Etiket: Türkiye siyaseti

  • CHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe: ‘Kayyum endişemiz yok’

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe: ‘Kayyum endişemiz yok’


    REKLAM

    Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) kayyum atanacağı iddiaları Çarşamba akşam saatlerinde Türk sosyal medyasında gündem oldu.

    Hem hükümete hem muhalefete yakın pek çok tanınan figürün ve sosyal medya hesabının kayyum iddiasını ortaya atmasının ardından Euronews Türkçe, CHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe’ye ulaştı ve kendilerinin böyle bir söylentiden haberleri olup olmadığını sordu.

    “Ne parti yönetimimizde böyle bir endişe var ne de kurultaylarımıza ilişkin herhangi bir şaibe söz konusu olmuştur” diyen Karatepe, “Kamuoyunda böyle bir tartışma var ama içeriği boş” ifadelerini kullandı.

    “Son olağanüstü kurultayda bu tartışmaları kapattık.”

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “Yüzde 92’nin üzerinde oy alarak seçildiğini” vurgulayan Karatepe, “Parti meclisi listemiz delinmedi, aday olan tüm üyelerimiz seçildi” ifadelerini kullandı.

    “CHP’ye yönelik Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarından ve değişik mecralardan gelen tüm saldırılara karşı partimiz çok güçlü bir direnç gösterdi” diye ekledi.

    “CHP’nin bir kayyum sorunu yok.”

    CHP’ye kayyum iddiaları, Türkiye’de siyasetin her zamankinden daha hareketli olduğu bir dönemde tekrar alevlendi.

    İstanbul’da altı CHP’li ilçe belediye başkanının ve partinin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu bu süreçte CHP’ye kayyum atanacağı iddiaları sıkça dillendiriliyor.

    15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından yapılan yargılamalarda Gülen yapılanmasının siyasi çıkarları için düzenlediklerine hükmedilen, toplumun geniş kesimleri tarafından “kumpas davaları” olarak anılan, Atatürkçü görüşleriyle bilinen pek çok subayın Gülenciler eliyle ordudan atıldığı, Yarbay Ali Tatar’ın ve Kuddusi Okkır’ın ölümüne sebep olan Ergenekon ve Balyoz davalarının “sembol” isimlerinden, yazar ve TV programcısı Rasim Ozan Kütahyalı uzun süredir CHP’ye kayyum atanacağını “emniyet ve yargı bürokrasisindeki tanıdıklarını” kaynak göstererek öne sürüyordu.

    CHP’ye kayyum atanacağı iddiasının Çarşamba gecesi bu kadar yaygınlaşmasındaki asıl sebep de kendisinin X hesabında paylaştığı bir gönderi oldu.

    Gönderide “Yarın Kasım 2023 CHP kurultayı iptal ediliyor. CHP’ye geçici kayyum atanarak, 45 gün sonra 1 Haziran 2025’te CHP’nin yeni kurultayına gidiliyor. Kayyum Hikmet Çetin olacak deniyor. Muhtemel bir ayaklanma ihtimaline karşı İstanbul’dan Ankara’ya çok sayıda güvenlik güçleri sevk edildi. Ankara’da tüm güvenlik güçleri izinleri iptal edildi. Yarın Ankara, çok uzun bir güne hazırlanıyor. Maalesef vaziyet böyle gözüküyor” ifadelerini kullanan Kütahyalı ardından takipçilerinden özür diledi ve yanıldığı için “mutlu olduğunu” belirtti.

    Kütahyalı, “CHP Genel Başkanı Özgür Özel başta olmak üzere tüm CHP yönetimi müsterih olsun. CHP’nin kurultayı asla iptal edilmiyor ve CHP’ye asla kayyum atanmıyor. Bu tahminimin yanlış çıkması ayrıca beni çok mutlu etti. Benimki sadece tahmindi. Kararı verecek olan mahkemedir. Mahkeme kararları da duruşmalarda muhataplarına açıklanmadan evvel kimse tarafından bilinemez” ifadelerini kullandı.

    Günün ilerleyen saatlerinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Kütahyalı hakkında resen soruşturma başlattığını duyurdu.

    Başsavcılık “paylaşım içeriklerinin TCK 217 maddesine muhalefet suçu” olduğunu kaydetti.

    REKLAM

    Türk Ceza Kanunu’nun “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır” maddesini vurgulayan başsavcılık, Kütahyalı’nın “TCK 217 maddesine muhalefet suçu” sebebiyle soruşturma başlatıldığını duyurdu.

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’tan da yapılan bir açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

    “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, bazı CHP delegelerinin şikâyetleri üzerine başlatılan adli soruşturma ile yine bazı delegelerce Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan CHP’nin 38. Olağan Kurultayının iptali davalarına ilişkin süreçler hakkında ve bazı belediyelere yönelik operasyon yapılacağı şeklinde sosyal medya aracılığıyla bazı paylaşımlar yapılmaktadır. Kamuoyunu yanıltmaya yönelik dezenformasyon amaçlı bu tür mesnetsiz iddialara itibar edilmemelidir. Bu paylaşımlarla ilgili olarak Türk Ceza Kanununun 217/A maddesi gereğince “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu” kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca adli soruşturma başlatılmıştır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İsrail istihbarat şefi Hamas’ı yurtdışında avlama sözü verdi; Türkiye uyardı: “Ciddi sonuçları olur

    İsrail istihbarat şefi Hamas’ı yurtdışında avlama sözü verdi; Türkiye uyardı: “Ciddi sonuçları olur


    Türk istihbarat kaynakları, İsrail’den gelen açıklamanın ardından, “muhataplara gerekli uyarıların yapıldığını” ve aksi yöndeki bir tutumun “ciddi sonuçları” olacağını bildirdi.

    REKLAM

    İsrail’in iç istihbarat teşkilatı Şin Bet’in Başkanı Ronen Bar’ın Hamas’ı Lübnan, Türkiye ve Katar’da “avlayacağını” söylemesine Türkiye’den tepki geldi.

    Anadolu Ajansı’nın haberine göre Türk istihbarat kaynakları, İsrail’den gelen açıklamanın ardından, “muhataplara gerekli uyarıların yapıldığını” ve aksi yöndeki bir tutumun “ciddi sonuçları” olacağını bildirdi.

    Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yasa dışı faaliyetler gerçekleştirmeye çalışacak “hiçbir teşkilatın operasyonlarına müsaade edilmeyeceğini” vurgulayan istihbarat kaynakları, söz konusu istihbarat teşkilatlarının daha önce de Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yasa dışı faaliyetler gerçekleştirmeye çalıştığını anımsattı.

    Şin Bet Direktörü Ronen Bar, İsrail devlet televizyonu KAN’da yayımlanan bir kayıtta, “Katar, Türkiye ve Lübnan dahil olmak üzere dünyanın her yerinde Hamas liderlerini, yıllar sürse bile öldürmeye kararlı olduklarını” belirtmişti.

    Şin Bet konu hakkında yorum yapmayı reddederken Bar’ın bu açıklamaları ne zaman ve kime yaptığı bilinmiyor.

    Bar ses kaydında Bar, “Kabine bize Hamas’ı ortadan kaldırma hedefi koydu. Bu bizim Münih’imiz. Bunu her yerde yapacağız, Gazze’de, Batı Şeria’da, Lübnan’da, Türkiye’de, Katar’da. Birkaç yıl sürecek ama bunu yapmak için orada olacağız.” ifadelerini kullanmıştı. 

    Direktörün “Münih” diyerek İsrail’in 1972 yılında Filistinli Kara Eylül grubuna mensup silahlı kişilerin Münih Olimpiyat Oyunları’na düzenlediği saldırıda 11 İsrailli sporcuyu öldürmesine verdiği tepkiyi kastediyordu.

    İsrail bu saldırıya, çeşitli ülkelerde bulunan Kara Eylül örgütü mensuplarına karşı birkaç yıl boyunca suikast operasyonları yürüterek karşılık vermişti. 

    1997’de ise Mossad ajanları dönemin Hamas lideri Halid Meşal’in Ürdün’de zehirlenmesi olayında başarısız oldu. İsrail, Meşal’in hayatını kurtarmak için Ürdün’e bir panzehir vermek zorunda kalmıştı. İsrail lideri Binyamin Netanyahu o dönemde başbakandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sanchez Amor: Türkiye – AB üyelik süreci işlevsiz hale geliyor; başka bir format bakmamız gerekiyor

    Sanchez Amor: Türkiye – AB üyelik süreci işlevsiz hale geliyor; başka bir format bakmamız gerekiyor


    AP Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, Türkiye-AB ilişkileri konusunda euronews’e önemli açıklamalarda bulundu

    Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, Türkiye ile AB üyelik sürecinin artık işlevsiz hale geldiğini düşünüyor. Ankara ile 2005 yılında başlayan üyelik müzakerelerinin, gelinen noktada Türkiye’de demokrasinin gelişimine katkı sunmadığını söyleyen Sanchez Amor, “süreç işlevsel değilse, ki benim görüşüme göre işlevsiz hale geliyor, başka bir format aramamız gerekir” dedi.

    Yaklaşık dört yıldır Türkiye raportörü görevini sürdüren İspanyol Nacho Sanchez Amor, euronews’e Türkiye-AB ilişkileri konusunda önemli açıklamalarda bulundu.

    Kamuran Samar, euronews:

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliği konusunda AB üyelik şartını öne sürmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Nacho Sanchez Amor, AP Türkiye raportörü

    Aslında şaşırtıcı olan da bu, çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumundaki değişim normal olabilir. Ancak İsveç’in NATO üyeliğinden, Avrupa Birliği üyeliğine geçişi düşünmek tamamen beklenmedik bir hamleydi ve bu zaten mümkün de değil. Çünkü burada iki farklı kanal var, farklı rasyonel yapılara sahip iki farklı örgüt var; NATO, diyelim ki askeri ve güvenlikle ilgili. Avrupa Birliği ise hala katılım sürecinin merkezinde yer alan bir demokrasiler kulübüdür. Her ülke Kopenhag kriterlerini yerine getirmek zorunda. O halde Türkiye’nin mevcut durumunu değerlendirmeliyiz. Mevcut durumda hiçbir değişiklik yok. Hiçbir reform yok. Aksine, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında tam bir geriye gidiş söz konusudur. Bu da katılım sürecinin özünü oluşturmakta. Elbette pek çok teknik konuyu tartışmak zorundayız, ancak değerlendirmemiz gereken ve benim raporlarımda da başkalarının komisyon raporlarında da değerlendirilen temel şey, ülkeyi tam teşekküllü bir demokrasi haline getirmek için görünürde bir siyasi irade olmadığıdır.”

    euronews:

    Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün sonra İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yaktı. AB, Türkiye’de herhangi bir konuda bir söz verdi mi?

    Nacho Sanchez Amor:

    İsveç’in katılımı dünyada kimsenin anlamadığı garip bir olay oldu. Türkiye’nin güvenlikle ilgili meşru endişelerini tamamen destekliyorum. Ancak bu NATO ile ilgili bir durum değil çünkü ortada bir savaş var. Bu normal bir durum değil. Savaş var ve Erdoğan savaş anında kuzey kanadımızın takviyesini geciktiriyor. Bunun bir yardım olduğu (Rusya’ya) konusunda çok açık oldum. Bu, Rusya’nın askeri ajandasının onaylanması anlamına geliyor. Sonunda Erdoğan’ın vetoyu kaldırdığını görmekten çok mutluyum çünkü bu çok ama çok acı verici bir durumdu. Bu son adımı takdir ediyoruz. Ayrıca Avrupa’da PKK’ya yönelik politikamızda daha tutarlı olmamız gerektiğini de düşünüyorum. Türkiye’nin yaklaşımımızla ilgili (terör konusunda) bazı meşru endişeleri var. Ayrıca, Türkiye (…) gerçekten daha az anormal bir terör kavramı yaratırsa, güvenlik sorununu ele almak kolaylaşır. Ama PKK’yı konuşmaya başlarsanız, Feto’yu koyarsanız ve diğer Kürt örgütlerini koymaya başlarsanız, bu mümkün değil. PKK’yı bir terör örgütü olarak listeledik ve Türkiye’nin buna uymamızı talep etme konusunda tam bir meşruiyeti var. Ancak Türkiye’deki küçük siyasi eleştirileri terörizm olarak değerlendirirseniz, bu Türkiye’nin güvenliğine yardımcı olmaz. Vetonun kaldırılması iyi oldu. Bunun Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım süreciyle hiçbir ilgisi yok ve PKK’yı bir terör örgütü olarak görme politikamızla tutarlı olmak zorundayız. Türkiye’nin de bizden bu politikalarda tutarlı olmamızı talep etme hakkı vardır.”

    euronews

    AB, İsveç’in NATO üyeliği karşılığında Ankara’ya herhangi bir konuda söz verdi mi?

    Nacho Sanchez Amor:

    “Hayır. AB, NATO üyeliğiyle ilgili hiçbir şey sunamaz. NATO’nun farklı bir yapısı, farklı bir kodu, farklı bir gerekçesi ve üye olmak için farklı bir prosedürü vardır. Bu adımın iyi bir hamle olduğunu takdir edebiliriz ve siyasi açıdan daha iyi bir ortam yaratabilecek ve güvenin yeniden yaratılmasına ya da yeniden kazanılmasına yardımcı olabilecek bir adım olduğunu düşünüyoruz. Ancak resmi olarak birbiriyle bağlantılı değiller. Vetonun kaldırılmasının Amerika’dan ya da başkalarından gelecek askeri teçhizatla bir ilgisi olup olmadığını bilmiyorum. Siyasi olarak bunu takdir ediyoruz ve vetonun kaldırılmış olmasından dolayı mutluyuz. AB olarak NATO üyeliğiyle ilgili herhangi bir pazarlık yapamayız.”

    euronews

    Üyelik sürecinin tıkanmasının tek sorumlusu Türkiye mi? AB tarafında bir isteksizlik söz konusu mu?

    Nacho Sanchez Amor:

    “Bu yüzyılın başında, Avrupa Birliği’nde herkes ılımlı İslamcı demokrasiye sahip Türkiye ile güçlendirilmiş bir AB’nin iyi olabileceği konusunda hemfikirdi. O süreç başladığında mükemmel bir an vardı. Daha sonra Sarkozy yüzünden, Almanya yüzünden, Kıbrıs yüzünden bir ruh hali değişikliği oldu. Biz bunun tamamen farkındayız. Raporumda çok açık bir şekilde ifade ettim; eğer katılım sürecini yenilersek, eğer Türkiye doğru şeyler yapmaya başlarsa, eğer Türkiye sürecin sonunda reformlara uyarsa, hiçbir şekilde kimliksel, dini ya da demografik konulara geri dönemeyiz. Böyle bir şey olmayacak. Katılım sürecinin yeniden başlaması konusunda anlaştıysak, bundan emin olmalıyız. Eğer Türkiye buna uyarsa, biz de uymak zorundayız. Türkiye’yi Avrupa’ya kabul etmek zorundayız. Ben şahsen, farklı kültürel geçmişlere sahip olsalar bile diğer komşularla kimliği güçlendirmenin Avrupa Birliği için iyi olacağını düşünüyorum. Ancak bunun için hem Türkiye’nin tam teşekküllü bir demokrasi olma yönünde politikalar yürütme konusundaki siyasi iradesini değerlendirmemiz hem de kendi tarafımızda teklifimizden emin olmamız ve sürecin sonunda ya da ortasında bu kimlik, dini, demografi dediğim şeye geri dönmememiz gerekiyor.”

    euronews

    Siz birkaç yıldır bu görevdesiniz. Türkiye bir gün AB üyesi olabilecek mi sizce?

    **Nacho Sanchez Amor, AP Türkiye raportörü
    **

    “Türkiye raportörü olmasam bile o günü görmeyi gerçekten çok isterim. Gerçekten de güçlü ve demokratik bir Türkiye’nin, bu güçlü ülkenin aramızda olmasının Avrupa Birliği için mükemmel bir şey olacağını düşünüyorum. Bu benim kişisel görüşüm. Bunun, önce güveni yeniden kazanmak, sonra gerçekten müzakereye girişmek ve müzakere sonrasında da gerekenleri yapmak…bunların zaman alan bir süreç olduğunun farkındayım. Ben her zaman Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olmasını destekledim. Ancak bunun jeopolitikle, mevcut savaş durumuyla hiçbir ilgisi yok. Bu, örneğin benim ülkemde, Yunanistan’da, Portekiz’de, Avrupa’nın doğusunda, Avrupa Birliği’ne üye olmaya elverişli bir demokrasi düzeyine ulaşan insanlarla ilgili. Türkiye’nin siyasi iradesini ikame edebiliriz. Bazen ‘teşvik’ fikrini duyuyorum. Türkiye’nin teşvik eksikliği nedeniyle üye olma fikrinden vazgeçtiği…biz birçok konuda teşvik edici mesajlar verebiliriz. Ancak demokrasi olmak tamamen Türk siyasi elitine ve Türk toplumuna düşen bir görev. Demokrasi olmak için siyasi iradeyi ikame edebiliriz. Teşvik diye bir şey yok. Ben bir İspanyol’um. Yani benim ülkem diktatörlükten çıktı ve beş yıl içinde yeni anayasa ve Avrupa Birliği’ne üye olmak için siyasi irade ile tam teşekküllü bir demokrasiye sahip olduk, jeopolitikle ilgili değil. Göz önünde bulundurulması gereken şey siyasi irade, reformlar, demokrasi seviyesidir ve daha sonra ticaretle ilgili, ekonomiyle ilgili diğer teknik konulara girilir. Ancak katılım sürecinin özünde, tekrar ediyorum, demokrasi olma yönünde siyasi irade yatmaktır.”

    euronews:

    AB üyelik müzakerelerinin yeniden canlandırılması tamamen Türk hükümetine mi bağlı?

    Nacho Sanchez Amor:

    “Bu Türk hükümetine bağlı ve onlar da bunun tamamen farkındalar. Parlamentonun her raporu, komisyonun her raporu, dünyadaki onlarca düşünce kuruluşunun raporları, 20 yıl önceki Türk demokrasisinin ortadan kaybolduğuna hak veriyor. Ve şimdi ülke, özellikle anayasa değişikliği referandumundan sonra, açık bir otokrasi olma eğiliminde. Demokrasi olmak için farklı bir siyasi irade olmalı. Evet, bu Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlı ve yapması gerekenleri çok iyi biliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uymak için Kavala’yı serbest bırakmalı, HDP’li belediye başkanlarının görevlerine devam etmelerini engellememeli, medya özgürlüğüne müdahale etmekten vazgeçmeli, gazetecileri serbest bırakmalı. Demokrasinin ne olduğu çok açık çünkü siz ve vatandaşlarınız için bundan daha açık daha kapsayıcı bir Türkiye yok. Tekrar olmak istediğimiz şey de bu.”

    euronews:

    Osman Kavala’dan bahsettiniz. Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye yönelik başlattığı bir ihlal süreci var. Bu süreçte son durum nedir, Türkiye’nin Konsey üyeliğinden çıkarılmasını bekliyor musunuz?

    Nacho Sanchez Amor

    “Buna karar verecek olan Avrupa Konseyi’dir. Prosedür, Türk makamlarının uyma konusundaki isteksizliği sonrasında açıldı. Bunu anlamıyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da AKP bunun (AİHM kararı) doğru olmadığını düşünse bile, mahkeme kararına katılmasam bile karara uymak zorundayım. Bu kişinin (Osman Kavala) tehlikeli olabileceğini düşünsem bile, her iki durumda da uymak zorundayım. Bu kadar açık mahkeme kararları varken bu isteksizlik, hukuki değil siyasi bir duruş gibi görünüyor. Mesajlarımız Kavala’nın serbest bırakılması, Demirtaş’ın serbest bırakılması ya da HDP’li belediye başkanlarının görev almasına izin verilmesi ya da bazı gazetecilerin serbest bırakılması ve herhangi bir eleştiri için herhangi bir medyaya ceza verilmemesi yönünde. Uzun zamandır beklediğimiz şey bu. Türkiye’de iç politikada bir yön değişikliği olacağını umuyoruz.”

    euronews:

    Türk hükümeti vize serbestisi ve gümrük birliğinin güncellenmesi konularını gündeme getiriyor. Bu konularda neden ilerleme sağlanmıyor?

    Nacho Sanchez Amor:

    “Bu konularda hiçbir ilerleme yok çünkü Türk hükümetinin ele almadığı kriterler, koşullar var. Gerçek olan da bu. Türkiye’deki kamuoyuna Avrupa Birliği’nin buna uymadığı mesajı verildiğinden eminim. Göçle ilgili anlaşmada imzaladığımız şey, Türkiye bu kriterlere uyduğunda vize serbestisi sürecine yeniden katılmaya hazır olacağıdır. Bunlardan ikisi çok önemli. Terörle mücadele yasasındaki terörizm kavramının kapsamı ve veri koruma yasası. Ancak hükümetin geçen yıl bu reformu meclise gönderdiğini duymadım. O zaman son dönemde yaşananlar bu süreçten farklı. Bence vize konusunda gerçek çözüm vize serbestisine gidilmesidir. Bu arada, Avrupa ülkelerinin vize ofislerinde yeterli hizmet verilmediği ve vize almak için çok fazla gecikme olduğunun farkındayız. Bunun farkındayız, bu konuda endişeliyiz. Hizmetlerimizi güçlendirdik çünkü bildiğiniz gibi pandemiden sonra iş veya başka nedenlerle seyahat etmek için yoğun bir talep vardı. Raporumda önerdiğim çözüm, Avrupa’da Erasmus’a hak kazanmış öğrenciler için vize prosedürünün hızlandırılmasıdır. Bu bir yaklaşım olabilir. Erasmus öğrencileri hakkında konuşmaya başlayabiliriz. Nihayetinde iş dünyası hakkında da konuşabiliriz, ancak sorunun gerçek çözümü belirli bir grup insanı seçmek değil, Türk makamlarının vize serbestisinden önce yerine getirmeleri gereken kriteri gerçekten onaylamak ve bunlara gerçekten uymaktır.”

    euronews:

    Türkiye, AB ile 2005 yılından bu yana üyelik müzakereleri yürütüyor. Bu müzakarelerin Türkiye’de demokrasi, eşitlik ve insan haklarının gelişimine katkısı oldu mu?

    Nacho Sanchez Amor

    “Hayır, bu çok açık. Benim endişelerimden biri de bu. Katılım süreci, siyasi irade olmadığı için reformların dayatılmasına yardımcı olmadı. Siyasi irade varsa, katılım süreci o zaman işlevsel olur. Bundan eminim, çünkü ülkemdeki kişisel deneyimim bu yöndeydi. Bence bir demokrasiye dönüşmek için siyasi irade yok, çünkü bu bir süreç. Tıkanmış durumda ve ilerlemiyor. Bu nedenle raporumda, Avrupa Birliği’ndeki diğer kurumlardan istediğimiz şey, başka bir format arayalım. Son tartışmalarımız şu yöndeydi: Biz dondurulan katılım süreciyle ilgili yeni bir çerçeve mi aramalıyız ya da bu yeni arayış fikrine hiç yoğunlaşmadan bu süreci durdurmalı, iptal mi etmeliyiz? En sonunda, Parlamento’daki meslektaşlarımla iki şeyi paralel bir şekilde araştırmak konusunda anlaştık. Bazı dramatik değişiklikler olması ihtimaline karşı, katılım sürecini dondurulmuş bir şekilde devam ettiriyoruz, ancak aynı zamanda Avrupa Birliği’nin diğer kurumlarına başka bir çerçeve arayalım dedik, çünkü sonuçta başka bir çerçeve aramıyoruz çünkü katılım sürecimiz var. Ancak böyle bir süreç işlevsel değilse, ki benim görüşüme göre işlevsiz hale geliyor, gerçekten başka bir format aramamız gerekir. Türkiye ile görüşmemiz gereken pek çok konu var. Gümrük birliği, vize serbestisi, göç, ekonominin pek çok yönüyle ilgili üst düzey görüşmeler ve biz bu konularda Türkiye ile işbirliği yapmaya hazırız. Ancak katılım süreci üyelikle, üyelik de demokrasi düzeyiyle ilgilidir. Bunun değişmeyeceğini düşünüyorum.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye ve İsveç NATO konusunda anlaşamadı, İsveç başbakanı Erdoğan’la görüşecek

    Türkiye ve İsveç NATO konusunda anlaşamadı, İsveç başbakanı Erdoğan’la görüşecek


    İsveç Başbakanı, pazartesi günü Cumhurbaşkanı Erdoğan ile konuyu yüz yüze ele alacak.

    NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili itirazlarını aşmak için yapılan görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini, fakat görüş ayrılıklarının devam ettiğini ve iki ülke liderinin doğrudan görüşeceğini belirtti.

    Stoltenberg, Vilnius’ta 11-12 Temmuz tarihlerinde yapılacak NATO Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’un görüşeceğini bildirdi.

    Stoltenberg, “Pazartesi günü Vilnius’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ulf Kristersson’un katılacağı bir toplantı düzenleyeceğim.” diye konuştu.

    NATO, zirve öncesi Brüksel’deki NATO karargahında yapılan Türkiye-Finlandiya-İsveç Daimi Ortak Mekanizma Toplantısı’nın beşincisinde sorunların aşılmasını ümit ediyordu. 

    Toplantının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Stoltenberg, toplantıyı “verimli” olarak değerlendirdi.

    Finlandiya ve İsveç’in, Madrid’de NATO üyeliği başvurusu hakkında imzalanan Üçlü Muhtıra’nın gereklerini yerine getirdiğini savunan Stoltenberg, tüm NATO müttefiklerinin teröre karşı birlikte durduklarını ifade etti.

    Stoltenberg, Finlandiya’nın nisanda ittifaka katıldığını belirterek, “İsveç’in de ittifaka katılma zamanı gelmiştir. İsveç’in Üçlü Muhtıra kapsamında yapması gerekenleri yerine getirdiği konusunda açık oldum.” diye konuştu.

    Bugünkü toplantıya katılan tarafların ilerleme sağlandığı konusunda mutabık kaldığını belirten Stoltenberg, “Hepimiz İsveç’in tam üyeliğinin tüm müttefiklerin güvenlik açısından çıkarına olduğu konusunda hemfikiriz ve hepimiz bu süreci en kısa sürede tamamlamak istiyoruz.” ifadesini kullandı.

    Bazı çözülmeyen konular olduğunu belirten Stoltenberg onlarla ilgili de haftasonunda çalışacaklarını belirtti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Mali suçları izleme kurumu, Hırvatistan’ı kara para aklama ve terör finansmanında ‘Gri Liste’ye aldı

    Mali suçları izleme kurumu, Hırvatistan’ı kara para aklama ve terör finansmanında ‘Gri Liste’ye aldı


    Mali suçları izleme kurumunun kararının ardından Hırvatistan ‘Gri Liste’deki tek AB üyesi oldu.

    Uluslararası kara para aklama ve terörizm finansmanıyla mücadele kuruluşu Mali Eylem Görev Gücü (FATF), Avrupa Birliği (AB) üyesi Hırvatistan’ı özel inceleme altındaki ülkelerden oluşan “Gri Liste”ye eklediğini duyurdu.

    Haziran ayı toplantısında söz konusu listeden hiçbir ülkenin çıkarılmadığını da açıklayan kuruluş, Kamerun ile Vietnam’ın da listeye dahil edildiğini belitti.

    Hırvatistan’ın kara para aklama ve terörizmin finansmanının önlenmesindeki eksiklikleri nedeniyle alınan bu karar Zagreb yönetiminin listedeki tek AB üyesi ülke olmasına neden oldu. FATF 2022’de diğer AB üyesi Malta’yı ‘Gri Liste’den çıkarmıştı.

    Hırvatistan’ın uyumluluğunu artırmak için bir eylem planı taahhüt ettiğini belirten Örgüt Başkanı Raja Kumar gazetecilere yaptığı açıklamada, ülkeyi bu planı “mümkün olan en kısa sürede” uygulamaya çağırdı.

    Paris merkezli FATF, belirlediği küresel standartlara ülkelerin uyup uymadığını kontrol ederek kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadeleyi destekleyen hükümetler arası bir kuruluş olma özelliğine sahip.

    FATF ayrıca, “uluslararası mali sistemi korumak amacıyla Rusya Federasyonu’na karşı alınan tedbirlerin aşılmasından kaynaklanan risklere karşı tüm mercilerin “alarmda” olması gerektiğini yineledi.

    Geçen şubat ayında Rusya’nın üyeliğini askıya alan kuruluş; kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele konusunda değerlemeden geçirdiği Türkiye’yi de 2021’de söz konusu listeye almıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İsveç, uyuşturucu kaçakçığılından hükümlü bir PKK’lıyı Türkiye’ye iade etme kararı aldı

    İsveç, uyuşturucu kaçakçığılından hükümlü bir PKK’lıyı Türkiye’ye iade etme kararı aldı


    İsveç, uyuşturucu kaçakçığlından hükümlü bir PKK’lıyı Türkiye’ye iade etme kararı aldı

    İsveç, uyuşturucu kaçakçığılından hükümlü bir PKK’lı Türkiye’ye iade etme kararı aldı. Karar, NATO üyeliği Türkiye tarafından onaylanmayan İsveç’in Ankara’nın talepleri doğrultusunda terör yasalarında yaptığı değişiklerin ardından geldi.

    İsveç hükümeti kararı, pazartesi günü özel bir toplantıda aldı. İsveç Yüksek Mahkemesi de ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ne de İsveç’in kendi iade yasasının Türkiye’nin talebini yerine getirmeye bir engel oluşturmadığına hükmetmişti.

    İsveç Adalet Bakanlığı yetkilisi Eşref Ahmed “Hükümet 12 Haziran 2023 tarihinde, Türkiye’de uyuşturucu suçundan dört yıl yedi ay hapis cezasına çarptırılan 35 yaşındaki bir Türk vatandaşının iade talebini kabul etmeye karar verdi.” açıklamasında bulundu.

    Uyuşturucu kaçakçılığından hüküm giymiş, şartlı tahliye edilmişti

    Hakkında iade kararı alınan 35 yaşındaki şahıs geçen yıl İsveç’te Türkiye’nin talebi üzerine tutuklanmıştı. Bu kişinin HDP ile ilgili faaliyetlerinin yanı sıra, İsveç’te de terör örgütü olarak kabul edilen PKK’ya sosyal medyada alenen destek verdiği iddia ediliyor.

    Türk savcıların İsveç Yüksek Mahkemesi’nde söz konusu kişi hakkında bir terör örgütüyle bağlantılı olmak ya da Türk cumhurbaşkanına hakaretten dolayı hakkında yürütülmekte olan bir soruşturma olduğu iddiasını reddettiği bildiriliyor.

    Türkiye’de uyuşturucu taşıma suçundan dört yıl hapis cezasına çarptırılmış, ancak cezasının ikinci yılında şartlı tahliye edildikten sonra İsveç’e giderek burada çalışmaya başlamıştı. İadenin önümüzdeki haftalarda gerçekleşmesi bekleniyor.

    Türkiye’nin NATO vetosu

    Ankara yaklaşık 13 aydır, “terörist” olarak tanımladığı 12 kişinin iadesi talebinde bulunarak İsveç’in NATO üyelik talebini veto ediyor. İsveç ise yargının bağımsız olduğunu belirterek siyasi bir talebin hukuki kararlar üzerine dayatılamacağını savunuyordu.

    Buna karşın İsveç, NATO vetosunu kırmak için yeni bir terörle mücadele yasasını yürürlüğe soktu.

    İsveç Yüksek Mahkemesi geçtiğimiz günlerde ilk kez ‘PKK sempatizanı’ olduğu belirtilen bir kişinin Türkiye’ye iadesine yeşil ışık yakmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan, göreve başlama töreninde konuştu: Büyük bir kucaklaşmaya ihtiyacımız var

    Erdoğan, göreve başlama töreninde konuştu: Büyük bir kucaklaşmaya ihtiyacımız var


    Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreninde konuştu: Gelin birlik olalım

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anıtkabir ziyaretinin ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne dönüşte Atlı Tören Birliği tarafından karşılandı. Yabancı ülke temsilcilerini karşılayan Erdoğan, ‘göreve başlama töreninde’ bir konuşma gerçekleştirdi.

    Erdoğan’ın konuşmalarından öne çıkan ifadeleri:

    • 5 sene daha hizmet etme şerefine nail olduk. Uğruna ömrümü adadığım milletime hayırlı olmasını umuyorum. Partimize ve ittifakımıza olan güvenini boşa çıkarmayacağız. 
    • Hangi siyasi görüşe, meşrebe, mezhebe ait olursa olsun hizmet edeceğiz. Hizmet götürürken kimsenin inancına oyunun rengine bakmadık. Particilik ya da ayrımcılık hiçbir zaman yapmadık.
    • Güçlü birlikteliği yeniden tesis etmemiz gerekiyor. Seçim gecesi 28 Mayıs itibarıyla bitmiştir. Millet kesin kararını vermiştir. Türkiye sandıkların kapanması ve sonuçların açıklanmasıyla artık yeni bir yola girmiştir.
    • Allah’ın izniyle Türkiye Yüzyılı başlamış ve şahlanış kapısı aralanmıştır.
    • Bu akşam yeni kabinemizi açıklayacağım. Yeni kabinemizle Türkiye Yüzyılını nakıl nakış işlemeye başlayacağız.
    • Yalanlara maruz kalsak da adaletten asla sapmadık. Kendi seçmenimizle birlikte bize oy vermeyenlerle de muhabbetin dililye konuştuk. 
    • Türkiye’nin bir büyük kucaklaşmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bir kardeşlik seferberliği başlatmaya davet ediyoruz. Gün bir olma, beraber olma günüdür. Gelin seçim dönemindeki kırgınlıkları bir kenara koyalım.
    • Milli irade üzerine gölge düşürme girişimleri boşa çıkarılmıştır. Eser ve hizmet siyaseti popülizme galip gelmiştir.
    • Anayasamızı kuşatıcı bir anayasayla güçlendireceğiz.
    • Cari fazla yoluyla ülkemizi büyütmeye devam edeceğiz. 
    • Gazi Mustafa Kemal’in Yurtta Sulh, Cihanda Sulh ilkesini pratiğe dökmekte kararlıyız.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kılıçdaroğlu: Bir, iki değil en az beş sandık görevlisine ihtiyacımız var

    Kılıçdaroğlu: Bir, iki değil en az beş sandık görevlisine ihtiyacımız var


    Kemal Kılıçdaroğlu


    Kemal Kılıçdaroğlu
      –  © 
    Anadolu

     Euronews

    CHP Genel Merkezinde konuşan Millet İttifakının cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim güvenliği konusunda “28 Mayıs’ta 1, 2 değil en az 5 sandık görevlisine ihtiyacımı var” dedi.

    CHP Genel Merkezinde konuşan Millet İttifakının cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, “28 Mayıs’ta 1, 2 değil en az 5 sandık görevlisine ihtiyacımı var” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarından öne çıkan ifadeleri:

    • “Çok önemli bir seçime gidiyoruz. O gün iki aday ve iki farklı anlayış daha önce bir seçimde olmamış gibi sıfırdan milletimizin karşısına çıkacak. Benim görevlerimden biri de gerçekleşi söylemektir. Bizi destekleyen oyunu kullanan tüm vatandaşlarıma teşekkür ediyorum. İlk turda sandıktan bu iktidara karşı memnuniyetsizlik ve değişim mesajı çıktı. Erdoğan iktidarının küstahlığına dur dedik. Milletimizin oylarının yarısını bile almadılar. Neticede AK Parti oyları yüzde 7 geriledi. 
    • Maalesef bir demokrasi şöleni ve huzur havası içinde geçmesi gereken Erdoğan’ın yalan kampanyalarıyla gölgelendi. Açıkçası ben karşımda daha mert ve daha yürekli bir rakip görmek isterdim. İnsanımız da miting meydanlarında doğruları söyleyen yürekli insaları hak ediyordu. Ancak siyasi kültürümüz bir kez daha lekelendi. Ancak milletimizi çaresizlik içinde iftira ve karalama kampanyalarıyla aldatmaya çalışanlar amaçlarına ulaşamadılar. Vatandaşımız onlara bu görevi şimdilik ve daha sonra da vermeyecek. Nihayetimizde milletimiz ilk turda yetkiyi iktidara vermeyerek bu sistemden ve bu zihniyetten memnuniyetsizliğini ortaya koydu. 
    • Bunun yanında milletimiz bize de çok etkili bir mesaj verdi. Kimi vatandaşlarımız sandığa gitmedi, kimileri gidip tepkisel oy kullandı. Kimileri de istemeye istemeye Erdoğan’a oy kullandı. Çünkü yönetimin kara propagandasına maruz bırakıldı. Vatandaşlarım, biz de sizlerin mesajlarını aldık. Bu güzel memlekette adalet, bereket ve huzuru getirmek için ulaşmamız gereken daha milyonlarca vatandaşımız var. Buna gayret edeceğiz. YSK meselesini açıklığa kavuşturmak isterim. Tüm tutanaklar elimizdedir. Tek bir oyun dahi hakkını yetirmeyeceğiz. YSK’ya gerekli tüm itirazları yaptık. Son bir oy dahi doğru yazılana kadar tepelerindeyiz. Bu seçim bir kez daha gösterdi ki bunların usulsüzlük ve ahlaksızlıkları sınır tanımıyor. 28 Mayıs tarihinde her sandıkta 1 ya da 2 değil en az 5 kişiye ihtiyacımız var. Hakkını yedirmeyecek, her koşulda güvenebileceğimiz çok daha kadın ve erkek sandık görevlisine ihtiyacımız var.
    • Gelin önce şu terör meselesini, suçlu psikoloji ile bize iftira atmaya çalışan asıl muhatabıyla yani Erdoğan ile bir konuşalım. Erdoğan, sen değil misin terör örgütleriyle defalarca masaya oturan. Kapı arkalarında milletimizden gizli gizli pazarlıklar yapan. Senin ne haddine bize kara çalmak?
    • Buradan açık ve tekrar ilan ediyorum. Ben terör örgütleriyle masaya asla oturmadım ve hiçbir zaman da oturmayacağım. Erdoğan, senin izlediğin hiçbir tavizkar ve gizli kapaklı yolu izlemeyeceğim. Ülkem için çalışacağım. Sen değil misin FETÖ’yü besleyip büyüten, ayağına kadar gidip ne olursun geri dön diyen sen değil misin? Sen değil misin onunla el ele verip şanlı Türk ordusuna kumpas kuran? Buradan ilan ediyorum, ben hiçbir zaman Mehmetçiğimize kumpas kuranlarla yan yana durmadım. 
    • Bu ülkeye bile bile 10 milyondan fazla mülteci getirdin. Kendi vatandaşlarımızı mülteci konumuna düşürdün. Ben geldiğimde bütün mültecileri evlerine göndereceğim. Nokta!”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kürtlerin Türkiye siyasetindeki geleceği nereye evriliyor?

    Kürtlerin Türkiye siyasetindeki geleceği nereye evriliyor?


    Metropoll Araştırma Şirketi’nin kurucusu Sencar’a göre Kürt meselesinin çözümü diye bir başlık söz konusu değil ve bu saatten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu meselenin çözümüne dair bir söylemi de olmayacak.

    14 Mayıs sandık sonuçlarından çıkan en önemli sonuçlardan biri Yeşil Sol Parti adıyla seçimle giren HDP’nin Türkiye genelindeki oy oranının yüzde 11,7’den 8,8’e gerilemesi oldu.

    2018’de 67 vekil çıkaran HDP’nin hedefi yüze yakın vekil çıkarmaktı. Ancak 62 vekilde kaldı.

    Şimdiye kadar yapılan siyasi analizlerde Kürt oylarının ülke yönetiminde önemli olduğu vurgulandı. Hatta ülke yönetimine aday olan siyasetçinin Kürt oylarını alabilmesi halinde iktidarın kapılarını aralayabileceği tespiti yapıldı.

    Peki 14 Mayıs seçim sonuçlarına bakıldığında Kürt oyları hala önemli mi ya da iktidarı almak isteyen yakın gelecekte Kürt meselesinin çözümü için siyasi hamleler yapmak durumunda mı?

    Türkiye’de 65 milyon seçmenin yüzde 18’ini oluşturan Kürt seçmenin önemli olduğunu fakat siyasi açıdan her gidişatı yönlendiremeyeceğini düşünen MetroPOLL Araştırma’nın Kurucusu ve Yöneticisi Özer Sencar, her dönem Kürt seçmenle iyi ilişki kuranların bu çoğunluktan istifade ettiğini dile getiriyor.

    Sencar, bu dönemde CHP liderinin HDP’yi yanına alarak oyunu yüzde 45’e kadar yükseltmesini olumlu değerlendiriyor ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını doğru bulmuyor:

    ‘’Ben tüm ölçümlerimiz sonrasında söyledim; şansı en yüksek aday Ekrem İmamoğlu’ydu. Muhalefet çevreleri ‘Erdoğan o kadar yıprandı ki karşısına kim çıksa kazanır’ dedi, Kılıçdaroğlu da ‘o zaman ben aday olayım, ben kazanayım’ dedi. Bu Erdoğan’ı ve de Türkiye’de sağ, muhafazakar, dindar seçmeni yeterince tanımadığını gösteriyor.’’

    “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kürt meselesine dair bir adımı ve söylemi bu saatten sonra asla olmayacaktır”

    Metropoll Araştırma Şirketi’nin kurucusu Sencar’a göre Kürt meselesinin çözümü diye bir başlık söz konusu değil ve bu saatten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu meselenin çözümüne dair bir söylemi de olmayacak.

    HDP’lilerin net bir biçimde Kılıçdaroğlu’nu desteklediğini belirten Sencar, şu ifadeleri kullandı:

    “Bundan sonra Erdoğan ne derse desin HDP’li seçmen arkasından gitmez. Ama Kılıçdaroğlu’nu da desteklemesi yeterli sonuç vermedi. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun Türkler arasındaki oyu yeterli değil. Dört puan oy kaybı var HDP’nin. Dindar Kürtler de Erdoğan’a gitmiş olabilir. HDP’nin yüzde 20’si dindar Kürt seçmen, onlar Kılıçdaroğlu’na oy vermedi. Kürt meselesinin çözümü diye bir süreç olmayacak.’’

    Türkiye’de demokrasi ve hukuk sorunu olduğunu ifade eden Sencar, olayın sadece Kürt meselesi olmadığı görüşünde.

    ‘’Demokrasi olmadan Kürt meselesi çözülemez, aksi olursa bu ülkenin sorunu olmaktan çıkmaz’’ diyen Özer Sencar, daha önceki açılım sürecini ise siyasi bir oyun olarak nitelendiriyor:

    ‘’Kürt meselesinin çözümü ülkenin diğer sorunlarının çözümü gibi bir demokrasi ve hukuk devleti sorunudur. Kürt meselesinin çözümü dedikleri şey, özerk bir Kürt devleti düşüncesi ise bu yanlış bir şeydir. Sorunun çözüm yeri Meclis, bu bir anayasa ve de yasa meselesidir. Ve bunun toplumsal desteğe dönüştürülmesi gerekiyor. Her Kürt vatandaşına her Türk vatandaşına verdiğiniz hakları verecek ve bunu sistem içerisinde denetleyeceksiniz.’’

    Sencar, bu seçimde HDP’nin oy kaybını emanet oylara bağlıyor. HDP’nin sadece Kürtlerin oy verdiği bir parti olmadığını, protest gençler veya stratejik oy kullanan sol kesimden hatta sağ kesimden bile oy aldığının altını çizen Sencar, Metropoll Araştırma Şirketi’nin mayıs ayının başındaki ölçümlerinde HDP seçmeninin yüzde 14’ünün CHP’ye kaydığını söylüyor:

    ‘’HDP, parlamentoda olsun, baraj aşılmazsa oylar AK Parti’ye gider denilerek oy veriliyordu. Bu stratejik bir değerlendirmedir. Ama son dönemde önemli ölçüde oyları CHP’ye döndü. Bizim mayıs ayındaki ölçümümüzde gördük ki; 24 Haziran’da HDP’ye oy veren seçmenin yüzde 14’ü CHP’ye gitti. Bu emanet oylar uygun şartlar da geri gider ve bu seçimde de vekil sayısı artsın diye seçmen CHP’ye oy verdi. 8-10 Mayıs arasındaki çalışmamızda ise HDP’lilerin yüzde 15’i CHP’ye oy vereceğini söyledi. Yine de yüzde 10 oyu olan bir kitlenin ülke siyasetinde yeri yok denilemez. Ama vekil sayısı azaldı, sandıktan çıkan oyu düştü ve bu da güç kaybettiğini gösterir.”

    Kürt meselesi üzerine çalışmalar yapan gazeteci-yazar Dr. Ecevit Kılıç’a göre 14 mayıs seçimi iki önemli avantajı veya önceliği ortadan kaldırdı:

    • Birincisi, bir lider veya parti iktidara gelmek istiyorsa Kürt sorununu çözme vaadinde bulunması geleneğini. 
    • İkincisi ise HDP’nin veya Kürt sorununun Türkiye siyasetinde tuttuğu yer.

    Cumhuriyet tarihi boyunca ilk Meclis’ten itibaren iktidara gelmek isteyen liderlerin ve partilerin Kürt sorununu çözme vaadinde bulunduklarını belirten Ecevit Kılıç, şu noktalara dikkat çekiyor:

    “Geriye dönüp aynı tarihe baktığımızda toplumun da buna oy verdiğini, bu sorununun çözümünü istediğini görüyoruz. Ancak bu seçimde adayların hiçbiri bu kez sorunu çözme vaadinde bulunmadı. Sadece Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis’i işaret ederek çözümün olası usulüne yönelik cümle kurdu. Kürt sorununu seçime gidişte belirleyici ana faktör olmasa da seçimin sonucu, aynı sorununun çözümünü dayatabilirdi. Bu da HDP’nin yani Yeşil Sol’un güçlü çıkmasıyla mümkün olurdu. Hatta, HDP’nin güçlü çıktığı bir Meclis aritmetiği olsaydı çözüm adımını iktidar veya muhalefetten beklemek yerine ana çözüm aktörü de yine HDP olabilirdi. Dolayısıyla bu seçim iki önemli avantajı veya önceliği kaybettirdi. Birincisi, bir lider veya parti iktidara gelmek istiyorsa Kürt sorununu çözme vaadinde bulunması geleneğini. İkincisi ise HDP’nin veya Kürt sorununun Türkiye siyasetinde tuttuğu yer.’’

    “Kürt sorununun Türkiye politikasındaki belirleyiciliğinde ciddi bir alan kaybı yaratacak”

    Özer Sencar’ın aksine Dr. Kılıç’a göre HDP’nin destekleyeceği ittifakın daha rahat siyaset yürüteceği denklemi bozuldu. 

    Dr.Kılıç, bu sonucun Kürt sorununun, Türkiye politikasındaki belirleyiciliğinde ciddi bir alan kaybı yaratacağı görüşünde.

    Dr. Ecevit Kılıç’a göre bütün bu değişimlerin ve HDP’nin oy kaybetmesinde belirgin ve güçlü siyasetçilerinin cezaevinde olması, kapatma davası ve başka bir partiyle seçime gitmesinin etkisi. 

    Kılıç, bu meselenin nedenlerini ise şöyle sıralıyor:

    “HDP hem Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararında hem de CHP’yle ilişkisinde denge tutturamadı. İlişkinin tonu ve izahı kamuoyuna iyi yapılamadı. Ve bu da, Kürt seçmenin CHP’ye geçişkenliğini getirdi. Bununla ilintili olan ikinci neden ise HDP’nin ilk turda aday çıkartmaması. HDP ilk turda Kürt seçmenin bütünsel olarak etrafında toparlandığı, sol ve liberal çevrelerin de destek verdiği bir aday çıkartmış olsaydı gerçekten de oy kaybı olmazdı. HDP’nin kendi yaptırdığı anketlerde Gültan Kışanak çok güçlü bir aday olarak öne çıkıyordu. Hatta bildiğim kadarıyla HDP kendi seçmenine “Gültan Kışanak mı, Selahattin Demirtaş mı” diye sordu. Kafa kafaya bir sonuç çıktı.”

    HDP, TİP ile ortaklığını başarılı yürüttü mü?

    Euronews’in sorularını yanıtlayan Gazeteci Dr. Kılıç, TİP’in ittifak içinde ayrı liste ile seçime girmesini de başka bir sorun olarak görüyor. Kılıç, bu noktada HDP’nin tam olarak TİP’le ilişkisini de yönetemediği kanaatinde:

    “Üçüncü neden ise TİP’in ittifak içinde ayrı liste ile seçime girmesi. Biraz sert bir eleştiri olacak ama HDP, tam olarak TİP’le ilişkisini de yönetemedi. Yanılmıyorsam Euronews’in HDP’li kaynaklara dayandırdığı bir haberi vardı. Kendi logosu ile seçime giren ittifak içi partilere vekil kontenjanı verilmeyeceği yönünde. İşte HDP seçmeni o çizgiyi istiyordu. Ne istiyorlarsa taviz verelim yeter ki ittifak bozulmasın çizgisi kayba neden oldu.”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın, Kılıçdaroğlu’na yönelik söylediği “terör örgütüyle işbirliği yapıyor” söyleminin de Antalya, Adana veya başka kıyı kentlerinde HDP’den de oy götürdüğü görüşünü paylaşıyor gazeteci Kılıç.

    Bununla birlikte vekil listelerinin de HDP tabanını memnun etmediğinin altını çizen Dr. Kılıç, bu konuda en çok gelen eleştirinin tanınmamış, halkın bilmediği isimlerin listelerde yer alması ile alakalı olduğunu ifade ediyor:

    “Öyle ya da böyle benzeri çizgilerde olan isimlerden oluşan kontenjan listenin de tepki çektiği görülüyor. HDP’nin İstanbul 2. Bölgedeki oy kaybı bu açıdan ayrı bir analizi gerçekten hak ediyor. Bu isimlerin aday olduktan sonra iktidarla Kürt sorunu üzerinden değil de İslam, Ergenekon ve 15 Temmuz üzerinden hesaplaşmaya yönelik sözleri bu sonucun işaretiydi aslında.”

    Peki Kürt siyasal hareketi yeniden belirgin aktör olabilir mi ve eski gücünün de üstüne çıkabilir mi?

    ‘Kemal Kılıçdaroğlu’nun ikinci turda seçilmesi durumunda bir iyileşme olacağı görüşünü dile getiren Kılıç, yerel seçimlere dikkat çekiyor:

    “Bir yıl içerisinde de yerel seçimler geliyor. Kürt siyaseti, zaten olanları net olarak görüyordur. HDP’nin bu süreçte yeni bir politik yapılanmaya gitmesi olası. En basiti TİP’le ittifak durumunun veya ilişkisinin devam edip etmeyeceği sorusu önem kazanıyor. Daha da önemlisi Kürt seçmenle politik bağınız güçlü de olsa sokak sokak, ev ev, kişi kişi onlara dokunmak önemli. Belki bu da eksikti.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’nin çıktığı İstanbul Sözleşmesi’ni Avrupa Birliği imzalamaya hazırlanıyor

    Türkiye’nin çıktığı İstanbul Sözleşmesi’ni Avrupa Birliği imzalamaya hazırlanıyor


    Türkiye’nin ilk imzalayan ülkelerden olmasına rağmen ayrıldığı anlaşmayı Avrupa Parlamentosu çarşamba günü onayladı. Bu adımın ardından Birlik ülkeleri de bazı üyelerin çekincelerine rağmen anlaşmaya imza koymak için hazırlıklara başladı.

    Avrupa Birliği (AB), kadına karşı şiddetle mücadele amacıyla hazırlanan İstanbul Sözleşmesi’ne katılmaya hazırlanıyor. 

    Sözleşmeyi ilk imzalayan ülkelerden Türkiye, 1 Temmuz 2021’de bu anlaşmadan ayrıldı. Avrupa Parlamentosu’nun çarşamba günü sözleşmeyi onaylamasının ardından Birlik ülkeleri de bazı üyelerin çekincelerine rağmen metne imza koymak için hazırlıklara başladı. 

    Strazburg’da Parlamento’daki oylamanın ardından konuşan AB milletvekillerinden Lukasz Kohut, “AB’de her üç kadından biri yani toplam 62 milyon kadın fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kalıyor. Artık yeter” ifadelerini kullandı.

    2018’de yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi kapsamında Almanya gibi imzacı ülkeler, kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddeti önleme ve bununla mücadele etme taahhüdünde bulunuyor.

    Sözleşme, AB’nin bir kurumu olmayan ancak 46 üye ülkesinde insan haklarına uyumu izleyen Avrupa Konseyi tarafından hazırlandı.

    Bazı Birlik üyelerinde “çekinceler” sürüyor

    AB’ye üye ülkelerden Bulgaristan, Çekya, Macaristan, Letonya, Litvanya ve Slovakya anlaşmayı henüz onaylamadı.

    AB milletvekilleri kalan altı AB ülkesini gecikmeden sözleşmeye katılmaya çağırdı.

    AB’nin sözleşmeye katılımının, anlaşmayı henüz onaylamayan üye devletler üzerinde ne gibi hukuki sonuçlar doğuracağı belirsiz.

    Avrupa Konseyi üyesi olan ancak AB üyesi olmayan Arnavutluk ve Azerbaycan da sözleşmeyi henüz onaylamadı. 

    Türkiye ise başlangıçta katıldığı sözleşmeden 1 Temmuz 2021’de ayrılan ilk ülke olmuştu. Euronews’e konuşan kadın hakları savunucuları Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesini siyasi bir hata olarak yorumlamıştı. 

    Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetle çok yönlü mücadele amacıyla hazırlanan İstanbul Sözleşmesi, 2019 yılı itibarıyla 34 ülkede farklı zamanlarda onaylandı ve yürürlüğe girdi. Türkiye, toplamda 46 imzacısı bulunan sözleşmeyi ilk imzalayan ve onaylayan ülkelerden biriydi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***