Etiket: Ümit Özdağ

  • Ümit Özdağ: Kılıçdaroğlu ile üç bakanlık ve MİT için anlaştık; Numan Kurtulmuş’a şartımızı sunduk, ‘siz destekleyin, Erdoğan ileride bir şey yapar’ dedi



    Ümit Özdağ: Kılıçdaroğlu ile üç bakanlık ve MİT için anlaştık; Numan Kurtulmuş'a şartımızı sunduk, 'siz destekleyin, Erdoğan ileride bir şey yapar' dedi

    Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, ikinci turda Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı – CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediği seçimle ilgili olarak T24 yazarı Cansu Çamlıbel‘e konuştu ve tartışılacak açıklamalar yaptı

    ‘Zafer’, ilk kez tartıya çıktığı 14 Mayıs seçimlerinde yüzde 2.23 oranı ile 1 milyon 529 bin 119 oy almıştı; demirbaşlığını üstlendiği ATA İttifakı’nın adayı Sinan Oğan ise protesto oylarını da yanına çekerek buna 2.84 puan daha katmış ve yüzde 5.17’ye ulaşmıştı. 

    Bu durum hem partiyi hem de Oğan’ı kritik bir konuma getirmişti. Oğan, sürpriz bir şekilde yıllardır izledikleri politikalarla sığınmacı krizini derinleştiren iktidar saflarına katılıp ikinci turda AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ı, Özdağ ise CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nu destekleyeceğini duyurmuştu. 

    Ümit Özdağ: Kılıçdaroğlu ile üç bakanlık ve MİT için anlaştık; Numan Kurtulmuş'a şartımızı sunduk, 'siz destekleyin, Erdoğan ileride bir şey yapar' dedi - Resim : 1

    Süreçle ilgili olarak gazetecinin “Kılıçdaroğlu’ndan da İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlık sözü almışsınız. Size o sözü vermiş” şeklindeki sözünü onaylayan Özdağ, “Söz vermek değil, yazılı mutabakatımız var. Biz İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlık ve Milli İstihbarat Teşkilatı konusunda Kemal Bey’le mutabık kaldık” ifadesini kullandı. 

    ‘BUNU ÇOK VURGULAMAYIN DEDİ, KABUL ETTİM’

    – Yeniden sormak istiyorum. Kılıçdaroğlu seçimleri kazanması durumunda Zafer Partisi’ne İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlığın yanı sıra MİT Başkanlığı’nı vereceği konusunda yazılı mutabakat imzaladı. MİT Başkanı da Zafer Partisi’nden olacaktı. Doğru mu?

    Evet MİT Başkanlığı da. Ama o sözlü anlaşmaydı. Bakanlıklar yazılı mutabakatta vardı.

    – Peki siz hangi görevde olacaktınız?

    Ben İçişleri Bakanı olacaktım.

    – Kılıçdaroğlu’nun Zafer Partisi’ne vereceği diğer iki bakanlık hangileri olacaktı?

    Şu anda artık önemli değil.

    – Benim gibi tarihin ilk kaydını tutma mesleğinde olanlar için hala çok önemli. Kazanılsaydı bugün kimin hangi pozisyonda olacağı eminim Mayıs’ta Millet İttifakı’na oy veren seçmenler açısından da çok önemlidir. Zafer Partisi’ne verilecek diğer iki bakanlık neydi? Göç Bakanlığı mı kurulacaktı?

    Süreci İçişleri Bakanlığı yönetecekti. Fakat Kemal Bey, zerre kadar oy faydası olmayan altılı masadaki ortaklarının İçişleri Bakanlığı’nın Zafer Partisi’ne verilmesine tepki göstereceğini bildiği için benim bu konuda anlayışlı davranmamı rica etti. “Bunu çok vurgulamayın” dedi. Ben de kabul ettim. Ama ortakları tarafından Kılıçdaroğlu’ndan istenen şey yanlıştı. Kılıçdaroğlu bu seçimi kazanabilirdi eğer ortakları engellemeseydi.


    ‘SURİYELİLERİ İÇİŞLERİ BAKANI OLARAK YOLLAYACAĞIM’ DEMİŞTİ

    Özdağ, Kılıçdaroğlu ile kameralar karşısına çıkıp Millet İttifakı’nın adayına desteğini açıkladığı 24 Mayıs’ta basın toplantısından önce “Söz ben İçişleri Bakanı olarak yollayacağım. Ancak sadece Suriyeliler değil Türkiye’yi dünyanın lunaparkı zanneden, kadınlarımıza cariye muamelesi yapan, sokaklarımızı uyuşturucu cennetine çeviren, selefi cihatçı örgütlenme yapan ve yılda 11 milyar dolarımızı yiyen herkes gidecek” paylaşımında bulunmuştu. Mesaj, kamuoyunda epeyce tartışılmıştı.


    Ümit Özdağ: Kılıçdaroğlu ile üç bakanlık ve MİT için anlaştık; Numan Kurtulmuş'a şartımızı sunduk, 'siz destekleyin, Erdoğan ileride bir şey yapar' dedi - Resim : 2

    NUMAN KURTULMUŞ ‘SİZ DESTEKLEYİN, ERDOĞAN İLERİDE BİR ŞEY YAPAR’ DEMİŞ

    Özdağ, yine aynı dönem AKP’yle yürüttükleri görüşmeleri de anlattı. “Sinan Oğan, kararını Erdoğan ile konuştuktan sonra aldı. Ben kendisinin bana anlattığı gerekçelerin ikna edici olmadığını, Zafer Partisi’nin ancak sığınmacıların geri dönüş sürecini yönetmesi durumunda -ki bunun için İçişleri Bakanlığını da alarak- Erdoğan’a destek verebileceğimizi söyledim” diyen siyasetçi, şöyle devam etti:

    “O da Erdoğan’ın kendisine ‘Numan Kurtulmuş’u Ümit Bey ile görüşmek üzere görevlendirdim’ dediğini aktardı. Gerçekten de bir gün sonra Kurtulmuş beni aradı ve Erdoğan için destek istedi. Ben de kendisine ‘Olabilir ama bunun için bizim bir şartımız var. Bu şart Türkiye’deki 13 milyon sığınmacının bir sene içerisinde Anadolu Kalesi projesiyle vatanlarına geri yollanmasıdır. Sizin iktidarınızın, sizin partinizin bunu yapabileceğinize inanmıyoruz. Biz Zafer Partisi olarak Erdoğan’ı desteklemek için İçişleri Bakanlığını ve bu politikamızın kabulünü talep ediyoruz’ dedim.

    Numan Bey de Erdoğan’ın asla bu tip bir ilişki içerisine girmediğini ifade etti, ‘Siz destekleyin, Erdoğan ilerde bir şey yapar’ dedi.”

    Çamlıbel’in yönelttiği sorular ve Özdağ’ın bunlara verdiği yanıtlar şöyle:

    – Çok konu var sizinle konuşmak istediğim ama sondan başlayalım. “Turistik bir dokümantasyon ziyareti” diye duyurduğunuz, hatta meslektaşlarım İsmail Saymaz ve Murat Ağırel’i de davet ettiğiniz Suriye seferini yapamadınız. Sonuçta partinizden üç yetkili gitti; Eski Dışişleri Bakanı ve Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şükrü Sina Gürel, Milli Güvenlikten Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Fikret Bayır ve Sosyal Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nezih İlter Karaman. Şükrü Sina Gürel ve Fikret Bayır ülkeye alınmadı. Suriye’ye girişine izin verilen tek kişi düz pasaportu olan Zafer Partisi yetkilisi Nezih İlter Karaman oldu. Neden böyle oldu?

    Türkiye’nin Suriye arasında yeşil pasaportların ve diplomatik pasaportların karşılıklı tanınmaması söz konusuymuş. Daha doğrusu Türkiye, Suriye’nin diplomatik pasaportları ve iş pasaportlarını tanımama yönünde bir karar aldığında Suriye de mütekabiliyet sürecini çalıştırmış. Bizim ekibimizin gidişiyle ilgili çalışmaları yapan kişiler ve kuruluş bu detayı atlamış, yani onların teknik bir hatası. Yoksa iki yetkilimizin ülkeye alınmamasının siyasi bir nedeni yok. Ama benim gidişimin engellenmesinin siyasi olduğunu biliyoruz.

    – Siyasi derken Beştepe’nin müdahalesini mi kastediyorsunuz? Sonuçta henüz Ankara-Şam arasında normalleşme ilan edilmedi. Ancak elbette istihbarat başkanlarının seçim öncesi buluşması önemliydi. Sizin gidişinizin Şam yönetimi tarafından engellenmiş olmasını normalleşme ilanının yakın olduğu şeklinde yorumlamak mümkün mü sizce?

    Demek benden daha önce görüşmek isteyen Türk siyasetçiler var.

    – Erdoğan’ı kastediyorsunuz herhalde…değil mi?

    Ben isim vermiyorum.

    – Peki sizin Beşar Esad ile ya da rejimin üst düzey isimleriyle görüşme ihtimaliniz var mıydı?

    Bizim amacımız Suriye’deki gerçek durumu Türkiye kamuoyuna yansıtmaktı. Tabii ki halkla konuşacaktık, gençlerle konuşacaktık, iş dünyasıyla temas kuracaktık. Belki bir iki gazeteye gitme imkânımız olurdu. Yoksa siyasi bir gezi olmayacağı açıktı. Biz gittikten sonra orada siyasi bir temas kurulur muydu, hazırlanmış mıydı…onu bilmem.

    – Size gidişinizin Erdoğan hükümeti tarafından engellendiği yönünde net bilgi geldi mi?

    Böyle bir bilgi gelmedi. Bu benim tahminim, analizim. Elimdeki bilgilerin toplamından yola çıkarak yaptığım bir tahlil.

    – Peki Suriye’ye girişine onay verilen parti yetkiliniz neden kalıp ziyarete devam etmedi ve geri çağırdınız?

    Biz istemedik, sınırdan geri çevirdik. İleriki bir tarihte daha kapsamlı bir ziyaret yapmak istiyoruz.

    – Şöyle bir şey olmuş olabilir mi…Gitmeden önce ziyaret sırasında sahadaki durumu belgeleyeceğinizi çok söylediniz. Bundan dolayı Esad rejimi tedirgin olmuş olabilir mi?

    Bizim yapacağımız dökümantasyonu şunu zaten Youtuber’lar yapıyorlar. Bizimki elbette daha fazla ilgi çekerdi. Türk halkına Suriye’de iç savaşın artık bittiğini gösterirdi. Ama bu Suriye’ye zarar verecek bir şey değildi. Sadece gerçek durumu ortaya koymuş olurduk. Ben gidişimin bu sebeple engellendiğini düşünmüyorum.

    ‘BAŞKA BİR ÜLKENİN TOPRAKLARINDA BİNA YAPIP TAPU VERMEK ULUSLARARASI HUKUKA AYKIRI’

    “Başka bir ülkenin topraklarında bina yapıp tapu vermek uluslararası hukuka aykırı, gerçekçi de değil”

    – Adalet Kalkınma Partisi’nin göçmen meselesinde seçim öncesinde taahhüt ettiği en önemli şey Afrin ile İdlib’de Katar ile birlikte inşasına başladıkları konutlara birkaç yıla kadar 1 milyon Suriyeliyi döndürmekti. Bu projenin hiçbir yanı değilse bile uluslararası hukuk boyutu çok tartışmalı. Özetle bu, başka bir ülkenin toprağında ev yapıp oraya oranın demografisiyle ilgili bir mühendislik planı değil mi?

    Bir başka ülkenin topraklarında bina yapıp insanlara nasıl vereceksiniz? “Burası senin” diye nasıl hangi hakla diyeceksiniz? Bakın, biz Kıbrıs’ta çıkartmadan beri kontrol ettiğimiz bir bölgede -ki kapalı tutuyoruz- insanlara tapu veremiyoruz. Yine İstanbul’da Taksim’de, İstiklal Caddesi’nde Rum kökenli yurttaşlara ait eski evler var biliyorsunuz. Çoğu yıllardan beri boş duruyor. Bunları kimse elleyemiyor. Türkiye Cumhuriyeti hukuka uyan bir devlettir. Normal şartlarda bu böyledir yani. Ama şimdi “Suriyelilere Suriye’de ev yapıyorum demek” hukukla bağdaşmaz. Ayrıca Türkiye’nin Rusya ve İran ile yürüttüğü Astana sürecinde üzerinde anlaşılan ve Birleşmiş Milletler’e iletilen anlaşmaya da aykırı. Bir de gerçekçi değil bu plan. Üç tür daire yapılıyor; 25, 60 ve 80 metrekare. Hadi Türkiye’deki 1 milyon Suriyeliyi gerçekten döndürmeyi başardınız, geriye kalan 4 milyon kayıtlı Suriyeliyi ne yapacaksınız? Onları da vatandaş yapacaklar herhalde.

    ‘TSK’NIN SURİYE’DEN KADEMELİ ÇEKİLMESİNİ BİR SENEDE HALLEDERİZ’

    – Erdoğan’ın Katar’la birlikte konut inşa ettirdiği alanlardan biri de Afrin…yani Suriye’de TSK kontrolündeki alan. Hazır uluslararası hukuk konuşuyoruz, size sormak isterim. Afrin’deki TSK varlığı size göre meşru mudur? Ya da belki daha doğru soru şu; orada TSK’yı tutmak Türkiye açısından sürdürülebilir bir politika mıdır? Bugün bunun Türkiye’ye ne faydası vardır?

    Bugün yaşadığımız, Suriye’de iç savaşı destekleyip Beşar Esad rejimini zayıflatma ve Suriye’nin periferisinde Kürtlerin ve diğerlerinin örgütleşmesine neden olan AK Parti’nin yanlış Müslüman Kardeşler politikasının sonucudur. Suriye’de 8-10 ay içinde rejim değişikliği mümkün görüp, Esad rejimi yerine Müslüman Kardeşler getireceğinizi hayal edip, “Emevi Camii’nde cuma namazı kılacağız” diye yola çıkarsanız işte sonuçta böyle milyonlarca

    Suriyeliyi kucağınızda bulursunuz. Adeta Suriye Türkiye’yi işgal etmiş gibi bir durum. E sonra da sizin politikalarınızın sonucu olarak PKK orada YPG üzerinden yeni bir devletçik oluşturursa o zaman da bu yanlış politikanızı bir takım askeri araçlarla mümkün olduğunca düzeltmeye çalışmanız gerekir. AK Parti de bunu yapmıştır. YPG’nin Akdeniz’e doğru çıkışını engelleyecek şekilde ve aynı zamanda IŞİD’i Türkiye sınırından uzaklaştıracak şekilde bölgeye operasyonlar yapılmıştır. Bu çerçevede Barış Pınarı ile Cerablus sonra Azez ele geçirilmiş, arkasından Akdeniz’e en yakın olan Hatay’ın sınırdaşı olan Afrin bölgesine girilerek PKK buradan tasfiye edilmiştir. Bir de TSK kontrolünde olmayan İdlib bölgesi var. Şimdi M5’in üstünde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gözlem noktaları var. Burası adeta küçük bir Afganistan.

    Orta Asya’nın merkezli birçok cihatçı terör örgüt burada konuşlanmıştır. Bu, Erdoğan ve Davutoğlu ikilisinin yaratmış olduğu ve Türkiye’nin bütün enerjisini emen bir politikanın sonucudur. Yani bizim şu anda askeri olarak bu bölgede duruşumuz bir zorunluluk. Bunu ancak Zafer Partisi’nin öngördüğü şekliyle Suriyelilerin Suriye’ye dönüşünü organize ederek çözebiliriz. Ve bu kapsamda Türk ordusunun kademeli çekilmesi planlanır. Bir takvim üzerinden Suriye ordusu ile koordineli biçimde çekildiğimiz alanlar Suriye ordusuna devredilerek yapılmalı bu. Bunu Erdoğan yapamaz. Bunu ancak Zafer Partisi olarak biz yaparız. Biz bunu bir sene içinde yaparız.

    – Yani sizin ‘Anadolu Kalesi’ projesinin bir ayağında da bu var; TSK’nın Suriye’den çekilmesi. Ve bunu da bir sene de halledeceğinizi iddia ediyorsunuz.

    Bitiririz. Bir seneden önce bitmez ama bir sene içerisinde biter. Bunu da şekillendirirken, tabii Suriye rejimine toprak bütünlüğünü PKK-YPG ye karşı da muhafaza etmesi için doğrudan değil ama dolaylı destek vermiş olacağız.

    ‘ERDOĞAN’IN YEREL SEÇİMLERDEN SONRA BAŞKANLIĞI DEVREDECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM’

    – Adalet Kalkınma Partisi bunu yapamaz dediğinize göre ‘Anadolu Kalesi’ projenizi de epey bir süre daha konuşamayacağız o halde. Zira Erdoğan iktidarı 2023 seçimlerinde beş senelik daha vize aldı.

    Tabii bu iktidar 5 sene devam ederse….

    – Erdoğan hükümetinin 5 sene dayanamayacağını mı düşünüyorsunuz? Bunu neden söylediniz?

    Ben Erdoğan’ın yerel seçimlerden güçlü çıkıp daha sonra başkanlığı devretmeyi düşündüğünü düşünüyorum.

    – Neden böyle bir şey yapsın ki, hem de yerel seçimlerden daha güçlü çıkarsa? Bu söylediğiniz siyasetin doğasına ters bir şey değil mi?

    Kendisinden sonraki süreci, kendisi yaşarken şekillendirip güvence altına almayı hedefleyecek bir yola gireceğini düşünüyorum.

    – Sayın Erdoğan henüz 69 yaşında, kendisinden sonrasını planlaması gereken bir yaşta değil. Sağlığıyla ilgili dedikodularını dikkate alıyorsunuz herhalde bu iddiayı dile getirirken.

    Almak zorundayız.

    – Pekâlâ, kendisinden sonraki planlamada sizce konuşulduğu gibi damadı Selçuk Bayraktar en kuvvetli aday mı sizce?

    İsim üzerinde durmaya gerek yok ama Erdoğan’ın bu yeni hükümet oluştururken de bir planlama yaptığı gözüküyor.

    ‘ERDOĞAN KABİNEYİ KURARKEN KENDİSİNDEN SONRASINI DÜŞÜNEREK STRATEJİK HAMLELER YAPTI’

    – Neyi kastediyorsunuz?

    Güçlü olan ve bulundukları kurumdan güç alan kişileri o kurumların başından uzaklaştırdı ve o kurumların gücünü siyaset için kullanmalarını engelledi. Hakan Fidan’ı MİT’in başından aldı ve Dışişleri’ne gönderdi. Süleyman Soylu’yu İçişleri’nin başından aldı ve meclise yolladı.

    Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı oradan aldı ve milletvekili yaptı. Bunlar çok stratejik ve bilinçli hamleler.

    – Biz bütün bunları genelde Erdoğan’ın stratejisi olarak konuşuyoruz da şu kısmını da merak ediyorum. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli sonuçta Cumhur İttifakı’nın iktidarda kalabilmiş olmasının en önemli unsuru. En azından sayısal olarak öyle ve bazı kritik eşiklerde anladık ki ittifaka katkısı sayısal meselenin çok ötesinde bir derinlikte olabiliyor. Dolayısıyla sorum şu; mesela bu yeni hükümetin kurulmasında Devlet Bahçeli’nin ya da “devlet aklı” denebilecek başka kimselerin hiç etkisi olmuş mudur Erdoğan üzerinde?

    Ben Erdoğan dışında bu konuda etkin bir çerçevesi olan ve bir plana sahip olan başka bir kişi veya kurumun olduğunu düşünmüyorum.

    ‘BAHÇELİ BU OYUNA GİRMEZ, ONUN ETKİ ALANLARI FARKLIDIR’

    – Yani o zaman Devlet Bahçeli’nin son kabineye bir etkisi olmadığını düşünüyorsunuz?

    Bu oyuna girmez. Devlet Bahçeli’nin etki alanları farklıdır.

    -Hangi alanlarda etkilidir Bahçeli? Güvenlik meseleleri mi…?

    …. (Sessizlik).

    – O halde bir de diğer eski yol arkadaşınızla ilgili sorayım. Sinan Oğan 14 Mayıs’ta sizin Cumhurbaşkanı adayınız olarak 5 gibi önemli bir oranı yakaladıktan sonra 14 Mayıs’a kadar çok ağır eleştirdiği Erdoğan’ı destekleme kararı aldı. Oğan’ın 28 Mayıs’taki ikinci turdan hangi adaydan yana pozisyon alacağını belirlediği süreçte siz kendisiyle görüştünüz. Beraber fotoğraf verdiniz ve aranızın bozulduğuna dair iddiaları yalanladınız. O dönem dediniz ki “Sinan Bey bana gerekçelerini açıkladı.” O gerekçelerden biri MHP Genel Başkanı olma hedefi miydi?

    İki kişi arasında yapılmış bir toplantının içeriğini kamuoyuyla paylaşmam. Ama şunu söyleyebilirim; o toplantıyla -yani fotoğraf verdiğimiz toplantıyla- son kararını bana deklare ettiği toplantı aynı toplantı değil. O toplantıda biz birlikte bir fotoğraf verdik çünkü bizim dışımızda bazı dedikodular çıkartılmıştı. Onlara cevap vermiş olduk. O aşamada henüz bir karar alınmamıştı. Sinan Ogan, kararını Erdoğan ile konuştuktan sonra aldı.

    Ben kendisinin bana anlattığı gerekçelerin ikna edici olmadığını, Zafer Partisi’nin ancak sığınmacıların geri dönüş sürecini yönetmesi durumunda -ki bunun için İçişleri Bakanlığını da alarak- Erdoğan’a destek verebileceğimizi söyledim. O da Erdoğan’ın kendisine “Numan Kurtulmuş’u Ümit Bey ile görüşmek üzere görevlendirdim” dediğini aktardı. Gerçekten de bir gün sonra Numan Kurtulmuş beni aradı ve Erdoğan için destek istedi. Ben de kendisine “Olabilir ama bunun için bizim bir şartımız var. Bu şart Türkiye’deki 13 milyon sığınmacının bir sene içerisinde Anadolu Kalesi projesiyle vatanlarına geri yollanmasıdır. Sizin iktidarınızın, sizin partinizin bunu yapabileceğinize inanmıyoruz. Biz Zafer Partisi olarak Erdoğan’ı desteklemek için İçişleri Bakanlığını ve bu politikamızın kabulünü talep ediyoruz” dedim. Numan Bey de Erdoğan’ın asla bu tip bir ilişki içerisine girmediğini ifade etti, “Siz destekleyin, Erdoğan ilerde bir şey yapar” dedi.

    ‘KILIÇDAROĞLU İLE YAZILI MUTABAKATIMIZ VAR’

    – Sinan Oğan’ı ikna ederken Erdoğan’ın kendisine de benzer bir şey söylemiş olma ihtimali kuvvetli değil mi? Şunu kastediyorum; Erdoğan Oğan’a net bir taahhütte bulunmadan “Sen bana destek ver, kazanınca duruma bakarız” mı demiştir?

    Ben kendimle ilgili olanı biliyorum ve anlatıyorum.  Numan Kurtulmuş’a “Kusura bakmayın buraya siz geldiniz ama kararı siz vermeyeceksiniz, Erdoğan verecek. Kendisine iletin; bizim bu teklif dışında hiçbir teklifi kabul etmemiz söz konusu değildir” dedim. Ve bunu da Kılıçdaroğlu’yla görüşmenin ardından basına yaptığımız açıklamada hemen açıkladık. “Sayın Kılıçdaroğlu’nu destekliyoruz. Çünkü Suriyelileri, Afganları ve diğerlerini vatanlarına yollamak konusunda bizim şartlarımızı kabul etti” dedik.

    – Ama Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararınızı açıklarken İçişleri Bakanlığı konusuna girmediniz. Halbuki o sabah tweet atmıştınız. Ve şimdi burada da Erdoğan’a ilettiğiniz taleplerin başında İçişleri Bakanlığı olduğunu anlattınız. Benim duyduğum Kılıçdaroğlu’ndan da İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlık sözü almışsınız. Size o sözü vermiş.

    Söz vermek değil, yazılı mutabakatımız var. Biz İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlık ve Millî İstihbarat Teşkilâtı konusunda Kemal Bey’le mutabık kaldık.

    -Yani kamuoyuna açıkladığınız yol haritası dışında bir de gizli yazılı mutabakat yaptınız. Doğru mu?

    Var tabii, o açıklanmadı. Ben de şimdiye kadar hiç açıklamadım.

    ‘MİT BAŞKANLIĞI İÇİN DE SÖZLÜ ANLAŞMA YAPTIK’

    – Burayı bu kadar hızlı geçmeyelim lütfen. Yeniden sormak istiyorum. Kılıçdaroğlu seçimleri kazanması durumunda Zafer Partisi’ne İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlığın yanı sıra MİT Başkanlığı’nı vereceği konusunda yazılı mutabakat imzaladı. MİT Başkanı da Zafer Partisi’nden olacaktı. Doğru mu?

    Evet MİT Başkanlığı da. Ama o sözlü anlaşmaydı. Bakanlıklar yazılı mutabakatta vardı.

    – Peki siz hangi görevde olacaktınız?

    Ben İçişleri Bakanı olacaktım.

    – Kılıçdaroğlu’nun Zafer Partisi’ne vereceği diğer iki bakanlık hangileri olacaktı?  

    Şu anda artık önemli değil.

    ‘BENİM İÇİŞLERİ BAKANI OLACAĞIMI AÇIKLASA SEÇİMİ KAZANABİLİRDİ’

    – Benim gibi tarihin ilk kaydını tutma mesleğinde olanlar için hala çok önemli. Kazanılsaydı bugün kimin hangi pozisyonda olacağı eminim Mayıs’ta Millet İttifakı’na oy veren seçmenler açısından da çok önemlidir. Zafer Partisi’ne verilecek diğer iki bakanlık neydi? Göç Bakanlığı mı kurulacaktı?

    Süreci İçişleri Bakanlığı yönetecekti. Fakat Kemal Bey, zerre kadar oy faydası olmayan altılı masadaki ortaklarının İçişleri Bakanlığı’nın Zafer Partisi’ne verilmesine tepki göstereceğini bildiği için benim bu konuda anlayışlı davranmamı rica etti. “Bunu çok vurgulamayın” dedi. Ben de kabul ettim. Ama ortakları tarafından Kılıçdaroğlu’ndan istenen şey yanlıştı.

    Kılıçdaroğlu bu seçimi kazanabilirdi eğer ortakları engellemesiyle.

    – Yani şunu iddia ediyorsunuz; Kemal Bey sizin kazanırsa kuracağı hükümetin İçişleri Bakanı olacağınızı açıklasaydı 28 Mayıs’ta seçimin sonucu değişebilirdi?

    Olabilirdi. 1 milyon 300 bin oy farkını kapatmak çok zor değildi. Ve Türk halkının en fazla arzu ettiği şekilde sığınmacıların vatanlarına yollanması ve bu konuda da Türk halkı, Zafer Partisi’ne güveniyor, “yaparsa Zafer Partisi yapar” diyor. Bu seçimde bu halkın birinci önceliği olmadı. Değişik nedenlerle olmadı. Erdoğan’ı yollamak en azından muhaliflerin daha fazla önceliği oldu. Ama bu da yanlış şekilde yapıldı. Yanlış yöntemlerle yapıldı. Bugün Zafer Partisi’ne oy veren hiçbir seçmen pişman değil ama vermeyenlerin içinde büyük pişmanlık olduğunu da görüyorum.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yerel seçim sürecinde büyük sürprizler: İşte kulislerde konuşulan yeni ittifak ihtimalleri

    Yerel seçim sürecinde büyük sürprizler: İşte kulislerde konuşulan yeni ittifak ihtimalleri



    Genel seçimlerde Cumhur İttifakı ve Tayyip Erdoğan’ın yeniden iktidara gelmesinin ardından muhalefette, yerel seçimlere yönelik kulisler de uç vermeye başladı. Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in haberine göre Millet İttifakı bileşenlerinin, dışarıdan bazı partilerin katılımıyla yeni bir ittifak kurup kurmayacakları, özellikle İYİ Parti’den istifa edenler tarafından yeni bir parti kurulup kurulamayacağı yönünde bir yoklama sürecinde oldukları öğrenildi. İYİ Parti lideri Meral Akşener’in “hesap verme ve hesap sorma” içerikli konuşması kulislerde tartışılıyor. İYİ Parti tabanında oluşan “CHP ile birlikte olduğumuz için yüksek oy alamadık” inanışı nedeniyle Akşener’in “kuyruk siyaseti” özeleştirisini yaptığı dile getiriliyor.

    YENİ ORTAK ZAFER PARTİSİ Mİ?

    Ayrıca ikinci tur öncesi ve sonrasında, İYİ Parti’den ayrılarak Zafer Partisi’ni kuran Ümit Özdağ’la CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki sıcak temaslar dikkat çekmişti. Özdağ, seçim sonrası yenilginin ardından Kılıçdaroğlu’nu ziyaret eden ilk genel başkan olmuştu. Akşener’in partisinin kurultayında bu temaslara yönelik kızgınlığı nedeniyle sert mesajlar verdiği de iddia ediliyor.

    Bazı İYİ Parti kurmayları, bu temasların yeni bir ittifaka evrilebileceği düşüncelerini savunuyor. Zafer Partisi’nden bazı isimler de bu fikre uzak durmuyor. İkinci tur öncesinde Kılıçdaroğlu’na verilen desteğin altyapıyı oluşturduğu düşünülüyor. İYİ Parti, seçimden sonra özellikle DEVA, Gelecek, Demokrat ve Saadet partileri ile yeni bir ittifaka sıcak yaklaşmadığını ortaya koymuştu. Ayrıca bazı büyükşehir belediyelerinin “HDP’nin desteği ile kazanıldığı” yönündeki değerlendirmeleri eleştirmişti. Akşener’in bu eleştirilerinin de CHP’ye yönelik bir sitem olduğu belirtiliyor. 

    YENİ PARTİ SORGULAMASI

    İYİ Parti’den ayrılanların yeni bazı katılımlarla parti örgütlenmesine gidip gitmemeyi tartıştıkları da öğrenildi. Yeni parti sorgulaması kapsamında İYİ Parti kontenjanından büyükşehir belediyelerinde görev alan bazı kadroların da yer aldığı biliniyor. Ayrıca seçim öncesindeki kongre sürecinde örgütlerde kendilerine yer bulamayanlar ve aşamalı olarak tepkilerini dile getirerek istifa eden kurucular da yeni parti arayışına katılıyor. 

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ümit Özdağ: Akşener’in açıklamaları doğru değil

    Ümit Özdağ: Akşener’in açıklamaları doğru değil



    İYİ Parti Kurultayı’nda konuşan Meral Akşener’in “Biz önce bu parti seçime girebilsin diye CHP’den 15 milletvekili istedik. Hayatımın en büyük pişmanlığıdır. Sayın Kılıçdaroğlu’na teşekkür ediyorum ancak o gün bugündür bu 15 milletvekilinin bedelini ödeyemedik” ifadeleri sonrası Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’dan açıklama geldi.

    Akşener’in yaptığı açıklamanın gerçeği yansıtmadığını ifade eden Özdağ, şu ifadeleri kullandı;

    *Sayın Akşener, “CHP’den 15 milletvekili aldım. Bedel ödemekten bıktım” demiş. Bu açıklama gerçekleri yansıtmıyor. CHP, 15 milletvekili karşılığında iYİ Parti’den bedel istemedi.

    *Şimdi olayların gelişmesini özetleyeyim. İYI Parti’nin seçimlere sokulmaması için Ankara’da gizli bir toplantı yapıldığı ve karar alındığı bilgisi bana ulaştı. Bu bilgiyi Akşener ile paylaştım.

    “AKŞENER BANA BÖYLE ANLATTI”

    *Akşener bunun üzerine Kılıçdaroğlu ile görüştü ve TBMM’de grup kurarak seçime girmek için 15 milletvekili istedi. Kılıçdaroğlu çok istekli davranmamış. Akşener’in bana söylediğine göre “Basına bu talebimi anlatır ve sizin reddettiğinizi açıklarım” demesi üzerine Kılıçdaroğlu kabul etmek zorunda hissetmiş.

    *En azından Akşener bana böyle anlattı. Üstelik Kılıçdaroğlu 15 vekil ile desteği ittifak şartı olmaksızın vermişti. CHP’li vekillerin katılmasının üzerinden kısa bir süre geçti. Akşener bir gün divana gelerek, “KK ile el sıkıştık. Seçime ittifak ile giriyoruz, ne diyorsunuz” diye sordu.

    *2 genel başkanın el sıkışması sonrasında söyleyecek bir şey kalmamıştı. CHP-İYİ Parti ittifakı, AK Parti’den İYİ Parti’ye gelen yüzde 7 civarında oyun MHP’ye gitmesine neden oldu.

    “İTTİFAKA KARŞI ÇIKTIM”

    *CHP-İYİ Parti ittifakı kararı, İYİ Parti için iyi olmamıştı. 2019 Yerel seçimleri öncesinde İYİ Parti divanında, Akşener ve bütün divan üyeleri “ CHP ile yerel seçimlerde ittifak yapalım” görüşünü savundular. Ben tek başıma “CHP-HDP ittifakı üzerinden saldırıya uğrarız, üstelik biz CHP ile ittifak yaparsak, ayrılmış olan AK Parti ve MHP tekrar bir araya gelirler, Cumhur ittifakı tekrar kurulur” görüşünü savundum.

    *İttifaka karşı çıktım. Reddedildi. Dikkat edin, yerel seçimlerde CHP İYİ Parti’ye değil, İYİ Parti CHP’ye ittifak teklif etti. İYİ Parti tarafından bedel ödense tam tersi olurdu. Üstelik yerel seçimler sonrasında Sayın Akşener ve yakın çevresinin CHP’ye “nasıl bedel ödettiğini” hepimiz biliyoruz.

    “DOĞRU OLMADIĞINI BİLİYORUM”

    *Sonuç olarak, olayları en yakından yaşayan 5 kişiden birisi olarak Akşener’in bugün yaptığı açıklamanın doğru olmadığını biliyorum. CHP, hiç bir zaman “Biz size 15 vekil verdik, buyrun kasaya” tavrı içinde olmadı. Eğer olsaydı en çok ben yeri göğü inletir, CHP’yi sert şekilde eleştirirdim.

    “BUNLARI NEDEN YAZDIM?”

    *Hele Akşener ile en son konuşmamızı yaptığımız İstanbul’daki ofisindeki konuşmada CHP ile yolları “CHP’yi suçlayarak” bitireceğim dediğini çok iyi hatırlıyorum. Akşener, sözünü tuttu, suçlayarak bitirdi. Peki, bunları neden yazdım? Çünkü aynen böyle yaşadım ve dostluk da mertçe olmalı rekabet de.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ümit Özdağ Şam’a gideceğini açıkladı

    Ümit Özdağ Şam’a gideceğini açıkladı



    Son yıllarda mülteci karşıtı açıklamaları ve faaliyetleri ile bilinen Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, göçmen düşmanlığına kadar uzanan çalışmalarını sürdürüyor. 

    Seçimlerde de Suriyeli mültecilerin ‘Zafer Turizm’ ile Suriye’ye geri göndereceğini bir çok dile getiren Özdağ’dan yeni bir hamle geldi. 

    ŞAM’A GİDECEĞİNİ AÇIKLADI 

    Özdağ, TİVİ 6’da Hüseyin Bekar ile Ankara Meydanı programına konuk oldu ve Şam’a gideceklerini açıkladı.

    Özdağ, “Temmuzun ikinci haftasında 4 kişi Şam’ı ziyaret edeceğiz. Suriye’nin başkenti Şam’a gidiyoruz. Gerekenler yapıldı. Bugün pasaportlarımızı bildirdik. Şam’da halkı yerinde göreceğiz, Lazkiye’ye gideceğiz. Hayatın doğal akışına döndüğünü göstereceğiz. İlginç bir gezi olacak” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’dan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na ziyaret



    Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ'dan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na ziyaret

    Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve beraberindeki heyet, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret ediyor.

    İki isim seçimlerin ardından ilk kez bir araya geliyor.

    11.45’te başlayan görüşme için binaya girmeden önce kısa bir açıklama yapan Özdağ, “İade-i ziyaret için geldik” ifadelerini kullandı.

    GÖRÜŞMENİN ARDINDAN İLK AÇIKLAMALAR

    Özdağ, görüşmenin ardından basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Sayın Genel Başkan, seçim sürecinde iki kez Zafer Partisi’ni ziyaret etmişti. Hem iade-i ziyarette bulunmak, hem de seçimi değerlendirdik” ifadelerini kullandı.

    Kılıçdaroğlu ise, “Sayın Genel Başkan’la güzel bir görüşme oldu. Türkiye’yi, seçimleri, seçim sonuçlarını, yerel seçimleri değerlendirdik” dedi.

    Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Ümit Özdağ ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında 7 maddelik bir protokol imzalanmış, bunun üzerinde Özdağ 2. turda Kılıçdaroğlu’na destek kararı almıştı.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ümit Özdağ: Abdüllatif Şener CHP milletvekiliyken bize oy vereceğini söyledi



    Ümit Özdağ: Abdüllatif Şener CHP milletvekiliyken bize oy vereceğini söyledi

    CHP’den yeni dönemde milletvekili adayı gösterilmeyen eski Konya milletvekili Abdüllatif Şener, ilk turda Sinan Oğan’a oy verdiğini ikinci turda ise geçersiz oy kullandığını açıklamasının siyasetteki yankıları sürüyor. 

    Halk TV’de Sansürsüz programı konuk olan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ da tartışmadaki yerini aldı. 

    Seçim kampanyasının ilk turunda “Bir oy Zafer Partisi’ne bir oy Sinan Oğan’a” diyen Özdağ, Şener ilişkin olarak şunları kaydetti:

    “Bir partinin siyasi tabanından gelmiyorsanız bir dönem milletvekilliği yapıp çekilebilirsiniz. Abdüllatif Bey anlaşılan buna çok kırıldı. Hemen istifasını verdi. Ben sıcağı sıcağına yapılan yorumlarda Abdüllatif Şener’in infaz edildiğini düşünüyorum. Evet Sinan Oğan’a oy verdi. CHP milletvekiliyken bir sabah kahvaltısında şunu söyledi; Sizin sığınmacı politikanız benim partimin sığınmacı politikasından daha doğru. Eğer benim partim bu politikayı sürdürürse seçimlerde CHP’den aday olsam da Zafer Partisi’ne oy veririm.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Özdağ’dan tepki: “Camileri AK Parti’nin arka bahçesi haline getirdiniz, cumaya giden sayısı azaldı”

    Özdağ’dan tepki: “Camileri AK Parti’nin arka bahçesi haline getirdiniz, cumaya giden sayısı azaldı”


    Eğitimde İşbirliği Protokolü kapsamında okullara konferans vermek ve ders anlatmakla görevlendirilen imamlara tepki sürüyor. 

    Konuyla ilgili Twitter hesabından paylaşım yapan Ümit Özdağ, “Camileri AK Parti’nin arka bahçesi haline getirdiniz. Cumaya giden sayısı azaldı, ateist ve deist sayısı arttı. Bırakın okullara gitmeyi çocuklar Müslüman kalsın. Sizin zihniyetiniz gidince bugün Müslüman olanlar deist ve ateist olurlar. Haçlı seferleri sizin kadar zarar vermedi.” diye yazdı.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Benim milliyetçim, senin milliyetçin…

    Benim milliyetçim, senin milliyetçin…

    Ne deniyor? 14 Mayıs seçimlerinin asıl galibi milliyetçiler!

    Üstelik bunu BBC, DW gibi saygın kuruluşlar da yüksek sesle dile getiriyor.

    Amerika’yı yeniden keşfediyoruz böylelikle.

    Oysa çok uzağa değil, 2014 yerel seçimlerinde Ankara’ya bakalım:

    AK Parti’nin adayı İ. Melih Gökçek.

    CHP’nin adayı Mansur Yavaş.

    MHP’nin adayı Mevlüt Karakaya.

    BBP’nin adayı Remzi Çayır.

    Bunlar 30 Mart gecesi ipi göğüsleyen ilk 4 parti ve 4 aday.

    AK Parti %44,82 oy alıyor. CHP  %43,82… MHP %7,77… Ve BBP %1,32…

    Manzara şu: Partilerin temsil ettikleri fikir demeyelim de siyasi iklimi, flamaları başka olsa da, adayların dördü de ‘milliyetçi’ paydasında.

    Hepsinin toplam yüzdesi 97,73.

    Bu mudur durum?

    Galiba, budur!

    Türkiye’nin başkentinde her yüz kişiden sadece biri kendini milliyetçi saymıyor.

    Peki, nerede ‘diğerleri’?

    Hani çok sesli, çok renkli, çok kültürlü bir toplumduk biz?

    Attığımız oy mu birleştiriyor, aynılaştırıyor bizi?

    ***

    Peki, kendini milliyetçi sayan seçmen her daim bu kadar fazla mıydı?

    Alparslan Türkeş liderliğinde kurulan Milliyetçi Hareket Partisi’nden Milliyetçi Cephe’ye, Milliyetçi Çalışma Partisi’ne kadar uzanalım; aldıkları oy oranı yüzde 4 ila yüzde 7 aralığında olmuş hep.

    İstisna: 1990’lı yıllar.

    MHP 1995 seçimlerinde yüzde 8,18 alıyor; 1999’da yüzde 17,98 ile 57’inci hükümette kendine yer buluyor.

    Ne oluyor da, böyle oluyor?

    Aklıma bir çırpıda gelenleri sıralayayım:

    Mardin Nusaybin’de çıkan çatışmada öldürülen PKK’lıların cenaze töreninde 1 kişi ölüyor, 500 kişi gözaltına alınıyor, ilçede sokağa çıkma yasağı uygulanıyor.

    1 Mayıs olayları nedeniyle 1.100 kişi tutuklanıyor.

    Çevrimli katliamı… Turan Dursun, Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Ahmet Taner Kışlalı suikastları… Körfez Savaşı… Erzincan depremi…  1992 Cizre Nevruz’u… Madımak ve Başbağlar katliamı… İSKİ ve Civangate skandalı… Maden faciaları… Yemin krizi… Vs. vs.

    Toplum korku iklimine girince (belki de bu çukura itilince demeliyim), saflar sıklaşıyor, milli hassasiyetler artıyor ve çare güçlüde, çoklukta bulunuyor.

    Aradan 30 yıl geçmiş. Lakin manzara neredeyse aynı.

    Maden faciaları yaşandı peş peşe… Hüda Par yemin krizi eşikte. Kahramanmaraş ve Hatay depremlerinde on binlerce can kaybettik. Ekonomik ve sosyal sonuçları olan pandemi yaşandı. İdbib’te 45 asker öldü.

    Felaketlerin üst üste yaşandığı 2020’li yıllar.

    Ülkenin bekası… Dış güçler…

    Bir de bunlara beti benzeri görülmemiş bir ekonomik çöküş eklendi.

    Dolayısıyla saflar sıklaştı, çare güçlüde ve çoklukta bulundu.

    ***

    2019 İstanbul Ara Yerel Seçimi’nde, tantanalı ve hayli karanlık oyunlardan sonra ipi Ekrem İmamoğlu göğüslüyor.

    İmamoğlu, CHP’nin adayı.

    Arkasında Canan Kaftancıoğlu var. Kendisini seven gençlerin sosyal medyada verdiği isimle “Trinity Canan” var yani.

    Kaftancıoğlu, belki de partide sola en yakın kişi. Ama İmamoğlu öyle mi?

    Unutulmuştur diye hatırlatmak isterim; İmamoğlu, “Beylikdüzü’nde 9 sosyal tesis açtım, bir tanesinde alkol var mı?” diyor 2019’da, seçilmeden önce.

    Sonra bu vecizeyi, seçime bir hafta kala, İsmail Küçükkaya’nın moderatörlüğünü yaptığı İmamoğlu-Yıldırım canlı yayın buluşmasında tekrarlıyor.

    Yani dili sürçmemiş; bilinçle ve ısrarla söylüyor.

    Şimdi soruyorum: Kendini solda, Atatürkçü olarak tanımlayan bir partinin adayı nasıl olur da, “belediyenin hiçbir sosyal tesisinde alkol içilmiyor” diyebilir?

    Nasıl olur da “kadın ile erkek ayrı günlerde havuza giriyor” diyebilir?

    Laiklik bu mudur? Çağdaşlık bu mudur? Özgürlük bu mudur?

    Bir reklam vardı, hatırlar mısınız?

    “Yok aslında birbirimizden farkımız, ama biz Osmanlı Bankası’yız!” derdi.

    Galiba durum bundan ibaret.

    Yok aslında birbirlerinden farkı. Sadece üstlerindeki çatı farklı.

    ***

    Hal böyleyken, 14 Mayıs seçimleri arifesinde Muharrem İnce cumhurbaşkanı adaylığından çekildi. Hem de kimseyi işaret etmeden… Ve yüzer gezer denilen oyların önemli bir kısmını Sinan Oğan kaptı.

    Kendi dahil, tüm Türkiye buna şaştı kaldı.

    Sinan Oğan’a atılan oyların tamamı sahiden ‘milliyetçi’ oylar mı?

    Milliyetçiliğin tarifi öyle keyfe keder bir hale geldi ki… Bugün, emin olun ki, Türkeş’i bile yeterince milliyetçi bulmayan milliyetçiler çıkacaktır.

    Kemik, blok olduğu ve rahatlıkla güdülebileceği sanılan oylar üzerinden pazarlıklar başladı tuhaf bir biçimde.

    Sinan Oğan, o vakte kadar savunduğu pek çok değeri yere serip ayaklarını sildikten sonra Cumhur İttifakı’nın güvenli ve ılıman kucağında derin bir nefes aldı.

    Peşi sıra da dedikodu kazanı kaynadı: Neymiş efendim, Sinan Oğan MHP milletvekili iken Azeri petrollerinin Türkiye’ye taşınması sırasında komisyon, yani rüşvet almış. Bu olay Azerbaycan mahkemelerinde dava konusu olmuş. Hatta Sinan Oğan suçlu bulunmuş. Devlet Bahçeli de bunu duyar duymaz onu ihraç etmiş. Şimdi ise İlham Aliyev Sinan Oğan’a telefon edip ‘ya Erdoğan’ı desteklersin ya da dosyanı yeniden açar, ortalığa saçarım’ diye tehdit etmiş.

    Bir gün Nagehan Alçı gibi düşüneceğim hiç aklıma gelmezdi. Bir milyon görüşü olsa, birine bile yakınlık duymayacak kadar uzağım ona aslında. Ama 24 Mayıs’ta öyle bir şey söyledi ki Nagehan Alçı: Ümit Özdağ ile Sinan Oğan ‘bilinçli rol paylaşımı’nda bulunuyorlar.

    İlginç bir sözcük öbeği: Bilinçli rol paylaşımı.

    Yani Devlet Bahçeli’nin temsil ettiği milliyetçi görüşe alternatif olarak görülen Sinan Oğan Cumhur İttifakı’na katılıyor, Meral Akşener’in temsil ettiği milliyetçi görüşe alternatif olarak görülen Ümit Özdağ da Millet İttifakı’na…

    Dahası: Ne Ümit Özdağ, Sinan Oğan’ı yerle yeksan eyliyor ne de Sinan Oğan Ümit Özdağ’ı bir kaşık suda boğuyor. Seçim evliliğini bozup medeni şekilde ayrılıyorlar. Belki biraz küslük, çok az kıskançlık var, ama o kadarı da olur, değil mi?

    Sonuçta 2 milyon 800 bine yakın seçmenin oyu söz konusu.

    Oysa yazdım; YSK 5 Nisan’da 7 milyon yeni seçmenin sandığa gideceğini açıklıyor. Hemen akabinde, 25 Nisan’da yani, 5 milyon yeni seçmenin sandığa gideceğini duyuruyor.

    Söyler misiniz: O kimsenin sormadığı 2 milyon seçmen nerede?

    Tam da bu esnada Murat Ağırel, vahim bir iddiayla çıkageliyor. O da 2 milyon belirsiz seçmeni soruyor. Onun iddiası biraz farklı. Diyor ki 2 milyonun üzerinde fazla seçmen var.

    Ve bu ahval içinde 28 Mayıs’a gidiyoruz.

    ***

    Milliyetçilerin oylarını Cumhur’da toplayabileceğine inanan Sinan Oğan, biraz mübalağa ederek söylüyorum, ‘siyasal bir fetiş’ gibi davranıyor. Sözlük karşılığıyla söyleyeyim: Taparcasına bağlanılan ve sevilen kimse olarak görüyor kendini.

    Ümit Özdağ ise o fetişizmden taşan yahut kaçan oyları, yine mübalağa ederek söylüyorum, zimmetine geçirme derdinde.

    İkisinin de bahşettikleri bir şey yok.

    Umarım ikisi de yokluklarının Türkiye siyasetinde bir boşluk yaratacağını düşünmüyordur.

    Bütün bu tantana, benim bir anda, 20 günlük bir sürede buharlaştığını iddia ettiğim, Murat Ağırel’in de fazlalığından söz ettiği 2 milyon seçmen çevresinde dönüyor.

    İyi de; HDP’ye oy vermiş ‘milliyetçi’ seçmenin çaresizliğini düşünebiliyor musunuz?

    Buna artık kâbus demek mümkün değil. Kavram sepetine yeni bir terim eklemek gerek. Ama ne? Bilen beri gelsin lütfen…

    Daha Fazla Göster:
    Alparslan TürkeşEkrem İmamoğluHDPmilliyetçilikMuharrem İnceNagehan Alçısinan oganÜmit Özdağ

    BERKE KAYA
    26 Mayıs 2023 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ: Millet İttifakı içindeki müdahaleler Kılıçdaroğlu’na destek konusunda elimizi bağladı

    Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ: Millet İttifakı içindeki müdahaleler Kılıçdaroğlu’na destek konusunda elimizi bağladı


    Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, gündeme dair açıklamalarda bulundu.

    Özdağ, Millet İttifakı’nda yer alan bazı partilerin müdahalesi sonucu ittifakın adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na destek konusunda ellerini yavaşlattığını belirtti.

    Özdağ şunları söyledi:

    “Millet İttifakı içindeki belirli müdahalelerden dolayı, Zafer Partisi’nin kemal Kılıçdaroğlu’na verebileceği destek konusunda elimiz kolumuz bağlanmıştır. Ancak bu 3 buçuk günlük süre içinde Zafer Partisi elinden geleni yapmıştır.”

    “OĞAN’IN OYLARI BÜYÜK ORANDA KILIÇDAROĞLU’NA GELDİ”

    Özdağ açıklamalarında, sığınmacı meselesine ilişkin Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Zafer Partisi’nin ‘Anadolu Kalesi’ projesini kabul ettiğini söyleyerek, AKP’li Numan Kurtulmuş’un ise “Bize destek verin biz hallederiz” yaklaşımında olduğunu belirtti.

    Özdağ ayrıca ATA İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan’ın oylarının da büyük oranda Kılıçdaroğlu’na gittiğini söyledi.

    “ERDOĞAN’IN ZAFERİ ‘PİRUS’ ZAFERİDİR”

    Özdağ, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ipi önde göğüsleyen Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın galibiyeti üzerine de konuştu. Özdağ, “Seçim sonuçlarının kazananı olan Erdoğan’ın bu galibiyet bir Pirus zaferidir; galibiyet gibi görünen mağlubiyettir” dedi.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kopya partiler Erdoğan’a yaradı: Görev tamam

    Kopya partiler Erdoğan’a yaradı: Görev tamam

    Erdoğan’ın muhalefeti bölmek amacıyla kurulmasına destek verdiği veya önünü açtığı Yeniden Refah, Zafer ve Memleket Partileri görevlerini başarıyla yerine getirmiş görünüyor. Bu üç partinin oy toplamı yüzde 6,07. Mevcut seçim sisteminde yüzde 0,01’in dahi önemi ortadayken muhalefete gitmesi muhtemel oyları bu partilerde hapsederek Erdoğan hedefine ulaşmış oldu.

    Hatırlayalım, Erdoğan, ilk olarak 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Saadet Partisi’nin (SP) CHP ve İYİ Parti ile birlikte hareket etmesi üzerine bu partiyi bölmek için harekete geçti. Melih Gökçek üzerinden SP’nin ihtiyar takımı tarafından ‘adam yerine’ konmayan Fatih Erbakan’ın yeni parti kurması teşvik edildi. SP’de genel başkan yardımcılığı görevini beğenmeyip genel başkanlık isteyen küçük Erbakan için bu fırsattı. Hızlı bir şekilde Kasım 2018 tarihinde babasının eski partilerinden birisini isim değişikliğiyle canlandırdı.

    Parti uzun süre etkisiz bir profil çizdi ve toplumdan bir karşılık görmedi. Koronavirüsü bütün dünyayı etkisi altına almaya başlayınca partinin genel başkanı Fatih Erbakan aşı karşıtlığı ile gündeme geldi. Partinin topluma ne vaat ettiği bilinmiyor ama toplumdan neyi kısıtlamak istediği net. Parti bir anda ülkedeki kadın hakları karşıtlığının merkezi durumuna geldi. Tabanın muhalefete destek çağrılarına rağmen iktidarın yanında saf tuttu ve yüzde 2, 83 oyla Meclis’e 5 vekil gönderdi.

    İNCE, GENÇ SEÇMENİ İKTİDARIN ALGI MAKİNELERİNİN ÖNÜNE ATTI

    2019 Mart ayında AKP’nin önemli büyükşehir belediye başkanlıklarının Millet İttifakı’na kaptırmasının ardından Erdoğan, Yeniden Refah Partisi benzeri yeni partilerin kurulması için harekete geçti. 2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 30 oy alan Muharrem İnce, 2019’daki yerel seçimde ise adaylık beklentilerinin boşa çıkmasının ardından parti kurma arayışına girdi. Kılıçdaroğlu’nun toplumun bütün kesimlerine ulaşma gayretini eleştirerek Atatürkçü ve Ulusalcı bir parti hüviyeti kazanan Memleket Partisi’ni 17 Mayıs 2021 tarihinde hayata geçirdi.

    Partiye yönelik toplumdan ilgi neredeyse yok gibiydi. Maraş merkezli depremde yaptığı sosyal medya paylaşımları ve İYİ Parti’nin altılı masayı tekmelemesinin ardından gençlerin kendisine yöneldiği görüldü. Ancak seçime yaklaşılırken partiye olan ilgi azaldı ve Muharrem İnce ‘özel görüntülerinin’ yayınladığı gerekçesiyle adaylıktan çekildi. İnce, bu süreç içerisinde muhalefete yakın gençleri kendine çekti ve ardından AKP’nın ‘algı makineleri’nin önüne attı. Normal şartlarda muhalif olan gençler bir anda vatan, millet, Sakarya diyerek Erdoğan’ın tek adamlığına yeniden onay verir konuma geldi. Erdoğan, İnce üzerinden muhalif gençleri devşirmiş oldu.

    HERKESE MUHALİF PARTİ

    Millet İttifakı, 2019 yerel seçimlerde Erdoğan’a tarihi bir hezimet yaşattı. İttifak içerisindeki İYİ Parti’ye özellikle Orta Anadolu yoğun bir ilgi başladı. Bu ilginin önü kesilmez ise Erdoğan’ın iktidarının sonu gelebilirdi. Meral Akşener, partiye olan ilgiyi görmüş ve daha geniş toplum kesimleriyle buluşmak için söylemini merkez sağ parti gibi ayarlamaya başlamıştı. Akşener’in bu planları partinin içindeki ‘derin abileri’ rahatsız etti. Kendilerinin kurduğu parti bir süre sonra ellerinden gidebilir ve etkisiz elaman konumuna düşebilirlerdi.

    Parti içinde hep aykırı fikirleriyle ön plana çıkan Ümit Özdağ, parti yönetimini mülteciler ve Gülen cemaati üzerinden eleştirmeye başladı. Bu eleştirilerin devam etmesi sonrasında partiden ihraç edildi. Kısa süre içerisinde Zafer Partisi’ni kuran Ümit Özdağ, mülteciler üzerinden oluşturduğu söylem ile uzun süre gündemin ilk sırasında yer aldı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile küfürleşmeye varan tartışmaları Ümit Özdağ’ın partisini bir anda yüzde 5’lere taşıdı.

    Seçim öncesinde iktidar ve muhalefetten ayrı dil kullanmaya çalışan Özdağ, üçüncü bir alternatif yol arayışına başladı. İlk olarak Cumhurbaşkanlığı için Mansur Yavaş’ın ismini gündeme getirdi. Yavaş’tan istediği cevabı alamayınca Muharrem İnce’yi Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda ikna etti. Akşener’in altılı masayı tekmelemesinden sonra Mansur Yavaş’a yeniden adaylık teklifini götürülmesi İnce’yi gruptan kopardı.

    İYİ PARTİ’NİN ÖNÜNÜ KESTİ 

    Zafer Partisi’nin bir aktör olarak ortaya çıkışı, İYİ Parti’nin toplumun geniş kesimlerine ulaşan bir siyasi dil kullanmasının önünü kesti. Zafer Partisi’ne yönelik ilgiyi gören İYİ Parti kurmayları partiyi daha milliyetçi bir söylemle toplumun karşısına çıkardı. Böylece, İYİ Parti Anadolu’nun muhafazakar-milliyetçi kesimlerine ulaşacak siyasi dili geliştirmesini engellendi.

    Zafer Partisi’nin öncülüğünde kurulan ATA İttifakı’nın adayı Sinan Oğan, iktidardan kopan yüzde 5’lik kitleyi kendine çekmeyi başararak seçimi ikinci tura taşıdı. Beklendiği gibi Erdoğan’a desteğini açıklayarak da görevini sonlandırmış oldu.

    ERDOĞAN KURMASA DA BÜYÜTTÜ…

    Tüm bu partilerin kurulmasında direkt Erdoğan’ın rolü olduğunu söylemiyorum. Ancak Erdoğan’ın bu partilerin kurulmasını sağlayacak siyasi ortamın oluşmasına katkı sunduğunu düşünüyorum. Dahası, bu partilerin muhalefete zarar verecek şekilde gündem olması ve gündemde uzun süre kalması da yine Erdoğan’ın marifeti.

    Bu üç partinin muhalefete gidecek tepki oylarının büyük bir kısmını aldığı görülüyor. Kendilerine bir çıkış yolu ararken Erdoğan’ın siyasi ömrünü uzatmada önemli rol ifa ettiler. Gelecekte var olabilir mi bilinmez ama Erdoğan ikinci turda da seçimi kazanırsa tek adam rejiminin kurumsallaşmasına katkılarıyla tarihteki yerlerini alacakları kesin.

    Ve elbette, bu farklı söylem geliştirse de hedef bakımından birbirinin kopyası partiler, ülkenin en az yarısı tarafından hiç hayırla yad edilmeyecekler…

     

    Daha Fazla Göster:
    Fatih ErbakanMuharrem İnceÜmit Özdağ

    SÜLEYMAN ÖZKAYA
    23 Mayıs 2023 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***