Etiket: Uluslararası Af Örgütü

  • İnsan hakları örgütlerinden Gazze’de ‘insani ateşkes’ önerisini reddeden ABD’ye sert tepki

    İnsan hakları örgütlerinden Gazze’de ‘insani ateşkes’ önerisini reddeden ABD’ye sert tepki


    İnsan hakları örgütleri, Amerika Birleşik Devletleri’nin, BM Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) yapılan ve Gazze’de acilen insani ateşkes talep eden karar tasarısını veto etmesine sert tepki gösterdi.

    REKLAM

    İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), “ABD’nin İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçlarına ortak olma riski taşıdığı” uyarısında bulundu. 

    HRW, Washington’ın İsrail’e silah ve diplomatik koruma sağlamaya devam ederek “savaş suçlarına ortak olma” riskini aldığını belirterek, Gazze’de ateşkes çağrısında bulunan BM Güvenlik Konseyi (BMGK) tasarısını veto eden ABD’yi kınadı.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün BM Direktörü Louis Charbonneau, veto sonrası yaptığı açıklamada, “ABD, İsrail’e Gazze’deki Filistinli sivilleri toplu olarak cezalandırmak dahil yaptığı zulümlerde silah ve diplomatik koruma sağlamaya devam ederek savaş suçlarına ortak olma riskini almaktadır.” dedi.

    Ayrıca Charbonneau, “ABD bir kez daha veto hakkını kullanarak Güvenlik Konseyi’nin İsrail ve Filistinli silahlı gruplardan talep ettiği, uluslararası insancıl hukuka uyulması, sivillerin korunması ve rehin tutulan tüm sivillerin serbest bırakılması gibi çağrılar yapmasını da engelledi.” ifadelerine yer verdi. 

    Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in BM’nin 99. maddesini işleterek Konseye gönderdiği mektubun ardından oylanan tasarı, 15 üyeli BMGK’de daimi üye ABD tarafından veto edildi. İngiltere “çekimser” oy kullanırken diğer 13 üye “evet” oyu kullandı.

    Af Örgütü: ABD, küstahça veto hakkını kullandı

    Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Genel Sekreteri Agnes Callamard, ABD’nin kararı veto etmekle Gazze’deki “can kayıpları, büyük yıkım ve eşi benzeri görülmemiş bir insani felaket karşısında sivillerin çektiği acılara karşı duyarsız bir umursamazlık sergilediği” yorumunu yaptı. 

    Ayrıca ABD’yi İsrail’e silah gönderdiği için de eleştiren Callamard, bunun Gazze’deki yıkıma katkıda bulunduğunu söyledi.

    Callamard açıklamasında, “ABD küstahça BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto hakkını kullandı ve bunu (veto hakkı) bir silah haline getirdi. Dolayısıyla Güvenlik Konsey’in güvenilirliğini ve uluslararası barış ve güvenliği koruma görevini yerine getirme kabiliyetini de daha fazla zayıflattı” ifadelerini kullandı. 

    Sınır Tanımayan Doktorlar: ABD, insanlığa karşı oy kullanmıştır

    ABD’nin veto kararını kınayan bir başka uluslararası kuruluş da Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) oldu. 

    Washington’a karşı ağır ifadelerin kullanıldığı MSF’in açıklamasında “ABD bu kararı veto ederek insanlığa karşı oy kullanmıştır. BM Güvenlik Konseyi’nin Gazze’de ateşkes talep eden bir kararı kabul etmemesinden dolayı yıkılmış durumdayız” 

    Oxfam: ABD, güvenirliğine bir çivi daha çaktı

    Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam’ın ABD CEO’su Abby Maxman, değerlendirmesinde ABD’nin kararını eleştirerek vetonun “ABD’nin insan hakları konusundaki güvenilirliğine bir çivi daha çaktığını” söyledi.

    Maxman, “Bugün Biden yönetimi, insan haklarını ve kurallara dayalı bir uluslararası düzeni destekleyen yüce söylemini yerine getirmek için bir fırsat yakalamıştı. Dünya Gazze’deki korkunç katliamın sona ermesi, rehinelerin serbest bırakılması ve Filistinlilerin hayatlarını yeniden inşa etmelerine yardım edilmesine odaklanmaya hazırdı.” diye konuştu. 

    Filistin: ABD’nin vetosu Gazze’de daha fazla can kaybı demek

    ABD’nin kararı engelleme kararının “tarihte bir dönüm noktası” olduğunu söyleyen Filistin’in BM Büyükelçisi Riyad Mansur, Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada, sonucun “üzücü” ve “felaket” olduğunu belirtti.

    Mansur, bunun, Gazze’deki savaşın uzamasının “zulmün devam etmesi, daha fazla masum insanın hayatını kaybetmesi ve daha fazla yıkım anlamına geldiği” değerlendirmesinde bulundu.

    İsrail’den Biden’e veto teşekkürü

    İsrail’in BM Büyükelçisi Gilad Erdan ise Güvenlik Konseyi karar tasarısını veto eden ABD’ye ve Başkan Joe Biden’a teşekkür etti.

    Erdan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı’nın İsrail’in yanında durduğunu belirterek “sağlam bir liderlik sergilediğini” dile getirdi.

    Biden, İsrail’e silah göndermek için Kongre’den onay istedi

    Bu arada Joe Biden yönetimi, ABD Kongresin’den İsrail’in Gazze’deki saldırılarında kullanacağı Merkava tankları için 45 bin merminin satışını onaylamasını da istedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD ve Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye Osman Kavala tepkisi

    ABD ve Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye Osman Kavala tepkisi


    Gezi eylemlerini ‘organize’ ve ‘finanse etmekle’ suçlanan Osman Kavala’nın dört yıldan fazladır süren tutukluluk halinin devamına ilişkin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin aldığı karar tepkilere neden oldu.

    Almanya hükümeti insan hakları ve insani yardım sorumlusu Barbel Kofler, Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yayımlanan açıklamasında “İstanbul’daki mahkemenin bugünkü kararı ile maalesef Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AIHM) Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması için neredeyse iki yıldır yanıtsız bırakılan talebini yerine getirmedi. Bunu esefle karşılıyorum” dedi.

    Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin önümüzdeki günlerde konuyla ilgili nasıl bir işlem yürütüleceği konusunda karar alacağını belirten Kofler, bu davanın yalnızca Osman Kavala ya da Türkiye ile değil, Avrupa’da bir bütün olarak insan haklarının korunmasıyla ilgili olduğunun altını çizdi ve AIHM kararlarının Avrupa Konseyi’nin kurulduğundan bu yana inşa etmekte olduğu insan haklarının korunması sisteminin yapı taşı olduğunu kaydetti.

    Avrupa Parlamentosu Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş-Başkanı Sergey Lagodinsky, de sosyal medyadan paylaştığı basın açıklamasında “Osman Kavala hapiste kalmaya devam edecek. Bu Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, özellikle de yeni Alman hükümeti açısından yeni bir başlangıç için kaçırılmış bir fırsattır” ifadesini kullandı.

    Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor ise Mesut Özdemir’in başkanı olduğu İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AİHM kararlarına uymayarak, Osman Kavala’yı demir parmaklıkların arkasında tutmaya karar verdi. Türkiye’deki yetkililer gönülsüzce Avrupa Konseyi ihlal sürecini kabul etmek zorunda mı bırakılıyorlar? Başka bir yol görünmüyor.”

    ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise şu ifadeler yer verildi:

    “Özgürlüklere saygı gösterme ve bu davayı en kısa sürede sonuçlandırma konusunda Türkiye’ye çağrı yapmaya devam ediyoruz. Türkiye’yi ayrıca, AİHM kararlarına uymaya çağırıyoruz.”

    “Osman Kavala’nın bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulunuyoruz. Kavala’ya yönelik kuşkulu suçlamalar, devam eden tutukluluğu hukukun üstünlüğü ve demokrasinin altını oyuyor.”

    “Türkiye’ye karşı ihlal süreci başlatılsın”

    Karar üzerine Avrupa Konseyi üyeleri devlet başkanlarına hitaben bir açık mektup yayınladığını duyuran Uluslararası Af Örgütü mahkemenin insan hakları savunucusu Osman Kavala’nın AIHM’in 2019 yılındaki bağlayıcı kararına rağmen serbest bırakılmamasının çok nadir kullanılan ihlal sürecinin Türkiye karşı başlatılması gerektiğini belirtti.

    Örgütün Avrupa Direktörü Nils Muiznieks “Türkiye’nin Avrupa Mahkemesinin bağlayıcı kararını uygulamayı reddetmesi Osman Kavala’nın özgürlük hakkının vicdansızca ihlalidir ve Avrupa insan hakları sisteminin bütünlüğüne ciddi bir tehdit temsil etmektedir” ifadelerini kullandı.

    Avrupa Parlamentosu Üyesi Hollandalı vekil ve eski Türkiye Raportörü Kati Piri de sosyal medyadan yaptığı paylaşımda Avrupa Konseyi bakanlarının Türkiye’ye karşı AIHM kararına itaatsizlikten dolayı ihlal sürecinin paylaşılması çağrısında bulundu.

    İhlal süreci nedir?

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı uyarınca Osman Kavala’nın serbest bırakılması için Türkiye’ye verdiği süre 29 Kasım’da doluyor. Avrupa Konseyi, AIHM kararlarına itaatsizlik durumunda Türkiye hakkında yasal ihlal süreci başlatacağı işaretini verdi.

    İhlal süreci, bir Avrupa Konseyi üyesinin Avrupa Mahkemelerinin kararlarını uygulamaması durumunda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne verilen bir yetki. Süreç sonunda Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nde oy hakkının askıya alınması ya da üyelikten çıkarılması gündeme gelebilir.

    Osman Kavala’nın AIHM kararları gereğince serbest bırakılması çağrısıyla açıklama yapan 10 ülkenin büyükelçisi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘istenmeyen kişi’ ilan edilmeleri talimatı vermişti.

    Erdoğan, krizin çözülmesinin ardından “bu büyükelçilerin Türkiye’nin egemenlik konusundaki beyanlarında daha dikkatli olacağını umuyoruz. Milletimizin hassasiyetlerine uymayanların bu ülkede barınamayacağını da söylemek istiyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uluslararası Af Örgütü ‘Çin’in baskıları’ nedeniyle Hong Kong bürosunu kapatma kararı aldı

    Uluslararası Af Örgütü ‘Çin’in baskıları’ nedeniyle Hong Kong bürosunu kapatma kararı aldı


    Uluslararası Af Örgütü, Çin’in yürürlüğe soktuğu ‘ulusal güvenlik yasası’ nedeniyle çalışanlarının güvenliğine ilişkin endişeler olduğunu ve bu sebeple Hong Kong ofisinin yıl sonuna kadar kapatılacağını duyurdu.

    Af Örgütü yaptığı açıklamada, yerel ofisini ay sonuna kadar kapatacağını, bölge genel merkezinin ise yıl sonundan önce kapanacağını söyledi. Açıklanan bu karar ile örgütün şehirdeki 40 yıllık varlığı sona ermiş olacak.

    Araştırma, savunuculuk ve kampanya operasyonları, Asya-Pasifik’teki diğer Af Örgütü ofislerine kaydırılacak.

    Uluslararası Af Örgütü’nün uluslararası yönetim kurulu başkanı Mya Singh Bais Anjhula karara ilişkin şunları söyledi:

    “Zor bir karardı. Hong Kong’daki insan hakları örgütlerinin özgürce ve hükümetten ciddi bir misilleme korkusu olmadan çalışmalarını fiilen imkansız kılan Hong Kong’un ulusal güvenlik yasası bizi buna zorladı. Son zamanlarda yerel insan hakları ve sendika gruplarının hedef alınması, yetkililerin şehri tüm muhalif seslerden arıtma kampanyasının yoğunlaşması nedeniyle bu adımı atmak kaçınılmaz oldu. Böylesine istikrarsız bir ortamda faaliyet göstermeye devam etmek bizim için imkansız hale geldi.”

    Ulusal Güvenlik Yasası ne içeriyor?

    Ulusal güvenlik yasası Haziran 2020’de yürürlüğe girdi ve yabancı gizli anlaşma, terörizm, ayrılıkçılık ve yıkım suçları olarak kabul edilen eylemler geniş çapta yasa dışı ilan edildi. 150’den fazla kişi yasa uyarınca tutuklandı.

    Siyasi söylemler, şiddet içermeyen eylemler, demokrasi yanlısı veya bağımsızlık taraftarı çevrimiçi paylaşımların tamamı artık tutuklanma nedeni olabiliyor.

    Çok sayıda aktivist, kampanyacı ve politikacı tutuklu şekilde yargılanıyor. Yasa, okul müfredatından kamusal sanata, anıt müzelere ve kıyafetlere kadar günlük yaşamın çeşitli alanlarını hedef almış durumda.

    “Pekin tam baskı ve otoriterlik ile Hong Kong’u dönüştürüyor”

    Yasa ile muhalif gazeteler kapatıldı, basın personeli tutuklandı, siyasi ve sivil toplum gruplarının faaliyetleri sonlandırıldı. Yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana, Hong Kong’daki en az 35 sivil toplum grubu ve sendikası dağılmaya zorlandı.

    Bais, “Ulusal güvenlik yasasının yarattığı baskı ve sürekli belirsizlik ortamı, hangi faaliyetlerin cezai yaptırımlara yol açabileceğini bilmeyi imkansız kılıyor” diyor. Yasanın belirsizliğinin, yetkililerin tercih ettiği kişilere karşı bir dava oluşturmak için “manipüle” edildiğini anlatıyor.

    Hong Kong’da ne olmuştu?

    19. yüzyılda Afyon Savaşları ile İngilizlerin eline geçen Hong Kong, o dönem yapılan anlaşma gereği 1997 yılında Çin’e geri verildi.

    Takip eden yıllar içinde Pekin, Hong Kong’daki özgür ortamın ülkedeki rejime tehdit oluşturduğunu gördü ve bunun için anlaşma gereği kendi sistemini sürdürme hakkı olan özerk şehre baskı uygulanmaya başlandı. Yasaya karşı milyonlarca kişinin katıldığı protestolar gerçekleştirildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uluslararası Af Örgütü: Polonya, sığınmacıları yasa dışı bir şekilde Belarus’a geri itti

    Uluslararası Af Örgütü: Polonya, sığınmacıları yasa dışı bir şekilde Belarus’a geri itti


    Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), Polonya’yı sığınmacıları yasa dışı bir şekilde Belarus’a geri göndermekle suçladı.

    Amnesty’ye göre, Polonyalı yetkililer ağustos ayı sonlarında aralarında 15 yaşında bir kız çocuğunun da bulunduğu 32 Afgan sığınmacıdan oluşan bir grubu zorla geri itti.

    Sığınmacı grubun ülkeye 8 Ağustos’ta girdiği bilgisi paylaşıldı.

    Örgütten yapılan açıklamada, uydu görüntülerinin ve fotoğrafların, grubun 18 Ağustos’ta sınırın Polonya tarafında olduğunu gösterdiği ancak ‘bir gecede Belarus tarafına itildikleri’ kaydedildi.

    Açıklamada, “Uluslararası Af Örgütü, bu durum Polonya silahlı sınır muhafızlarının sığınmacıların kaldığı geçici mülteci kampını kuşatırken meydana geldiği için, bu adımın yasa dışı bir geri itmenin kanıtı olabileceğine inanıyor” ifadelerine yer verildi.

    Ayrıca açıklamada, 20 Ağustos’ta 32 Afganistan vatandaşının avukatları aracılığıyla sığınma talebinde bulunduğu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de 5 gün sonra Polonya’ya sığınmacılara yiyecek, su, giyecek, yeterli tıbbi bakım ve mümkünse barınma dahil olmak üzere yardım sağlaması talimatını verdiği belirtildi.

    Ancak buna rağmen Varşova’nın bir aydan fazla bir süre sonra mahkemenin emrettiği geçici önlemleri uygulamadığına yer verildi.

    Grup sınırda mahsur kaldı.

    Uluslararası Af Örgütü Avrupa Kurumları Direktörü Eve Geddie, “Polonya bu insan grubunu haftalardır içler acısı koşullarda sınırda tutuyor. Analizimiz, yerlerinin 18 Ağustos’ta bir gecede Polonya’dan Belarus’a değiştirildiğini ve bu nedenle muhtemelen yasa dışı geri itmenin kurbanı olduklarını kesin olarak kanıtlıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

    Olağanüstü hal ve bakanlık kararnamesi

    Varşova, yasa dışı yollardan geçen göçmen sayısının artmasının ardından eylül başlarında Belarus sınırında olağanüstü hal ilan etti.

    Belarus’la sınırdaş olan AB üyesi Litvanya ve Letonya da olağanüstü hal ilan etmişlerdi. Belarus’ta 2020 ağustosta yapılan seçimlerin ardından Brüksel, Minsk’i yaptırımlara misilleme olarak topraklarından yasa dışı göçü kolaylaştırmakla suçlamıştı.

    Af Örgütü, Polonya’daki olağanüstü hal uygulamasının, gazeteciler ve STK’lar için sınır bölgesine erişimi kısıtlayarak, “olası insan hakları ihlallerini izlemeyi zorlaştırdığını” bildirdi.

    İlaveten olağanüstü halden önce çıkarılan bir bakanlık kararnamesi, görevlilerin gözaltına aldıkları kişileri sınıra geri göndermesine olanak tanıyor.

    Örgüt, Polonya’nın çıkardığı bakanlık kararnamesine yönelik açıklamasında, “Kararname, sığınmacıların uluslararası koruma başvurusunda bulunmaları için gerekli olan Polonya topraklarına erişimini sınırladığı için, Polonya’nın mülteci hukuku kapsamındaki yükümlülükleriyle çelişmektedir. Keza sığınmacıların ‘suç işlememe’ ilkesiyle de çelişmektedir. Yani koruma arayan kişiler, ülkeye yasa dışı girişleri veya ülkede bulunmaları nedeniyle cezalandırılmamalıdır.” ifadelerine yer verdi.

    ‘Geri dönüşü olmayan trajedi’ korkusu

    Polonya-Belarus sınırında ay başlarında bir hafta içinde beş göçmen hayatını kaybetti. Sınırda mahsur kalan Afgan grupla temas halinde olan Fundacja Ocalenie (Kurtuluş Vakfı) isimli sivil toplum kuruluşu ise sığınmacıların şu anda içinde bulunduğu koşullar nedeniyle can kaybının artmasından endişe duyduğunu bildirdi.

    Göçmenlerden biri 11 Eylül’de STK ile irtibatı sırasında, “Usnarz’da alıkonulan kişiler, tüketilen gıda miktarının az olması nedeniyle biyolojik ihtiyaçlarını ancak 4-5 günde bir karşılıyor.” dedi.

    Bu temastan dört gün sonra bir başka mesajda, “Belarus askerleri bizi dört bir yandan dikenli tellerle sardı, artık hiçbir yere gidemiyoruz.” bilgisini verdi.

    STK, 21 Eylül’deki telefon görüşmesinde ise, (son iletişim), temasları “konuşamayacak kadar zayıftı.” açıklamasında bulundu.

    Fundacja Ocalenie, “Usnarz’da insanların tutulduğu koşullar sağlıklarını ve yaşamlarını tehlikeye atıyor. Polonya makamlarını, geri dönüşü olmayan başka bir trajedi yaşanmadan önce, Usnarz’da veya sınırın başka yerlerinde bulunan ve ihtiyacı olan sığınmacılara, derhal gerekli yardımı sağlamaya çağırıyoruz.” çağrısında bulundu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uluslararası Af Örgütü: Türkiye, Danimarka ve İsveç Suriyeli göçmenleri geri dönmeye zorluyor

    Uluslararası Af Örgütü: Türkiye, Danimarka ve İsveç Suriyeli göçmenleri geri dönmeye zorluyor


    Uluslararası Af Örgütü tarafından yayımlanan raporda, Suriye’ye geri dönenlere yönelik rejim güçleri tarafından uygulanan kötü muamelenin devam ettiği belirtilirken Türkiye, Danimarka ve İsveç Suriyeli göçmenleri ülkelerine geri dönmeye zorladığı gerekçesiyle eleştirildi.

    Geri dönenler için ülkenin “hala güvenli olmadığı” saptamasında bulunulan raporda, geri dönen çok sayıda göçmene yönelik keyfi tutuklama, işkence, tecavüz, şiddet ve insan hakları ihlalinin sürdüğü uyarısı yapıldı.

    “Sen ölümüne gidiyorsun” başlığıyla yayımlanan raporda, ülkeye geri dönüp bir daha kendisinden haber alınamayanların olduğu bildirildi.

    2017 ila 2021 yılları arasında ülkeye geri dönen 13’ü çocuk 66 göçmenin akıbetiyle ilgili gelişmeler raporda ayrıntılı bir şekilde yer aldı. Buna göre, ülkeye geri dönen 5 kişi gözaltında öldü, 17 kişinin akıbetinden haber alınamıyor.

    Geni dönen Suriyelilere yönelik güvenlik güçleri tarafından 14 cinsel şiddet vakasına yer verilen raporda, 5 kadına yönelik 7 tecavüz şikayetine ayrıntılı bir şekilde yer verildi.

    Danimarka, İsveç ve Türkiye’ye eleştiriler

    Suriye’nin artık güvenli olduğu yolunda bazı devletlerin dile getirdiği iddialara karşı çıkılan raporda, Danimarka, İsveç ve Türkiye, özellikle korumayı kısıtlamak ve Suriye’den gelen mültecilere evlerine dönmeleri için baskı yapmakla eleştirildi.

    Lübnan ve Türkiye’de pek çok mültecinin zorlu yaşam koşulları ve ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığı şikayetinde bulunulan raporda, Lübnan ve Türkiye’de hükümetlerin, Suriyelilere geri dönmeleri için artan bir baskı uyguladığı, Türkiye’nin son iki yılda birçok Suriyeliyi zorla sınır dışı ettiği yolundaki haberlere dikkati çekildi.

    Danimarka ve İsveç’te Şam ve başkente komşu bölgelerin artık güvende olduğu gerekçesiyle bazı Suriyeli göçmenlerin oturma izinleri bu yıl başından bu yana iptal etmeye başladığı aktarıldı.

    “Suriye güvende değil”

    Af Örgütü araştırmacılarından Marie Forestier basına yaptığı açıklamada, “Suriye’nin artık güvende olduğunu iddia eden hükümetler sahadaki korkunç gerçeği kasten görmezden geliyor. Suriye’nin çoğu bölgesinde askeri çatışmalar azalmış olsa da, Suriye hükümetinin korkunç insan hakları ihlalleri azalmadı.” diyerek tepkisini dile getirdi.

    Raporda, komşu ülkeler Türkiye, Ürdün ve Lübnan’dan Suriyeli göçmenleri evlerine göndermemeleri istendi.

    Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaşın başından bu yana 6,6 milyon Suriyelinin ülkeyi terk ettiği tahmin ediliyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uluslararası Af Örgütü: Polis coplarının kötüye kullanımı yasaklanmalı

    Uluslararası Af Örgütü: Polis coplarının kötüye kullanımı yasaklanmalı


    Uluslararası Af Örgütü, polis coplarının kötüye kullanımının, dünya çapında bir sorun yarattığı gerekçesiyle yasaklanmasını istedi.

    Uluslararası Af Örgütü ve Omega Araştırma Vakfı ortak açıklamalarında, polis copları gibi her yerde bulunan silahların devamlı olarak işkence ve diğer türde kötü muamele teşkil edebilecek şekilde kötüye kullanıldığı uyarısı yaptı.

    İki kurum hükümetlere, kolluk ekipmanı ticaretinin düzenlenmesi için Birleşmiş Milletler öncülüğünde başlatılacak bir süreci destekleme çağrısında bulundu.

    “Ezici Güç: Polis copları ve ilgili silahların kötüye kullanımı” başlıklı araştırmada, kolluk kuvvetlerinin mevcut durumda çok sınırlı düzenlemelere tabi olarak veya hiçbir düzenlemeye tabi olmaksızın ticareti yapılan cop gibi ezici silahları kötüye kullandığı bildirildi.

    35 ülkede 188 vaka mercek altına alındı

    Araştırmada, dünya genelinde 35 ülkeden fotoğraf ve video kanıtları incelenerek özellikle seçilen 188 vaka ayrıntılı bir şekilde mercek altına alındı.

    Af Örgütü uzmanları, 2011 ile 2021 yılları arasında kaydedilen 500’den fazla protesto videosunu inceleyerek 188 ayrı vakada copların kötü amaçlı ve göstericilere zarar verecek şekilde kullanıldığını tespit etti.

    Dünyanın dört bir yanında yaygın

    Araştırmada, Belarus, Kolombiya, Fransa, Hindistan ve Myanmar gibi dünyanın farklı bölgelerindeki protestolara uygulanan şiddetli baskılara yer verildi.

    Görüntülerde, kolluk kuvvetlerinin cezalandırmak, hareket etmesi engellenmiş kişileri dövmek, başlarına tehlikeli darbeler indirmek veya insanları boyun kıskaçlarına alarak boğmak için cop, demir veya bambu sopalar, uzun deri kırbaçlar gibi silahlar kullandığı saptandı.

    Birleşmiş Milletler’de konu ile ilgili bir düzenleme yapılması için çalışmaların sürdüğü hatırlatılan araştırmada, Uluslararası Af Örgütü ve Omega, “daha az öldürücü” kolluk kuvvetleri silahlarının ticareti üzerinde daha sıkı kontrollerin uygulanması ve işkence veya ölüm cezası için kötüye kullanılan, belirli türdeki ekipmanın tamamen yasaklanması çağrısında bulundu.

    Uluslararası Af Örgütü’nün askeri, güvenlik ve polis faaliyetleri alanındaki danışmanı Verity Coyle, araştırmada yer alan açıklamasında, “Coplar yanlış kullanıldığında ciddi yaralanmalara ve hatta ölüme neden olabilir. Buna rağmen, benzeri kolluk kuvvetleri ekipmanının ticareti şaşırtıcı bir şekilde düzenleme eksikliğinden yararlanmaya devam ediyor. Hükümetler, bu ekipmanın ihraç edilmesine izin vermeden önce titiz risk değerlendirmeleri yapmakla yükümlü olmalıdır.” dedi.

    Coyle, açıklamasını şu şekilde sürdürdü: “Devletler ayrıca, kolluk birimlerinin, insan haklarına uygun polis faaliyetleri konusunda eğitilmesini ve bu yönde talimat almasını sağlamalı. Polisin güç kullanımını düzenleyen uluslararası standartlar var; ancak araştırmamız, bunların dünyanın her yerinde hiçe sayıldığını ve bu durumun son derece tehlikeli sonuçlar yarattığını gösteriyor.”

    Birleşmiş Milletler konunun takipçisi

    BM Genel Sekreterliği, işkence veya ölüm cezasında kullanılabilecek ekipman ticaretini düzenlemek ve bu alanda uluslararası bir çerçeve oluşturmak amacıyla öneriler geliştirmek için bir grup uzmanı görevlendirdi.

    Bu düzenlemeler, coplar ve göz yaşartıcı gazlar gibi daha az öldürücü ekipmanı da içeriyor. Görev verilen uzmanların 2022’de düzenlenecek BM Genel Kurulu’na bu konuda ayrıntılı rapor vermesi bekleniyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uluslararası Af Örgütü: Göçmenlerin Türkiye’ye geri itilmesi Yunanistan’ın politikası haline geldi

    Uluslararası Af Örgütü: Göçmenlerin Türkiye’ye geri itilmesi Yunanistan’ın politikası haline geldi


    Uluslararası Af Örgütünce hazırlanan raporda, göçmenlerin Türkiye’ye geri itilmesinin Yunanistan’ın fiili sınır politikası haline geldiği belirtilerek Avrupa Birliği’nin Atina hakkında ihlal prosedürü başlatması istendi.

    Örgütün “Şiddet, Yalanlar ve Geri İtmeler” adlı raporunda göçmenlerin gördüğü kötü muameleler ve geri itmeler belgelendi.

    Avrupa sınırlarındaki şiddetin herkesi ilgilendirdiği kaydedilen raporda, Haziran-Aralık 2020’de çoğu Meriç Nehri’nde olmak üzere Türkiye’ye 21 yeni geri itmenin belgelendiğine yer verildi.

    Örgütün konuştuğu 16 göçmenin, şiddet ve gözaltı sonrası geri itildiklerini söylediği aktarılan raporda, geri itmelerin Yunanistan’ın fiili sınır politikası haline geldiği vurgulandı.

    Raporda, bazı geri itmelerin sınırların çok ötesinde başladığı, bu kapsamda Yunanistan’ın kuzey ve kuzeybatısında sınırdan uzakta bulunan 5 kişinin gözaltına alındığı ifade edildi.

    Geri itmeleri askerler, polisler ile sivil giyimli kişiler yapıyor

    Göçmenler, üniformalı “askerler” veya “polisler” ile genellikle sivil giyimli kişiler tarafından geri itildiklerini söyledi.

    Geri itilen göçmenlerin yarısından fazlasının, yasal yardıma erişimleri olmaksızın veya kayıtları alınmaksızın keyfi olarak gözaltında tutulduğu vurgulanan raporda, tespit edilen gözaltı yerleri arasında Gümülcine’deki Gomoniçe limanı, Bıdıklı sınır karakolu ve Poros Adası’nın da bulunduğu aktarıldı.

    “İnsanlar sınırdan 700 kilometreye kadar varan bir uzaklıkta yakalanıp, gözaltına alındıktan sonra Türkiye kara sınırına götürülerek geri gönderildi” denildi.

    “Bir kişi, Uluslararası Af Örgütü’ne, geri gönderme operasyonlarından biri sırasında kendisinin ve içinde olduğu grubun Meriç Nehri’nin ortasında bir adacığın yakınında bottan suya atlamaya zorlandığını ve günlerce bu adacıkta mahsur kaldıklarını söyledi.” ifadesine yer verilen raporda, “Bottan atılan bir erkeğin, yüzme bilmediği için suda batıp çıkarken yardım çığlıkları attığı ve akıntıya kapıldığı görüldü.” ifadesiyle göçmenlerin yaşadıkları aktarıldı.

    İşkenceye varan kötü muamele

    Raporda, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele ve Cezayı Önleme Komitesinin (CPT) Poros’ta günün sonunda atılan gözaltı kayıtlarının, adanın geri itmeler için kullanıldığına dair güvenilir kanıtlar sunduğuna dair değerlendirmesine de atıfta bulunuldu.

    Orada tutulan mültecilerin geri itmelerden hemen önce tokat, tekme ve cop darbesi gibi yasaklanmış muamelelere tanık olduğu veya bunları yaşadığı aktarıldı.

    Omurga ve el kırıkları, çürükler gibi bazıları işkenceye varan ciddi yaralanmalardan bahsedildiği ifade edilen raporda, kadınların ve çocukların gözleri önünde erkeklerin çıplak bir şekilde arandığı ve şiddet gördüğüne vurgu yapıldı.

    Raporda, “Birçok vakada, bildirilen şiddet olayları, uluslararası hukukun insanlık dışı ve alçaltıcı muamele yasağını ihlal etti. İçerdikleri şiddet düzeyi ile aşağılayıcı veya cezalandırıcı maksat taşımalarından ötürü aynı zamanda işkence kapsamına giren vakalar mevcuttu.” ifadelerine yer verildi.

    Ayrıca, Türkiye’nin de ulaşanları Yunanistan’a geri dönmeye zorladığına dair duyumlar alındığı dile getirildi.

    “AB Yunanistan hakkında ihlal prosedürü başlatmalı”

    Yunanistan ve diğer AB ülkelerinin bu ihlalleri durdurması ve bunların sorumluluğunu kabul etmesi gerektiği vurgulanan raporda, suistimaller için adalet sağlamanın zaman alıcı, zor ve şu ana kadar etkisiz olduğuna dikkat çekildi.

    Raporda mültecilerin mallarına el konulmasının da geri itmelere ilişkin kanıt sunmalarını engellediğine işaret edildi.

    AB’nin geri itmelerle işlenen ciddi insan hakları ihlalleri için Yunanistan hakkında ihlal prosedürü başlatması gerektiği belirtilen raporda, Avrupa sınır gücü Frontex’in de suistimallerden habersiz olduğunu iddia edemeyeceğinin altı çizildi.

    İlaveten, “Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex, insanları insan hakları ihlallerine karşı koruyacak makul tedbirleri almakla ve benzeri ihlallerin işlenmesi halinde faaliyetlerini askıya almak veya geri çekmekle yükümlüdür.” değerlendirmesinde bulunuldu.

  • Uluslararası Af Örgütü, İran’da Cumhurbaşkanı seçilen Reisi’ye yönelik suçlamaları yineledi

    Uluslararası Af Örgütü, İran’da Cumhurbaşkanı seçilen Reisi’ye yönelik suçlamaları yineledi


    Uluslararası Af Örgütü, İran’da Cumhurbaşkanı seçilen İbrahim Reisi’nin 1988 yılında binlerce siyasi tutuklunun idam edilmesinde sorumluluğu olduğu suçlamasını yineledi.

    Uluslararası Af Örgütü, İran devrim lideri Humeyni’nin talimatıyla 1988 yılında hapisteki rejim muhaliflerinin idam kararını veren komitede yer alan Reisi’nin uluslararası hukuk kapsamında sorumluluğunun soruşturulması yolunda daha önce yaptığı çağrıyı tekrarladı.

    Rejim muhalifleri tarafından “ölüm komitesi” olarak adlandırılan 4 kişilik heyette yer alan Reisi, muhaliflerce “katliam ayetullahı” olarak adlandırılıyor. O dönem yaklaşık 3 bin kişinin idam edildiği öne sürülüyor.

    Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, yaptığı yazılı açıklamada, “Kurbanların akıbeti ve cesetlerinin nerede olduğu konusu bugüne kadar İran makamları tarafından sistematik olarak gizlendi. Bu geçmişte yapılanlar, devam eden ihlallerle birlikte insanlığa karşı suç teşkil ediyor. Reisi’nin, evrensel yargı yetkisini kullanan devletler de dahil olmak üzere, uluslararası hukuk kapsamında geçmişteki ve şu anda devam eden suçlara karışması nedeniyle soruşturulması için çağrıda bulunmaya devam ediyoruz, ” ifadesini kullandı.

    Callamard, Reisi’nin İran’da son yıllardaki insan hakları ihlallerinden de sorumlu tutulması gerektiği görüşünü dile getirdi.

    İran, siyasi mahkumların kitlesel bir şekilde infaz edildikleri yolundaki suçlamaları şu ana kadar hiçbir zaman kabul etmedi. Reisi, kendisine yönelik suçlamalara hiçbir zaman yanıt vermedi.

    Reisi’nin kariyeri

    Humeyni’nin ölümü sonrası Hamaney döneminde devlet makamlarında hızla yükseldiği gözlenen Reisi, 1989-1994 yıllarında Tahran Başsavcılığı görevinde bulundu. 1994 yılında Devlet Denetleme Kurumu Başkanlığına atanan Reisi, 10 yıl boyunca bu görevde kaldı.

    Reisi, daha sonra 2004’te Yargı Erki Başkanı Birinci Yardımcılığı görevine atandı. 2014 yılında İran Genel Başsavcılığı görevine atanan Reisi, 2016 yılında yine Hamaney tarafından Meşhed kentindeki İmam Rıza Türbe ve Külliyesi Vakfı Başkanlığına getirildi.

    Ülkede 19 Mayıs 2017’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Reisi, mevcut Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye karşı seçimleri kaybetti.

    Reisi, kendisinden önceki Yargı Erki Başkanı Ayetullah Amuli Sadık Laricani’nin, Hamaney tarafından görevden alınarak Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi başkanlığına atanmasının ardından Mart 2019’da boşalan Yargı Erki Başkanlığı’na getirildi.

    Laricani’nin görev yaptığı dönemle ilgili üst düzey yargı yetkililerine yönelik “yargıda yolsuzluk” soruşturmalarını başlatan Reisi, görev yaptığı süre boyunca sık sık ülkenin en büyük sorunlarından sayılan yolsuzlukların üzerine gitme vurgusu yaptı.

    Siyasi tutukluların idam edilmesinde ve 2009’daki sosyal çalkantıların bastırılmasında oynadığı rol nedeniyle Kasım 2019’da ABD tarafından yaptırım listesine alınan Reisi, idamlarda oynadığı rol hakkında kamuoyunun önünde hiçbir açıklama yapmadı.

    Devrim Muhafızları Ordusu tarafından da desteklendiği öne sürülen İbrahim Reisi’nin ismi, Hamaney sonrasında ülke liderliği makamına oturması muhtemel adaylar arasında geçiyor.

  • Af Örgütü: Türkiye’de terör finansmanını önleme tedbirleri, sivil toplum üzerinde baskıyı artırıyor

    Af Örgütü: Türkiye’de terör finansmanını önleme tedbirleri, sivil toplum üzerinde baskıyı artırıyor


    Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı raporda, Türkiye’nin 2020 sonunda kabul ettiği ‘kitle imha silahlarıyla’ ilgili yasanın sivil toplum kuruluşlarını ‘baskı altına aldığı’ belirtiliyor.

    “Terörle mücadeleyi araçsallaştırmak: Türkiye, terörizmin finansmanı değerlendirmesini sivil toplumu hedef almak için kullanıyor” başlıklı rapora göre, anılan “kanun, örgütlenme ve ifade özgürlüğü haklarının yanı sıra uluslararası toplumun kabul ettiği adil yargılanma güvencelerini de ihlal eden yeni uygulamalar getiriyor.”

    Uluslararası Af Örgütü Avrupa Bölgesel Ofisi Direktörü Nils Muiznieks, “Yasa, halihazırda temelsiz terör suçlamalarıyla yargılanma ve mahkum edilme tehdidiyle karşı karşıya olan sivil toplum aktivistleri üzerindeki baskıyı artırma tehlikesi taşıyor” dedi.

    Rapor, Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) 21-25 Haziran 2021 tarihlerinde yapacağı yıllık değerlendirme toplantısı öncesinde yayımlandı.

    Açıklamada, Türkiye’nin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin 2020 yılı sonunda çıkardığı “terörün finansmanını önleme tedbirleri için hazırladığı kanun”, “uluslararası çapta tehlikeli bir emsal oluşturuyor” ifadesi yer alıyor.

    “Terörle mücadele yasaları cephaneliğine eklendi”

    Muiznieks, açıklamasında “Terörle mücadele bahanesiyle baş döndürücü bir hızla getirilen bu tuhaf yasa, beş yıldan uzun süredir devam eden baskılar nedeniyle zaten sarsılmış durumda olan sivil toplum üzerindeki baskıyı daha da artırmayı amaçlayan ve bunu gizlemekten de geri durmayan bir girişimdir.Yeni yasa, Türkiye’nin, birçoğu devamlı olarak insan hakları savunucularını ve Uluslararası Af Örgütü’nün de aralarında bulunduğu sivil toplum örgütlerini hedef almak için kullanılan terörle mücadele yasaları cephaneliğine eklendi.” ifadelerini kullandı.

    Uluslararası Af Örgütü’nden yapılan açıklamada, “yeni yasadaki belirsizliklerin, yasayı, insan haklarını savunmaya ve geliştirmeye adanmış olanlar dahil sivil toplum örgütlerine karşı kötüye kullanılmaya açık hale getirdiği” savunuluyor.

    Açıklamada, “Türkiye’deki yeni yasa, terörün finansmanında rol oynama riski taşımayan kuruluşlar da dahil olmak üzere kar amacı gütmeyen tüm kuruluşları aynı derecede orantısız risk azaltma tedbirlerine maruz bırakıyor” denildi.

    Anılan “7262 sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun” 31 Aralık 2020’de TBMM’den geçmişti.

    Taner Kılıç ve Osman Kavala örneği

    Uluslarararası Af Örgütü, açıklamasında Taner Kılıç ve Osman Kavala örneklerini paylaştı: “Sivil toplumun önde gelen isimlerinden Osman Kavala’nın hâlâ tutuklu yargılanıyor olması ve Hak Savunucuları Davası’nda Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Onursal Başkanı Taner Kılıç ile diğer üç insan hakları savunucusunun mahkum edilmesi, Türkiye yetkililerinin sivil toplumu bastırma kararlılığını gösteren simgesel vakalardır. Bu vakalar, Türkiye’deki terörle mücadele yasalarının siyasi muhalifler, gazeteciler, insan hakları savunucuları ve sivil toplum örgütlerine karşı nasıl silah haline getirildiğini ortaya koyuyor.”

    “180’den fazla medya kuruluşu kapatıldı”

    Türkiye’de ifade ve örgütlenme özgürlüğü alanının ‘daraltıldığı’ belirtilen raporda, “2016-2018 arasındaki olağanüstü hal döneminde 1300’den fazla dernek ve vakıf ve 180’den fazla medya kuruluşu kararnamelerle, “terör” örgütleriyle açıkça belirtilmeyen bağlantıları gerekçe gösterilerek kalıcı olarak kapatıldı.” ifadelerine yer verildi.

    Gelecek hafta yapılacak FATF toplantısında, Ankara’ya karşı adım atılması çağrısı yapan Nils Muiznieks, “FATF toplantısı, bu istenmeyen sonuçları kabul etmekten fazlasını yapmalı ve bunları tersine çevirmek için somut adımlar atmalıdır. Bunun yapılmaması, Türkiye’de ve ötesinde sivil toplum açısından felakete yol açabilecek bir sorumluluktan kaçma eylemi olacaktır.” dedi.

  • Macaristan’da eşcinselliğin ‘teşvik edilmesini’ yasaklayan teklif protesto edildi

    Macaristan’da eşcinselliğin ‘teşvik edilmesini’ yasaklayan teklif protesto edildi


    Macaristan’da binlerce kişi 18 yaş altı için eşcinselliğin ‘teşvik edilmesini’ yasaklamak adına parlamentoda oylanacak yasa teklifini protesto etti.

    Gösteride 5 binden fazla kişi Macaristan parlamentosu önünde toplandı. Organizatörlerden biri olan Uluslararası Af Örgütü, protestonun “Macaristan’daki birçok insanın homofobi, transfobi ve hükümetin nefreti yayma girişimini reddettiğini gösterdiğini” duyurdu.

    Açıklamada, “Milletvekilleri oy kullanırken, acımasız siyasi kampanyaları için insanların hayatlarını riske attıklarını hatırlamalılar” denildi.

    Yasa teklifi, 18 yaşın altındaki küçüklere, pornografik materyal ile eşcinselliği veya cinsiyet değişikliğini teşvik eden herhangi bir içeriğin gösteriminin yasaklanmasını öngörüyor.

    Muhafazakar parti bu yasa teklifiyle, çocuk istismarcılığının önüne geçilmesinin hedeflendiğini bildirdi.

    “Rusya’daki yasanın benzeri”

    Tasarının 2013’te Rusya’da eşcinsel propagandanın yasaklandığı yasa ile aynı doğrultuda olduğu belirtiliyor.

    Muhalefet partilerinin çoğu oylamayı boykot edeceklerini söyledi, ancak yasayı hazırlayan Başbakan Viktor Orban’ın iktidardaki sağcı Fidesz partisinin hakimiyetindeki parlamentonun bunu onaylaması bekleniyor.

    Organizatörler, yasanın ifade özgürlüğü ve çocuk haklarını “ciddi biçimde kısıtlayacağını” söyledi.

    Televizyon kanalı RTL Klub Macaristan, “Bridget Jones’un Günlüğü”, “Harry Potter” ve “Billy Elliot” gibi popüler filmlerin yalnızca gece geç saatlerde 18 artı bir sınıflandırma ile gösterilebileceğini kaydetti.

    Geçen aralık ayında parlamento, geleneksel aileyi koruyan ve eşcinsel çiftlerin evlat edinmesini fiilen yasaklayan bir önlem paketini kabul etti.