Etiket: Türkiye İşçi Partisi – TİP

  • TİP Çankaya Belediye Başkan Adayı İrfan Değirmenci’yi eleştiren Ahmet Hakan’a sert yanıt

    TİP Çankaya Belediye Başkan Adayı İrfan Değirmenci’yi eleştiren Ahmet Hakan’a sert yanıt



    Gazeteci İrfan Değirmenci, Halk TV’deki görevinden istifa etti. Siyasi yaşamına devam eden Değirmenci, 14 Mayıs’ta İzmir Milletvekili Adayı olduğu Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) yerel seçimlerde Çankaya Belediye Başkan Adayı oldu.

    Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan, köşesinde İrfan Değirmenci’yi eleştirdi. Hakan, yazısının “İrfan Döngüsü” başlıklı bölümünde, Değirmenci’nin siyasi yaşamını eleştirdi.

    YANIT ALBAYRAK’TAN GELDİ: BİZ HEP EMEKÇİNİN YANINDA OLDUK AHMET HAKAN DA HEP PATRONUN

    Ahmet Hakan’ın yazısına yanıt İrfan Değirmenci’nin uzun yıllardır birlikte çalıştığı Ertuğrul Albayrak’tan geldi.

    Albayrak, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunu kaydetti:

    “Ahmet Hakan, yine İrfan Değirmenci’yi yazmış bugün, ‘İrfan Döngüsü’ diye… Beni engellemiş ama siz belki iletirsiniz elden ele biz hiç dönmedik yolumuzdan. Hep emekçinin, hep ezilenin yanında olduk. Ahmet Hakan da dönmedi aslında bu anlamda. Hep patronun hep sermayenin yanında oldu.

    Kanal D’den kovulduğumuzda da arkamızdan ‘hayır militanı’ yazmışlığı var. Ne beklersin ki ‘bize dönek demiş fırıldağın biri, açığımız ne imiş sor hele hele’😏”

    İRFAN DEĞİRMENCİ KİMDİR?

    İrfan Değirmenci, 3 Kasım 1977’de Ankara’da doğdu. Babasının adı Kemal Değirmenci, annesinin adı Ülkü Değirmenci, ablasının adı Şule Ertürk’tür. Babası Antalya, Kumlucalı; Annesi Afyonkarahisarlıdır.

    Değirmenci, TED Ankara Koleji’nde ortaokul ve liseyi okudu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesini bitirdi. Mesleğe 1996 yılında Ostim TV’de başladı. Siyaset Meydanı programında yaptığı konuşmadan sonra Ali Kırca tarafından stajyer olarak çağırıldı. Atv’de staj yaptı. 22 Ekim 1999 tarihinde Ali Kırca ekibiyle birlikte Atv’ye geçti. Bundan sonra genellikle siyaset haberleri yapılan Ankara’da yaşam haberleri yapmaya başladı. 2001 yılında Star TV’ye, 2003’te CNN Türk’e ve 2005’te Kanal D’ye geçti. 2007’de FOX’ta İrfan Değirmenci ile Çalar Saat’i sunmaya başladı ve üç yıl bu kanalda kaldı. 2010-2017 yılları arasında ise Kanal D’de İrfan Değirmenci ile Günaydın’ı sundu. Şubat 2017’de Kanal D işine son verdi. Bunun gerekçesini kimi çevreler ve Değirmenci, Twitter üzerinden anayasa değişikliği referandumunda ‘hayır’ oyu vereceğini açıklaması olarak gösterdi.

    Eylül – Aralık 2018 tarihleri arasında YouTube kanalı Babala TV’de İrfanı Hür adıyla program yaptı. Halk TV’de İrfan Değirmenci ile Halk Ana Haber Bültenini sundu.

    3 Nisan 2023’te Halk TV’den ayrıldı ve TİP İzmir milletvekili adayı oldu. 14 Mayıs 2023 Milletvekili Genel seçimlerinde TİP İzmir 2. Bölgeden aday oldu, ancak kazanamadı. 3 Temmuz 2023 tarihinde tekrar Halk TV’ye geri döndü ve akşam ana haberleri sunmaya devam etmektedir. 10 Şubat 2023’te ise Halk TV’den ayrıldı.

    14 Şubat 2024’te TİP Çankaya Belediye Başkanı adayı olmuştur.

    TİP Çankaya Belediye Başkan Adayı İrfan Değirmenci'yi eleştiren Ahmet Hakan'a sert yanıt - Resim : 2

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Göz göre gelen facia: Madenle ilgili iki yıl önceki suç duyurusunu bilirkişi raporlarına rağmen savcılık kapattı!

    Göz göre gelen facia: Madenle ilgili iki yıl önceki suç duyurusunu bilirkişi raporlarına rağmen savcılık kapattı!



    GERÇEK GÜNDEM – Erzincan’ın İliç ilçesinde Anagold isimli şirketin işlettiği altın madeninde siyanürlü toprağın kayması sonucu, resmi açıklamaya göre göçük altında kalan 9 işçiye halen ulaşılamadı.

    İKİ YIL ÖNCE SUÇ DUYURUSU YAPILDI SAVCILIK DOSYAYI KAPATTI

    Felaketin meydana geldiği Anagold Altın Madeni, hakkında Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) de aralarında bulunduğu meslek örgütleri ve siyasi partilerin bulunduğu suç duyurusu hakkında İliç Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 31 Ekim 2022 tarihinde kovuşturmaya yer yok kararı verdiği ortaya çıktı.

    İŞ GÜVENLİĞİNDE KURUM KUSURLU BULUNDU

    Kovuşturmaya yer yok kararı verilen soruşturmada, iş sağlığı ve güvenliği açısından yapılan bilirkişi değerlendirmesinde cevher işleme lotuna ait siyanür çözeltisi taşıyan boru hattının bulunduğu İliç sahasında meydana gelebilecek olası riskler karşısında doğabilecek tüm tehlikeleri önlemek adına gerekli tedbirlerin alınmadığı, İliç yığını sahasında oluşacak olumsuzluklar vs. gibi tüm tehlikeli durumları göz ardı ettikleri ve yeterinde önlem almadıkları tespit edildiği ve kurum kusurlu bulunmuştu.

    Göz göre gelen facia: Madenle ilgili iki yıl önceki suç duyurusunu bilirkişi raporlarına rağmen savcılık kapattı! - Resim : 2Savcılığın talep ettiği ve kararında yer verdiği raporda, zirai açıdan herhangi bir olumsuzluğun bulunmadığı belirtilirken, ‘ileride’ öngörülemeyen kazaların olması nedeniyle canlılar açısından risk barındırdığı tespit edildiği bilgisine de yer verildi.

    Göz göre gelen facia: Madenle ilgili iki yıl önceki suç duyurusunu bilirkişi raporlarına rağmen savcılık kapattı! - Resim : 3

    Savcılık tüm bu değerlendirmeleri de içeren bilirkişi raporuna rağmen, TCK’nin 75/1-c ve CMK’nın 172/1 maddesi uyarınca şüpheliler hakkında üzerlerine atılı suçlardan kovuşturmaya yer olmadığına hükmetti.

    Göz göre gelen facia: Madenle ilgili iki yıl önceki suç duyurusunu bilirkişi raporlarına rağmen savcılık kapattı! - Resim : 4

    VERGİ CEZASI SİLİNMİŞ

    İlgili maden şirketine 2022 yılında 6 milyon 441 bin lira para cezası kesilmişti.

    Usulsüzlüklere rağmen ruhsatı iptal edilmesen Anagold isimli şirketin 7,2 milyon dolarlık vergi cezasının da silindiği ortaya çıkmıştı.

    YERLİ ORTAK: ÇALIK HOLDİNG

    Uyarılara rağmen kapatılmayan ve kapasitesi artırılan altın madeninde Anagold’un yerli ortağının ise Çalık Holding olduğu biliniyor.

    Anagold Madecilik’in yüzde 80’i Kanadalı SSR Mining, yüzde 20’si ise Çalık Grubu’na ait…

    BAKANLIK FELAKETTEN SONRA AKILLANDI

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Anagold isimli altın madeninde yaşanan felaketin ardından madenin faaliyetini durdurduklarını açıkladı.

    Bakanlığın açıklamasında, “Erzincan İliç’te boru hatlarındaki arıza nedeniyle çevre kirliliğine neden olan altın madeninin faaliyetini DURDURUYORUZ!” denildi.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • TİP’in Hatay adayı Gökhan Zan: Karar yarın 11’de duyurulacak

    TİP’in Hatay adayı Gökhan Zan: Karar yarın 11’de duyurulacak



    SERBEST GÖRÜŞ – Türkiye’de siyaset, 31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimler arifesinde giderek ısınıyor. İttifakların şekillenmesinin ardından, partiler yarışacak adaylarını belirledi ve çalışmalarını hızlandırdı.

    HATAY ÇIKMAZI

    CHP’nin, Hatay’da mevcut belediye başkanı Lütfü Savaş’la seçim gireceğini duyurması 6 Şubat depremiyle yıkılan şehirden tepkilerin yükselmesine neden oldu. Depremin yıldönümünde düzenlenen anma töreninde parti lideri ve kurmaylarının yanında Hataylıların Lütfü Savaş’a tepki göstermesi “Hatay’da aday yeniden belirlenebilir” açıklamalarıyla yeni bir sürece evrildi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün yaptığı açıklamada “Siyaset vatandaşın söylediğini duyma sanatıdır, verdiği mesajı alma sanatıdır. Biz CHP olarak bütün bölgelerde hem adaylarımızı çok yoğun anketlerle belirledik. Bu anketler yüksek örneklemlerle yapılan bu anketler, bize bir şehirde yanlış yaptığımız sinyalini veriyorsa ya da verirse bu değerlendirilir. Anketlerde bir şey görüyorsak müdahale ediyoruz, görürsek müdahale ederiz” dedi.

    TİP HATAY’DA ADAY ÇIKARMAYA HAZIRLANIYOR

    Lütfü Savaş’ın yeniden aday gösterilmesini, bölgenin güçlü partilerinden Türkiye İşçi Partisi (TİP) de tepkiyle karşıladı. Parti yönetimi, Savaş’ın adaylığının geri çekilmemesi durumunda Hatay’da seçimlere güçlü bir şekilde katılacaklarını, depremzedeleri seçeneksiz bırakmayacaklarını duyurdu.

    Deprem dönemi bölgede yoğun çalışmalar yürüten TİP, son iki seçimdir Hatay’dan milletvekili çıkarıyor. 14 Mayıs seçimlerinde Gezi davasından tutuklu bulunan Can Atalay’ı aday gösteren TİP, 76 bin 580 oyla depremin vurduğu şehirdeki oyların yüzde 8,56’sını aldı.

    ADAYLIK İÇİN GÖKHAN ZAN KARARI

    TİP, eski Hatay Milletvekili ve parti yöneticisi Barış Atay’ı, aday olmak için ikna çalışmalarında başarıya ulaşamadı.

    Hatay’da seçim sonucuna etki edecek güce sahip olan TİP, aday belirleme çalışmalarında sona ulaştı.

    Gerçek Gündem’in edindiği bilgilere göre, parti yönetimi CHP’nin Lütfü Savaş’ı çekmemesi durumunda Hataylı eski futbolcu Gökhan Zan’ı Hatay Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak gösterecek. Karar yarın 11’de yapılacak basın toplantısı ile kamuoyuna duyurulacak.

    CHP’nin Savaş’ı çekmesi durumunda ise eski milli futbolcu Gökhan Zan da adaylıktan çekilecek. Ve çok muhtemel Hatay’ın merkez ilçesi Antakya’dan aday olacak.

    Deprem dönemi yaptığı çalışmalar ve açıklamalarla şehrin tanınan isimlerinden olan Zan, son zamanda girdiği polemiklerle gündeme geliyor.

    Ocak ayı başında, TİP’in Gökhan Zan’a adaylık teklifi götürdüğü ileri sürülmüştü ancak TİP Basın Bürosu, “Ortada somut bir adaylık teklifi yok, görüşmede adaylık konusu açılmadı. Erkan Baş Hatay’ın durumuna dair genel bir fikir almak, değerlendirme yapmak üzere kendisini aradı. Önümüzdeki günlerde yüz yüze görüşmeyi planlıyorlar” açıklamasını yaptı.

    6 Şubat depremlerinin ardından İYİ Parti’den milletvekili adayı olan Gökhan Zan, seçilememişti. Gökhan Zan daha sonra İYİ Parti’den istifa etmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Numan Kurtulmuş’tan Can Atalay açıklaması: Ankara’da olsam da kararı Bozdağ okuyacaktı

    Numan Kurtulmuş’tan Can Atalay açıklaması: Ankara’da olsam da kararı Bozdağ okuyacaktı



    Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TİP milletvekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin konuştu. Kurtulmuş, kararın okunduğu gün Ankara’da olsa dahi, bir değişiklik olmayacağını ve kararın AKP Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ tarafından okunacağını söyledi.

    Yargıtay’ın Can Atalay hakkındaki kararı TBMM Genel Kurulu’nda okutulmuş ve Atalay’ın milletvekilliği düşürülmüştü.

    Kararı, Meclis Başkanı Kurtulmuş yerine AKP’li Bekir Bozdağ’ın okutması kamuoyunun tepkisini çekmişti.

    Kurtulmuş’un açıklamasından öne çıkanlar şöyle:

    “Yargıdaki hukuki ihtilafın tarafı Meclis değildir”

    “Meclis’in taraf olmaması için özel bir özen gösterdik”

    “İlk gün özlük hakları verildi, danışmanları atandı”

    “Yurtdışı ziyaretin aylar öncesinden planlandı”

    “Teamüller gereği Ankara’da olsaydım da Can Atalay’la ilgili kararı Sayın Bozdağ okutacaktı. Buradan doğacak siyasi tartışmaları sokakta halletmeye kalkmak doğru değil.”

    CAN ATALAY KİMDİR?

    Avukat Can Atalay, genel anlamda ‘kimsesizlerin avukatı’ olarak biliniyor. Öğrenciliği ve meslek yaşamının ilk yıllarından bu yana sosyalist kimliğiyle öne çıktı. Emek mücadelesine hukukçu kimliğiyle destek verdi, Emek Sineması’nın yıkılmaması için yürütülen kampanyanın örgütleyicilerindendi.

    Soma’da hayatını kaybeden madencilerin, Hendek’teki patlamada yaşamını yitirenlerin, Çorlu’daki tren kazasında vefat edenlerin, tarikat yurdunda yanan çocukların yakınlarının yanında hep o vardı.

    Mimarlar Odası’nın avukatlığını da üstlenen Atalay, Gezi Parkı’na alışveriş merkezi (AVM) yapılması girişimine karşı kurulan Taksim Dayanışması’nın savunmasında da vardı.

    Atalay, Gezi eylemlerinde de öne çıkan isimlerden biri oldu ve hukuk tarihine bir skandal olarak adını yazıdan davada, 18 yıl hapis cezasına mahkum edildi. Yargılama sürecinde direnişi savundu, ısrarla esas suçun Gezi’de şiddet uygulayan güvenlik güçleri ve onlara emirleri veren yöneticiler tarafından işlendiğini söyledi.

    Başta bugüne dek destek olduğu mağdurlar olmak üzere kamuoyunda Atalay için ‘adalet’ sesleri yükselirken, Türkiye İşçi Partisi (TİP) tarafından Şubat 2023’teki depremlerde yıkılan Hatay’dan milletvekili adayı olarak gösterildi ve kazandı. Ancak Meclis’e hiç gitmedi.

    Atalay’ın maruz kaldığı süreç, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) iki kere hak ihlali kararı vermesi, ancak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin daha önce benzeri görülmemiş bir biçimde dosyayı Yargıtay 3. Dairesi’ne göndermesiyle hukuk krizine döndü. Daire, AYM kararının tanımadı.

    Ve 30 Ocak 2024’te Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın başkanlığında toplanan Genel Kurul’da hakkında kesinleşmiş hapis cezasının okunmasıyla milletvekilliği düşürüldü.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Siyasi partiler adaylarını 20 Şubat’a kadar teslim edecek

    Siyasi partiler adaylarını 20 Şubat’a kadar teslim edecek



    Yüksek Seçim Kurulunca (YSK), 31 Mart’ta yapılacak Mahalli İdareler Genel Seçimi’ne ilişkin seçim takvimi işliyor.

    Takvime göre, tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlülere ilişkin askı listeleri, Cumhuriyet Başsavcılıklarından istenilen ikinci liste ile karşılaştırılacak. Değişiklikler Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü Sistemi’ne işlenerek, 3 Şubat’ta askıya çıkarılacak.

    Seçmen kütükleri, 7 Şubat’ta kesinleşecek. Seçmenin oy vereceği yer ve sandıklar, 7-11 Şubat arasında belirlenecek.

    İlçe seçim kurullarınca seyyar sandık oluşturma, hastalığı veya engeli sebebiyle yatağa bağımlı seçmenlerin seyyar sandıklara işlenmesi ve ilişkilendirileceği sandık kurulunun belirlenmesine 12 Şubat’ta başlanacak.

    LİSTELER 20 ŞUBAT’A KADAR TESLİM EDİLECEK

    Siyasi parti ilçe başkanlıkları, belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği ve il genel meclisi üyelikleri seçimlerine ait aday listelerini ilçe seçim kurullarına; büyükşehirlerde siyasi parti il başkanlıkları, büyükşehir belediye başkan aday listelerini il seçim kurullarına 20 Şubat Salı saat 17.00’ye kadar iletecek.

    Bağımsız adaylar da başvurularını en geç 20 Şubat Salı saat 17.00’ye kadar yapabilecek.

    Siyasi partiler, aday listesindeki eksiklikleri 22 Şubat’a kadar tamamlayabilecek. Bağımsız adaylar dahil geçici aday listeleri 23 Şubat’ta ilan edilecek, aynı gün listelere itiraz süresi başlayacak. Kesin aday listeleri 3 Mart’ta ilan edilecek.

    Birleşik oy pusulalarının basımı ve ilçe seçim kurulu başkanlıklarına dağıtımına 3 Mart’ta başlanacak.

    PROPAGANDA SERBESTLİĞİ 21 MART’TA BAŞLAYACAK

    Propaganda serbestliği ve bazı seçim yasakları, 21 Mart 2024 Perşembe sabahı başlayacak.

    Seçmen bilgi kağıtlarının seçmenlere dağıtımı 24 Mart’ta tamamlanacak. 28 Mart’ta tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlülere ilişkin listeler kesinleştirilecek.

    Propaganda serbestliği 30 Mart Cumartesi saat 18.00’de sona erecek. Seçmen 31 Mart’ta sandık başına gidecek.

    Doğudaki illerde oy kullanma işlemi saat 07.00’de başlayıp 16.00’da sona erecek. Batıdaki illerde ise oy kullanma işlemi 08.00’de başlayacak, 17.00’de tamamlanacak.

    35 PARTİ YARIŞACAK

    YSK’nin seçim takvimi kapsamında, 27 Ocak’ta çekilen kura ile seçime katılacak 35 siyasi partinin birleşik oy pusulasındaki yerleri belirlendi.

    Kuraya göre, partiler oy pusulasında şöyle sıralandı:

    “1 AK Parti, 2 İYİ Parti, 3 Sol Parti, 4 Büyük Birlik Partisi, 5 Memleket Partisi, 6 Anavatan Partisi, 7 Demokratik Sol Parti, 8 Yeniden Refah Partisi, 9 Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 10 Türkiye Komünist Partisi, 11 Anadolu Birliği Partisi, 12 Zafer Partisi, 13 Halkın Kurtuluş Partisi, 14 Türkiye Komünist Hareketi, 15 Bağımsız Türkiye Partisi, 16 Gelecek Partisi, 17 Yeni Türkiye Partisi, 18 CHP, 19 Emek Partisi, 20 HÜDAPAR, 21 Hak ve Özgürlükler Partisi, 22 Ocak Partisi, 23 Adalet Birlik Partisi, 24 Demokrat Parti, 25 Güç Birliği Partisi, 26 Millet Partisi, 27 Milli Yol Partisi, 28 Adalet Partisi, 29 Genç Parti, 30 Aydınlık Demokrasi Partisi, 31 MHP, 32 Türkiye İşçi Partisi, 33 Demokrasi ve Atılım Partisi, 34 Saadet Partisi ve 35 Vatan Partisi”

    BAZI İLLERDE OY VERME SAATLERİ DEĞİŞTİ

    YSK, seçimin mart ayında olması nedeniyle mevsim şartları ve güneşin batış saatini dikkate alarak, doğudaki 32 ilde oy verme saatini bir saat erkene aldı. Bu nedenle Adıyaman, Ağrı, Artvin, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Kars, Malatya, Kahramanmaraş, Mardin, Muş, Ordu, Rize, Siirt, Sivas, Trabzon, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Bayburt, Batman, Şırnak, Ardahan, Iğdır, Kilis illerinde ve bu illerde bulunan ceza infaz kurumlarında oy vermenin başlangıç ve bitiş saatleri 07.00-16.00 olarak uygulanacak.

    Bu illerin dışında kalan diğer illerde oy verme saatleri 08.00-17.00 olacak.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bekir Bozdağ’a anayasa kitapçığı fırlatan CHP’li Aysu Bankoğlu: Dayanamadım

    Bekir Bozdağ’a anayasa kitapçığı fırlatan CHP’li Aysu Bankoğlu: Dayanamadım



    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay‘ın milletvekilliğinin düşürülmesi, gündemin ilk sıralarındaki yerini koruyor.

    Dün Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi için Yargıtay’ın gönderdiği kararın okutulmasından önce CHP’nin kapalı oturum talebi kabul edildi. Kapalı oturumun ardından Meclis’te bir ilk yaşandı ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) iki kez bu konuda hak ihlali kararı vermiş olmasına rağmen Genel Kurul’da Can Atalay kararı okunarak milletvekilliği düşürüldü.

    Genel Kurulu yöneten Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanvekili Bekir Bozdağ‘a, kararı okuduğu sırada anayasa kitapçığı fırlatıldı. Kitapçığı fırlatanın CHP Bartın milletvekili Aysu Bankoğlu olduğu öğrenildi.

    CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, konuya ilişkin Sözcü’ye yaptığı açıklamada, “Planlı bir şey değildi. Anayasayı göstermeye gittim ama dayanamadım fırlattım” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 57 baro başkanından Numan Kurtulmuş’a Can Atalay mektubu: ‘Kararın Meclis’te okutulmaması yönünde irade bekliyoruz’

    57 baro başkanından Numan Kurtulmuş’a Can Atalay mektubu: ‘Kararın Meclis’te okutulmaması yönünde irade bekliyoruz’



    Ankara, İstanbul, İzmir, Adana ve Hatay baro başkanlarının da aralarında bulunduğu 57 baro başkanı, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a hitaben Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürüleceği iddialarına ilişkin açık mektup yayınladı. Baro başkanlarının açık mektubunda, “Anayasa Mahkemesi kararına uymayarak Anayasa’yı fiilen işlevsiz kılmayı amaçlayan bir yargı kararının gereğinin TBMM tarafından yerine getirilmesi anayasal hükmün açık ihlali olacaktır. Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmaması Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde sayılan ‘Hukuk Devleti’ niteliğine de büyük bir zarar verecektir. Bu nedenle Avukat Şerafettin Can Atalay hakkındaki hükmün TBMM Genel Kurulu’nda okutulmaması yönünde bir irade ortaya koymanızı bekliyoruz” denildi.

    Cezaevindeki tutuklu TİP Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürüleceği iddialarıyla ilgili Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Hatay, Eskişehir, Bursa, Antalya, Samsun, Van, Mardin, Şanlıurfa baro başkanlarının da aralarında bulunduğu 57 baro başkanı TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a hitaben açık mektup yayınladı. 57 baro başkanı, Numan Kurtulmuş’tan Can Atalay hakkındaki hükmü TBMM’de okutmama yönünde bir irade beklediklerini açıkladı.

    57 baro başkanının ortak imzasıyla TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a hitaben yayınlanan açık mektup şöyle:

    “TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş, bildiğiniz üzere İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Anayasa Mahkemesi’nin Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay’ın bireysel başvurusu üzerine vermiş olduğu ihlal kararına uymayarak kararı gereği için Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne göndermiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesi de 8 Kasım 2023 tarihli kararıyla Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına uyulmamasına ve hak ihlalinin kabulü yönünde oy kullanan Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında gereğinin takdir ve ifası için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir.

    “YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ İSE KARARA UYMAK YERİNE ÖNCEKİ KARARINDA ISRAR EDEREK, ŞERAFETTİN CAN ATALAY’IN MİLLETVEKİLLİĞİNİN DÜŞÜRÜLMESİ İŞLEMLERİNİN BAŞLATILMASI İÇİN TBMM’YE YAZI GÖNDERMİŞTİR”

    Bu karar üzerine Şerafettin Can Atalay’ın avukatları tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan ikinci bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi bu kez Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı dışında, Anayasa’nın 148. maddesinde güvence altına alınan bireysel başvuru hakkının da ihlal edildiğine karar vererek bireysel başvuru hukuku açısından rehber niteliğinde bir karara imza atmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının ulaştığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi kararın gereklerine uymak yerine dosyayı yeniden Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne göndermiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise karara uymak yerine önceki kararında ısrar ederek, Şerafettin Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi işlemlerinin başlatılması için TBMM’ye yazı göndermiştir.

    “CAN ATALAY HAKKINDAKİ HÜKMÜN TBMM GENEL KURULU’NDA OKUTULMAMASI YÖNÜNDE BİR İRADE ORTAYA KOYMANIZI BEKLİYORUZ”

    Sayın Başkan, TBMM’nin kabul ettiği 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 153/6 hükmüne göre Anayasa Mahkemesi kararları yasama organı olan TBMM’yi de bağlar. Anayasa Mahkemesi kararına uymayarak Anayasa’yı fiilen işlevsiz kılmayı amaçlayan bir yargı kararının gereğinin TBMM tarafından yerine getirilmesi yukarıda yer verdiğimiz anayasal hükmün açık ihlali olacaktır. Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmaması Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde sayılan ‘Hukuk Devleti’ niteliğine de büyük bir zarar verecektir. Bu nedenle Avukat Şerafettin Can Atalay hakkındaki hükmün TBMM Genel Kurulu’nda okutulmaması yönünde bir irade ortaya koymanızı bekliyoruz.”

    Açık mektupta imzası bulunan 57 baro başkanı ise şöyle:

    “Adana Barosu Başkanı Av. Semih Gökayaz

    Adıyaman Barosu Başkanı Av. Bilal Doğan

    Ağrı Barosu Başkanı Av. Serdar Günakın

    Amasya Barosu Başkanı Av. Bahadır Tekeş

    Antalya Barosu Başkanı Av. Hüseyin Geçilmez

    Ankara Barosu Başkanı Av. Mustafa Köroğlu

    Ardahan Barosu Başkanı Av. Murat Yolçu

    Artvin Barosu Başkanı Av. Ayla Varan

    Aydın Barosu Başkanı Av. Sezgin Çetin

    Balıkesir Barosu Başkanı Av. Nadir Karakaşlı

    Bartın Barosu Başkanı Av. Ferhat Parlatır

    Batman Barosu Başkanı Av. Erkan Şenses

    Bilecik Barosu Başkanı Av. Halime Kahraman

    Bitlis Barosu Başkanı Av. Gülhan Bayram Sekmen

    Bingöl Barosu Başkanı Av. Yusuf Ketenalp

    Bolu Barosu Başkanı Av. Perihan Bengü Akşemsettinoğlu Yılmaz

    Burdur Barosu Başkanı Av. Ramazan Gedik

    Bursa Barosu Başkanı Av. Metin Öztosun

    Çanakkale Barosu Başkanı Av. Hande Keskin

    Çankırı Barosu Başkanı Av. Mustafa Deniz

    Denizli Barosu Başkanı Av. Adnan Demirdöğer

    Düzce Barosu Başkanı Av. Taner Çakır

    Edirne Barosu Başkanı Av. Gökhan Karakoç

    Erzurum Barosu Başkanı Av. Talat Göğebakan

    Eskişehir Barosu Başkanı Av. Mustafa Elagöz

    Giresun Barosu Başkanı Av. Soner Karademir

    Hakkari Barosu Başkanı Av. Ergün Canan

    Hatay Barosu Başkanı Av. Ergün Canan

    Iğdır Barosu Başkanı Av. Özgür Kurban Gül

    Isparta Barosu Başkanı Av. Ünsal Çankaya

    İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç

    İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz

    Kahramanmaraş Barosu Başkanı Av. Muhammed Burak Gül

    Kars Barosu Başkanı Av. Fettah Çapkurt

    Kastamonu Barosu Başkanı Av. Özgür Demir

    Kayseri Barosu Başkanı Av. Ali Köse

    Kırklareli Barosu Başkanı Av. Turgay Hınız

    Manisa Barosu Başkanı Av. Ümit Rona

    Mardin Barosu Başkanı Av. İsmail Elik

    Mersin Barosu Başkanı Av. Gazi Özdemir

    Muğla Barosu Başkanı Av. Levent Akgün

    Muş Barosu Başkanı Av. Kadir Karaçelik

    Nevşehir Barosu Başkanı Av. Murat Boz

    Ordu Barosu Başkanı Av. Sibel Torun

    Osmaniye Barosu Başkanı Av. Mehmet Karakoç

    Sakarya Barosu Başkanı Av. İlknur Ebiz Yıldız

    Samsun Barosu Başkanı Av. Pınar Gürsel Yıldıran

    Siirt Barosu Başkanı Av. Muhammed Alptekin

    Sinop Barosu Başkanı Av. Funda Öztürk Altuntaş

    Şanlıurfa Barosu Başkanı Av. Abdullah Öncel

    Şırnak Barosu Başkanı Av. Rojhat Dilsiz

    Tekirdağ Barosu Başkanı Av. Egemen Gürcün

    Tunceli Barosu Başkanı Av. Fatma Kalsen

    Van Barosu Başkanı Av. Sinan Özaraz

    Yalova Barosu Başkanı Av. Elif Turnacı Çavuş

    Yozgat Barosu Başkanı Av. Muhsin Ayanoğlu

    Zonguldak Barosu Başkanı Av. Türker Kapkaç.”

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum’un hedefinde yine AYM var: Anayasa Kanunu’nda düzenleme yapılması acil ihtiyaç

    Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum’un hedefinde yine AYM var: Anayasa Kanunu’nda düzenleme yapılması acil ihtiyaç



    Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Gezi davasından tutuklu bulunan Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Can Atalay kararı nedeniyle hedef gösterdiği Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) ilişkin bir yazı kaleme aldı.

    Uçum, Anadolu Ajansı için yazdığı yazıda “Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarındaki sorunlar” başlıklı makalesinde AYM’yi ‘yargısal aktivizm’ ile suçladı ve “Yorum yoluyla yetki genişletilmesini engelleyecek şekilde AYM kanununda ve ilgili diğer kanunlarda açık mevzuat düzenlemesi yapılması en önemli acil ihtiyaçtır” ifadelerini kullandı.

    “AYM’nin bireysel başvuru kararları kesindir” diyen Uçum, yazısının devamında “Ancak bu kararların derhal ve AYM’nin yeniden yargılama kararı doğrultusunda esastan uygulanması konusunda kesin bağlayıcılığı bulunmamaktadır” iddiasında bulundu.

    Uçum’un yazısı şöyle:

    “AYM, 23 Eylül 2012’den itibaren bireysel başvuruları incelemeye başladı. 11 yılı aşan uygulamada AYM’nin ihlal kararları birçok tartışmaya sebep oldu. Bu sürede, AYM’nin kendisini Anayasa ve ilgili kanunların hükümlerine aykırı olarak sanki Yargıtay’ın ve Danıştay’ın üstündeymiş gibi konumlandıran kararları, AYM ile diğer yüksek mahkemeler arasında çok sayıda çekişme doğurdu. Özellikle son 5 ila 6 yılda Yargıtay ve Danıştay ile AYM arasında giderek yoğunlaşan bir uyumsuzluk ortaya çıktı. Öyle ki AYM’nin pozitif hukuka aykırı birçok ihlal kararı ilgili mahkemeler ve daireler tarafından uygun bulunmuyor, bu kararlara uyulmuyor. Yargıtay ve Danıştay Başkanları son yıllardaki adli yıl açılışlarında AYM’den kaynaklanan sorunları her seferinde daha yüksek sesle dile getirmeye başladı. Artık bu sorunlar yüksek mahkemelerin kararları üzerinden çözülecek aşamayı geçti. AYM’nin ürettiği bu sorunları en azından geçici olarak çözmek için yasal düzenleme yapmak kaçınılmaz hale geldi. Nihai olarak ise yeni anayasada AYM’nin yapısını bireysel başvurulara uygun hale getirmek ve bireysel başvuru kararlarının niteliğini ve etkisini anayasal seviyede düzenlemek kalıcı çözüm olarak gözüküyor.

    ÖNE ÇIKAN BAZI SORUNLAR

    1. AYM kararlarının bağlayıcı olduğuna ilişkin Anayasa hükmünün çarpıtılması

    Bazı çevrelerce Anayasa’nın 153. maddesinde yer alan “Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar” hükmünün bireysel başvuru sonucu verilen ihlal kararları da dahil olmak üzere AYM’nin tüm kararlarını kapsadığı ileri sürülmektedir.

    AYM kararlarının kesinliği ile “tüm erkleri bağlaması” kavramları arasında ayrım vardır. Bu noktada netleştirilmesi gereken husus, AYM kararlarının hangisinin tüm erkleri bağlayıcı olduğudur.

    AYM’nin görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasa hükümlerinde, AYM’nin bireysel başvuru kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayacağına dair ayrı bir düzenleme de yoktur.

    Elbette ki Anayasa’nın 138. maddesine göre yasama ve yürütme organları ile idarelerin mahkeme kararlarına uymak zorunda oldukları açıktır. Dikkat edilirse bu maddede yargı organlarına yönelik bir düzenleme yer almaz. AYM’nin bireysel başvuru üzerine verdiği kararlarının kesin olması başka bir şeydir. Tüm erkler bakımından bağlayıcı AYM kararlarının olması ise tamamen farklı bir şeydir. Bireysel başvuru kararları tüm erkler bakımından bağlayıcılık kapsamında değildir.

    Anayasa’nın 153. maddesi sadece norm denetimine özgüdür. Madde hükmünde yer alan bağlayıcılık ise norm denetimi sonrası verilen kararlara ilişkindir. Bu kararlar yasama, yürütme ve yargı yani tüm erkler bakımından bağlayıcıdır. Çünkü norm denetimi kararları, yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü yargı yollarına tabi değildir. Bu kararlar değiştirilmesi asla mümkün olmayan kararlardır. Dolayısıyla madde metninde yer alan bağlayıcılık da olağanüstü kanun yoluna tabi olmayan ve hiçbir şekilde değiştirilemeyen norm denetimi kararlarının etkin uygulanması için gerekli bir düzenlemedir. Anılan hükümde belirtilen “yargı organları” için de bağlayıcılık kuralı, soyut norm denetimi yoluyla veya yargı mercilerinin somut norm denetimi talebiyle AYM önüne gelen bir normun iptal edilmesi durumunda “yargı organlarının” iptal edilen ve bu şekilde yürürlükten kalkan norma dayalı karar verememeleri gereğinin bir sonucudur. Tam tersi de doğrudur, iptal talebi reddedilen bir norma uyulması, bu norma göre karar verilmesi ve 10 yıl boyunca itiraz yoluyla bu norm aleyhine AYM’ye başvurulmaması açısından bağlayıcılık söz konusudur. Bu sebeplerle tüm erkler bakımından bağlayıcılık için norm denetimi kararlarının Resmi Gazete’de yayınlanması Anayasa hükmü ile zorunlu tutulmuş, takdire bırakılmamıştır. Yani norm denetimi kararlarının istisnasız ve zorunlu olarak Resmi Gazete’de yayımlanması bu kararların tüm erkleri bağlaması için geçerlilik şartıdır.

    Ancak Anayasa Mahkemesince verilen diğer kararların tüm erkler bakımından bağlayıcı olduğuna ilişkin bir anayasal hüküm yoktur. Ayrıca iptal kararları dışındaki AYM kararlarının tamamının Resmi Gazete’de zorunlu olarak yayınlanmasına ilişkin anayasal bir hüküm de yoktur.

    Diğer AYM kararlarıyla Resmi Gazete ilişkisi kanun ve içtüzükle düzenlenmiştir. İlgili hükümlere göre bireysel başvuru kararlarından hangisinin Resmi Gazete’de yayınlanacağını başkanlık belirler. Görüldüğü üzere “tüm erkler bakımından bağlayıcılık için geçerlilik unsuru olan anayasal olarak Resmi Gazete’de yayımlanma zorunluluğu” sadece norm denetimine ilişkin kararlara ilişkindir. Tek başına bu durum bile AYM’nin bireysel başvuru kararlarının tüm erkler bakımından bağlayıcı bir niteliğe sahip olmadığını gösterir.

    Çünkü AYM’nin norm denetimi dışındaki tüm kararları sonradan değişme ihtimali olan kararlardır. Yüce Divan kararları için yeniden inceleme imkanı vardır. Yüce Divan, siyasi parti kapatma ve bireysel başvuru kararlarının tamamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) gidilebilir. AİHM tarafından bir ihlal kararı verilmesi durumunda da bu kararlar için yargılamanın yenilenmesi söz konusu olabilir. Bir başka ifade ile hukukumuzda bu kararlar için olağanüstü kanun yolu da öngörülmüştür. Dolayısıyla bu kararlar da diğer mahkeme kararları gibi değiştirilmediği müddetçe bağlayıcıdır.

    Norm denetimi kararları için ise olağanüstü yargı yolu düzenlenmemiştir. Norm denetimi kararlarının başka bir hukuki mekanizma ile değiştirilmesi mümkün değildir. Bu noktada bütün erkler bakımından bağlayıcılık da sadece değiştirilemeyecek mahkeme kararları olan norm denetimi kararlarıyla ilgili bir kavramdır ve Anayasa’nın 153/son hükmü de sadece bu kararlara ilişkindir.

    2. AYM’nin kanun yollarına ilişkin anayasal yasaklara aykırı davranması

    AYM’nin görev ve yetkilerine ilişkin Anayasa’nın 148. maddesinin 3. ve 4. fıkralarında “… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır. Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.” hükümleri düzenlenmiştir. AYM, bireysel başvurularda Anayasa’nın 148. maddesinin bu hükümlerini açık açık ihlal etmektedir.

    Anayasa’nın açık hükmü gereğince bir yargılama devam ederken AYM o yargılamaya ilişkin başvuruları kural olarak inceleyemez. Zira olağan kanun yolları tüketilmeden AYM’nin inceleme yetkisi ve görevi başlamaz. Bireysel başvuruda bulunabilmek için duruma göre istinaf veya temyiz başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Yargılama süreci devam ederken yapılan bireysel başvuruların kabul edilemezlikle sonuçlandırılması gerekir. Zira Anayasa’nın 154. ve 155. maddelerine göre yargı organları tarafından verilen kararları nihai inceleme yetkisi Yargıtay veya Danıştay’a aittir. Bu makamların incelemesi tamamlanmadan veya sonuçlanmadan bireysel başvuru incelemesi yapılamaz. Aksi durum Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kanun yollarının tüketilmiş olması ön şartına açık aykırılık teşkil eder.

    Öte yandan bireysel başvuruda olağan kanun yollarında incelenebilecek hususlarda inceleme yapılamaz. Anayasa’ya göre bireysel başvurunun, olağan kanun yollarının tüketilmesinden sonra başvurulabilecek ve olağan kanun yollarında incelenebilecek hususlarda değerlendirme yapılamayacak anayasal bir hak arama yolu olduğunun altı çizilmelidir. AYM, bir yargılama sonunda verilen kararın sonucunu değiştirecek şekilde karar veremez. Bir yönüyle bireysel başvuru, yargılama sürecinde adil yargılanma hakkının güvencelerinin başvuruculara sunulup sunulmadığının incelenmesi ile sınırlıdır. Yoksa bir yargılama sonunda verilen beraat veya mahkumiyet kararının ortadan kaldırılması veya ortadan kaldıracak şekilde karar verilmesi, Yargıtay veya Danıştay gibi hareket edilmesi sonucunu doğurur. Halbuki AYM, Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasına göre olağan kanun yollarında incelenebilecek konularda inceleme yapamaz.

    Yine Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49. maddesinin 6. fıkrasındaki “Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.” hükmü ile açık olarak bir yargılamanın sonucunu değiştirecek veya ortadan kaldıracak şekilde ihlal kararı verilemeyeceği aksi durumda bunun kanun yolu incelemesi niteliğinde olacağı hükme bağlanmıştır. Ancak AYM yorum yoluyla kanun yollarında incelenmesi gereken hususlara ısrarla keyfi istisnalar koyarak bireysel başvuruları incelemektedir.

    Sayısal veriler incelenecek olursa, AİHM’in, 2002-2022 yılları arasında Türkiye aleyhine toplam, makul sürede yargılanma hakkı dahil olmak üzere 3 bin 224 ihlal kararı verdiği görülecektir. Bireysel başvurunun başladığı 2012 yılı ile 2023 yılı 9. ayına kadar AYM ise yaklaşık 56 bin makul sürede yargılanma hakkının ihlali kararı ile 14 bin diğer ihlal kararı olmak üzere yaklaşık toplam 70 bin ihlal kararı vermiştir. Bu sayılar dahi AYM’nin bireysel başvuruda, AİHM’in çok ötesine geçerek delil değerlendirmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması suretiyle kanun yolunda incelenmesi gereken hususlarda inceleme yaptığının ve yargısal aktivizmin ulaştığı boyutların açık göstergesidir.

    AYM’nin olağan kanun yolları tüketilmeden kabul ettiği başvurular ve kanun yollarında gözetilmesi gereken hususlarda yapmış olduğu incelemeler, yorum yoluyla AYM’nin yetkisini genişletmesinin somut örnekleridir. Oysaki Anayasa ile tanınmamış bir yetkiyi, yasa ile tanımak olanaksız olduğu gibi yorum yoluyla genişletmek hiçbir şekilde mümkün değildir. Yorum yoluyla yetki genişletilmesi yargısal aktivizmin en bariz görünümüdür ve hukuki güvenlik ilkesinin bizzat Anayasa Mahkemesi eliyle zedelenmesi demektir.

    3. Mahkeme kararlarının son inceleme mercinin Yargıtay ve Danıştay olmasına ilişkin Anayasa hükümlerinin ihlali

    AYM teşkilat kanununun 50/2. maddesinde yer alan “yeniden yargılama” hükmü Anayasa’nın 154/1 ve 155/1 hükümlerinde düzenlenmiş Yargıtay ve Danıştay’ın Anayasa’dan kaynaklanan “…son inceleme merci…” olma yetkilerine uygun yorumlanmak zorundadır. Bir kanun hükmünün Anayasa’ya uygun olup olmadığı yorum yoluyla tespit edilecekse öncelik Anayasa’ya uygun yorum yapmaktır.

    Pozitif hukuk sistemimizde yeniden yargılama diye bağımsız bir usul hukuku kurumu yoktur. Yeniden yargılama, yargılamanın yenilenmesi/iadesi kararı verildikten sonra yapılan yargılama faaliyetinin adıdır. Bağımsız değil yargılamanın yenilenmesi/iadesi kararına bağlı bir faaliyettir. Yargılamanın yenilenmesi/iadesi kararı ise ancak kararın sahibi ilk derece mahkemesi tarafından verilir. Denetim mercilerinin dolayısıyla AYM’nin yargılamanın yenilenmesi/iadesi kararı verme yetkisi yoktur. Yani AYM, karar veren mahkemenin yerine geçip yargılamanın yenilenmesi/iadesi kararı veremez. Kendi kararıyla mahkemeleri yeniden yargılama yapmaya zorlayamaz. Sadece ihlal kararı vermekle yetinir. O sebeple bu madde hükmünde yer alan “…yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme…” ifadesi Yargıtay ve Danıştay’ın Anayasa’dan kaynaklanan “…son inceleme merci…” olma yetkisine aykırı yorumlanamaz.

    AYM ise 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinde öngörülen “yeniden yargılama” ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) düzenlenen “yargılamanın yenilenmesi” ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) düzenlenen “yargılamanın iadesi” kurumlarının birbirinden farklı sonuçları olduğunu ifade etmektedir. AYM daha da ileri giderek bireysel başvurulardaki ihlal kararlarına ilişkin mahkemelerin yargılanmanın yenilenmesi/iadesi kararı verme yönünde takdir yetkisinin olmadığını iddia etmektedir.

    AYM derece mahkemelerinin kendi usul kanunlarından farklı olarak kişilerin başvurusunu beklemeden AYM kararı kendisine ulaşır ulaşmaz yeniden yargılama yapmakla yükümlü olduğunu, hatta usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi/iadesi kurumundan farklı olarak bir “kabule değerlik incelemesi” dahi yapamayacağını, esas yönünden kendi ihlal kararının gereğinin yerine getirilmesinin zorunlu olduğunu belirtmektedir. Yeniden yargılamada derece mahkemelerinin hiçbir takdir yetkisi kalmıyorsa, bu yeniden yargılama değil, kararın icrasını yerine getirme görevine dönüşür.

    Bu yaklaşım yargılanmanın yenilenmesi/iadesi kurumuna kökten aykırıdır. AYM ihlal kararlarında CMK’de yer alan yargılanmanın yenilenmesi, HMK’de yer alan yargılamanın iadesi hükümlerini uygulanmaz hale getirecek tespitler yapamaz. Çünkü “yeniden yargılama” bahsedildiği üzere ancak yargılamanın yenilenmesi/iadesi kararından sonra yapılan bir yargısal faaliyettir. Bunun nasıl olacağı da CMK ve HMK’de düzenlenmiştir. AYM, CMK ve HMK hükümlerini tanımamaktadır. Çünkü AYM kuruluş kanunundaki “yeniden yargılama” hükmünü, Yargıtay ve Danıştay’ın Anayasa’dan kaynaklanan “…son inceleme merci…” olma yetkilerine uygun yorumlamak yerine bu hükümlere aykırı şekilde yorumlamaktadır. Anayasa’yı göz ardı ederek Yargıtay ve Danıştay’ın yetkilerini ortadan kaldırmakta, kendisini süper temyiz mahkemesi yerine koymaktadır. Böyle olunca da “yeniden yargılama” sanki yargılamanın yenilenmesinden ayrı bir usul hukuku kurumuymuş gibi uydurma tezler ileri sürerek hem Anayasa hem de CMK ve HMK hükümlerini baypas etmektedir. Pozitif hukuka aykırı bu yorumlarla AYM, diğer mahkemeler ile kendi arasında kararların etkisi bakımından hiyerarşik bir ilişki kurmakta, kendini yargının en üst merci olarak görmektedir.

    Yine AYM’nin kendisini olağan kanun yollarının üstünde süper temyiz mahkemesi konumuna yükselten yorumları, Anayasa’da kabul edilen yargı ayrılığı sistemine de aykırıdır. Anayasal sisteme göre adli, idari ve Anayasa yargısı ayrı yargı kolları olup, AYM kararlarının bu yargı kollarında doğrudan etkiye sahip olacak şekilde yorum yoluyla genişletilmesi hukuken mümkün değildir.

    AYM’nin ifade edilen tüm bu tutumları çok açık yargısal aktivizmdir.

    Oysa AYM bireysel başvuru yoluyla bir davada verilen kararın sonucunu değiştiremez. Yerindelik denetimi yapamaz. Tahliye, durma veya ortadan kaldırma gibi bir karar veremez. Bu yönlerden karar verilmesi için mahkemelere tavsiye veya telkinde bulunamaz. Bu şekildeki bir tavsiye veya telkin Anayasa’nın 138. maddesine de aykırıdır. AYM ancak ihlali tespit eder. Bu ihlalin giderilmesi konusundaki takdir ve değerlendirme yetkisi sadece ilgili derece mahkemelerine, Yargıtay’a veya Danıştay’a aittir.

    Bu nedenle Yargıtay ve derece mahkemelerinin; AYM’nin süper temyiz mercii olmadığını, mahkemelerin takdir yetkisini tümden kaldıracak şekilde karar verilmesinin yargı bağımsızlığına aykırı olduğunu belirterek, kendi usul kanunlarına göre yargılamanın yenilemesi kurumunu uygulamaya devam etmeleri son derece isabetlidir, pozitif hukuka harfiyen uygundur.

    4. Anayasa’nın görev uyuşmazlığı düzenlemesinin çarpıtılması

    Uyuşmazlık Mahkemesine ilişkin Anayasa’nın 158. maddesinin son fıkrasında “Diğer mahkemelerle Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.” hükmü yer almaktadır. Bu hükmün bireysel başvuru kararlarıyla bir ilgisi yoktur.

    Uyuşmazlık Mahkemesinin yetkisi sadece Yargıtay ve Danıştay ile adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev uyuşmazlıklarıyla ilgilidir. Uyuşmazlık Mahkemesi; Yargıtay, Danıştay ve diğer mahkemeler ile AYM arasındaki görev uyuşmazlıklarına bakamaz. Bu nedenle Anayasa’da bu konuda AYM kararlarına üstünlük tanıyan hüküm vardır.

    Anılan hüküm mahkemelerle AYM arasında belli bir konuda “görevli mahkeme kim” sorunu çıkarsa onun nasıl çözüleceğine ilişkindir. Bu da sadece ceza davalarında ihtimal dahilindedir. Bir cezai yargılamada Yüce Divan mı yoksa ceza mahkemeleri veya ceza daireleri mi görevli diye bir sorun çıkabilir. Örneğin bir üst düzey kamu yöneticisinin genel mahkemede mi Yüce Divan sıfatıyla AYM’de mi yargılanacağı konusunda bir görev yeri uyuşmazlığı çıkarsa AYM’nin görevle ilgili kararı dikkate alınır.

    Norm denetiminde veya parti kapatma davalarında böyle bir görev uyuşmazlığı çıkmayacağı işin özelliğinden bellidir. Bireysel başvurularda ise mahkemelerle AYM arasında bir konuya kim bakacak şeklinde görev uyuşmazlığı asla çıkmaz. Çünkü mahkemelerin görevine giren bir konuya AYM olağan yargı merci olarak zaten bakamaz. Mahkemeler de AYM’nin görevi olan konularda yargılama yapamaz.

    Özetle bu hüküm usule ilişkindir ve mahkemelerin görev alanıyla ilgilidir. Görev hükmü esasa ilişkin değildir, mahkemelerin esasa ilişkin kararlarında, örneğin Yargıtay ve AYM arasında çıkan esasa ilişkin çekişmelerde, dikkate alınamaz.

    5. Anayasa’nın 14. maddesinin uygulanmaması

    Anayasa 83. maddede yasama dokunulmazlığı mutlak olarak düzenlenmemiş; yasama dokunulmazlığına bazı istisna ve sınırlamalar getirilmiştir. Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar bu istisnalardandır. Yargıtay “Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamına hangi suçların girdiğini kanunlar çerçevesinde ve hukuki belirlilik ile öngörülebilirliği sağlayacak şekilde tespit etmiştir.

    AYM de yerleşik içtihatlarında; “belirlilik ilkesinin” yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmekte olduğunu, hukuki belirliliğin içtihatlarla da sağlanabileceğini defalarca vurgulamıştır. AYM’nin söz konusu yerleşik içtihadını seçilmiş bazı bireysel başvurularda değiştirmesi hukuki belirlilik ilkesinin bizzat AYM tarafından ihlalidir. AYM’nin yasal düzenleme eksikliğine dayanması da yetki aşımıdır. Çünkü AYM’nin “yasal düzenleme eksikliğini” denetleme şeklinde bir yetkisi yoktur.

    AYM, milletvekili dokunulmazlığıyla ilgili verdiği kararlar ile hukuk aleminde bireysel nitelikten çok daha ağır sonuçlar doğurmaktadır. AYM; Anayasa’ya, ceza kanunlarına, hem AYM’nin hem Yargıtay’ın içtihatlarına aykırı ve zorlama gerekçelerle Anayasa’nın 14. maddesindeki düzenlemenin tutuklu/hükümlü milletvekilleri bakımından uygulanmasını imkansız hale getirmektedir. Anayasa’da düzenlenen yasama dokunulmazlığının istisnasına ilişkin hükmü zımnen ilga ederek işlevsiz kılmaktadır. Anayasa’nın herhangi bir hükmünün AYM tarafından bireysel başvuru yoluyla kaldırılması veya zımnen ilga edilmesi bizatihi Anayasa’ya aykırıdır.

    Anayasa’ya göre; AYM bir anayasal hükmü başka bir anayasal hüküm üzerinde konumlandıramaz. Anayasa’nın bir temel hak ve hürriyetin ancak kanunla sınırlandırılabileceğine ilişkin 13. maddesindeki hükmü esas alıp, 14. maddenin uygulamasını imkansız hale getirmez. AYM, bireysel başvuru yoluyla bir Anayasa kuralının Anayasa’ya uygunluğunu denetleyemez, Anayasa kuralları arasında hiyerarşi oluşturacak şekilde karar veremez ve daha da önemlisi mevcut bir Anayasa kuralının görmezden gelinmesi veya uygulanmamasına yönelik karar tesis edemez. AYM, Anayasa maddeleri arasında öncelik sıralaması yapamaz, Anayasa’nın herhangi bir hükmünü bireysel başvuru veya norm denetimi yoluyla kaldıramaz, etkisiz hale getiremez, zımnen ilga edemez. Kuşkusuz, Anayasa’nın 11. maddesine göre Anayasa kuralları, AYM için de uyulması gereken normlardır. AYM’nin milletvekillerinin dosyalarında verdiği kararlar Anayasa’nın 11. maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığına ilişkin kuralın açık ihlalidir.

    AYM’nin, Anayasa’nın bir hükmünü yargı kararı ile geçersiz kılması, uygulanamaz hale getirmesi veya ihmal edilmesi gereken bir hüküm olarak nitelendirmesi yalnızca yasama organına ait Anayasa değişikliği yetkisini kullanmaktır. Bu tutum da başka bir yargısal aktivizm göstergesidir.

    AYM’nin bireysel başvurulara ilişkin denetimi hiyerarşik değil yönlendirici denetimdir. AYM süper temyiz mahkemesi değildir. AYM hiyerarşik denetim merci değildir, sadece yönlendirici denetim mercidir.

    AYM’ye bireysel başvuru yapılmasının ön koşulu, kesinleşmiş ve olağan kanun yolları tüketilmiş nihai mahkeme kararlarının varlığıdır. Ancak AYM içtihat yoluyla kesinleşmiş nihai kararlar dışında kesinleşmiş mahkeme ara kararları için de bireysel başvuru imkanı tanımıştır. Üstelik AYM bu şekilde ara kararlar üzerine verdiği bazı kararlarla, devam eden yargılamanın esasına yönelik olarak da değerlendirmeler yapmakta ve davanın esasına etki etmektedir. Bireysel başvurunun içtihat yoluyla bu şekilde genişletilmesinin sorunlarına yukarıda değinilmiştir.

    Kesin nihai kararların denetimi hem şeklen hem esastan yapılabilir. Çünkü olağan kanun yolları da tüketilmiş olan kesin bir nihai karara karşı yapılan başvuruda ilgili dosya tamamlanmış bir içeriğe sahip olduğundan şekli denetimin yanı sıra esasa yönelik denetim için tüm koşulların gerçekleştiği kabul edilebilir.

    Bununla birlikte kesin ara kararların denetiminin şeklen yapılması, esas kısmına şekli denetime yardımcı olacak seviyede ve sadece ilgili ara kararla sınırlı bakılması gerekir. Kesin ara kararların denetiminde ilgili dosyada sanki kesinleşmiş nihai karar verilmiş gibi denetim yapılamaz, yapılırsa bu yetki aşımı olur. Bu yolla olağan kanun yolları tüketilmeden ve olağan kanun yollarında incelenmesi gereken hususlarda inceleme yapılması da Anayasa’ya aykırılık oluşturur.

    Durum buyken AYM kesin ara kararların denetiminde, örneğin tutuklukla ilgili yapılan bireysel başvurularda yetki aşımı yaparak ayrıntılı esas denetimine girmekte, delil değerlendirmesi yapmaktadır. AYM’nin bu tutumu denetimde hukuki sınırların dışına çıkmaktır. Oysa AYM kesin ara kararlarda işin esasına girecek şekilde bir denetim yapamaz. Örneğin tutuklama kararına yönelik başvuruda AYM yalnızca tutuklama kararının usuli güvencelerinin sağlanıp sağlanmadığı konusunda inceleme yapabilir. İhlal tespit ettiğinde ise yalnızca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden ihlal kararı verebilir ve yeniden yargılama yapılmak üzere kararı ilgili mahkemeye gönderebilir. Bunun ötesine geçerek başka bir hak yönünden de inceleme ve ihlal kararı vermesi yargılamanın esasına yönelik değerlendirme içerir. Bu durum yetkisiz şekilde asıl yargılamaya müdahale sonucunu doğurur.

    AYM’nin bireysel başvuru kararlarının bağlayıcılığı hususu temyiz mercilerinin kararlarının bağlayıcılığından tamamen farklı bir konudur.

    Temyiz mahkemeleri hiyerarşik merci olmalarına rağmen kararları ilk aşamada kesin bağlayıcı değildir, karar veren mahkemelerin uyma ya da direnme yönündeki tercihine tabidir. Gerek Yargıtay’da gerekse Danıştay’da temyiz merci olarak verilen daire kararlarına karşı ilk derece ve bölge mahkemelerinin direnme hakkı vardır. Temyiz silsilesinde kesin bağlayıcı karar verme yetkisi sadece temyiz daireleri genel kurullarındadır. (Yargıtay CGK ve HGK ile Danıştay İDDGK ve VDDGK)

    İlk derece ve bölge mahkemelerinin temyiz daireleri kararlarına karşı direnme hakkının olduğu bir yargı sisteminde AYM kararlarının derhal uygulanması gereken kesinlikte bağlayıcı olduğunu ileri sürmek hukukla da mantıkla da bağdaşmaz.

    AYM’nin bireysel başvuru kararları kesindir. Ancak bu kararların derhal ve AYM’nin yeniden yargılama kararı doğrultusunda esastan uygulanması konusunda kesin bağlayıcılığı bulunmamaktadır. AYM kararlarının mahkemeleri bağlayıcılığı ihlal tespit edilen dosyanın ihlalle ilgili konuyla sınırlı olarak mahkemesi tarafından yeniden ele alınması ve değerlendirilmesi zorunluluğudur. Yeniden ele alma, kesin nihai kararlarda yargılamanın yenilenmesi veya iadesi, kesin ara kararlarda yeniden değerlendirme olarak gerçekleşir.

    Nitekim AİHM’in kesin nihai kararlara ilişkin verdiği ihlal kararları gerek CMK’de (m.311) gerek HMK’de (m.375) ve İYUK’da (m.53) yargılamanın yenilenmesi veya iadesi sebeplerinden biri olarak düzenlenmiştir. Yani pozitif hukuk sistemimiz AİHM’in kesin nihai kararlara ilişkin verdiği ihlal kararlarını bırakın doğrudan bağlayıcı kabul etmesini sadece ve ancak başvuruyla harekete geçirilebilen yargılamanın yenilenmesine veya iadesine konu yapmıştır. Öyle ki AİHM’in ihlal kararının kesinleşmesinden itibaren; ceza hukukunda 1 yıl içinde (CMK m.311), özel hukukta 3 ay içinde (HMK m.377) ilgililer mahkemeye yargılamanın iadesi için başvurmazlarsa artık AİHM’in ihlal kararının kesinleşmiş mahkeme kararı üzerinde hiçbir etkisi de kalmaz. Yani AİHM kararları kesin bağlayıcılık bir yana, yargılamanın yenilenmesi veya iadesi sebebi olarak başvuru yapılmadığında hukuken sonuç doğurma imkanı ortadan kalkan nitelikte kararlardır.

    Peki yargılamanın yenilenmesi/iadesi sebebi yapıldığında AİHM’in ihlal kararlarının etkisi nedir? Yine burada kesin bağlayıcılık yoktur. Ceza hukukunda yargılamanın yenilenmesi olduğunda mahkeme CMK’ye göre yargılamanın iadesini kabul ettikten sonra duruşma açıp ya önceki hükmünü onaylar veya önceki hükmü iptal eder ve yeni hüküm kurar. (CMK m.323)

    Aynı şekilde özel hukuk yargılamalarında da yargılamanın iadesi kabul edildikten sonra mahkeme yeniden yargılama sonunda ya verilmiş hükmü onaylar veya kısmen ya da tamamen değiştirerek yeni hüküm kurar. (HMK m.380)

    Görüldüğü üzere AİHM’in kesinleşmiş nihai mahkeme kararları için verdiği ihlal kararlarının ilgili mahkeme kararları üzerinde doğrudan etki etme gücü olmadığı gibi yargılamanın yenilenmesi/iadesi yoluyla mahkemeler yeniden yargılama yaptıklarında da kesin bağlayıcı bir hukuki sonucu yoktur. Mahkemeler AİHM kararının esasını değerlendirip eski görüşüne uygun olarak önceki kararlarını uygun bulabilecekleri gibi, ihlal kararını dikkate alıp kısmen ya da tamamen yeni bir karar da verebilirler. Bu dahi AİHM kararlarının hiyerarşik değil yönlendirici kararlar olduğunu net olarak göstermektedir.

    Bu yaklaşımlar esas olarak AYM’nin bireysel başvurulardaki ihlal kararlarında da geçerlidir. Kesin nihai kararların denetiminde verilen ihlal kararlarının esastan bağlayıcı olmadığı bir sistemde tutukluluk gibi ara kararlar için yapılan denetimde verilen ihlallerin de esastan bağlayıcı olmayacağı evleviyetle geçerli bir durumdur. Kesinleşmiş ara kararlarla ilgili AYM bir ihlal kararı verdiğinde mahkemeler ilgili dosyada ihlale konu ara kararı yeniden değerlendirir, bağlayıcılık da bununla sınırlıdır. Yeniden değerlendirme yapan mahkeme yargılamanın yenilenmesi veya iadesinde yasal kurallarla belirlendiği gibi aynı şekilde ya önceki kararında devam eder veya önceki kararını değiştirerek yeni bir karar verir.

    Görüldüğü gibi AYM’nin ihlal kararlarının niteliği ister kesinleşmiş nihai kararlar için isterse kesinleşmiş ara kararlar için verilmiş olsun sadece ve tamamen yönlendirici kararlar olmasıdır. Bağlayıcılıkları ise ilgili dosyanın yeniden ele alınması ve ihlal kararındaki hususların yeniden değerlendirilmesi zorunluluğundan ibarettir.

    YASAL DÜZENLEME İHTİYACI

    Bireysel başvuru, sonuçları ve bireysel başvuru sonucunda verilen ihlal kararlarının niteliği gibi pek çok hususta normatif düzenleme eksikliği bulunmaktadır. Yorum yoluyla yetki genişletilmesini engelleyecek şekilde Anayasa Mahkemesi kanununda ve ilgili diğer kanunlarda açık mevzuat düzenlemesi yapılması en önemli acil ihtiyaçtır.

    Anayasa’nın 148. maddesinde düzenlenen; “Olağan kanun yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapılamaz” ve “Kanun yollarında incelenmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz” hükümlerinin içeriği, sınırları ve kapsamı kanunla netleştirilmeli, AYM’nin bireysel başvurulardaki denetleme yetkisi somutlaştırılmalıdır. Anayasa Mahkemesinin teşkilat kanunu değişikliğiyle AYM’nin bir yargılamanın sonucunu doğrudan değiştiren karar vermesi uygulaması ortadan kaldırılmalıdır. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinde “yeniden yargılama” hususunda düzenleme yapılmalı, bu düzenlemenin ilgili usul kanunlarındaki yargılamanın yenilenmesi müesseseleriyle uyumlu hale getirilmesi sağlanmalıdır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Can Atalay’ın arkadaşları ve meslektaşları bir kez daha Çağlayan Adliyesi’nde: Atalay’dan da mektup var

    Can Atalay’ın arkadaşları ve meslektaşları bir kez daha Çağlayan Adliyesi’nde: Atalay’dan da mektup var



    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hakkında ikinci kez ‘hak ihlali’ kararı verdiği cezaevindeki Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın tahliye edilmemesine karşı arkadaşları ve meslektaşları, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde Atalay’ın mektubunu okudu ve basın açıklaması yaptı. Atalay mektubunda, “Bildiğimiz anlamda avukatlık yapmaya devam edebilmek için dahi Anayasa’nın askıya alınmasına itiraz etmek, memlekete sahip çıkmak zorundayız” dedi.

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hakkında ikinci kez ‘hak ihlali’ kararı verdiği cezaevindeki Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın tahliye edilmemesine karşı arkadaşları ve meslektaşları, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde açıklama yaptı. Açıklamaya İYİ Parti’den istifa eden eski Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem de katıldı.

    CAN ATALAY: “ANAYASA’NIN ASKIYA ALINMASINA KARŞI ÇIKMAK ZORUNDAYIZ”

    Basın açıklaması Can Atalay’ın mektubunun okunmasıyla başladı. Atalay, mektubunda şunlara değindi:

    “Olağanüstü olağanlaştırılmaya, tümüyle keyfi kuralların belirsizleştiği bir rejimi yerleştirmeye çalışıyorlar. Bu kuralsızlık, hukuksuzluk hali memlekete zarar veriyor. Anayasa’nın açık hükmüne rağmen yapılanlar, söylenenler karşısında durmak memlekete sahip çıkmaktır. Bu Anayasa’yı askıya alma haline TBMM’ye ortak etmeyeceklerini ummak istiyorum. Bildiğimiz anlamda avukatlık yapmaya devam edebilmek için dahi anayasanın askıya alınmasına itiraz etmek, memlekete sahip çıkmak zorundayız. Memlekete, anayasaya, hukuka ve mesleğe sahip çıkan her birinize teşekkür ediyorum. Silivri’den selamlar.”

    Basın Konseyi Başkanı Pınar Turancı, konuşmasında Anayasa Mahkemesi’nin kurallarının herkes için bağlayıcı olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “HUKUKSUZLUKTA GELDİĞİMİZ BU NOKTADAN UTANÇ DUYUYORUZ”

    Sesimizi çoğaltmak, hak, hukuk, adalet demek çok kıymetli. Bu bir Adalet Nöbeti’dir. Aslında hukuksuzlukta geldiğimiz bu noktadan utanç duyuyoruz ve çok üzülüyoruz. Bu gri tabloda yol alamadığımızın farkındayız. Yarınlar için üzülüyoruz, korkuyoruz. Hukukun olmadığı iklimlerde aydınlığa çıkılamayacağının farkındayız. Demokrasi için tüm varlığımızı adadığımız bu vatanda; hak, hukuk, adalet içinde yaşamak istiyoruz. Anayasa, yaşamsal direğimizdir. Anayasa Mahkemesi kararları hukukun en üstüdür, vicdandır, haktır. Herkes için bağlayıcıdır, tartışılmaz. ‘Benim hukukum, senin Anayasan, benim mahkemem’ olamaz. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmediği düzende nefes almak istiyoruz.

    “HUKUKUN EGEMEN OLDUĞU BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN YAŞATILDIĞI ÜLKEDE VAR OLMAK HEDEFİMİZDİR”

    Biz gazeteciyiz. Yasama, yürütme, yargıdan sonra gelen dördüncü kuvvet, basının bir neferiyim. Hukukun egemen olduğu, basın ve ifade özgürlüğünün yaşatıldığı ülkede var olmak hedefimizdir. Biz böyle yola çıktık. Cumhuriyet’in 100. yılında tüm değerleriyle barışık bir ülkede hayat bulmak, yaşamak 85 milyonun hakkıdır. Eşitlik ve Cumhuriyet’in değerini yitirmeden var olmak istiyoruz. Can Atalay’ın bu değerler ışığında özgürlüğe kavuşması ve milletin vekili olarak meclisteki yerini almasının bir hak olduğunu Çağlayan Adliyesi’nden bir daha haykırıyoruz. Halkın seçtiğinden, düşüncenin yayılmasından, ifade özgürlüğünden korkmayın. Biz gazeteciler, yıllardır tehditlerle, haksız gözaltılarla, ağır sansürlerle görevimizi yapıyoruz. Tutuklanıyoruz. Hiç önemli değil. Bu koşullarda gazetecilik yapmanın çok ağır bedelleri olduğunu biliyoruz ve yaşıyoruz. Bu dayanılmaz zorluğun altında kalan gazeteciler mücadeleye devam ediyorlar. Ama direneceğiz. Yılmadan, bıkmadan, umudu yitirmeden hak, hukuk, adalet yolunda özgür irade için, demokrasi için hep beraber direneceğiz.

    “19 OCAK’TA HRANT DİNK’İ KAHPE KURŞUNLAR ALDI BİZDEN”

    Ocak ayı biz gazeteciler için çok zor bir aydır. 8 Ocak’ta Metin Göktepe’yi bir haber peşinde koşarken yitirdik. 19 Ocak’ta Hrant Dink’i kahpe kurşunlar aldı bizden. 24 Ocak’ta Uğur Mumcu Ankara’da evinin önünde, aracının içinde öldürüldü. 1 Şubat’ta Abdi İpekçi bizden koparıldı. O günlerin Milliyet’inden gelen bir gazeteciyim. Onları kahrettiler, bizden kopardılar. Hepimiz bunları yaşadık, yaşamaktayız. Tek bir isteğimiz var. Hukukun yerine gelmesini istiyoruz. Can Atalay mutlaka özgür kalacak. Başka yolu yok.”

    İYİ Parti’den istifa eden eski Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bahadır Erdem ise konuşmasında karara uyulmamasının hukuk yoluyla anayasaya bir darbe teşebbüsü olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “BİR ARAYA GELMEK ZORUNDAYIZ ÇÜNKÜ HUKUKÇULARIN DEMOKRASİDE HUKUKU ANLATMAKTAN BAŞKA ÇARELERİ YOKTUR”

    Kaç defa bu hazirun bir araya gelerek bu ülkede hakkı, hukuku, adaleti hatırlatmak, siyasileri muktedirleri uyarmak, bu ülkeye hukuk gelsin. Demokrasi gelsin diye bir araya geldi. Biz artık saymaktan usandık. Bir araya geliyoruz çünkü tek bir kişinin hakkının hukukunun ihlal edilmesi bütün bir milletin, bütün bir toplumun hakkının hukukunun ihlal edilmesi demektir. Bir araya geliyoruz çünkü hukukçuların demokraside hakkı hukuku anlatmaktan başka çareleri yoktur.

    “HUKUK YOLUYLA ANAYASA’YA BİR DARBE TEŞEBBÜSÜDÜR”

    Milletvekili Sayın Can Atalay’ın anayasaya aykırı olarak Anayasa Mahkemesi iki kere verdiği ihlal kararına aykırı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi sıralarında olmak yerine tutulmasının hukuka, adalete, demokrasiye aykırılığını haykırmak için buradayız. Ve Can Atalay örneği aslında bir kişiye yapılan hak ihlalinin, hukuk ihlalinin bütün bir millete yapıldığının en tipik örneklerinden bir tanesidir. Can Atalay hakkında verilen hüküm Yargıtay 3. Ceza Dairesi üyelerinin ve Yargıtay’ın aslında hukuki olarak hukuk yoluyla anayasaya bir darbe teşebbüsüdür.

    “HERKES MAHKEMENİN KARARINI ELEŞTİREBİLİR AMA ONA UYMAK ZORUNDADIR”

    Bakın maalesef ki hukuku siyasetin ve iktidarın emrine verdikleri için, hizmetine verdikleri için, milletvekili Can Atalay bugün hapiste. Hiç kimse bugün anayasanın bu bariz ihlalini bize hukukla falan anlatmaya kalkamaz. Yargıtay’ın Sayın Başkan’ına buradan sesleniyorum, sakın ola ki bu hazirunun aklıyla alay etmeye kalkmasın. Sakın bu ülkenin hukukçularının aklına hareket etmeye kalkmasın. Tabii ki Yargıtay da tabii ki mahkeme de tabii ki hukukçular da ve tabii ki her bir vatandaş da Anayasa Mahkemesi’nin bir kararını beğenmeyebilir, eleştirebilir. Ama ona uymak zorundadır.”

    CAN ATALAY’IN ANNESİ ŞÜKRAN ATALAY: “GÜÇLÜNÜN ADALETİ DEĞİL, ADALETİN GÜCÜ GALİP GELECEK”

    Can Atalay’ın annesi Şükran Atalay ise şunları söyledi:

    “Çağ açıp kapatan Fatih Sultan Mehmet demiş ki ‘Kadıyı satın alırsan devlet çürür. Devlet çürürse devlet çöker’ Canım oğlum ve arkadaşlarının hiçbir suçu olmadığını biliyorum. Beraat iki kere ‘Hak ihlali’ durumunda bile birileri dedi ki ‘Bunları mahkum edin.’ Bu mahkumiyet devam ediyor. Benim oğluma ‘terörist’ dediler, hepsini reddediyorum. Biz her türlü şiddete, fiziksel şiddete karşıyız. Bunu hepsi çok iyi biliyor. Benim oğlum bir çakı bıçağı bile taşımadı. Hatay halkı onu tanımadan oy verdi. Bütün toplumsal olaylarda hiçbir menfaat gözetmeden, beş kuruş para almadan vatanı için çalıştı. Memleketini sevdi. Bütün suçu memleketini sevmek. Sizlerle de onu sevdiğiniz için ve dayanışma gösterdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. İnşallah güçlünün adaleti değil, adaletin gücü galip gelecek.”

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • TİP, 24 belediye başkan adayını açıkladı

    TİP, 24 belediye başkan adayını açıkladı



    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Parti Meclisi 20-21 Ocak’ta İstanbul’da toplandı. Toplantıda; siyasal gündem ve İkinci Kongre Türkiye Konferansı’na dair değerlendirmeler yapıldı.

    Parti Meclisi, 31 Mart Yerel Seçimleri için 5 büyükşehir, 1 il, 16 ilçe ve 2 belde belediyesi olmak üzere 24 belediye başkanını da belirledi.

    TİP Parti Meclisi’nin açıkladığı aday isimleri şöyle:

    “Kayseri Büyükşehir Belediyesi- Sami Kirik

    Kocaeli Büyükşehir Belediyesi- Hakan Koçak

    Konya Büyükşehir Belediyesi- Bilal Ortakalaycı

    Ordu Büyükşehir Belediyesi- Semih Yıldız

    Trabzon Büyükşehir Belediyesi- Süleyman Hacıbektaşoğlu

    Ardahan/Damal- Arif Birdal Erendemir

    Bilecik/Merkez- Burçin Acar

    Çanakkale/Bozcaada- Aykut Turgal

    Denizli/Bekilli- Zeki Yıkıcı

    Hatay/Arsuz- Eşref Karayün

    Hatay/Samandağ- Emrah Karaçay

    İstanbul/Bakırköy- Bilge Seçkin Çetinkaya

    İstanbul/Şişli- Tolga Bektaş

    İzmir/Balçova- Eray Sevindirici

    İzmir/Foça- Oylun Ercan

    İzmir/Karaburun- Mustafa Tosunlar

    İzmir/Kiraz- Hasan Çetinkaya

    Kayseri/Talas- Serdar Altuner

    Konya/Karatay- Metin Örs

    Konya/Meram- Züleyha Türksever

    Mersin/Yenişehir- Gencer Baykul

    Tekirdağ/Marmaraereğlisi- Can Koray Söylemez

    Erzincan/Merkez Çağlayan Beldesi- Sakine Doğan

    Tokat/Almus Ataköy Beldesi- Servet Durmuş.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***