyi korunmuş ormanlardan biri olan 340 kilometre karelik milli park, İspanyol başkentinin de adeta bir hava temizleme merkezi konumunda.

    Gerçekten bir ‘karbon yutağı’ yönettiklerinin altını çizen Sanjuanbenito, parkı “dağ havasını Madrid’e getiren yemyeşil bir koridor” olarak tanımlıyor.

    2 bin metre rakımlı ormanda ilk baharda bile kar görmek mümkün. Fakat Guadarrama Ulusal Parkı da iklim değişikliğinden payını alıyor. Son on yılda ortalama sıcaklıklar 1 ile 2 santigrad derece arasında artış göstermiş durumda.

    Avrupa’nın en temiz suyu

    Karların erimesi ve yağmur sularını filtre eden kirlilikten uzak topraklar Madrid’e Avrupa’nın en kaliteli içme suyunu sağlıyor. Ulusal Park’ın şu anda aşması gereken en büyük sorun ise hem Madridliler için bir ziyaret alanı olup aynı zamanda korunabilmek.

    Pablo Sanjuanbenito, çok büyük bir şehirde yaşadıklarının altını çiziyor. Milli park yöneticisine göre göre insanların gerçekten doğa ile bağlantıya girmeye ihtiyaçları var. Ormanın insanlara psikolojik anlamda faydalarının yanında “en büyük olumlu yanının” ise ana kaynağı su olduğunu belirtiyor ve ekliyor “Milli Park Madrid’in su ihtiyacını karşılıyor”.

    Dünyanın diğer şehirleri gibi Madrid de kirliliğe karşı savaş açmış durumda. Başkentin belindeki kılıcı ise onları koruduğumuz sürece bizi koruyacak Guadarrama Dağları.