Etiket: Yenilenebilir enerjiler

  • Almanya, yenilenebilir enerji cazibesinde Çin’i geçti, Türkiye de 3 sıra ilerledi

    Almanya, yenilenebilir enerji cazibesinde Çin’i geçti, Türkiye de 3 sıra ilerledi


    Yenilenebilir Enerji Ülke Çekicilik Endeksi’nin son raporu açıklandı. Almanya, Çin’i geçti, Türkiye de 3 sıra ilerledi.

    İngiliz danışmanlık şirketi Ernst and Young’ın yılda iki kere hazırladığı Yenilenebilir Enerji Ülke Çekicilik Endeksi’nin (RECAI) Haziran 2023 raporuna göre Almanya ilk kez Çin’i yerinden ederek ikinci sıraya yerleşti.

    Dünyadaki yenilenebilir enerji pazarının ilk 40’ında yer alan ülkeleri değerlendiren listede Amerika Birleşik Devletleri birinci sıradaki yerini korurken, Türkiye üç puan yükselerek 30’uncu sıradan 27’inci sıraya yükseldi.

    Rapora göre ilk beş sırada ABD, Almanya, Çin, İngiltere ve Fransa bulunuyor.

    Almanya’nın atağı

    Bu yılki endeksin en büyük gelişmesi Almanya’nın uzun süredir ikinci sıradaki yerini koruyan Çin’i geçmesi oldu.

    Raporda Almanya’nın enerji pazarı dönüşümü sırasında deniz üzerinde rüzgar enerjisi ihalesi açmasının, rüzgar enerjisi kapasitesini arttırma kararlığını gösterdiği vurgulandı.

    Almanya’nın bir diğer güçlü noktası da enerjide fosil yakıtlardan kurtularak dönüşüm reformu başlatması. Ukrayna savaşına kadar Avrupa’da Rus doğal gazının en büyük alıcısı Almanya’nın enerji üretimi ağırlıklı olarak kömür ve nükleere dayanıyordu. 

    Doğal gaz kullanımını azaltmak için kömürden vazgeçme planlarını erteleyen Berlin yönetimi, nisan ayında nükleer enerji santrallerini kapattı. 

    Raporda “Bu, hızlandırılmış enerji dönüşümü hedeflerine doğru ilerlemede önemli bir kilometre taşı olmakla birlikte, elektrik arzındaki kesintilerin etkilerini azaltmak için kısa vadede kömür kullanımında bir artış olması muhtemeldir.” denildi.

    Almanya, 2030 yılına kadar enerji üretiminin yüzde 80’ini yenilenebilir kaynaklardan karşılamayı hedefliyor. Ülkede halen yenilenebilir kaynaklar enerji üretiminin yüzde 46’sını karşılıyor. Bu oran 2022’nin başında yüzde 41 olarak gerçekleşmişti.

    Türkiye’nin durumu

    Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarını çekme konusunda üç puan artışla 27’nci sıraya yükseldiğini belirten rapor, bunu hükümetin yeni 10 yıllık vadeli yenilenebilir enerji projelerine verdiği tarife garantisine bağladı. 

    Raporda 2021 ve 2030 yılları arasında kurulacak güneş enerjisi projelerine, Türkiye’de üretilmeleri halinde ek beş yıl daha tarife garantisi verilmesinin enerjiyi karbonsuzlaştırma planlarını destekleyeceğinin altı çizildi.

    Plan kapasmında  2035 yılına kadar ise 53 gigavatlık güneş enerjisine ihtiyaç bulunuyor ve böylece 2030 yılına kadar enerji üretiminin yüzde 65’inin yenilenebilir kaynaklara dönüştürülmesi hedefleniyor.

    Rapordan bazı önemli noktalar

    • Enerji güvenliği ve iklim değişikliği yatırımları için 369 milyar dolar ayıran Enflasyon Azaltma Yasası’nın geçen yıl kabul eden ABD, listenin başındaki yerini korudu. Ancak yenilenebilir enerjinin bölgesel şebekelere bağlanması ve inşasında yaşanan gecikmelerin olumsuz etkisine dikkat çekildi.
    • Listenin dördüncü sırasında yerini koruyan İngiltere, 2025 yılına kadar yeşil hidrojen sertifikasyonu yapmayı planlıyor.
    • Listenin beşinci sırasındaki yerini koruyan Fransa’nın karadaki rüzgar enerjisi yatırımlarında ilerleme olduğu, ancak yenilenebilir hedeflerinde geride kaldığı belirtildi.
    • Bir sıra gerileyerek listenin 10’uncu sırasında yer alan Japonya’da güneş paneli ve karada rüzgar enerjisinin büyüme yolunda olduğu vurgulandı.
    • Bir sıra yükselerek Türkiye’nin hemen altına, 28’inci sıraya yerleşen Mısır’ın rüzgar enerjisinde liderliği hedeflediği belirtildi.
    • Dört sıra düşerek 30’uncu sıraya gerileyen Arjantin’in 2019’dan bu yana ilk yenilenebilir enerji kamu ihalesini şimdi yürütmekte olduğu vurgulandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupalı liderler, Kuzey Denizi’nde yeşil enerji üretimini güçlendirecek bildiriyi imzaladı

    Avrupalı liderler, Kuzey Denizi’nde yeşil enerji üretimini güçlendirecek bildiriyi imzaladı


    Avrupa ülkeleri, Kuzey Denizi’ni rüzgar enerjisi üretiminde bir merkez haline getirmeyi amaçlayan bir bildiri imzaladı. 

    Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollanda’nın da aralarında olduğu 9 Avrupa ülkesi, Kuzey Denizi’nde 2030’a kadar 130 gigavat, 2050’ye kadar da 300 gigavat deniz üstü rüzgar enerji santrali kurulmasını ve altyapı güvenliğinin artırılmasını hedefliyor.

    İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Danimarka, İrlanda, Norveç ve Lüksemburg liderleri ve enerji bakanları ile AB Komisyonu yetkilileri, Belçika’nın Oostende şehrinde, Kuzey Denizi’ndeki deniz üstü rüzgar enerjisi yatırımları ve bağlantılarını artırmak için düzenlenen Kuzey Denizi Zirvesi’nde bir araya geldi.

    Taraflar, zirvede Kuzey Denizi’nde rüzgar yatırımlarının hızlandırılması ve enerji bağlantılarının güçlendirilmesini taahhüt eden bir de bildiri imzaladı. 

    Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Fatih Birol, “Kuzey Denizi’nin deniz üstü rüzgar enerjisi potansiyeli çok yüksek. Bu, dünyadaki en kaliteli deniz üstü rüzgarı. Potansiyeli, Avrupa’nın mevcut elektrik talebini altı katına çıkarmaya yetecek düzeyde.” şeklinde konuştu. 

    Kuzey Denizi, yeşil enerji santraline dönüşecek

    Zirvenin ev sahibi Belçika Başbakanı Alexander De Croo, program kapsamında düzenlenen basın toplantısında, “Bu zirve, Kuzey Denizi’ni dünyanın en büyük yeşil enerji santrali yapmak için önemli bir kilometre taşını ortaya koyuyor.” dedi.

    De Croo, bölgede 2030’a kadar 130 gigavat, 2050’ye kadar da 300 gigavat deniz üstü rüzgar elektrik üretim kapasitesi kurulmasını hedeflediklerini vurguladı.

    Hedeflerin yakalanması halinde, Avrupa kıtasında elektriğin 300 milyon haneye Kuzey Denizi’nden sağlanacağına işaret eden De Croo, böylece, daha yeşil, enerjide bağımsız, istihdam yaratmaya devam eden, ağır sanayi faaliyetlerini Avrupa kıtasında tutabilen, sürdürülebilir bir şekilde büyüyen bir Avrupa kurmayı amaçladıklarını anlattı.

    Yenilenebilir yatırımları hızlandıracaklarına işaret eden De Croo, “Kurulumu hızlandırmak istiyorsanız, imar ve ihale gibi süreçleri ve finansman modellerini standart hale getirmelisiniz.” diye konuştu.

    De Croo, mevcut durumda yılda yaklaşık 7 gigavatlık deniz üstü rüzgar enerji santrali inşa kapasiteleri olduğunu anımsatarak, “Hedeflerimize ulaşmak istiyorsak yılda 20 gigavata ulaşmamız gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

    Bu hedefi yakalamanın ancak özel sektöre yardım edilmesiyle mümkün olabileceğini anlatan De Croo, ülkelerin birlikte hareket etmesi ve hızla ilerlenmesi gerektiğini vurguladı.

    Rüzgar ve güneşten üretim, gazı geçti

    AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de, geçen yıl AB’nin yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretiminde önemli artış olduğunu, ilk defa gaza kıyasla rüzgar ve güneşten daha fazla elektrik üretildiğini söyledi.

    Avrupa’da Rusya-Ukrayna savaşıyla geçen yıl ciddi bir enerji krizi yaşandığını anımsatan von der Leyen, “Rus fosil yakıtlarına olan bağımlılığımızdan kurtulmayı başardık.” dedi.

    Von der leyen, gaz tedarikinde Rusya’dan uzaklaşarak güvenilir ortaklara yöneldiklerini, Avrupa’da halkın da enerji tüketiminde yüzde 20 tasarruf yaptığını vurguladı.

    “En önemlisi, yenilenebilir enerjiye büyük yatırımlar yaptık.” diyen von der Leyen, enerji krizine rağmen hem ekonomiyi büyütmeyi hem de sera gazı emisyonlarını azaltmayı başardıklarını söyledi.

    Von der Leyen, “AB’nin yenilenebilir üretimde kriz yılında müthiş bir artış oldu. Geçen yıl ilave yenilenebilir enerji kurulumunu ikiye katladık. İlk defa gaza kıyasla rüzgar ve güneşten daha fazla elektrik ürettik.” değerlendirmesinde bulundu.

    Yenilenebilir kaynakların AB’nin 2050 yılı hedeflerini yakalaması için çok önemli olduğuna dikkati çeken von der Leyen, bu yatırımların hızlanması gerektiğini anlattı.

    Von der leyen, AB’nin yenilenebilir enerji için 2030 hedefini yüzde 32’den 42’nin üzerine yükselttiklerini anımsattı.

    Liderlerin Oostende deklarasyonunu olumlu karşıladığını belirten von der Leyen, bunun, denizden rüzgar enerjisi üretim hedefini iki kat artırdığını söyledi.

    Kritik altyapı tehdit altında

    Von der Leyen, kritik altyapının güvenliği konusunda bir soru üzerine, “Kritik altyapımızın tehdit altında olduğunu biliyoruz. Kuzey Akım boru hattına geçen yıl yapılan sabotajdan beri bunun farkındayız.” dedi.

    AB’nin kritik altyapı saldırılarına müdahale ve bu konuda işbirliğini artırma konusunda hızlı adımlar attığını anlatan von der Leyen, hâlihazırda altyapıya karşı en kötü durumlara yönelik bir stres testi programı üzerinde çalıştıklarını ve altyapının dayanıklılığını güçlendireceklerini söyledi.

    Von der Leyen, bu konuda AB’nin NATO ile birlikte çalıştığını hatırlatarak, NATO ile olası bütün tehditleri içeren ortak bir görev gücü oluşturduklarını ifade etti.

    AB ve NATO uzmanlarının eşgüdümlü dayanıklılık için bir program üzerinde çalıştıklarına işaret eden von der Leyen, bunu temmuz ayında yapılacak NATO Liderler Zirvesi’nde sunacaklarını söyledi.

    Zirvede ülkeler, bölgede rüzgar yatırımlarını hızlandırmayı, enerji bağlantılarını güçlendirmeyi taahhüt etti.

    Mevcut durumda bölgede 30 gigavat rüzgar kurulumu bulunuyor.

    Brüksel merkezli Avrupa Rüzgar Enerjisi Birliği de (WindEurope), Avrupa’nın deniz üstü rüzgar enerjisi sektörünün, hükümetlerin artan yatırım hedeflerini karşılayacak boyutta olmadığını, uygun politikalar ve fonla desteklenmeleri gerektiğini bildirdi.

    Avrupa’nın rüzgar sektörünün yıllık 7 gigavat kapasitelik üretim yapabileceğine işaret eden birlik, ülkelerin hedefini yakalamak için bunun yakın zamanda 20 gigavata yükseltilmesi gerekeceğini anımsattı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • BM raporuna göre 18 ülke son 10 yıldır hem emisyon azalttı hem ekonomisini büyüttü

    BM raporuna göre 18 ülke son 10 yıldır hem emisyon azalttı hem ekonomisini büyüttü


    Temiz enerji aktivistleri ve sivil toplum kuruluşları uzun süredir emisyonları azaltarak da ekonomiyi büyütmenin mümkün olduğunu savunuyor.

    Birleşmiş Milletler için dünyanın önde gelen iklim bilimcileri tarafından hazırlanan son rapora göre dünyada 18 ülke tam da bunu yapıyor ve başarılı oluyor. Raporda bu ülkelerin “en az on yıldır” emisyon azaltımlarını sürdürdüğü ve buna rağmen ekonomilerinin büyüdüğü ortaya koyuluyor.

    Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), verilerde bazı tutarsızlıkların da bulunduğu gerekçesi ile bu ülkelerin hangileri olduğunu açıklamadı.

    IPCC raporunun baş yazarı ve University College of London’da enerji ve iklim değişikliği profesörü olan Michael Grubb ise IPCC raporunun 18 ülkenin adını vermeyi reddettiğini çünkü bazılarının verilerinin yalnızca karbondioksiti saydığını, bazılarının ise tüm sera gazlarını içerdiğini söyledi. Baz etkisini oluşturması için referans alınan yılların da farklılık gösterdiği belirtildi.

    Bu sebeple parametrelere bağlı olarak, ekonomilerini büyütürken emisyonları azaltan daha fazla sayıda ülke olduğu tahmin ediliyor.

    Ancak Associated Press haber ajansı BM raporunun parçası olmayan Küresel Karbon Projesi rakamlarını kullanarak, pandemi öncesi yıllık karbondioksit emisyonlarının 2019’da 2010’a göre en az 10 milyon mt daha az olduğu 19 ülke tespit etti.

    AP’nin araştırmasına göre bunlar; Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Almanya, Japonya, İtalya, Ukrayna, Fransa, İspanya, Yunanistan, Hollanda, Meksika, Finlandiya, Singapur, Danimarka, Çekya, Belçika, Polonya, Romanya ve İsveç.

    IPCC, karbondan arınmaya başlayan ülkeler için üç ortak faktör belirledi:

    • Daha az enerji kullandılar.
    • Fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçtiler.
    • Ürünlerinin enerji verimliliğini artırdılar.

    “İşe yarayan modeli ihraç etmeliyiz”

    Wisconsin Üniversitesi-Madison La Follette Halkla İlişkiler Okulu’nda enerji ve kamu politikası profesörü olan Greg Nemet, bu tür ülkeler “emisyonları azaltabileceğimizi ve yine de yüksek refah seviyelerine sahip olduğumuzu gösteren bir modeli ihraç edebilir. Bunu başarmada rol oynayan politikaları paylaşarak çoğaltabiliriz” diyor.

    Ne var ki bu ülkelerin listesi aynı zamanda dünyadaki eşitsizlik sorunlarını da gündeme getirebilir. Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Japonya ve Birleşik Krallık gibi ülkeler tarihsel karbon emisyonlarına en fazla katkıda bulunan ülkeler arasında. Yani bu ülkelerin mevcut ekonomik güçlerine ulaşıncaya kadar en çok tahribat yaratan ülkeler olmaları henüz ekonomilerinde arzu ettikleri seviyeye gelememiş ülkeler açısından bir sistem ithal etmek adına yeterli baskıyı oluşturmuyor.

    Aynı zamanda IPCC raporunun baş yazarı olan Nemet, gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere de aynı şeyi yapmalarına yardımcı olmak adına “liderlik” rolü üstlenmeleri ve gerekli destekleri vermelerinin yerinde olacağını sözlerine ekliyor.

    Gelişmekte olan ülkeler düşük faizle borçlanamıyor

    BM iklim konferanslarında tarihi emisyonlar ve sorumluluk tartışmaları yeni değil. Ancak sanayileşmiş ülkelerin, daha fakir ülkelerin yeşil teknolojilere yatırım yapmasına yardımcı olmak için ne kadar ödemeleri gerektiği konusunda bir miktar belirlemek daima anlaşmaya varılmasını zorlaştıran en büyük mesele.

    Birleşmiş Milletler Çevre Programı direktörü Inger Andersen ise dünyadaki en az gelişmiş ülkelerin 2019’da küresel sera gazlarının sadece yüzde 3,3’ünü saldığını belirtiyor. Üstelik gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelere göre daha yüksek faiz oranlarıyla borç almak zorunda kalıyor ve bu da büyük dönüşüm projelerini kısıtlıyor.

    Tüm gelişmiş ülkelerin, ister Paris Anlaşması’nın 100 milyar dolarlık destek hedefini yerine getirmeleri için tarihi sorumlulukları olduğunu belirten Andersen, daha yoksul ülkelerin de bu değişiklikleri yapmak için gerekli politikaları ve reformları oluşturmaya başlamaları gerektiğini kaydediyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Rusya-Ukrayna krizinde Almanya’nın ‘enerji çıkmazı’: Alternatif kaynaklar ne?

    Rusya-Ukrayna krizinde Almanya’nın ‘enerji çıkmazı’: Alternatif kaynaklar ne?


    Ukrayna ile Rusya arasındaki kriz, Almanya gibi birçok NATO üyesi ülkenin Moskova’ya olan enerji bağımlılığını “acilen azaltması ve yenilenebilir enerjilere ağırlık vermesi gerektiğini” gün yüzüne çıkardı.

    Krizde Kiev ve Batılı müttefiklerinin net bir pozisyon takınmamakla eleştirdiği Berlin yönetimi, bir yandan Rus tedarikçisi ile ilişkileri sürdürmek diğer yandan ise NATO içindeki yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda kaldı.

    Almanya’ya ithal edilen doğal gazın yüzde 55’i Rusya’dan geliyor. 2012’den beri bu oran 15 puan artmış durumda. İthal gazın yarısı haneler tarafından kullanılırken temel enerji ihtiyacının neredeyse yüzde 27’sini doğal gaz oluşturuyor.

    Bu da Ukrayna krizinde Berlin’in “ayak diremesi”nin başlıca sebebi. Almanya bir yandan Moskova’yı hedefleyecek yaptırımlar konusunda “ihtimamlı” olunması çağrısında bulunurken diğer yandan ise Ukrayna’ya silah göndermeyi reddediyor.

    Hedef 2030’a kadar yüzde 80 yenilenebilir elektrik

    Rusya ile Almanya arasındaki enerji işbirliği Baltık Denizi’nden doğal gaz akışının sağlandığı ve büyük tartışmalara neden olan Kuzey Akım II doğal gaz boru hattı ile somut bir hale gelmişti. Berlin’deki yeni koalisyon hükümetinde ise Yeşiller’in kilit rol oynaması, bağımlılığın azaltılması ve yenilenebilir enerjinin ajandanın ilk sırasına alınmasına neden oldu.

    Alman Ekonomi ve İklim Bakanı Robert Habeck, “Fosil yakıtların gittikçe daha fazla terk edilmesi jeopolitik anlamda Avrupa’nın güçlenmesini sağlayacak” açıklamasında bulunarak hükümetin pozisyonunu ortaya koydu. 2030’a kadar elektrik ihtiyacının yüzde 80’ini yenilenebilir enerjiden karşılamayı hedefleyen Berlin, bu yıl ülke yüz ölçümünün yüzde 2’sini rüzgar türbinleri ile donatacak ve güneş enerjisi panellerinin çatılara takılmasını zorunlu kılacak.

    Fakat kısa vadede bu çözüm önemli sorunları da beraberinde getiriyor. Zira enerji geçişi aynı zamanda daha fazla doğal gaz kullanılmasına neden oluyor. Bunun nedeni ise 2022 sonunda nükleer enerjiden, 2030’da ise kömürden çıkış kararı alınmış olması.

    Çevreci enerjilerin yetmediği durumlarda yani güneşsiz ve rüzgarsız günlerde kullanılan kömür ve nükleer enerjinin devreden çıkarılması ise enerji ihtiyacını karşılamada tek seçeneğin doğal gaz olmasına neden oluyor.

    Fraunhofer Ekonomi Enstitüsü’ne göre Almanya’nın 2030’a kadar doğal gaz kullanarak gerçekleştirdiği elektrik üretimini üçte bir oranında artırması gerekecek.

    Alternatifler neler?

    Peki, bu tabloda Moskova’ya bağımlılıktan kurtulmak mümkün mü? Hükümet ilk olarak enerji ithalatında çeşitliliğe gitme yoluna baş vurmuş durumda.

    Ekonomi Bakanlığından bir kaynak Avrupa’daki metan terminallerinin “tam kapasite” kullanılmasının bir alternatif olabileceği görüşünde. Fakat bu enerjinin ABD, Katar ve Avustralya’dan gelmesi fiyatların da yükselmesine neden olacak.

    Bir de ülkenin gaz rezervlerinin yüzde 42 gibi çok düşük seviyede bulunması enerjiye yeni zamların da kapıda olduğunun bir işareti.

    Enflasyonun hızla yükseldiği bir dönemde enerji fiyatlarında fazladan bir artış yaşanması ise hükümet için “siyasi bir bomba” olarak yorumlanıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Yapay Güneş’ denemeleri yapan Çin ve İngiltere nükleer füzyonla enerji üretme peşinde

    ‘Yapay Güneş’ denemeleri yapan Çin ve İngiltere nükleer füzyonla enerji üretme peşinde


    Fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmak ve düşük karbonlu enerji üretmek için on yıllardır çalışan bilim insanları nükleer füzyon deneyleri ile dünyada “yapay güneş” yaratarak çözüm arıyor.

    Bilim insanları hidrojen gaz bulutuna 140 bin amper elektrik göndererek hidrojen atomlarını birleştirmeye ve füzyonla helyum yaratmaya çalışıyor. Bu füzyon güneşi bir arada tutan güç.

    Böyle bir deneyin dünyayı güneş sisteminin yeni güneşi yapmayacağı, ancak ucuz ve temiz enerjinin önünü açabileceği belirtiliyor. Bilim insanlarının önündeki zorluk bunu güvenli şekilde yapabilecek yöntemi bulmak.

    Çin yeni bir deney yürüttüğünü açıkladı

    Çin’in Hefei Fiziksel Bilimler Enstitüsü nükleer füzyon için yalnızca atom ayrıştırmanın ötesine geçerek çekirdekleri bileştirerek güç yaratan yöntemler peşinde. Başka bir deyişle bilim insanları “güneşi bir kutucuğa sığdırmak” için uğraşıyor.

    Hefei’deki bilim insanları İleri Süperiletken Tokamak Deneyi ile “yapay güneş” yani güneş kadar yüksek ve sürekli sıcaklık yaratmaya çalışıyor. Bu kapsamda yeni bir deney gerçekleştirildi.

    Bu deneylerin üretildiği tokamak adlı halka şeklindeki makineler için 900 milyon dolara yakın yatırım yapıldı. Tokamak aşırı yüksek sıcaklıklarda hidrojen izotoplarını kaynatarak plazmaya dönüştürüyor ve birleştirerek enerji açığa çıkmasını sağlıyor.

    1958’den bu yana füzyon araştırmaları yürüten Çin şu aşamada rekabetten çok uluslararası işbirliğinin önemli olduğunu vurguluyor. Çin, Fransa’da inşa edilmekte olan “dev” nükleer füzyon projesi ITER’in üyesi. Fransa’da inşa halindeki projenin 10 milyar euroluk bütçesi bulunuyor.

    Çin’in bu projedeki sorumluluğu ITER’in manyetik tutma ve 100 milyon derece Celsius’e kadar dayanıklı olması için gereken bileşenleri üretmek. 2025 yılında ilk plazmayı üretmeyi planlayan ITER 50 megavat güçle 500 megavat enerji üretecek bir örnek reaktör inşa etmeyi planlıyor.

    İngiltere’deki bir firma bu teknolojiyi geliştirmek için zamana karşı yarışıyor

    İngiltere’de ise bir özel firma aynı teknolojiyi geliştirmek için zamana karşı yarışıyor. Oxford kenti yakınlarındaki Tokamak Energy adlı firma nükleer reaktöründeki sıcaklığı 50 milyon dereceye kadar yükseltebiliyor. Bu sıcaklık Güneş’in merkezindeki sıcaklığın tam iki katı.

    Akıllara durgunluk veren bu sıcaklığı elde eden firmanın deneylerinde bir sonraki hedef, nükleer füzyonun tükettiğinden daha fazla enerji üretip üretmediğini anlamak.

    Nükleer füzyon tehlikeli mi?

    Çernobil ve Fukuşima’daki nükleer felaketler, çok yüksek sıcaklıkların üretildiği nükleer füzyonun tehlikeli olup olmadığı sorusunu akla getiriyor.

    Bilim insanları nükleer fizyon ile füzyonun farklı şeyler olduğunu vurguluyor. Fizyon yanma, bölünme, parçalanma; füzyon ise erime, birleşme anlamına geliyor.

    Plazmanın birleşebilmesi için güneş ısısının 10 katına kadar ısıtılması gerekiyor ve bu şekilde iki hidrojen çekirdeği bir helyum çekirdeğine dönüşüyor.

    Füzyon işlemi tokamakta gerçekleşiyor. Bu makine dokunduğu herşeyi eritecek kadar ısıtılmış plazmanın uçlara değmesine engel oluyor. Füzyon reaktöründe bir hata oluşması durumunda alet kendi kendini durduruyor bu nedenle aşırı sıcağın dışarı çıkması tehlikesi bulunmuyor.

    Nükleer fizyonda ise enerji “ağır” bir atomun, ki genellikle uranyum kullanılıyor, ikiye bölünmesiyle enerj yaratıyor. Bu parçalanma süreci çok yüksek miktarda radyoaktif atık oluşturuyor ve bu yıllarca tehlike yaratabiliyor.

    Füzyon, 1986 Çernobil faciasında olduğu gibi bir sızıntı da üretmiyor. Bu nedenle örneğin Tokamak Enerji’nin Didcot’taki tesisinde bir yasak bölge bulunmuyor.

    Nükleer füzyon ne zaman kullanılabilir bir enerji kaynağı haline gelebilir?

    Nükleer füzyon fosil yakıt yakılmasından çok daha fazla enerji açığa çıkarıyor ancak bilim insanları bu enerjinin günlük kullanıma ne zaman sunulabileceği sorusunun yanıtının bu deneylerin başarısına bağlı olduğunu belirtiyor.

    Bu deneyler sonucu dünyada “yapay güneşlerin” yaratılabilmesi halinde füzyon enerji güneş, rüzgar ve dalga gibi diğer doğal kaynaklarla birlikte yeşil dönüşümün yolunu açabilir. Füzyon için gerekli hidrojenin de deniz suyundan elde edilebileceği belirtiliyor.

    İngiliz bilim insanlarının son 50 yıldır üzerinde çalıştığı teknolojiye son dönemde hükümetlerin ciddi destek vermesi üzerine bu dönüşüm beklenenden daha hızlı gerçekleşebilir. İngiliz hükümeti geçen yıl Tokamak Energy’ye 10 milyon sterlin yatırım yaptı.

    Bilim insanları nükleer füzyon, bir diğer değişle termonükleer enerji tesislerinin bir gün ulusal şebekeye bağlanarak evleri, sokakları aydınlatmasının hayalini kuruyor. Bu örneklerin çoğalarak bütün dünyaya yayılması umuluyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Enerji krizi: Avrupa ülkeleri, yükselen elektrik ve doğal gaz faturalarına karşı hangi tedbiri aldı?

    Enerji krizi: Avrupa ülkeleri, yükselen elektrik ve doğal gaz faturalarına karşı hangi tedbiri aldı?


    Elektrik ve ısınma ihtiyacını çoğunlukla doğal gazdan karşılayan Avrupa ülkeleri kış aylarının soğuk günlerinde yüksek elektrik ve doğal gaz faturalarıyla karşı karşıya. Düşük doğal gaz rezervleri ve arzda yaşanan sorunlar nedeniyle enerji maliyetlerine yansıyan yükseliş hane halklarının gelirini daraltıyor.

    Bank of America tarafından yapılan analizlere göre Avrupa’da geçen yıl 2020’ye kıyasla dört katına çıkan enerji fiyatları hane halklarının enerji faturalarına ortalama yüzde 54’lük bir artışla yansıdı. Banka daha büyük artışların özellikle İtalya ve İngiltere’de hissedileceği uyarısında bulundu.

    Avrupa’da hükümetler küresel enerji krizinin etkilerine karşı farklı tedbirlerle tüketicileri korumaya çalışıyor. Ülke ülke değişen tedbirler kapsamında faturalardan alınan vergilerin düşürülmesi, yenilenebilir enerji teşvik kesintisinin azaltılması, yüksek fiyatlardan elde edilen karın dengelenmesi ve düşük gelirli ailelere destek yer alıyor.

    Avrupa ülkeleri, artan faturalar karşısında hangi tedbirleri aldı?

    İngiltere:

    İngiltere’de enerji kullanımında bir sonraki fiyat artışı 7 Şubat’ta açıklanacak ve 1 Nisan’da yürürlüğe girecek. Hane halkları hükümetin bu tarihe kadar yeni koruyucu tedbirler almasını bekliyor. Bu tedbirler arasında enerji faturalarında yüzde 5 olan KDV oranının azaltılması ya da enerji faturalarındaki vergilerin genel vergilendirmeye kaydırılması bulunuyor. Daha müdahaleci tedbirlerden biri enerji tedarik eden firmalara pazar fiyatına göre açığa çıkan farkın ödenmesini öngören bir “istikrar mekanizmasının” kurulması yönünde. Muhalefeteki İşçi Partisi ise faturaların desteklenmesini istiyor ve bunun için Kuzey Denizi’ndeki petrol ve doğal gaz üreticilerinin kriz döneminde edindiği karlara vergi getirilmesini öneriyor.

    Hükümet ve maliye bakanlığı henüz hangi tedbirleri hayata geçirecekleri konusunda bir ipucu vermiş değil. Korumasız aileleri temsil eden baskı grupları, küçük işletmeler ve ekonomistler hükümetin bu sessizliğini eleştiriyor ve fiyatların rekor düzeyde artma tehlikesinin enflasyonu ve hayat pahallılığını körükleyeceği uyarısında bulunuyor.

    Fransa:

    Artan akaryakıt fiyatlarının geçim maliyetlerini arttırdığı gerekçesiyle başlayan sarı yelekliler hareketine benzer bir tepkinin ortaya çıkmasından endişe eden hükümet yükselen enerji fiyatları karşısında derhal bir önlemler paketini hayata geçirdi ve düşük gelirli 5,8 milyon haneye 100 euro tutarında yardım çekleri gönderdi. Bu paketin devlete yaklaşık 8 milyar euroluk bir maliyeti olduğu hesaplanıyor.

    Hükümet ayrıca devlete bağlı enerji şirketi EDF’nin 2022 yılı içinde elektrik fiyatlarında yapacağı artışı yüzde 4 ile sınırlı tuttu. Bu durum EDF’nin ürettiği elektriği piyasa fiyatının altına satması anlamına geliyor. EDF bu planın yatırımcılara yaklaşık 8,4 milyar euro mal olacağını bildirdi.

    Almanya:

    Almanya’da hükümet yenilenebilir enerji projeleri için kesilen desteği azaltarak enerji faturalarını düşürmeyi planlıyor. Hükümet bu yıldan itibaren ev faturalarına yeşil enerji için kilovat başına 6,5 sent olan ek ücreti 3,7 sente düşürecek. Alman hükümeti aradaki vergi farkını hazine tarafından karbon vergilerinden toplanan 3,3 milyar eurodan ödemeyi planlyor.

    Hükümet ayrıca düşük gelirli hane halkları için 130 milyon euroluk bir paket önerdi. Paket kapsamında yapılacak bir kerelik ödemenin yaz aylarında geri ödenmesi planlanıyor.

    Hollanda:

    Hollanda hükümeti ekim ayında hane halklarına yıllık ortalama 400 euro tasarruf imkanı sağlamak üzere enerjiden alınan vergide indirime gitti. Buna ek olarak ev yalıtımı için 150 milyon euro, küçük işletmelerin kullandığı enerjiden alınan verginin düşürülebilmesi içn de 500 milyon euroluk bütçe ayrıldı. Bir yıl sürmesi planlanan ve 3,2 milyar euroya mal olması beklenen bu tedbirler 1 Ocak’tan itibaren yürürlüğe girdi.

    İtalya:

    İtalyan hane halkları Avrupa’da en yüksek enerji faturası ödeyen grupta yer alıyor ve küresel enerji krizi dolayısıyla en yüksek fiyat artışlarından birinin yine bu ülkede yaşanması bekleniyor. İtalyan hükümeti bu durum karşısında hane halkının korunmasını öngören bir dizi plan hazırladı. Buna göre bütün tüketiciler için doğal gaz vergilerinde kesintiye gidilecek ve yenilenebilir enerji teşvikleri için yapılan ek kesintiler azaltılacak. Buna ek olarak düşük gelirli aileler için ek ödemeler planlanıyor. Hükümetin mart ayından itibaren bir yıl süreyle uygulayacağı tedbilerin 8,5 milyar euroya mal olması bekleniyor.

    İspanya:

    Artan enerj fiyatları karşısında hane halklarını korumak için ilk harekete geçen ülkelerden biri olan İspanya’da hükümet eylül ayından mayıs ayına kadar enerji faturalardan alınacak vergileri kaldırdı ve bu açığın enerji fiyatlarındaki artıştan elde edilen karla dengelenmesi yoluna gitti.

    İspanyol doğal gaz ve enektrik üreticisi kurumların fiyat yükselişlerinden elde edeceği karın 2 milyar euroyu bulması bekleniyor. Üstelik bu politika ile bahse konu şirketlerin kriz döneminde “kabul edilemez” karlar elde ederken hane halklarının zor durumda kalmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor. The Guardian gazetesi bu politikanın İngiltere’deki İşçi Partisi’ne de ilham olduğunu belirtiyor.

    İsveç:

    Artan fiyatların etkisini yumuşatmak için İsveç hükümeti 6 milyar kron (yaklaşık 570 milyon euro) ayırdı. Bu ay başı açıklanan plana göre kış aylarında faturalar aralık-şubat ayları arasında enerji tüketimi ayda 2 bin kilovatı geçen 1,8 milyon hane halkı için 570 euro destek verilecek.

    Norveç:

    Norveç hükümeti de komşusuna benzer şekilde hane halklarına doğrudan destek olmayı tercih etti ve bunun için 8 milyar Norveç kronu (yaklaşık 600 milyar euro) tutarında bir bütçe ayırdı. Ancak “sosyal adaletsizlik”le mücadele sözü veren hükümetin bu girişimi halkı memnun etmeye yetmedi. Elektrik fiyatlarındaki artışa tepki gösteren halk hükümetin yardımlarının yetersiz kaldığını belirterek özellikle düşük gelirlilerin dikkate alınmamasını protesto etti.

    Kuzey Denizi’nden çıkan petrol ve doğal gaz dolayısıyla büyük ekonomik zenginlik içerisindeki ülkede Norveç Varlık Fonu’nun geçen yılı 180 milyar dolar kar elde ederek tamamladığı ve toplamda 1,34 trilyon dolarlık değere ulaştığı açıklanmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AB, 2050’ye kadar nükleer santrallere 500 milyar euroluk yatırım öngörüyor

    AB, 2050’ye kadar nükleer santrallere 500 milyar euroluk yatırım öngörüyor


    Avrupa Birliği (AB) Komisyonu İç Pazardan Sorumlu Üyesi Thierry Breton, Journal du Dimanche gazetesine verdiği demeçte, AB’nin 2050 yılına kadar iklime zarar vermeyen bir kıtaya dönüşme hedefini yakalamak için nükleer enerjinin gerekli olduğunu ifade etti.

    Avrupa’da elektrik talebinin gelecek 30 yılda iki kat artacağına işaret eden Breton, karbonsuz elektrik üretimini yükseltmenin önemli olduğunu anlattı.

    Breton, karbonsuz elektrik üretim kapasitesini artırmak için nükleer ve yenilenebilir enerji alanında önemli yatırımlar yapılması gerektiğine dikkati çekti.

    Nükleerin, enerji dönüşümünde önemli rol oynadığını ve bunun AB’nin sürdürülebilir yatırım sınıflandırılmasından dışlanamayacağını ifade eden Breton, “AB’nin yeşil yatırım sınıflandırması uygun koşullu sermayeye erişimi sağlamak üzere tasarlandı.” değerlendirmesinde bulundu.

    Breton, AB’de üretilen elektriğin yüzde 26’sının nükleer kaynaklı olduğuna dikkati çekti.

    Avrupa’da gelecek yıllarda bazı eskiyen nükleer santrallerin kapanacağını anımsatan Breton, “Sıfır emisyon hedefini yakalamak için devasa yatırımların seferber edilmesi gerekir. Sadece mevcut nükleer santraller için 2030’a kadar 50 milyar euro, yeni nesil nükleer santraller için ise 2050’ye kadar 500 milyar euroluk yatırım gerekecek. Bu, nükleere yılda yaklaşık 20 milyar euroluk yatırım anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.

    AB üyesi 13 ülke elektrik üretiminde nükleer santralleri kullanıyor

    Öte yandan AB Komisyonu, yeni nükleer enerji ve doğal gaz santrallerini yeşil yatırım olarak sınıflandırmaya hazırlanıyor.

    Yeni sınıflandırmanın yürürlüğe girmesi halinde 2045 yılından önce ruhsat alan nükleer enerji santralleri yeşil yatırım olarak kabul edilecek.

    Ancak yeni nükleer enerji ve doğal gaz santrallerini yeşil yatırım olarak sınıflandırma planına çevreciler sert tepki gösteriyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Almanya, Avrupa’daki enerji krizine rağmen üç nükleer enerji santralini kapatıyor

    Almanya, Avrupa’daki enerji krizine rağmen üç nükleer enerji santralini kapatıyor


    Almanya, Avrupa’da son yılların en önemli enerji krizinin yaşandığı dönemde, ülkedeki üç nükleer enerji santralini bugün kapatıyor.

    Eski Başbakan Angela Merkel’in konuyla ilgili daha önce belirlediği takvim çerçevesinde bu adım atılacak.

    Avrupa’da enerji fiyatlarının arttığı ve kıtanın en önemli doğal gaz tedarikçisi Rusya ile Ukrayna krizi yüzünden ilişkilerin gerginleşti bir dönemde Brokdorf, Grohnde ve Gundremmingen santrallerinin kapısına kilit vurulacak.

    Bu santrallerin kapanması, ülkedeki nükleer kapasiteyi önemli ölçüde düşürürken, bin rüzgar türbininin ürettiği güce eşdeğer enerji üretimini yaklaşık dört gigawatt azaltacak.

    Almanya’da, 2011 yılında Japonya’daki Fukushima nükleer felaketinin ardından başlayan sert protestolar Merkel’in bu kararı almasında önemli rol oynamıştı.

    2022 yılı sonuna kadar 3 santral daha kapanacak

    Almanya, 2022 yılı sonuna kadar Neckarwestheim, Essenbach ve Emsland nükleer santrallerini de kapatacak.

    Avrupa’da gaz fiyatlarının katlanarak artması yüzünden, nükleer santrallerin kapatılması kararıyla ilgili tartışma da ülkede yeniden alevlendi.

    Nükleer santrallerin kapanacak olması nedeniyle Almanya’da enerji fiyatlarının daha da artması bekleniyor.

    Almanya, 2030 yılına kadar kömür üretimini sonlandırmak istiyor

    Yenilenebilir enerji kaynaklarını artırmayı ve çeşitlendirmeyi planlayan Almanya’nın kısa dönemde bu hedefini tutturamaması, Berlin’in enerji alanında Moskova’ya bağımlılığının bir müddet daha sürmesine yol açacak.

    Almanya toplam enerji tüketiminin 2021 yılında yüzde 42’sini yenilenebilir enerjiden elde etti.

    Küresel ısınmayla mücadele kapsamında adımlar atmak isteyen Almanya, 2030 yılına kadar kömür üretimini tamamen sonlandırmak istiyor. Bu konu, Yeşillerin baskısıyla koalisyon protokolüne de girdi.

    Ülkede, 2030 yılına kadar enerji tüketiminin yüzde 80’inin yenilenebilir enerjiden karşılanması planlanıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İngiliz ihracat ajansından Kalyon Enerji’ye 217 milyon sterlinlik kredi garantisi

    İngiliz ihracat ajansından Kalyon Enerji’ye 217 milyon sterlinlik kredi garantisi


    İngiliz ihracat kredi ajansı UKEF, Kalyon Enerji’ye ait Türkiye’nin en büyük güneş enerjisi santrali olacak projeye 217 milyon sterlinlik kredi garantisi verecek.

    Ajansı şu ana kadar verdiği en yüksek güneş enerjisi garantisini alan Karapınar Güneş Enerjisi Santrali tamamlandığında 1,35 gigawattlık kurulu kapasiteye sahip olacak. 2022 sonunda tamamlanması planlanan projede 2 milyon haneye yetecek kadar elektrik üretilecek.

    İngiliz Dış Ticaret Bakanı Anne Marie Trevelyan yaptığı açıklamada, “UKEF’in finansman desteği yabancı ülkelerinde yenilenebilir enerjiye yatırım yapmasını teşvik ederken İngiliz şirketlere de yeni pazarlar açılmasını sağlayarak çevreci istihdamla ekonomik düzelmeyi hızlandırıyor,” ifadelerini kullandı.

    UKEF’ten yapılan açıklamada santralin atmosfere yılda 1,5 milyon ton daha az karbon salınmasını sağlayacağı ve Türkiye’de güneş enerjisinin toplam enerji üretimi içerisindeki payını yüzde 20 artıracağı vurgulandı.

    İngiliz devletine bağlı UKEF, İngiliz şirketlerden alım yapan yabancı firmaların özel sektörden borçlanma sıkıntısı yaşamaması için bu şirketlere kredi garantisi ya da doğrudan kredi sağlıyor.

    Kalyon Enerji, eylül ayında Karapınar Güneş Enerjisi Santrali’nde kullanılacak güneş enerjisi panelleri için GE Renewable Energy ile anlaşma imzalandığını duyurmuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Biden yönetimi iklim hedefleri için yüz milyarlarca dolarlık harcama planını netleştirdi

    Biden yönetimi iklim hedefleri için yüz milyarlarca dolarlık harcama planını netleştirdi


    Amerika Birleşik Devletleri’nde hükümet, iklim değişikliğiyle mücadelede “ülke tarihinin en büyüğü” olarak nitelediği harcama paketini şekillendirdi.

    Buna göre temiz enerji, elektrikli araçlar ve sert hava koşullarına karşı önlemleri içeren iklim değişikliği ile sosyal hizmetler paketi için 1 trilyon 750 milyar dolar kaynak ayrılacak.

    Öte yandan tasarıyla karşı çıkan Demokrat Kongre üyelerini ikna etmek için orijinal plan üzerinde bazı değişiklikler yapıldı.

    Beyaz Saray’dan yapılan açıklama tasarının hafifletilmiş halinin hem senatodan hem de temsilciler meclisinden geçeceği ve “ABD’yi iklim hedeflerine uyma yoluna sokacağı” belirtildi.

    Önerilen tasarıda güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji yatırımlarına verilecek 555 milyar dolarlık destek, elektrikli araç alanlara 12 bin 500 dolara kadar vergi indirimi gibi maddeler bulunuyor.

    Plan kapsamında elektrikli otobüs ve kamyon alınacak, 300 bin kişilik sivil savunma ekibi oluşturularak orman yangını, fırtına ve sel gibi doğal afetlere karşı yeni önlemler alınacak.

    Plan hayata geçirilmesi ile ABD yönetimi sera gazı emisyonunu 2030 yılına kadar 1 milyar ton azaltarak karbon salımını yarı yarıya azaltma hedefine yaklaşmayı amaçlıyor.

    Perşembe günü düzenlenen basın toplantısında konuşan Başkan Joe Biden tasarının iklim kriziyle mücadeledeki en önemli yatırım olduğunu vurgulayarak ülkenin gerçekten dönüşüm geçirmesini sağlayacağını belirtti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***