Etiket: Yeni anayasa tartışmaları

  • Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’dan Çarpıcı ‘Yeni Anayasa’ Çıkışı

    Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’dan Çarpıcı ‘Yeni Anayasa’ Çıkışı


    Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, yeni anayasa tartışmalarıyla ilgili görüşlere son noktayı koydu Türkiye’nin anayasal geçmişine atıfta bulunan Uçum, Cumhuriyet dönemi boyunca kabul edilen anayasaların tarihsel önemine dikkat çekti.

    Yeni anayasa tartışmalarında zaman zaman Cumhuriyet döneminin anayasal birikimine vurgu yapıldığını belirten Uçum, “1921 Anayasası Kurtuluş sürecimiz bakımından, 1924 Anayasası ise Kuruluş sürecimiz açısından misyoner anayasalardır. Hakikaten Kurtuluş ve Kuruluşun kilometre taşı olan iki anayasa tarihine sahibiz” ifadelerini kullandı.

    ISLAHAT, TANZİMAT, SENED-İ İTTİFAK…

    Darbe ürünü olarak nitelendirdiği 1961 ve halen yürürlükte olan 1982 Anayasalarının da anayasal tarihe eklendiğini söyleyen Uçum, Osmanlı döneminden itibaren anayasal süreçlere etki eden metinlerin de dikkate alınması gerektiğini belirtti. Uçum, bu bağlamda 1876 Anayasası’nın yanı sıra Islahat Fermanı (1856), Tanzimat Fermanı (1839) ve Sened-i İttifak’ın (1808) da anayasal hareketler açısından önemli belgeler arasında yer aldığını ifade etti.

    ‘SAVAŞ KOŞULLARINDA KABUŞ EDİLEN ANAYASALAR…’

    Tarihsel süreç boyunca Türkiye’nin anayasal müktesebatının güçlü olduğunu vurgulayan Uçum, bu metinlerin hem olumlu hem de olumsuz yönler içerdiğini vurgulayarak, özellikle batıcılıktan etkilenen ve darbecilikten kaynaklanan olumsuz unsurların da göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.

    Uçum, anayasa değişikliği sürecinde geçmiş anayasaların rolüne de değinerek, “Savaş koşullarında kabul edilen veya tek parti düzenine çerçeve oluşturan anayasalardan kurucu ilkeleri korumak dışında yeni anayasa için belirleyici seviyede esin almak hem mümkün değildir hem de uygun değildir” ifadelerini kullandı.

    Tarihsel birikimden faydalanmanın önemine dikkat çeken Uçum, ancak esas olanın bu birikimin günümüze taşınan kazanımlarını ve kurucu ilkelerini korumak, eksiklerden ve hatalardan ders çıkarmak olduğunu belirtti. Türkiye’nin anayasal birikiminin temel kazanımları arasında Cumhuriyet, Üniter Yapı, Laiklik, Hukuk Devleti, Demokrasi ve Başkanlık Sistemi olduğunu belirten Uçum, yeni anayasanın bu ilkeleri esas alması ve güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.

    ‘YENİ ANAYASA NE 1921 NE 1924’TÜR’

    Yeni anayasanın temel çerçevesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uçum, şu ifadeleri kullandı:

    “Yeni anayasanın bu bakış açısıyla ele alındığında; tüm kurucu ilkelerimizi ve kazanımlarımızı koruyacak, sistemsel uyumu ve iç tutarlılığı sağlayacak, çağa uygun hak ve özgürlükler düzeniyle yeni kazanımlar getirecek bir içeriğe sahip olması beklenir, öyle olacağına da şüphe yoktur.”

    Yeni anayasanın ruhunun geçmişte değil, gelecekte olması gerektiğini belirten Uçum, “Yeni anayasanın ruhu ne 1921 ne 1924’tür. Yeni anayasa 2023 ruhuna sahip olmalıdır ve Cumhuriyetimizin yüzüncü yılının timsali olarak görülmelidir. 2053 ve 2071 vizyonlarımıza uygun olarak geleceği de kucaklayan bir felsefeyle hazırlanmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Kaynak: Haber Merkezi

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 3’üncü Maddeyle İlgili Sözleri Tepki Çekmişti… TBMM Başkanı’ndan Bir Anayasa Açıklaması Daha

    3’üncü Maddeyle İlgili Sözleri Tepki Çekmişti… TBMM Başkanı’ndan Bir Anayasa Açıklaması Daha


    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Anayasa’nın ilk dört maddesine ilişkin açıklamalarda bulundu. Kurtulmuş, , “İlk dört maddesinde hiçbir tartışmanın yapılmadığı yeni bir anayasa yapım sürecini demokratik bir süreçle halledeceğiz” dedi.


    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş Anayasa’nın ‘değiştirilmesi teklif edilemez’ maddesini tartışmaya açmıştı. Kurtulmuş, “Anayasada yer alan ‘Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür’ tabiri değiştirilmelidir. ‘Devletin ülkesi, milleti olmaz” ifadelerini kullanmıştı. Açıklamalarının tepki çekmesinin ardından Kurtulmuş, geri adım atarak “Ben üçüncü madde ile ilgili hiçbir şey demedim, algı operasyonu yapılıyor” demişti.

    TBMM Başkanı’ndan bir Anayasa açıklaması daha geldi. Hacettepe Üniversitesi Akademik Yılı Açılış Töreni’nde konuşan Numan Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:

    ‘İLK 4 MADDE TARTIŞILMAYACAK’

    “Türkiye’deki siyasi ve ekonomik reformları gerçekleştireceğiz. Başta yeni bir anayasa olmak üzere, ilk 4 maddesinde hiçbir tartışmanın yapılmadığı yeni bir anayasa yapım sürecini inşallah demokratik bir meseleyle, demokratik bir süreçte halledeceğiz ve herkesin eşit, adil yurttaşlar olarak kendisini bu ülkeye ait hissettiği bir Türkiye’yi, birlik beraberlik ortamını, kardeşlik ortamını tesis edeceğiz. Ayrıca sadece anayasa değil, bir ülkenin demokratik olarak yönetilmesini sağlayan dört temel hukuk metni olan; anayasa, meclis iç tüzüğü, siyasi partiler yasası ve seçim sistemini de, seçim yasasını da daha demokratik hale getirerek Türkiye’nin bu süreçlerde ayaklarının daha sağlam yere basmasını temin edeceğiz.”

    Kaynak: İHA


    Etiketler

    Numan Kurtulmuş


    Yeni anayasa tartışmaları

    Emniyetteki İşlemleri Tamamlandı: Ahmet Özer Adliyeye Sevk Edildi
    Ahmet Özer’in İşlemleri Devam Ediyor

    Ünlü Bankanın Müşterilerine Dolandırıcılık Şoku: Sakın Bu Mesaja Tıklamayın
    Ünlü Bankanın Müşterilerine Dolandırıcılık Şoku: Sakın Bu Mesaja Tıklamayın

    Marketlerde Meyve ve Sebzelerin Filelere Konmasının Sebebi Sizi Çok Şaşırtacak
    Marketlerde Meyve ve Sebzelerin Filelere Konmasının Sebebi Sizi Çok Şaşırtacak

    Bu İllerde Yaşayanlar Dikkat! Meteoroloji Uyardı; Sağanak Yağış Geliyor
    Meteoroloji Uyardı; Sağanak Yağış Geliyor

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Mehmet Uçum’dan Yeni Anayasa Mesajı! İlk 4 Madde ve ‘Yüzde 50+1’ Detayı Dikkat Çekti

    Mehmet Uçum’dan Yeni Anayasa Mesajı! İlk 4 Madde ve ‘Yüzde 50+1’ Detayı Dikkat Çekti


    Uzun zamandır gündemdeki sıcaklığını kaybeden ‘yeni anayasa’yla ilgili iktidar kanadından açıklamalar gelmeye başladı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, ekim ayında bir anayasa çalıştayı düzenleyeceklerini açıklamasının ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’dan açıklama geldi.


    Geçtiğimiz günlerde AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, yeni anayasa çalışmalarına ilişkin ekim ayında çalıştay düzenleneceği açıkladı. Yazıcı’nın açıklamalarının ardından yeni bir açıklamada Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’dan geldi.

    Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, ‘yeni anayasa’ hakkında paylaşım yaptı. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Uçum’un mesajında ‘yüzde 50+1’ sisteminin korunması önerisi dikkat çekiyor. Uçum’un açıklaması şöyle:

    “Türkiye’nin olağan gündemi “Yeni Anayasa” tartışması yine öne çıkıyor. Ülkemiz yeni anayasaya kavuşuncaya kadar bu tartışma devam edecek. Yeni anayasa Türkiye’nin; subjektif değerlendirmelerden, öznel iradelerden bağımsız nesnel ihtiyacıdır. Bu ihtiyaç karşılanana kadar yeni anayasa ülkemizin olağan gündemi olmayı sürdürecek.

    Elbette yeni bir anayasa hedeflense de sıfırdan, sil baştan bir kurgu olmayacağı tüm toplumda genel kabul görüyor.

    Cumhuriyetin, Cumhuriyetimizin kurucu lideri Atatürk’ün, üniter yapının, adalet ve insan haklarına dayanan, demokratik, laik, sosyal devlet ve hukuk devletinin temel olduğu, resmî dilin Türkçe, bayrağın ay yıldızlı Al Bayrak, millî marşın İstiklal Marşı, başkentin Ankara olduğu ve bunlara ilişkin değiştirilmezlik ilkesini içeren bir anayasa (yani ilk dört madde) Milletimizin vazgeçilmezidir.

    ’50+1’İN DEVAM ETTİRİLMESİ…’

    Yeni anayasada halk iradesinin temel kazanımı olan başkanlık sisteminin ve tüm kuvvetler açısından demokratik meşruiyet ilkesinin korunması ve geliştirilmesi, % 50 +1 kuralının devam ettirilmesi halkın demokrasi mücadelesindeki zaferlerin bir gereğidir.

    Açıktır ki Cumhuriyetimizin ilkeleri ve demokratik birikimimiz yeni anayasanın kaidesi yani en sağlam temelidir.

    Yeni Anayasanın Ana İlkeleri Neler Olabilir:

    Cumhuriyet ve demokrasi temeli üzerinde yükselecek ve 43 yıl sonra 2025’de darbe anayasasından tamamen kurtulmamızı sağlayacak adıyla, felsefesiyle, çağımıza uygun içeriğiyle “yeni bir anayasa”.

    Kurumsal yapıların ve seçkinlerin taleplerine ve iradelerine değil halkın talep ve iradesine göre hazırlanan “sivil bir anayasa”.

    Türkiye’nin her ferdinin kendini asli unsuru olarak saydığı kapsayıcı Türk Milleti ve Türk Vatandaşlığı yaklaşımının esas olduğu “kuşatıcı bir anayasa”.

    Kişinin her türlü hak ve özgürlüklerinin eksiksiz yer aldığı, yeni kuşak hak ve özgürlük alanlarının tanımlandığı, hak ve özgürlüklerin esas, sınırlamaların istisna olduğu “özgürlükçü bir anayasa”.

    Kişilerin maddi ve manevi varlığını korumayı ve geliştirmeyi güvenceye alan, doğanın, çevrenin, iklimin, denizlerin, kıyıların, ormanların, su kaynaklarının, doğal kaynakların, yer altı zenginliklerin korumasını, doğru ve kamu yararına kullanılmasını güvenceleyen, doğal afetlere karşı insanı koruma amacına hizmet edecek hukuksal tedbirleri içeren “koruyucu bir anayasa”.

    Herkesin gelir güvencesine sahip olması, genel olarak fırsat eşitliği, çalışanlar bakımından adil bir asgari ücret, ücretsiz sağlık hakkı, ücretsiz eğitim hakkı, eksiksiz sosyal güvenlik hakkı, hassas sosyal gruplara ilave destekler, farklı sosyal yardım ve sosyal hizmet imkanlarının geliştirilmesi, çalışma hakkının eksiksiz gerçekleştirilmesi, toplumda gelir grupları arasındaki farkları yukarıya doğru azaltacak adil bir gelir dağılımı sistemine geçiş gibi bir çok sosyal adalet yaklaşımına ve yeni sosyal politikalara imkan veren “sosyal bir anayasa”.

    ‘DEMOKRASİYE İMKAN VEREN BİR ANAYASA’

    Elektronik demokrasi/birey inisiyatifli demokratik sistem işleyişinin geliştirilmesi için elektronik katılım hakkı, halkın milletvekilini geri çağırma hakkı, halkın yasa teklif hakkı, halkın itiraz edici referandum hakkı, halkın soyut norm denetimi için Anayasa Mahkemesine başvuru hakkı, yasama sürecine halkın katılım imkanlarının ve mecralarının çeşitlendirilmesi ve güçlendirilmesi, yargılama süreçlerinde halk iradesinin de etkili olacağı yapılar ve fonksiyonlar gibi kurumlar yoluyla “gelişkin demokrasiye imkân veren bir anayasa”.

    Her egemen devlet pozitif hukukunu oluştururken ve uygularken beka esaslı bir politik hukuk anlayışıyla hukuk üretimini yapar ve beka anlayışıyla uygular. Nitekim pek çok batı devletinin yaptığı budur. Beka tehdidi oluşturacak ya da beka tehditlerine zemin ve güç kazandıracak bir hukuk uygulaması egemen bir devlet açısından meşru değildir ve asla kabul edilemez. Bu nedenle devletin maddi ve manevi varlığını korumayı ve geliştirmeyi güvenceye alan, ülkesel tam bağımsızlığı bütün boyutlarıyla korumaya ve güçlendirmeye imkân veren “milli bir anayasa”.


    Etiketler

    Mehmet Uçum


    Yeni anayasa tartışmaları

    Deprem Riski Bulunmayan İlden Akın Akın Arsa Alınıyor! Satılacak Yer Sayısı Azaldı
    Deprem Riski Bulunmayan İlden Akın Akın Arsa Alınıyor! Satılacak Yer Sayısı Azaldı

    NOW TV'den Seyircileri Üzen Kızıl Goncalar Kararı! Yeni Bölümler Bekleniyordu
    NOW TV’den Seyircileri Üzen Kızıl Goncalar Kararı! Yeni Bölümler Bekleniyordu

    Dervişoğlu'ndan İstifa Edenlere 'Geri Dönün' Çağrısı: 'Bir Eksiksek Hiçbirimiz Yokuz'
    İYİ Parti’de İstifa Edenlere ‘Geri Dönün’ Çağrısı

    Eren Erdem Hakkında Flaş Gelişme! İhraç İstemiyle Disipline Sevk Edildi
    Eren Erdem’den İlk Açıklama

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kurtulmuş da uçakta konuştu: Anayasada tuzaklı alanlar var, bunları geçmek lazım. Bir fantezi değil zarurettir.

    Kurtulmuş da uçakta konuştu: Anayasada tuzaklı alanlar var, bunları geçmek lazım. Bir fantezi değil zarurettir.



    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Asya Parlamenter Asamblesi (APA) 14. Genel Kurulu’na katılmak üzere gittiği Azerbaycan’dan dönüşünde uçakta gazetecilerin kendisine ilettiği sorulara yanıtlar verdi.

    Kurtulmuş, yargı kurumları arasında güç mücadelesinin olmayacağı bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini belirterek, “Anayasal olarak her şeyin yerli yerine oturtulması, ‘benim sözüm daha kuvvetli’ yarışı içinde kimsenin olmaması lazım. Anayasa’daki flu alanlar giderilmeli.” dedi.

    YENİ ANAYASA PLANI HAZIR: O OLMAZSA BU OLSUN

    Bazılarının, “Bu Meclis yeni anayasa yapmaya muktedir değildir, çünkü kurucu meclis değildir” şeklinde itirazlar dile getirdiğini belirten Kurtulmuş, şöyle devam etti:

    “Bir kere kategorik olarak şunu söylemek lazım. TBMM, A’dan Z’ye yeni bir anayasayı yapma gücüne, kuvvetine sahiptir. Tabii ki bu bir uzlaşıyla olabilir. Hiçbir partinin tek başına bir anayasası olmaz. Milletin anayasası olur. Meclis’te yapılacak ister yeni anayasa, topyekun anayasal değişiklik olsun ister hayati maddelerde değişiklik olsun, yapılacak olan iş bir aritmetik işidir. Parlamentodaki siyasal aritmetik meselesidir. Burada gönlümüzden geçen odur ki hemen ilk turda 400’ü aşsın ve anayasa Meclis’te yapılsın. O olmazsa bunu referanduma götürecek çoğunluk Meclis’te oluşsun. Ama olabilecek en yüksek konsensusun çıkması için gayret sarf etmemiz lazım.”

    “BUGÜN MADDELER ÜZERİNDE KONUŞSANIZ 64 MADDE BELKİ 84-94 MADDE OLUR”

    28. Yasama Dönemi’nin, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının, Türkiye Yüzyılı’nın ilk Meclisi olduğunu ifade eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “12 Eylül anayasası bir darbe anayasası. Aslında 1982 anayasası, 1961 anayasasının yavrusu, yani onun devamı. Bu süreklilik olduğu için bugün birtakım çatışmaları görüyoruz. Yargıdaki çelişkiler, çatışmalar çok nettir ki anayasanın içindeki belki darbecilerin ‘günü gelir buradan bir çatışma alanı çıkabilir’ diyerek planladıkları birtakım tuzaklarla doludur. Türk siyaseti olarak, sivil siyaset olarak artık bunları biliyoruz. Büyük bir birikim var, büyük bir tecrübe var.

    Geçmiş dönemlerde anayasa değişikliği ile ilgili 64 maddelik bir mutabakat var. Bugün maddeler üzerinde konuşsanız belki bu 64 madde, partilerin çoğunluğunun uzlaşabileceği 84-94 madde olur. Burada aslolan, milletin ne ihtiyacı var, Türkiye’deki demokratik sistemi nasıl daha ileriye götürebiliriz ve bunu siyasal bir tartışmanın aracı haline getirmeksizin Türkiye’nin önünü açacak bir hukuk metnini nasıl hazırlarız… Bunu hazırlamak, iki üç kişinin bir odaya çekilip hazırlaması asla değildir.

    Toplumun bütün kesimlerinin bu konuyla ilgili kanaatlerinin ortaya çıkması. Ama sonuçta kararı verecek olan milletin vekilleri olduğu için parlamentoda bunun uygun zeminlerde tartışılması temin edildikten sonra yasalaşma sürecinin başlatılmasıdır. Ben bu anlamda iyi niyetli müzakerelerin önünü açabilirsek hem yeni anayasanın çıkabileceğine hem de eğer yeni anayasa konusunda zorluklar ortaya çıkarsa anayasada hayati ihtiyaçlarımızı karşılayacak adımların atılabileceğine inanıyorum.”

    “BİR FANTEZİ DEĞİL TÜRKİYE İÇİN ZARURETTİR”

    İzlenecek yöntemin, işin en kolay kısmı olduğunu belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:

    “Yeter ki herkes fikrini söylesin, bütün siyasi partiler ‘Biz bu müzakere sürecinin içinde yer alacağız’ desin. Herhangi bir grup, herhangi bir çevre, ‘Benim kırmızı çizgim budur’ diyerek en baştan kırmızı çizgisini dayatmasın. Mesela parlamento içinde komisyonlar olabilir, geçmiş dönemlerde olduğu gibi; karma komisyonlar kurulabilir, sivil toplumun görüşlerinin alındığı, büyük müzakere ortamlarının açıldığı, şehir şehir, bölge bölge insanların fikirlerinin alındığı bir istişare zemini açılabilir. Bunlar da çok ciddi bir çabayı gerektiriyor. Ama sonuçta Türkiye’nin anayasa konusunda çok büyük bir tecrübesi var. Şu anda zannediyorum bütün siyasi partilerin elinde anayasa değişiklik teklifleri, çalışmaları vardır. Bunları bir araya getirerek, herkesin eteğindeki taşları dökmesiyle milletin hayrına olacak bir düzenleme yapılır. Bu bir sorumluluktur. Çok net söylüyorum, yeni anayasa ya da anayasada köklü değişiklik, bir fantezi, bir siyasi tartışma değil, Türkiye için bir zarurettir.”

    “BURADA FLU ALANLAR VARSA Kİ BAZI KONULARDA FLU ALANLAR VAR”

    “Siz yargıdaki sorunları acil çözülmesi gereken konular olarak görüyor musunuz?” sorusu üzerine Kurtulmuş, şu anda birçok çatışma alanlarının anayasanın içinde olduğunu gördüklerini söyledi. Bunların sistematik problemleri ortaya çıkaran şeyler olduğunu ve sistemsel sorunlar ürettiğini dile getiren Kurtulmuş, şöyle konuştu:

    “153. maddeye bakarsanız bir başka yargı mercinin dediği haklı oluyor, 138. maddeye bakarsanız bir başka yüksek yargı organının kararı haklı oluyor. Özellikle yargıyla ilgili alanda, yargı kurumları arasında bir çelişkinin, yargı kurumları arasında bir güç mücadelesinin olmayacağı bir sistemi inşa etmemiz lazım. Bunların hepsinin üstünde, Türkiye’de yürütme, yasama, yargı birbirinden bağımsızdır ama Türkiye’de anayasayı yapma gücüne dahi sahip olan kurum TBMM’dir. Anayasal olarak her şeyin yerli yerine oturtulması, ‘Senin sözün sözse benim sözüm daha kuvvetli söz’ yarışı içinde kimsenin olmaması lazım. Bu, hiçbir şekilde kimseye yarar sağlamaz. Anayasa çerçevesinde herkesin sorumlulukları, yetkileri bellidir. Burada flu alanlar varsa ki bazı konularda flu alanlar var, bunların giderilmesi ve net bir şekilde herkesin görev ve sorumlulukları içinde hareket etmesinin temin edilmesi gerekir.”

    “ANAYASA’DA TUZAKLI ALANLAR VAR”

    Geçmişte yaşanan deneyimler olduğunu anımsatan Kurtulmuş, hükümetin aldığı bir kararı Danıştay’ın iptal ettiğini, kendisini yasanın üstüne koyduğunu gördüklerini söyledi. Siyasi parti kapatma davalarında Anayasa Mahkemesinin kendisini siyasi partilerin ve milli iradenin üstünde konumlandırdığına şahit olduklarını, 367 garabetinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının hiç olmayan bir usulü ortaya çıkararak TBMM’de cumhurbaşkanı seçtirmediği uygulamaları unutmadıklarını belirten Kurtulmuş, “Bunlar tesadüfen olmuş şeyler değil. Bunlar, 1961 Anayasası’nı, 1982 Anayasası’nı yaptıranların bilerek, belki planlayarak sistem içinde belli çatışma alanları oluşturmak için serpiştirdikleri tuzaklı alanlardır. Türkiye’nin bunları geçmesi lazım.” dedi.

    “MİLLETVEKİLLERİ CAMDAN BİR FANUSUN İÇİNDE YAŞADIĞINI UNUTMAMALI”

    “Milletvekillerinin itibar ve saygınlığı her zaman tartışılıyor, bir konudaki düşünceniz nedir?” sorusuna Kurtulmuş, şu karşılığı verdi:

    “Milletvekillerinin itibarını zedelemek için kenarda durup ‘Elimize bir fırsat geçsin’ diye bekleyen bazı çevreler olduğunu üzüntüyle görüyorum. Bunun yanında milletvekillerinin itibarının korunması öncelikli olarak milletvekillerinin görevidir. Her milletvekili arkadaşımız herhangi bir sözü en aykırı şekilde söyleyebilir, bunda hiçbir problem yok. Ama milletvekilleri de özellikle siyasi tartışma ortamlarını nezih bir şekilde tutmak, deruhte etmek ve sürdürmek durumundadır. Ağzından çıkan sözler, karşısındakine karşı yaralayıcı sözler, zaman zaman kabul edilemeyecek, hakaret içeren sözler, bunlar da milletvekillerimizin dikkat etmesi gereken hususlardır.

    Sadece Meclis görüşmeleri çerçevesinde değil, milletvekillerimizin, ‘Biri Bizi Gözetliyor’ diye bir program vardı ya, öyle bir şeyin içinde olduğunu, şeffaf, camdan bir fanusun içinde yaşadığını unutmamaları lazım. Bu, milletvekillerimizin çok daha disiplinli bir şekilde davranmalarını sağlar.”

    YARGI KRİZİ NEDEN BAŞLADI?

    Gezi davasında tutuklu olan Av. Can Atalay, 14 Mayıs seçimlerinde TİP Hatay Milletvekili seçildi. Atalay’ın tahliye edilmemesi, ülkeyi büyük bir yargı kriziyle karşı karşıya bıraktı. Anayasa Mahkemesi, Atalay hakkında iki kere hak ihlali kararı verip tahliye edilmesi gerektiğine hükmederken, dosyanın gönderildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesi, AYM’nin kararını tanımadı; hem AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu hem de Meclis’e Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi çağrısında bulundu.

    Meclis’i AKP’li TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın yönettiği gün, Atalay hakkındaki karar okundu ve Atalay’ın vekilliği düşürüldü.

    CAN ATALAY KİMDİR?

    Avukat Can Atalay, genel anlamda ‘kimsesizlerin avukatı’ olarak biliniyor. Öğrenciliği ve meslek yaşamının ilk yıllarından bu yana sosyalist kimliğiyle öne çıktı. Emek mücadelesine hukukçu kimliğiyle destek verdi, Emek Sineması’nın yıkılmaması için yürütülen kampanyanın örgütleyicilerindendi.

    Somada hayatını kaybeden madencilerin, Hendek’teki patlamada yaşamını yitirenlerin, Çorlu’daki tren kazasında vefat edenlerin, tarikat yurdunda yanan çocukların yakınlarının yanında hep o vardı.

    Mimarlar Odası’nın avukatlığını da üstlenen Atalay, Gezi Parkı’na alışveriş merkezi (AVM) yapılması girişimine karşı kurulan Taksim Dayanışması’nın savunmasında da vardı.

    Atalay, Gezi eylemlerinde de öne çıkan isimlerden biri oldu ve hukuk tarihine bir skandal olarak adını yazıdan davada, 18 yıl hapis cezasına mahkum edildi. Yargılama sürecinde direnişi savundu, ısrarla esas suçun Gezi’de şiddet uygulayan güvenlik güçleri ve onlara emirleri veren yöneticiler tarafından işlendiğini söyledi.

    Başta bugüne dek destek olduğu mağdurlar olmak üzere kamuoyunda Atalay için ‘adalet’ sesleri yükselirken, Türkiye İşçi Partisi (TİP) tarafından Şubat 2023’teki depremlerde yıkılan Hatay’dan milletvekili adayı olarak gösterildi ve kazandı. Ancak Meclis’e hiç gitmedi.

    Atalay’ın maruz kaldığı süreç, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) iki kere hak ihlali kararı vermesi, ancak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin daha önce benzeri görülmemiş bir biçimde dosyayı Yargıtay 3. Dairesi’ne göndermesiyle hukuk krizine döndü. Daire, AYM kararının tanımadı.

    Ve 30 Ocak 2024’te Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın başkanlığında toplanan Genel Kurul’da hakkında kesinleşmiş hapis cezasının okunmasıyla milletvekilliği düşürüldü.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Eski AYM Başkanı Haşim Kılıç: Bir vesayeti kaldırırken bir başka vesayetin fırtınasına uğradık

    Eski AYM Başkanı Haşim Kılıç: Bir vesayeti kaldırırken bir başka vesayetin fırtınasına uğradık



    Demokraside Birlik Vakfı, Ankara Gençlik Parkı Kültür Merkezi’nde “Türkiye’nin İkinci Yüzyılında Tam Demokrasi Hedefi ve Yeni Anayasa’dan Beklentiler” başlıklı panel düzenledi.

    Panelde konuşmacı olan eski Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıç, 2010’daki anayasa değişikliği için “Bir vesayeti kaldırırken bir başka vesayetin fırtınasına uğradık” ifadelerini kullandı.

    Mahkemelerin yorum hakkını doğru kullanmadığını belirten Kılıç, “Biz tutukluluk konusunu bile cezalandırma aracı olarak kullandık, yasada yazmasına rağmen keyfi yorumlarımızla, insanları tutuklayarak hapishanelerde bekletmek durumunda kaldık. Bir anayasa var, bir de anayasanın uygulanması ve yorumu var. Bir hukuk devleti var, hukuk devletinin uygulanması ve yorumu var. Sorunumuz ne Anayasa, ne de yasalarımızdır. Bunu uygulayan ve yorumlayan insanlarımızdır. Yargı erkine verilmiş olan yorum hakkı maalesef isabetli kullanılmıyor” dedi.

    “Türkiye’de üç tane kurum var: Anayasa Mahkemesi, Hakimler Savcılar Kurulu, Yüksek Seçim Kurulu. Bu üç kurumun tarafsız ve bağımsız olmasını temin etmedikçe sorunlarımızdan asla kurtulamayız” diyen Haşim Kılıç’ın konuşmasından başlıklar şöyle:

    ‘BİR VESAYETİ KALDIRIRKEN BİR BAŞKA VESAYETİN FIRTINASINA UĞRADIK’

    “Cumhuriyet’in kurulduğu günden beri -ki ben 2010 anayasa değişikliğini Türkiye için bir dönüm noktası olarak görüyorum- 2010 anayasa değişikliği Türkiye’nin makas değiştirdiği yıldır, çok önemli bir değişikliktir. Bu değişiklikte yargı vesayeti ile askeri vesayetin ortadan kaldırılması konusunda ciddi adımlar atılmış ve o konuda da başarılı olunmuştur. Ancak bir vesayeti kaldırırken bir başka vesayetin fırtınasına uğradık.

    Bugün terör örgütü olarak anılan cemaatin yapılanması ve onun ele geçirilmesi daha sonra da mevcut siyasi partinin iktidarı ele geçirilmesi sonunda bu vesayet bitmiş değil, bu vesayet devam ediyor. Geriye doğru gittiğiniz zaman Türkiye iki konuda çok ciddi sıkıntı çekmiş: Birisi ifade özgürlüğü, diğeri de din ve vicdan özgürlüğü ve sorunlarımız bu eksende hep doğmuş.”

    ‘NE DEMOKRASİNİN NE LAİKLİĞİN NE DE HUKUK DEVLETİNİN İÇİNİ YETERİNCE DOLDURDUK’

    “1961 Anayasası’nda Cumhuriyet’in nitelikleri belirtilmiş; demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiştir. Ancak bu kavramların içleri doldurulması gereken kurum tarafından evrensel hukuk değerlerine uygun olarak doldurulmadığından dolayı maalesef bu sorunları yaşayarak geldik. İfade özgürlüğünün içerisine basın özgürlüğünü de örgütlenme, toplantı, gösteri yürüyüşü özgürlüğünü de katabilirsiniz. Din ve vicdan özgürlüğü konusunda da tarihi hatalar yapılarak belli bir noktaya kadar geldi ve bugün bazı konularda şikayet ediyorsak, bazı konuları eleştiriyorsak, mutlu değilsek bu laiklik konusunun içinin evrensel anlamda doldurulamadığındandır.

    Biz ne demokrasinin ne laikliğin ne de hukuk devletinin ne de sosyal devletin içini yeterince doldurduk. Bunu yapması gereken Anayasa Mahkemesi’ydi. Anayasa Mahkemesi yorum hakkı olan, anayasayı yorumlayan ve ‘Anayasa Mahkemesi ne diyorsa anayasa odur’ olan bir kurum bizim için. Ama bunların içi doldurulamadı.”

    ‘CUMHURBAŞKANINA HAKARET SORUŞTURMALARI SİLAH OLARAK KULLANILDI’

    “Bugün cumhurbaşkanlığı sisteminden rahatsız olan varsa ki rahatsızlık da var ve tepki varsa bu tepkinin altında bu tarihi gerçekler vardır. İfade özgürlüğüyle ilgili biliyorsunuz, bir zamanlar 141, 142, 163. madde silahlarıyla insanlar tarandı, hapishanelerde yer kalmamıştı ve her ne hikmetse bizim yargımız ya da siyasetçilerimiz bu konuda çok kabiliyetli, mutlaka bir şey buluyoruz. Rahmetli Turgut Özal 141, 142, 163’ü kaldırdı, arkasından bu sefer 299. madde çıktı.

    Bugün cumhurbaşkanına hakaretten yüz binlerce dosya soruşturma açıldı ve bu soruşturmanın bir bölümü kovuşturmayla sonuçlandı, o kovuşturmaların sonunda da 25 ile 30 bin arasında insan mahkum oldu. Bu nedir biliyor musunuz? Bu bir yerleri koruma adına cezalandırmak için bir silah olarak kullanma aracıdır. Bugün, biliyorsunuz 312. madde terörle mücadeleyle ilgili, ciddi anlamda yorumlar yapılarak mahkemelerimiz kararlar veriyorlar. 10 sene önce bir tweet attı diye insanlar yargılandı ve hapishanelere düştü. Bugün hapishanelerimizde 300 binin üzerinde insan var.”

    ‘YARGI ERKİNİN YORUM HAKKI İSABETLİ KULLANILMIYOR’
    “Biz tutukluluk konusunu bile cezalandırma aracı olarak kullandık, yasada yazmasına rağmen keyfi yorumlarımızla, insanları tutuklayarak hapishanelerde bekletmek durumunda kaldık. Bir anayasa var, bir de anayasanın uygulanması ve yorumu var. Bir laiklik var, laikliğin uygulanması ve yorumlanması var. Bir hukuk devleti var, hukuk devletinin uygulanması ve yorumu var. Şimdi soruyorum, bunların hangisi suçlu? Bugün sorunumuz ne Anayasa, bence ne de yasalarımızdır. Bunu uygulayan ve yorumlayan insanlarımızdır. Yargı erkine verilmiş olan yorum hakkı maalesef isabetli kullanılmıyor. Kullanılmadığı için de bu sorunların ülkede bıraktığı yakıcı ve yıkıcı etkilerini maalesef çözemiyoruz, çözemedik.”

    ‘ORTADA DARBE ANAYASASI VAR MI?’

    “Anayasa’nın 177 maddesi var, 177 maddenin 121 maddesi değişmiş. Yaklaşık 51 maddesi ikinci ve üçüncü kez değişmiş. Bunun 34 maddesi AK Parti öncesinde değişmiş, AK Parti iktidarıyla birlikte de 79 madde değişmiş. Şimdi söyler misiniz, ortada bir darbe anayasası var mı? Dolayısıyla bugün çektiğimiz sıkıntıların altına baktığımız zaman o yapılan değişikliklerden kaynaklanıyor. Eğer Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinin 12’sini cumhurbaşkanı seçiyor, 3 tanesini Meclis seçiyor ve Meclis’te de çoğunluğunuz varsa eğer 15’ini de aynı irade seçmiş dersek yanlış yapmış olur muyuz? Hakimler Savcılar Kurulu’nun 13 üyesi var, 6’sını cumhurbaşkanır, 7’sini parlamento seçiyor. Bu parlamentodaki seçimlerin mevcut iktidar tarafından yönetildiği, onların iradesiyle seçildiği konusunda bir endişemiz var mı?”

    ‘BU ÜÇ KURUMUN BAĞIMSIZ OLMASINI TEMİN ETMEDİKÇE SORUNLARIMIZDAN KURTULAMAYIZ’

    “Türkiye’de üç tane kurum var. Birisi Anayasa Mahkemesi, birisi Hakimler Savcılar Kurulu, birisi de Yüksek Seçim Kurulu’dur. Bu üç kurumun tarafsız ve bağımsız olmasını temin etmedikçe biz bu sorunlarımızdan asla kurtulamayız. Eğer yargıda böyle bir sorun varsa bunun ekonomiye olan yansımaları, sosyal hayata olan yansımalarını da düşündüğünüzde bunun temelinde yatan tek şey hukuk güvenliğinin yaratılamamasıdır. Hukuk güvenliğini yaratamadığımız için de bugün para politikalarıyla, mali politikalarla dövizi indiriyoruz faizi çıkarıyoruz, faizi indiriyoruz dövizi çıkarıyoruz ve ekonomiye ihya etmeye çalışıyoruz. Bunlar yapay tedbirler, gerçek tedbir bağımsız ve tarafsız herkesin rahatlıkla kanatlarının altına sığınacağı bir yargıyı teşekkül ettirmektir.” (

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Meclis Başkanı Kurtulmuş’tan yeni Anayasa çıkışı: Muhalefete büyük görev düşüyor

    Meclis Başkanı Kurtulmuş’tan yeni Anayasa çıkışı: Muhalefete büyük görev düşüyor



    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, katıldığı bir canlı yayında yeni anayasa tartışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Kurtulmuş, “Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden geri dönüşün olmayacağı aşikar. Halkımız 3 kez bu sisteme olan güvenini teyit etti. Geri dönüş yok” dedi.

    Kurtulmuş’un açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

    “Türkiye’de yapılan referandum ile bir sistem değişikliğine gidildi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili 5 yıllık bir uygulama var. Türkiye’de önce gerçekten çok kapsamlı anayasa değişikliği ortamını oluşturmak. Bu anayasa değişikliği tartışmaları içerisinde bu ve benzeri konuların bir bütün olarak tartışılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyim.

    Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden geri dönüşün olmayacağı aşikar. Halkımız 3 kez bu sisteme olan güvenini teyit etti. Geri dönüş yok.

    Şahsen tercih edeceğim yol, anayasa tartışmalarının içerisinde doğru zeminde doğru yöntemlerle bu konuların tartışılması. Yaptığımız tartışmalar ülkemizin geleceği ile ilgili. Bunun böyle sakın ve bilimsel verilerle bir anaysa tartışma platformu çerçevesinde ele alınacak konu olarak görürüm.

    YENİ ANAYASA TARTIŞMALARI

    Partiler arasında müzakere ortamı oluşturulmalı. Medeni bir müzakere ortamı oluşturmaya çalışıyorum.

    Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünü idrak eden bir Meclis. Özgür ve hiçbir önyargı ortaya koymaksızın bizim dağarcığımızda ne varsa ortaya koymamız lazım. Medeni bir müzakere ortamı oluşturmaya çalışıyorum. Her partinin ayrıca çalışmaları var. Bunların hepsi ortaya konulur. Gönlümüz arz eder ki parlamentodan 400 oy olarak anayasa teklifi geçmiş olsun. Milletin anayasası olsun. Artık Türkiye’ye yeni anayasa yapmak yakışır. Hatta bir zorunluluktur. Muhalefet partilerine büyük görev düşüyor.

    CAN ATALAY’IN TUTUKLULUĞUNA İLİŞKİN

    Bu tartışmanın da mevcut anayasadan kaynaklandığını görüyoruz. TBMM’nin tavrı belli. Milletvekili yeminin yapıldığı gün Meclis’te isminin okunması arkasından da partilerin ortak eğilimi ile birlikte İnsan Hakları Komisyonu’na seçilmesi Meclis’in tavrını ortaya koyan bir şeydir. Hiçbir gücün TBMM’ye görev verme hakkı yoktur. TBMM yasamanın merkezi olarak gerektiğinde yasaları, anayasayı değiştirecek güce sahiptir. TBMM’nin tartışmanın bir tarafı haline getirilmemesi için özel bir gayret gösteriyorum. Kimse TBMM’ye ödev vermeye kalkmasın.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Abdullah Gül’den ‘Kürt meselesi’ açıklaması: Çözebilseydik ülkeye aidiyeti pekiştirirdik

    Abdullah Gül’den ‘Kürt meselesi’ açıklaması: Çözebilseydik ülkeye aidiyeti pekiştirirdik



    11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, adını taşıyan AGÜ’de düzenlenen ‘Cumhuriyetin Yüzüncü Yılı’ etkinliğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim sonrası sürekli gündeme taşıdığı yeni anayasa çağırısına dair mesajlar verdi. Erdoğan ayrıca, çözüm sürecini hatırlatarak Kürt meselesine dair de açıklamalarda bulundu.

    “Önemli bir konuya daha değinmeliyim” diyene Gül, şöyle devam etti:

    “Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923’lerde İzmit konuşmasında dikkati çektiği Kürt meselesinin, büyük bir özgüven içinde daha kapsamlı demokratik ve temel hak ve özgürlükler çerçevesinde çözümünü gerçekleştirebilseydik, bütün vatandaşlarımızın ülkeye aidiyet ve sadakatini pekiştirir ve meselenin bölgesel boyutlara varmasını, böylece uluslararası güçlerin oyunu haline gelmesini engelleyebilirdik.

    Ne yazık ki önce Sovyetler ve Rusya’nın, ardından da Amerikan güçlerinin kendi bölgesel çıkarları ve öncelikleri doğrultusunda lojistik destek verdikleri bölücü terör, ülkemizin iç barış ve ekonomik kalkınmasında bir engel oluşturdu.”

    TEZKERENİN REDDİNİ HATIRLATTI

    Abdullah Gül, konuşmasının devamında AKP hükümetinin ilk döneminde Irak tezkeresinin Meclis’ten reddedilmesine de değindi:

    “2000’li yılları, yani ‘millenyum’u sadece Türkiye değil, tüm dünya olarak büyük bir heyecanla karşıladık.

    Ekonomide liberal değerlerin hakim olduğu, dış politikada diyalog ve işbirliğinin her kapının anahtarı olduğu bir dönem başladı.

    Brüksel’de NATO-Rusya Konseyinin tarafları aynı masa etrafında birleştirdiği, karşılıklı dayanışma ve işbirliği mekanizmalarının kurulduğu bu süreç dünya barışı için bir umut oldu. O dönemde elde edilen uzlaşıdan bugün dünyanın geldiği duruma şöyle bakınca doğrusu dehşete düşmemek mümkün değil. O dönemde, Ruslarla NATO üyesi ülkeler olarak bir araya gelip karşılıklı tartışıyor, konuşuyor, problemler diyalogla nasıl çözülür diye fikir üretiyorduk. Böyle samimi bir ortam vardı. Şimdi o ortamdan bugün gelinen noktayı şöyle bir düşünürseniz gerçekten çok dehşet verici.

    Ne yazık ki New York’taki 11 Eylül 2001 terör saldırısı bölgemizde ve dünyada güvenlik öncelikli bir bakış açısını öne çıkarttı ve uluslararası konularda uzlaşı yerine tek taraflılığın önünü açtı.

    İşte böyle bir dönemde, uzun bir aradan sonra, 2002 yılında, büyük bir çoğunlukla AK Parti Hükümetini kurduk.

    Böyle güçlü bir hükümet Türkiye için bir fırsattı. Demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri önemseyen, hukuk ve ekonomi alanlarına reformcu bir zihniyetle yaklaşan ve gerçekten çok ciddi hazırlıklar ortaya koyduğumuz, çok tutarlı ve sağlam bir hükümet programımız vardı.

    Ayrıca çevremizdeki ülkelerle iyi ilişkiler geliştirmek ve ekonomik işbirliği havzası oluşturmak da programımızın bir parçası idi. Hükümetin öncelikleri bu bakış açısının uygulanması idi. Bu sebeple, ABD öncülüğünde bölgemizdeki askeri yaklaşımlara kaygı ile bakmamız ve onlara mesafeli davranmamız gerekiyordu.

    Bu mülahazalar 3 Mart tezkeresinin Meclisimizden geçmemesinin nedeni oldu. Nitekim Irak savaşının bir parçası olmak istemediğimizi TBMM’nin hür iradesiyle tüm dünyaya göstermiş olduk.

    YENİ ANAYASA MESAJI

    Gül, yeni anayasa tartışmaları konusunda ise şunları söyledi:

    “Bugün hepimiz görüyoruz ki Türkiye’ye yakışan, yeni yüzyıla modern, demokratik devlet anlayışını ruhunda ve lafzında taşıyan, yeni bir Anayasa ile girmektir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bugünlerde gündeme getirdiği bu fırsat açık, önyargısız bir yaklaşımla değerlendirilmelidir. Mevcut Anayasa, farklı zamanlarda yapılan birçok değişikliklerden sonra kendi içerisinde tutarsızlıklar ve noksanlıklar içeriyor. Bu durumda, yeni bir Anayasaya ihtiyaç duyulduğu aşikâr. Yeni Anayasa, evrensel ilkeleri düstur edinerek, temel hak ve hürriyetleri herkes için her yönüyle eşit vatandaşlık temelinde güçlendirmeli ve teminat altına almalıdır..

    Millet olarak mutabık olduğumuz, birlik ve bütünlük ile demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetin temel ilkelerinden taviz verilmemelidir.

    Şüphesiz ki modern demokrasilerin şeffaflık ve hesap verilebilirlik kavramlarını, güçler ayrılığı ilkesi ile fren ve denge sistemlerini içinde barındırmalıdır.

    Böylece, Türk demokrasisini kurumsallaştıracak yeni bir Anayasaya ulaşılabilir, devirlerden, şahıslardan, iktidarlardan bağımsız, kalıcı, sürdürülebilir ve tutarlı bir adalet ve demokrasi ortamı oluşturabiliriz.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yeni Anayasa tartışmaları… “Sonucun hezimet olacağını en net Erdoğan görüyor”

    Yeni Anayasa tartışmaları… “Sonucun hezimet olacağını en net Erdoğan görüyor”



    Seçimlerin ardından Cumhur İttifakı’nın önemli gündem maddelerinden birisi yeni bir Anayasa yapmak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere ittifakın ortaklarından hemen her gün yeni Anayasa çağrısı yapılıyor.

    Muhalefet ise şimdilik ne tam olarak kapıyı açtı ne de kapattı…

    Ankara’nın önemli gazetecilerinden Sedat Bozkurt, Kısa Dalga’da yayımlanan “Anayasa meselesi ve referandum” başlıklı yazısında, 2011 seçimlerinden sonra Meclis’te kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun işleyişini ve bütün partilerin uzlaştıkları maddeleri hatırlattı.

    YANIT BEKLEYEN SORULAR

    AKP’nin yeni Anayasa hedefinin hangi amaca hizmet edeceğinin belli olmadığını belirten Bozkurt, “Ama meselenin sadece anayasanın adıyla sınırlı kalmayacağı daha önceki deneyimlerden biliniyor. Erdoğan’ın tekrar seçilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılabilir mi? Cevabı aranan soru bu. Yaklaşık bir ay önce Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilme oranı olan yüzde 50 artı bir oy ile TBMM’nin erken seçim kararı alabilmesi için gerekli olan 360 oyun AKP’nin en ciddi sıkıntısı olduğunu yazmıştım. Mesele de burada düğümleniyor; Cumhurbaşkanı seçilme oranı yüzde 40 artı bir oya düşsün Erdoğan’ın 2028’de aday olmasının önü açılsın. Peki, bu mümkün mü?” sorularını gündeme getirdi.

    2011 seçimlerinin ardından dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in girişimleriyle kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nu hatırlatan gazeteci Bozkurt, “Bu komisyon çalıştı 172 anayasa maddesini görüştü ve 59 anayasa maddesi üzerinde anlaşma sağlandı. Komisyonun tüm üyelerinin onayı ile değişiklik önerisi kabul edilmiş sayıldı, oy çokluğu değil birliği esas alındı. Bu önemliydi” dedi.

    Komisyonun çalışmaları için üniversiteler, barolar, partiler, dernek ve sendikalar başta olmak üzere yüzlerce kurumdan görüş alınmıştı. Komisyon, gelen görüşleri de değerlendirerek 59 madde üzerinde oy birliğiyle değişiklikte anlaşmıştı.

    ANLAŞILAN MADDELER: GÖSTERİ HAKKI, KEYFİ TUTUKLAMA, YÖK, ASGARİ ÜCRET…

    Sedat Bozkurt, üzerinde anlaşmaya varılan maddeleri şöyle aktardı:

    “Komisyonun uzlaştığı 59 madde arsında toplantı ve gösteri hakkının düzenleyen 34’üncü madde de vardı. (Cumartesi Anneleri ve Gezi Davası ile bugünlerde çok konuştuğumuz madde…) Muğlâk ifadeler yerine net ifadelerle yasaklama alanı daraltılırken, toplantı ve gösteri yürüyüşünün yapılacağı yerin belirlenmesinde idarenin yetkisi demokratik nedenlerle kısıtlanıyordu.

    O gün gündemde olmayan bugünün tartışma konusu sığınmacılar için de 28’inci maddede düzenleme yapılmıştı ve iltica hakkı ‘uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklere göre kanunla düzenleneceği’ metne eklenmişti.

    Madde 41’de yapılan düzenlemeye göre ‘hürriyet esas, sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılır’ denilerek özgürlükler alanı hayli genişletiliyordu, yani şimdinin bir tür keyfi tutuklama kararlarının önüne geçilecek bir düzenleme öngörülüyordu. Hasta tutuklu ya da hükümlülerin tedavisinin dışarıda sağlanması, asgari ücretten vergi alınmaması, işverenin iş kazaları için ayrıca sigorta yaptırması, kadın erkek arasında ücret farkının bulunmaması, tekelleşmenin önlenmesi, YÖK’ün çoğulcu bir yapıya kavuşması, TBMM’de etik komisyonu kurulması, bilgiye erişim hakkı internet üzerinden anayasal hak olarak güvence altına alınması gibi pek çok düzenleme AKP, CHP, MHP ve HDP’nin o dönemki partisi BDP’li üyelerin tamamının kabul oyuyla uzlaşılan maddeler olarak anayasa değişiklik metninde yer aldı.

    16 Nisan 2017 referandumunda AKP’nin de o dönem onay verdiği bu düzenlemeler çok rahat bir biçimde anayasa değişiklik teklifine yerleştirilebilirdi ama yapılmadı. Çünkü hedef hiçbir zaman demokratik bir anayasa olmadı, hep politik hedefleri olan ve mutlak iktidar olup kalmayı sağlayacak düzenlemeler çeşitli soslarla yapıldı. Şimdiki şüphelerin kaynağında da hep bu gerçekleşen niyetler yatıyor.”

    “SONUCUN BİR HEZİMET OLACAĞINI EN NET GÖRECEK KİŞİNİN ERDOĞAN OLDUĞUNU TAHMİN ETMEKTE HİÇ DE ZORLANMAZSINIZ”

    Gazeteci Sedat Bozkurt, Cumhur İttifakı’nın yeni Anayasa hazırlığının kabul edilmesinin zor olduğunu nedenleriyle anlattı ve Erdoğan’ın olası bir referandumda kaybedeceğini gördüğünü belirtti:

    “Sorumuza tekrar dönelim, anayasa değişikliklerinin yapılması ya da toptan sivil bir anayasa mümkün mü? 2011 yılında bir araya gelebilen partiler vardı TBMM’de ve sayıları sadece 4’dü. Şimdi 13 parti var ve anayasa değişikliğinde anahtar rolü görebilecek partilere “cüzamlı” muamelesi yapılıyor. Bayramlarda bile biraya gelemeyen partilerin anayasa değişiklikleri için 2011 yılındaki gibi bir araya gelmelerinin mümkün olmadığı çok açık. Erdoğan ile AKP bunun siyasetini yapıyor. Gündem belirleme yöntemi olarak da yeni anayasa iyi bir tartışma zemini. TBMM’de anayasa değişiklerini referanduma götürebilmesi için cumhur ittifakının üyelerini muhafaza ederek muhalefet bloğundan 38 milletvekiline ihtiyacı var. Bu teorik olarak mümkün gibi gözükse de pratik olarak hemen hemen imkansıza yakın. Ayrıca referanduma götürme sayısını yani TBMM’de 360 milletvekili buldunuz, bunun halk tarafından onaylanacağına emin misiniz?

    Tüm koşullar, ekonomi başta olmak üzere, bugüne göre çok daha olumlu ve iyi olan 2017 referandumunda yasaya aykırı mühürsüz zarflardaki oyların kabulüyle sakat bir biçimde ve kıl payı onaylandı anayasa değişiklikleri. Şimdiki koşulları göz önünde bulundurursanız, memlekette başta ekonomi olmak üzere bu kadar sıkıntı varken bu insanların başta cumhur ittifakı seçmeni olmak üzere, önlerine bir anayasa metnini onaylaması için koyarsanız, çıkacak sonucun bir hezimet olacağını en net görecek kişinin Erdoğan olduğunu tahmin etmekte hiç de zorlanmazsınız. Böyle bir riski deneyimli bir siyasetçi olan Erdoğan göze alabilir mi? Ya da niye alsın? Yani yeni anayasa meselesinin anlamını sadece buradan bile anlayabilirsiniz, dönemsel siyaset için iyi bir zemin…”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İddia: Erdoğan yeni anayasa için ‘Bu iki değişiklik olsun, gerisini muhalefetin taleplerini dikkate alarak yapabilirsiniz’ demiş

    İddia: Erdoğan yeni anayasa için ‘Bu iki değişiklik olsun, gerisini muhalefetin taleplerini dikkate alarak yapabilirsiniz’ demiş



    Sözcü yazarı Deniz Zeyrek, geçtiğimiz günlerde hükümetle yakın ilişkileri olan bir ismin kendisini aradığını, tanık olduğu bir ‘toplaşmayı’ ve o ‘toplaşma’ sonrasında dinlediği bir hukukçunun söylediklerini anlattığını ifade etti.

    “Aktardığına göre, Cumhurbaşkanı’nın Anayasa işiyle de uğraşan hukukçu danışmanları bir araya gelmiş. O toplantıya katılan hukukçulardan biri de kendisine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni Anayasa konusunda iki isteği olduğunu anlatmış” diyen gazeteci, şöyle devam etti:

    “Güya Cumhurbaşkanı Erdoğan ekibine ‘Bu iki değişiklik olsun, gerisini muhalefetin taleplerini dikkate alarak yapabilirsiniz‘ demiş.

    ‘Neymiş o iki istek’ diye sordum.

    (Yanıtlar benim için çok inandırıcı gelmese de sizinle paylaşmak istedim. Zira benim inanmadığım, ‘o kadar da olmaz’ dediğim birçok şey bugüne kadar oldu.)

    – ‘İlki yüzde 50 artı 1’i değiştirmekmiş‘ dedi.

    Bunu istemesi normal. ‘Yerine ne koymak istiyorlar’ diye sordum: ‘Yüzde 40 artı 1…’

    ‘Yok daha neler’ diyerek buna inanmanın zor olduğunu anlatmak istedim. Ancak vazgeçtim. Bunun yerine diğer isteği sordum. ‘Üçüncü dönem seçilmek.’ ‘Buna hiç inanamam’ dedim. ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi artık aday olmayacağını söylemişti zaten’ diye devam ettim. Ancak konuştuğum kişi, bu iki isteğin gündeme getirileceğinden çok eminmiş gibi ısrar etti.”

    Zeyrek, yazısının devamında konuyla ilgili yetkililerle yaptığı görüşmelerde iddiayı doğrulatamadığını vurguladı.

    Yazının tamamı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Anayasadan o maddeyi kaldırmak istiyorlar: Cumhur İttifakı, Erdoğan’ı 2028’de yeniden aday yapmanın formülünü arıyor!

    Anayasadan o maddeyi kaldırmak istiyorlar: Cumhur İttifakı, Erdoğan’ı 2028’de yeniden aday yapmanın formülünü arıyor!



    1 Ekim’de Meclis’in açılmasıyla birlikte yeni anayasa çalışmalarının hız kazanacağı belirtildi. Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun aktardığı kulislere göre AKP ve MHP’nin yapacağı yeni anayasa çalışmasında, cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimleri öncesinde sıkça gündeme gelen “101. madde ile ilgili tartışmalara son verecek bir düzenlemenin de yer alacağı” konuşuluyor.

    ‘SÜRESİ 5 YILDIR’

    Anayasanın 101. maddesindeki “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir” hükmünden yola çıkan muhalefet, o dönem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2014 ve 2018 seçimlerinde “cumhurbaşkanı seçildiği ve 14 Mayıs seçimlerinde bu hüküm gereği aday olamayacağı tartışmalarını” gündeme getirmişti.

    MHP lideri Devlet Bahçeli, altılı masanın o dönem anayasa çalışmasında yer alan “Cumhurbaşkanı yedi yıllığına bir kez seçilsin” önerisi üzerine, “Biz de iki dönem yetmez üç dönem olsun dersek ne yapacaksınız?” çıkışında bulunmuştu. Bahçeli’nin bu çıkışı o dönem “iktidarın 2028 hedefi” için “2023 seçimleri sonrasındaki adımlara hedef” olarak yorumlanmıştı.

    ERDOĞAN 2028’DE BİR KEZ DAHA ADAY OLABİLECEK

    Cumhur İttifakı’nın yeni anayasa çalışmasında 2017’de anayasaya eklenen “Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir” hükmünün de yeniden düzenlenebileceği konuşuluyor. Siyaset kulislerinde, 101. madde ile ilgili “muhalefet ile yaşanan tartışmalara son vermek” amacıyla maddede yapılabilecek değişikliklerle ilgili “farklı senaryolar” dile getiriliyor. Bunlardan birinin “iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir” hükmünün “Bir kimse en fazla üç defa seçilebilir” şeklinde düzenlenebileceğinin olduğu belirtiliyor. Yeni anayasanın kabul görmesi halinde “1982 Anayasası ve bu anayasada yapılan tüm düzenlemeler hükmünü yitireceğinden”, Erdoğan’ın 2028’teki seçimlerde de bir kez daha aday olma hakkını kazanabileceği belirtiliyor.

    Anayasadan o maddeyi kaldırmak istiyorlar: Cumhur İttifakı, Erdoğan'ı 2028'de yeniden aday yapmanın formülünü arıyor! - Resim : 1

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***