Etiket: Türkiye AB ilişkileri

  • Türkiye – AB ilişkileri: AB Dış Politika Şefi Kallas’tan ‘hukukun üstünlüğü’ vurgusu

    Türkiye – AB ilişkileri: AB Dış Politika Şefi Kallas’tan ‘hukukun üstünlüğü’ vurgusu


    Dışişleri Bakanı Fidan, AB dış politika şefi Kallas’ı Ankara’da ağırladı. Gündemde Türkiye – AB ilişkileri, Rusya’nın Ukrayna işgali, Suriye’deki ve bölgedeki son gelişmeler vardı. AB temsilcisi, ‘hukukun üstünlüğü’ ve ‘insan hakları’ vurgusunda bulundu.

    REKLAM

    Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile beraber Cuma günü başkent Ankara’daki Dışişleri Bakanlığı merkez yerleşkesinde bir basın toplantısına katıldı.

    “Avrupa yolunda ilerlemek için hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının esas olduğunu” belirten Kallas, “daha yüksek seviyeli bir iş birliği için ortak hedeflerimiz temel teşkil ediyor,” ifadelerini kullandı.

    “Özellikle Kıbrıs ve Rusya yaptırımları konusunda kanun boşluklarının giderilmesi gibi konularda farklılıklarımız da var,” diyen Kallas, “Türkiye, aday ülke olarak Avrupalıların en önemli ortaklarından biri ve önemli bir NATO müttefiki. Avrupalıların güvenliğinde merkezi bir rol oynuyorsunuz,” şeklinde konuştu.

    “Ekonomik ortaklığımız her zamankinden daha güçlü ve ticaretten inovasyona, terörle mücadeleye kadar çok çeşitli konularda muazzam bir iş birliği potansiyeli var,” diye ekleyen AB temsilcisi, Fidan’la Suriye’deki gelişmeleri de konuştuklarını belirtti.

    “[Eski Suriye Devlet Başkanı Beşar] Esad rejiminin düşüşü inanılmaz umut verici ancak aynı zamanda birçok zorluğu da beraberinde getiriyor,” diyen Kallas, “Suriye halkının tüm çeşitliliğiyle Suriye’yi temsil eden bir hükümete ihtiyacı var,” dedi.

    AB’nin Suriye yaptırımları

    AB temsilcisi aynı zamanda, “Avrupa Birliği’nin yeni hükümetin eylemlerine bağlı olarak Suriye’ye yönelik yaptırımları hafifletmeye hazır,” ifadelerini kullandı. Yakın zaman önce Heyet Tahrir Şam (HTŞ) öncülüğündeki muhalif militanlar Esad yönetimini devirmiş ve gücü ele geçirmişlerdi.

    ‘Suriye’nin geleceğine giden yol da Türkiye’den geçiyor’

    Türkiye’ye sayıları milyonlarla ölçülen Suriyeli sığınmacılara ev sahipliği için teşekkür eden AB temsilcisi, “Suriyelilerin ekonomik toparlanmasını desteklemek istiyoruz ve Suriye’nin geleceğine giden yol da Türkiye’den geçiyor. Türkiye’yi çok sayıda Suriyeli mülteciye gerçekten yardım ettiği ve onları burada ağırladığı için takdir ediyorum,” ifadelerini kullandı. “Suriye istikrarlı bir ülke olduğunda, iş bulunabildiğinde ve geçimini sağlamak mümkün olduğunda mültecilerin Suriye’ye geri dönebileceği açıktır.”

    ‘Türkiye’nin meşru güvenlik endişeleri var’

    Kallas, “terörizm” vurgusu da yaparak “Türkiye’nin meşru güvenlik endişeleri olduğunu” belirtti.

    “Türkiye’nin Suriye’de meşru güvenlik endişeleri olduğunu kabul ediyoruz. Terörizm hem Avrupa Birliği hem de Türkiye için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Irak İslam Devleti’nin (IŞİD) kontrol altında tutulması gerektiği konusunda hemfikiriz,” diyen AB temsilcisi, Suriye’nin kuzeyinde atılacak adımların Suriye’nin “kırılganlığını hesaba katılarak atılması gerektiğini” belirtti.

    İsrail – Hamas çatışması

    AB temsilcisi Kallas Gazze krizine de değinerek, geçtiğimiz günlerde sağlanan ateşkesin “bu şiddet döngüsünü kırmak için bir şans sunduğunu” belirtti.

    “Her iki tarafı da bu anlaşmayı uygulamaya davet ediyoruz. Elbette ateşkes geçici, ancak sürdürülebilir bir barışa ihtiyacımız var. İsrailliler ve Filistinliler uzun vadede barışı hak ediyor,” diyen Kallas, “Avrupa Birliği Filistin halkının güçlü bir destekçisi olmaya devam ediyor. Ayrıca yardımlarımızı artırıyoruz. EUBAM Rafah misyonumuzu yeniden konuşlandırmak için görüşmelerde bulunuyoruz,” ifadelerini de kullandı.

    Avrupa Birliği’nin Rafah Sınır Yardım Misyonu (EUBAM Rafah), AB’nin Filistin topraklarında bulunan Avrupa Birliği Polis Misyonu’yla (EUPOL COPPS) beraber iki sivil kriz yönetim misyonundan biri.

    İsrail ve Filistin arasında “İki Devletli Çözüm” vurgusu yapan Kallas, bunun “tek yol olduğuna inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Rusya’nın Ukrayna işgali

    AB’nin dört yıldır sürmekte olan Rus işgaline karşı “Ukrayna’nın konumunu güçlendirmek için” 134 milyar eurodan (5,027 trilyon Türk Lirası) fazla yardımda bulunduklarını belirterek, “bu da bizi Kiev’in en büyük destekçisi yaptı” ifadelerini kullandı.

    Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “barış istediğine dair hiçbir işaret olmadığını” öne süren Kallas, Şubat ayının sonuna kadar 75.000 Ukraynalı askeri eğiteceklerini belirtti.

    REKLAM

    “Ukrayna’da dört yıldır devam eden savaş dönüm noktasına yaklaştı” diyen Fidan, “kalıcı, adil bir çözüm için” diplomasinin “şart olduğunu” belirtti.

    “Savaşın bir an önce sona ermesi için müzakerelerin başlatılması gerekiyor.”

    ‘AB üyeliği Türkiye için stratejik bir hedeftir’

    Dışişleri Bakanı Fidan ise AB’den, “Türkiye’nin üyelik perspektifini güçlendirecek yeni bir vizyon sunmasını beklediklerini” belirterek “geçmişte bazı üye ülkelerin Türkiye’nin üyeliği konusunu iç siyaset malzemesi haline getirdiklerini” öne sürdü.

    Bakan ayrıca “Bunun sonucunu biz jeostratejik birtakım kayıplarda hem Avrupa Birliği hem Türkiye olarak ödemek zorunda kaldık.” ifadelerini kullandı.

    REKLAM

    Bölgede yaşanan son gelişmelerin, “Türkiye ve AB arasındaki işbirliğinin önemini bir kez daha gösterdiğini” belirten Fidan, AB’nin Türkiye’ye olan yaklaşımını ön yargısız, gerçekçi ve liyakat esaslı bir çizgiye çekmesinin her iki tarafın yararına olacağını” vurguladı. Bakan ayrıca, geçtiğimiz aralık ayında düzenlenen AB Genel İşler Konseyi’nde alınan bazı kararları “olumlu bir gelişme olarak gördüklerini” de belirtti.

    “AB ile bir süredir Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik diyaloğunun yeniden başlatılması ve Avrupa Yatırım Bankası’nın ülkemizdeki faaliyetlerinin önünü açılması konularını görüşüyoruz. Bu kararların süratle hayata geçirilmesi ve ülkemize yönelik kısıtlayıcı tüm tedbirlerin bir an önce kaldırılması yönündeki beklentimizi bugün kendisiyle [Kallas] tekrar paylaştım.”

    Vize serbestisi ve Gümrük Birliği

    Fidan vize serbestisi vurgusu da yaparak, “Bizim için diğer öncelikli konu vize serbestisi diyaloğunda ilerleme sağlanmasıdır,” ifadelerini kullandı.

    Fidan, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi müzakerelerinin vakit kaybetmeden başlatılması gerektiğini, böylece Türkiye-AB ilişkilerinde yeniden dinamik bir gündem oluşturulmasının mümkün olacağını aktardı.

    REKLAM

    “Bizim için diğer öncelikli konu vize serbestisi diyaloğunda ilerleme sağlanmasıdır. Görüşmemize vatandaşlarımızın vize süreçlerinin kolaylaştırılması beklentimizi de mevkidaşımızın dikkatine getirdik,” diyen Fidan, bu konuda çalışmalara başlayarak süratle sonuç alınmasının önem taşıdığını belirtti.

    Suriyeli sığınmacılara da değinen Fidan, AB ile göç işbirliğinin “adil yük ve sorumluluk paylaşımı temelinde, sahadaki yeni gerçeklere göre” güncellenmesi gerektiğini söyledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AP raportörü Nacho Sanchez Amor: Türkiye uluslararası izolasyonu önlemek için söylemini yumuşatmalı

    AP raportörü Nacho Sanchez Amor: Türkiye uluslararası izolasyonu önlemek için söylemini yumuşatmalı


    AP Türkiye raportörü, Türkiye’de iktidara yönelik eleştirilerini sürdürerek, “Tamamen izole edilmiş durumdasınız. Sahip olduğunuz tek gerçek dost Azerbaycan.” ifadesini kullandı.

    REKLAM

    Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, Türkiye’nin uluslararası alanda izole hale geldiğini iddia ederek, Ankara’nın Avrupa Birliği’nden (AB) önemli tavizler alabilmek için söylemini yumuşatmak zorunda olduğunu ileri sürdü.

    İstanbul’da temas ve incelemelerde bulanan Nacho Sanchez Amor burada basına yaptığı açıklamada, Ankara’nın dış ilişkilere ilişkin sert konuşmalarının Brüksel’le ilişkilerin iyileştirilmesinin önündeki temel engellerden biri olduğu görüşünü dile getirdi.

    “Sahip olduğunuz tek gerçek dost Azerbaycan”

    Saldırgan ve tehditkar bir üslup kullanmaktan kaçınmanın maliyetsiz ve kolay olduğunu vurgulayan AP Türkiye raportörü, Türkiye’de iktidara yönelik eleştirilerini sürdürerek, “Tamamen izole edilmiş durumdasınız. Sahip olduğunuz tek gerçek dost Azerbaycan.” ifadesini kullandı.

    Türkiye’de iktidarı dış politikayla ilgili demeçlerinde sürekli iç kamuoyuna yönelik mesajlar vermekle suçlayan AP raportörü, “”Türkiye’de birçok dış politika kararının, iç kamuoyunda nasıl algılanacağı dikkate alınarak alındığını biliyorum.” ifadesini kullandı.

    Nacho Sanchez Amor, mevcut duruma rağmen AB’nin, ilişkileri geliştirmek amacıyla diğer alanlarla ilerleme sağlanmasına hazır olduğunu sözlerine ekledi.

    AB Komisyonu raporları neler diyor?

    AB Komisyonu geçen ay yayımladığı son ilerleme raporunda Türkiye’de demokrasinin gerilediği ve Ankara’nın uzaklaştığı uyarısında bulunmuştu.

    Ankara ile Brüksel arasındaki ilişkilerde yaşanan ‘çıkmazı’ gündemine alan Avrupa Birliği Komisyonu geçen hafta, Türkiye ile diyalog ve işbirliğini geliştirmeyi ve yeni bir başlangıç yapmayı tavsiye eden bir raporu kamuoyu ile paylaştı.

    AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi, 27 üyeli bloğun Ankara ile diyaloğu yeniden başlatması, göç, enerji, ticaret ve Türk vatandaşlarına vize verilmesi gibi “ortak çıkar” konularında işbirliğinin geliştirmesini önerdi.

    Ankara ile Avrupa Birliği arasındaki ticaret hacminin 200 milyar euroya ulaştığı ve bunun bir “rekor” olduğunun altı çizildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AB, üyelik olmadan Türkiye ile ‘yeni bir sayfa açmak’ istiyor

    AB, üyelik olmadan Türkiye ile ‘yeni bir sayfa açmak’ istiyor


    Türkiye, 1999’dan bu yana AB’ye katılmaya aday. Ancak Ankara ile müzakereler 2018’den bu yana donmuş durumda.

    REKLAM

    Ankara ile Brüksel arasındaki ilişkilerde yaşanan ‘çıkmazı’ gündemine alan Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye ile diyalog ve işbirliğini geliştirmeyi ve yeni bir başlangıç yapmayı tavsiye eden bir rapor hazırladı. 

    AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi, 27 üyeli bloğun Ankara ile diyaloğu yeniden başlatması, göç, enerji, ticaret ve Türk vatandaşlarına vize verilmesi gibi “ortak çıkar” konularında işbirliğinin geliştirmesini önerdi. 

    Ankara ile Avrupa Birliği arasındaki ticaret hacminin 200 milyar euroya ulaştığı ve bunun bir “rekor” olduğunun altı çizildi.

    “AB-Türkiye Siyasi, Ekonomik ve Ticari İlişkilerinin Durumu” raporunda neler var?

    Amacı, hızla değişen jeopolitik ve güvenlik ortamında AB-Türkiye ilişkilerini geliştirecek unsurları ortaya koymak olan raporda, ilişkilerdeki son durumun yapıcı adımlara olanak sağladığına işaret ediliyor. Raporda, olumlu çabaların sürdürülmesi ve AB’nin kaygılarının ele alınması koşuluyla ilerleyecek alanlar olduğu kaydediliyor. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de gerilimi tırmandıran dinamikleri durdurmak için çaba sarf ettiği belirtilen raporda, aynı zamanda çeşitli AB üye ülkeleriyle ikili ilişkilerde yapıcı tutum sergilediği aktarılıyor. 

    Avrupa Komisyonu, Türkiye ile ilişkilerde son durumun yapıcı adımların atılmasına imkan tanıdığını belirterek, olası tüm işbirliği alanlarında gelişme sağlanması amacıyla Yüksek Düzeyli Diyalog toplantılarına ağırlık verilmesi tavsiyesinde bulunuyor. 

    Vize serbestisi ve süreçlerin hızlandırılması

    Raporda, vize serbestisi alanında, Türkiye’nin kriterleri henüz tamamlamadığı anımsatılarak, “AB Konseyi ve Komisyon, kalan koşulların karşılanması için Türkiye’ye teknik yardım sunmaya devam ediyor.” bilgisi verildi.

    Özellikle iş insanları, öğrenciler, AB’de aileleri olan Türk vatandaşları için vize süreçlerinin kolaylaştırılması hedefiyle üye ülkelerle olasılıkların araştırılacağı belirtilen raporda, “Bu aynı zamanda, uzun geçerliliğe sahip çok girişli vizelerin verilmesine olanak sağlamak amacıyla Vize Kanunu’nun esnekliklerinden tam olarak faydalanmayı da içermelidir.” ifadesi kullanıldı.

    Düzensiz göç ve terörle mücadele

    Raporda, Türkiye’nin işbirliğiyle düzensiz göçte bir süredir gözlemlenen düşüşü temel alarak, suç kaçakçılığı ağlarını ortadan kaldırma, sınır korumasını güçlendirme yollarıyla Türkiye’nin, AB’ye düzensiz göç akışını durdurmaya yönelik çabalarını hızlandırma tavsiyesinde bulunuldu.

    Raporda ayrıca AB ile Türkiye’nin göç ve kolluk kuvvetleri arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi, Türkiye’deki mültecilere ve ev sahibi topluluklara verilen desteğin sürdürülmesi, en hassas mülteci gruplarına yönelik AB üye ülkelerine kabullerin hızlandırılması, diğer yandan menşe ülkelere güvenli, onurlu ve gönüllü dönüşlerin desteklenmesi gerekliliğine değinildi.

    “Gerektiğinde Türkiye Dışişleri Bakanı’nı, AB Dışişleri bakanlarının gayriresmi toplantısı veya toplantılarına davet etme” önerisinde bulunulan raporda, Türkiye’nin AB’nin ortak savunma ve dış politikası misyonu ve operasyonlarına katkılarını artırmasının teşvik edilmesi konuları yer aldı.

    Eleştiriler

    Raporda, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin “kırılgan olmaya devam ettiği” belirtilerek, şu tespitlere yer verildi:

    “Türkiye’nin Kıbrıs meselesindeki tutumu ve Ada için ‘iki devletli çözüm’ü yüksek sesle desteklemesi büyük bir zorluk teşkil ediyor. Türkiye’nin bölgesel çatışmalarda askeri yollarla verdiği destek ve Hamas’a ilişkin görüşleri, AB’nin tutumuyla çelişiyor. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması da dahil olmak üzere, iç hukuktaki insan hakları ve hukukun üstünlüğüne ilişkin mevcut durum nedeniyle, AB-Türkiye ilişkilerinde aşılması gereken pek çok engel olduğu açıktır.”

    Hukukun üstünlüğü ve temel haklara ilişkin diyaloğun, AB-Türkiye ilişkilerinin ayrılmaz parçası olduğu kaydedilen raporda, “Tek taraflı eylemlerden kaçınarak, Kıbrıs meselesi de dahil olmak üzere diyaloğu iyi niyetle sürdürmek, daha işbirlikçi ve karşılıklı yarara dayalı bir ilişkinin gelişmesine imkan verebilir.” değerlendirmesinde bulunuldu.

    Raporda, “AB’nin, Türkiye ile olası tüm alanlarda, özellikle de daha geniş jeopolitik değişimlerin olduğu bir ortamda, güvene ve fikir birliği kültürüne dayalı bir ilişki geliştirme konusunda stratejik çıkarı olduğu açıktır. Ankara ile temel görüş ayrılıklarını gidermeye yönelik çabalar devam etmelidir.” ifadeleri kullanıldı.

    Ekonomi başlıkları

    AB’nin gelişen ilişkileri doğrultusunda 2021-2027 dönemi Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA III) kapsamında Türkiye’ye destek sağladığı anımsatılan raporda, “AB, 2022’de Türkiye’ye 221 milyon euro tahsis etti.” ifadesi yer aldı.

    Raporda, Komisyon’un, geçen yıl Avrupa Sürdürülebilir Kalkınma Fonu (EFSD+) kapsamında, Türkiye’deki özel ve kamu yatırımlarını desteklemek amacıyla AB garantileri sağlayacak bir Türkiye Yatırım Platformu kurduğu kaydedildi.

    Platformun 2023 başında 14 programa 317 milyon euro garanti sağladığı anımsatılan raporda, yatırım hacminin 2 milyar euroya kadar çıkmasının beklendiği ifade edildi.

    REKLAM

    Raporda, Avrupa Yatırım Bankasının (AYB) 2019’da alınan karar doğrultusunda Türkiye’deki faaliyetlerini gözden geçirmek amacıyla ülkedeki tüm yeni operasyonlarını durdurduğu anımsatılarak, depremin ardından kurumun Türkiye’ye 400 milyon euroluk bir çerçeve kredisi sağladığı belirtildi.

    Gümrük Birliği’nin güncellenmesi

    “Komisyon tarafından o dönemde hazırlanan etki değerlendirmesinde, Gümrük Birliği güncellemesinin önemli ölçüde olumlu etki yaratacağı ve hem Türkiye hem de AB’ye ekonomik faydalar sağlayacağı belirtiliyordu. Bu değerlendirmenin temel unsurları bugün hala geçerlidir.” ifadesine yer verilen raporda, AB Konseyinin, bozulan AB-Türkiye ilişkileri bağlamında 2017’de bu konudaki müzakerelerine son verdiği hatırlatıldı.

    Raporda, Türkiye’nin mevcut Gümrük Birliği’ni bütün üye ülkelere etkin biçimde uygulamamasının ciddi sorun olmaya devam ettiği belirtilerek, “Türkiye’nin son zamanlarda somut sorunları ele alma yönündeki çabaları, özellikle 9 engelde kaydedilen ilerleme ve 5 engelin daha kaldırılması veya aşamalı olarak kaldırılacak olması taahhüdü, daha yakın bir katılımın temelini oluşturuyor.” değerlendirmesi yapıldı.

    “Hızla gelişen küresel bağlamda, AB’nin yeşil ve dijital dönüşümleri ve dayanıklı tedarik zincirlerine duyulan ihtiyaçla birleştiğinde, ticaret konularında ilerleme ortak çıkarımızadır.” ifadesi kullanılan raporda, “Mevcut Gümrük Birliği’nin sınırları göz önüne alındığında, etkili bir anlaşmazlık çözümü mekanizması ve güvenceler de dahil olmak üzere kapsamlı modernizasyonu, AB-Türkiye ekonomik ilişkisinin tam potansiyelinden yararlanılmasına olanak tanıyacaktır.” değerlendirmesinde bulunuldu.

    Raporda, Türkiye’nin, AB ile Gümrük Birliği içinde bulunan bir aday ülke olmasına rağmen AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarına uymamayı tercih ettiği hatırlatıldı.

    REKLAM

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan’dan AB’ye tepki: Gerekirse yolları ayırabiliriz

    Erdoğan’dan AB’ye tepki: Gerekirse yolları ayırabiliriz


    AP’nin Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, temmuz ayında ‘e yaptığı açıklamada Türkiye-AB ilişkilerinin ‘işlevsiz hale geldiğini’ belirtmişti.

    Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 2022 Türkiye raporuna tepki gösteren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Gerekirse AB ile yolları ayırabiliriz” dedi.

    REKLAM

    AP’nin raporunda Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin “mevcut koşullar içinde” yeniden başlatılamayacağı belirtilirken AB’ye üyelik yerine daha “gerçekçi” bir çerçeve bulmaya yönelik bir sürecin başlatılması tavsiye edildi.

    ABD’ye hareketi öncesinde Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi’nde açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “AB Türkiye’den kopmanın gayreti içerisinde” dedi.

    AP’nin Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor’un hazırladığı 2022 Türkiye Raporu, AP Genel Kurulunda yapılan oylamada 18’e karşı 434 oyla kabul edildi. 152 milletvekili çekimser oy kullandı.

    Temel haklar, hukukun üstünlüğü gibi konularda eleştirilere yer verilen raporda, Türkiye’nin üyelik sürecine ilişkin perspektif ise işbirliği odaklı aktarıldı. Türkiye ile üyelik müzakerelerini sonlandırmayı içeren değişiklik önergesi ise 460 oyla reddedildi, raporda yer almadı.

    Türk Dışişleri Bakanlığı da “Bu rapor, maalesef AP üyelerinin gündelik popülist siyasetin esiri olduklarını, hem AB’ye hem bölgemize yönelik doğru stratejik yaklaşım geliştirmekten ne kadar uzak kaldıklarını da göstermektedir.” açıklamasını yapmıştı.

    AP’nin Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, temmuz ayında ‘e yaptığı açıklamada Türkiye-AB ilişkilerinin ‘işlevsiz hale geldiğini’ belirtmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AB dışişleri bakanları aday ülkelerle ‘genişlemeyi’ görüşmek için toplantı çağrısında bulundu

    AB dışişleri bakanları aday ülkelerle ‘genişlemeyi’ görüşmek için toplantı çağrısında bulundu


    AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, birliğin potansiyel olarak 10 üyeye daha hazırlanması gerektiğini söyledi

    Avrupa Birliği dışişleri bakanları, genişleme sürecini görüşmek üzere eylül ayı sonuna kadar Ukrayna ve Batı Balkanlar’dan mevkidaşlarıyla bir araya gelme çağrısında bulundu.

    REKLAM

    AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 27 ülkeden dışişleri bakanlarının katıldığı toplantının ardından, “Ukrayna’daki savaşın, kesinlikle liyakate dayalı bir süreç olan genişleme sürecini hızlandırmak gibi bir yan etkisi olduğunu düşünüyorum” dedi.

    İspanya’nın Toledo kentinde yapılan AB Dışişleri Bakanları Gayriresmi Toplantısı’nda konuşan Borrell, AB’nin potansiyel olarak 10 üyeye daha hazırlanması gerektiğini söyledi.

    Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel de bu hafta, birliğin 2030 yılına kadar yeni üyeler kabul etmeye hazır olması gerektiğini ifade etti. 

    Balkan ülkeleri en yakın potansiyel adaylar

    Balkan ülkeleri Arnavutluk, Bosna-Hersek, Kosova Karadağ, Kuzey Makedonya ve Sırbistan, AB’ye katılım sürecinde farklı aşamalarda bulunuyor.

    Geçen yıl Moldova ve Ukrayna’ya aday statüsü verildi. Gürcistan da bu statüyü almayı bekliyor.

    Ukrayna’nın üyelik süreci

    Ukrayna’nın üyeliğinin “Avrupa entegrasyonu projesini riske atmadan” nasıl yapılabileceğine dair sorular gündeme geliyor.

    Analistler genişlemenin ivme kazandığını ancak AB’nin önce kendi içinde reform yapması gerektiğini düşünüyor.

    Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) analisti Mathieu Droin Euronews’e “Üye devletler reformun ne anlama geldiğini, kendileri için neleri değiştireceğini, nasıl fayda sağlayacaklarını ve AB’ye nasıl katkıda bulunmaları gerektiğini yeni yeni anlamaya başlıyor” dedi.

    Ukrayna’nın reform konusunda kararlı adımlar attığını belirten Droin, “Bir yıllık süre zarfında muazzam bir çalışma gerçekleştirdiler, bu oldukça etkileyici. Ancak AB’nin bunu nasıl yapmayı planladığı hala belirsiz, çünkü AB içinde farklı programların, örneğin Ukrayna’nın önemli bir tarım ülkesi olması nedeniyle tarımın nasıl yeniden kalibre edileceğine ilişkin karar verme konusunda pek çok soru var.” diye konuştu. 

    Bu arada Macaristan, Ukrayna’ya yapılacak 500 milyon Euroluk askeri yardım paketinin 8. taksitini bloke etmeye devam ediyor. Budapeşte, Macaristan’ın OTP Bankasının “savaş sponsoru” olarak tanımlanmasının “kabul edilemez” olduğunu savunuyor. Hükümet, daha fazla askeri yardım için ön koşul olarak bankanın adının Ukrayna’nın kara listesinden tamamen çıkarılmasını istiyor.

    İspanya’nın AB Konseyi dönem başkanlığının önceliklerinden biri Ukrayna’ya yönelik koordineli desteği sürdürmek ve bunu Avrupa’nın birliğini güçlendirerek yapmak.

    REKLAM

    AB, 2024-2027 döneminde Ukrayna için Avrupa Barış Fonu’na entegre edilecek yıllık 5 milyar Euro’ya kadar bir yardım fonu oluşturmayı öngörüyor.  Borrell, bakanların konuyu görüştüklerini ve yıl sonundan önce bir anlaşmaya varılabileceğini umduğunu belirtti.

    Ukraynalı askerlerin eğitimi

    Toplantıda üye devletlerin silahlı kuvvetleri tarafından Ukraynalı askeri personelin eğitim misyonunun durumu da değerlendirildi. 

    Borrell’e göre toplam 25 bin Ukraynalı asker halihazırda eğitim almış durumda ve yıl sonuna kadar 30 bin askerin eğitilmesi hedefine planlanandan daha önce, Ekim ayı sonunda ulaşılacak.

    Yüksek Temsilci, bu nedenle bakanlara önümüzdeki aylarda eğitimli Ukraynalı askeri personel hedefinin 40 bine çıkarılmasını önerdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupa Birliği Türkiye ile ilişkileri geliştirmeye yeşil ışık yaktı; şartlarını sıraladı

    Avrupa Birliği Türkiye ile ilişkileri geliştirmeye yeşil ışık yaktı; şartlarını sıraladı


    Avrupa Birliği Türkiye ile ilişkileri geliştirmeye yeşil ışık yaktı; şartlarını sıraladı: Kıbrıs meselesi çözülmeli, insan hakları ihlalleri sonlanmalı.

    Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “Türkiye ile Avrupa Birliği arasında daha güçlü bir ilişki geliştirmek için karşılıklı bir çıkar olduğuna inanıyoruz.” dedi.

    “Türkiye ile nasıl yeniden ilişki kurabileceğimizi görüştük” açıklamasında bulunan Borrell, Brüksel’de düzenlenen dışişleri bakanları toplantısının ardından gerçekleşen basın toplantısında, iki taraf arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin Kıbrıs sorununda ve insan hakları konusunda Ankara’nın yapacağı hamlelere bağlı olduğunu belirtti.

    “Kıbrıs meselesinin ilgili Birleşmiş Milletler kararları doğrultusunda çözüme kavuşturulması Türkiye ile bu yeniden angajmanda kilit rol oynayacaktır” diyen Borrell, “Ayrıca, Ankara’nın da bir parçası olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde tanımlanan temel özgürlüklerin ve değerlerin korunması da çok önemli olacaktır.” ifadelerini kullandı.

    24 yıldır AB’ye resmi aday pozisyonunda bulunan Ankara ile Brüksel arasında yürütülen katılım müzakereleri 2016’dan bu yana insan hakları ihlalleri ve hukukun üstünlüğüne saygı konusundaki endişeler nedeniyle durdu.

    10 Temmuz’da Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan beklenmedik bir hamleyle Ankara’nın katılım müzakerelerinin yeniden başlatılması çağrısında bulundu ve bu fikri Türkiye’nin İsveç’in NATO askeri ittifakına katılma teklifini onaylamasıyla ilişkilendirdi.

    Bu ayın başlarında Reuters’a konuşan bir üst düzey Türk yetkili, Ankara’nın AB’den vizesiz seyahat ve AB’ye katılım sürecinde bazı fasılların kapatılması gibi konularda somut ilerleme beklediğini söyledi ve Batı’nın Türkiye’yi mali ihtiyaçları konusunda desteklemesi gerektiğini sözlerine ekledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sanchez Amor: Türkiye – AB üyelik süreci işlevsiz hale geliyor; başka bir format bakmamız gerekiyor

    Sanchez Amor: Türkiye – AB üyelik süreci işlevsiz hale geliyor; başka bir format bakmamız gerekiyor


    AP Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, Türkiye-AB ilişkileri konusunda euronews’e önemli açıklamalarda bulundu

    Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, Türkiye ile AB üyelik sürecinin artık işlevsiz hale geldiğini düşünüyor. Ankara ile 2005 yılında başlayan üyelik müzakerelerinin, gelinen noktada Türkiye’de demokrasinin gelişimine katkı sunmadığını söyleyen Sanchez Amor, “süreç işlevsel değilse, ki benim görüşüme göre işlevsiz hale geliyor, başka bir format aramamız gerekir” dedi.

    Yaklaşık dört yıldır Türkiye raportörü görevini sürdüren İspanyol Nacho Sanchez Amor, euronews’e Türkiye-AB ilişkileri konusunda önemli açıklamalarda bulundu.

    Kamuran Samar, euronews:

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliği konusunda AB üyelik şartını öne sürmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Nacho Sanchez Amor, AP Türkiye raportörü

    Aslında şaşırtıcı olan da bu, çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumundaki değişim normal olabilir. Ancak İsveç’in NATO üyeliğinden, Avrupa Birliği üyeliğine geçişi düşünmek tamamen beklenmedik bir hamleydi ve bu zaten mümkün de değil. Çünkü burada iki farklı kanal var, farklı rasyonel yapılara sahip iki farklı örgüt var; NATO, diyelim ki askeri ve güvenlikle ilgili. Avrupa Birliği ise hala katılım sürecinin merkezinde yer alan bir demokrasiler kulübüdür. Her ülke Kopenhag kriterlerini yerine getirmek zorunda. O halde Türkiye’nin mevcut durumunu değerlendirmeliyiz. Mevcut durumda hiçbir değişiklik yok. Hiçbir reform yok. Aksine, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında tam bir geriye gidiş söz konusudur. Bu da katılım sürecinin özünü oluşturmakta. Elbette pek çok teknik konuyu tartışmak zorundayız, ancak değerlendirmemiz gereken ve benim raporlarımda da başkalarının komisyon raporlarında da değerlendirilen temel şey, ülkeyi tam teşekküllü bir demokrasi haline getirmek için görünürde bir siyasi irade olmadığıdır.”

    euronews:

    Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün sonra İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yaktı. AB, Türkiye’de herhangi bir konuda bir söz verdi mi?

    Nacho Sanchez Amor:

    İsveç’in katılımı dünyada kimsenin anlamadığı garip bir olay oldu. Türkiye’nin güvenlikle ilgili meşru endişelerini tamamen destekliyorum. Ancak bu NATO ile ilgili bir durum değil çünkü ortada bir savaş var. Bu normal bir durum değil. Savaş var ve Erdoğan savaş anında kuzey kanadımızın takviyesini geciktiriyor. Bunun bir yardım olduğu (Rusya’ya) konusunda çok açık oldum. Bu, Rusya’nın askeri ajandasının onaylanması anlamına geliyor. Sonunda Erdoğan’ın vetoyu kaldırdığını görmekten çok mutluyum çünkü bu çok ama çok acı verici bir durumdu. Bu son adımı takdir ediyoruz. Ayrıca Avrupa’da PKK’ya yönelik politikamızda daha tutarlı olmamız gerektiğini de düşünüyorum. Türkiye’nin yaklaşımımızla ilgili (terör konusunda) bazı meşru endişeleri var. Ayrıca, Türkiye (…) gerçekten daha az anormal bir terör kavramı yaratırsa, güvenlik sorununu ele almak kolaylaşır. Ama PKK’yı konuşmaya başlarsanız, Feto’yu koyarsanız ve diğer Kürt örgütlerini koymaya başlarsanız, bu mümkün değil. PKK’yı bir terör örgütü olarak listeledik ve Türkiye’nin buna uymamızı talep etme konusunda tam bir meşruiyeti var. Ancak Türkiye’deki küçük siyasi eleştirileri terörizm olarak değerlendirirseniz, bu Türkiye’nin güvenliğine yardımcı olmaz. Vetonun kaldırılması iyi oldu. Bunun Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım süreciyle hiçbir ilgisi yok ve PKK’yı bir terör örgütü olarak görme politikamızla tutarlı olmak zorundayız. Türkiye’nin de bizden bu politikalarda tutarlı olmamızı talep etme hakkı vardır.”

    euronews

    AB, İsveç’in NATO üyeliği karşılığında Ankara’ya herhangi bir konuda söz verdi mi?

    Nacho Sanchez Amor:

    “Hayır. AB, NATO üyeliğiyle ilgili hiçbir şey sunamaz. NATO’nun farklı bir yapısı, farklı bir kodu, farklı bir gerekçesi ve üye olmak için farklı bir prosedürü vardır. Bu adımın iyi bir hamle olduğunu takdir edebiliriz ve siyasi açıdan daha iyi bir ortam yaratabilecek ve güvenin yeniden yaratılmasına ya da yeniden kazanılmasına yardımcı olabilecek bir adım olduğunu düşünüyoruz. Ancak resmi olarak birbiriyle bağlantılı değiller. Vetonun kaldırılmasının Amerika’dan ya da başkalarından gelecek askeri teçhizatla bir ilgisi olup olmadığını bilmiyorum. Siyasi olarak bunu takdir ediyoruz ve vetonun kaldırılmış olmasından dolayı mutluyuz. AB olarak NATO üyeliğiyle ilgili herhangi bir pazarlık yapamayız.”

    euronews

    Üyelik sürecinin tıkanmasının tek sorumlusu Türkiye mi? AB tarafında bir isteksizlik söz konusu mu?

    Nacho Sanchez Amor:

    “Bu yüzyılın başında, Avrupa Birliği’nde herkes ılımlı İslamcı demokrasiye sahip Türkiye ile güçlendirilmiş bir AB’nin iyi olabileceği konusunda hemfikirdi. O süreç başladığında mükemmel bir an vardı. Daha sonra Sarkozy yüzünden, Almanya yüzünden, Kıbrıs yüzünden bir ruh hali değişikliği oldu. Biz bunun tamamen farkındayız. Raporumda çok açık bir şekilde ifade ettim; eğer katılım sürecini yenilersek, eğer Türkiye doğru şeyler yapmaya başlarsa, eğer Türkiye sürecin sonunda reformlara uyarsa, hiçbir şekilde kimliksel, dini ya da demografik konulara geri dönemeyiz. Böyle bir şey olmayacak. Katılım sürecinin yeniden başlaması konusunda anlaştıysak, bundan emin olmalıyız. Eğer Türkiye buna uyarsa, biz de uymak zorundayız. Türkiye’yi Avrupa’ya kabul etmek zorundayız. Ben şahsen, farklı kültürel geçmişlere sahip olsalar bile diğer komşularla kimliği güçlendirmenin Avrupa Birliği için iyi olacağını düşünüyorum. Ancak bunun için hem Türkiye’nin tam teşekküllü bir demokrasi olma yönünde politikalar yürütme konusundaki siyasi iradesini değerlendirmemiz hem de kendi tarafımızda teklifimizden emin olmamız ve sürecin sonunda ya da ortasında bu kimlik, dini, demografi dediğim şeye geri dönmememiz gerekiyor.”

    euronews

    Siz birkaç yıldır bu görevdesiniz. Türkiye bir gün AB üyesi olabilecek mi sizce?

    **Nacho Sanchez Amor, AP Türkiye raportörü
    **

    “Türkiye raportörü olmasam bile o günü görmeyi gerçekten çok isterim. Gerçekten de güçlü ve demokratik bir Türkiye’nin, bu güçlü ülkenin aramızda olmasının Avrupa Birliği için mükemmel bir şey olacağını düşünüyorum. Bu benim kişisel görüşüm. Bunun, önce güveni yeniden kazanmak, sonra gerçekten müzakereye girişmek ve müzakere sonrasında da gerekenleri yapmak…bunların zaman alan bir süreç olduğunun farkındayım. Ben her zaman Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olmasını destekledim. Ancak bunun jeopolitikle, mevcut savaş durumuyla hiçbir ilgisi yok. Bu, örneğin benim ülkemde, Yunanistan’da, Portekiz’de, Avrupa’nın doğusunda, Avrupa Birliği’ne üye olmaya elverişli bir demokrasi düzeyine ulaşan insanlarla ilgili. Türkiye’nin siyasi iradesini ikame edebiliriz. Bazen ‘teşvik’ fikrini duyuyorum. Türkiye’nin teşvik eksikliği nedeniyle üye olma fikrinden vazgeçtiği…biz birçok konuda teşvik edici mesajlar verebiliriz. Ancak demokrasi olmak tamamen Türk siyasi elitine ve Türk toplumuna düşen bir görev. Demokrasi olmak için siyasi iradeyi ikame edebiliriz. Teşvik diye bir şey yok. Ben bir İspanyol’um. Yani benim ülkem diktatörlükten çıktı ve beş yıl içinde yeni anayasa ve Avrupa Birliği’ne üye olmak için siyasi irade ile tam teşekküllü bir demokrasiye sahip olduk, jeopolitikle ilgili değil. Göz önünde bulundurulması gereken şey siyasi irade, reformlar, demokrasi seviyesidir ve daha sonra ticaretle ilgili, ekonomiyle ilgili diğer teknik konulara girilir. Ancak katılım sürecinin özünde, tekrar ediyorum, demokrasi olma yönünde siyasi irade yatmaktır.”

    euronews:

    AB üyelik müzakerelerinin yeniden canlandırılması tamamen Türk hükümetine mi bağlı?

    Nacho Sanchez Amor:

    “Bu Türk hükümetine bağlı ve onlar da bunun tamamen farkındalar. Parlamentonun her raporu, komisyonun her raporu, dünyadaki onlarca düşünce kuruluşunun raporları, 20 yıl önceki Türk demokrasisinin ortadan kaybolduğuna hak veriyor. Ve şimdi ülke, özellikle anayasa değişikliği referandumundan sonra, açık bir otokrasi olma eğiliminde. Demokrasi olmak için farklı bir siyasi irade olmalı. Evet, bu Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlı ve yapması gerekenleri çok iyi biliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uymak için Kavala’yı serbest bırakmalı, HDP’li belediye başkanlarının görevlerine devam etmelerini engellememeli, medya özgürlüğüne müdahale etmekten vazgeçmeli, gazetecileri serbest bırakmalı. Demokrasinin ne olduğu çok açık çünkü siz ve vatandaşlarınız için bundan daha açık daha kapsayıcı bir Türkiye yok. Tekrar olmak istediğimiz şey de bu.”

    euronews:

    Osman Kavala’dan bahsettiniz. Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye yönelik başlattığı bir ihlal süreci var. Bu süreçte son durum nedir, Türkiye’nin Konsey üyeliğinden çıkarılmasını bekliyor musunuz?

    Nacho Sanchez Amor

    “Buna karar verecek olan Avrupa Konseyi’dir. Prosedür, Türk makamlarının uyma konusundaki isteksizliği sonrasında açıldı. Bunu anlamıyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da AKP bunun (AİHM kararı) doğru olmadığını düşünse bile, mahkeme kararına katılmasam bile karara uymak zorundayım. Bu kişinin (Osman Kavala) tehlikeli olabileceğini düşünsem bile, her iki durumda da uymak zorundayım. Bu kadar açık mahkeme kararları varken bu isteksizlik, hukuki değil siyasi bir duruş gibi görünüyor. Mesajlarımız Kavala’nın serbest bırakılması, Demirtaş’ın serbest bırakılması ya da HDP’li belediye başkanlarının görev almasına izin verilmesi ya da bazı gazetecilerin serbest bırakılması ve herhangi bir eleştiri için herhangi bir medyaya ceza verilmemesi yönünde. Uzun zamandır beklediğimiz şey bu. Türkiye’de iç politikada bir yön değişikliği olacağını umuyoruz.”

    euronews:

    Türk hükümeti vize serbestisi ve gümrük birliğinin güncellenmesi konularını gündeme getiriyor. Bu konularda neden ilerleme sağlanmıyor?

    Nacho Sanchez Amor:

    “Bu konularda hiçbir ilerleme yok çünkü Türk hükümetinin ele almadığı kriterler, koşullar var. Gerçek olan da bu. Türkiye’deki kamuoyuna Avrupa Birliği’nin buna uymadığı mesajı verildiğinden eminim. Göçle ilgili anlaşmada imzaladığımız şey, Türkiye bu kriterlere uyduğunda vize serbestisi sürecine yeniden katılmaya hazır olacağıdır. Bunlardan ikisi çok önemli. Terörle mücadele yasasındaki terörizm kavramının kapsamı ve veri koruma yasası. Ancak hükümetin geçen yıl bu reformu meclise gönderdiğini duymadım. O zaman son dönemde yaşananlar bu süreçten farklı. Bence vize konusunda gerçek çözüm vize serbestisine gidilmesidir. Bu arada, Avrupa ülkelerinin vize ofislerinde yeterli hizmet verilmediği ve vize almak için çok fazla gecikme olduğunun farkındayız. Bunun farkındayız, bu konuda endişeliyiz. Hizmetlerimizi güçlendirdik çünkü bildiğiniz gibi pandemiden sonra iş veya başka nedenlerle seyahat etmek için yoğun bir talep vardı. Raporumda önerdiğim çözüm, Avrupa’da Erasmus’a hak kazanmış öğrenciler için vize prosedürünün hızlandırılmasıdır. Bu bir yaklaşım olabilir. Erasmus öğrencileri hakkında konuşmaya başlayabiliriz. Nihayetinde iş dünyası hakkında da konuşabiliriz, ancak sorunun gerçek çözümü belirli bir grup insanı seçmek değil, Türk makamlarının vize serbestisinden önce yerine getirmeleri gereken kriteri gerçekten onaylamak ve bunlara gerçekten uymaktır.”

    euronews:

    Türkiye, AB ile 2005 yılından bu yana üyelik müzakereleri yürütüyor. Bu müzakarelerin Türkiye’de demokrasi, eşitlik ve insan haklarının gelişimine katkısı oldu mu?

    Nacho Sanchez Amor

    “Hayır, bu çok açık. Benim endişelerimden biri de bu. Katılım süreci, siyasi irade olmadığı için reformların dayatılmasına yardımcı olmadı. Siyasi irade varsa, katılım süreci o zaman işlevsel olur. Bundan eminim, çünkü ülkemdeki kişisel deneyimim bu yöndeydi. Bence bir demokrasiye dönüşmek için siyasi irade yok, çünkü bu bir süreç. Tıkanmış durumda ve ilerlemiyor. Bu nedenle raporumda, Avrupa Birliği’ndeki diğer kurumlardan istediğimiz şey, başka bir format arayalım. Son tartışmalarımız şu yöndeydi: Biz dondurulan katılım süreciyle ilgili yeni bir çerçeve mi aramalıyız ya da bu yeni arayış fikrine hiç yoğunlaşmadan bu süreci durdurmalı, iptal mi etmeliyiz? En sonunda, Parlamento’daki meslektaşlarımla iki şeyi paralel bir şekilde araştırmak konusunda anlaştık. Bazı dramatik değişiklikler olması ihtimaline karşı, katılım sürecini dondurulmuş bir şekilde devam ettiriyoruz, ancak aynı zamanda Avrupa Birliği’nin diğer kurumlarına başka bir çerçeve arayalım dedik, çünkü sonuçta başka bir çerçeve aramıyoruz çünkü katılım sürecimiz var. Ancak böyle bir süreç işlevsel değilse, ki benim görüşüme göre işlevsiz hale geliyor, gerçekten başka bir format aramamız gerekir. Türkiye ile görüşmemiz gereken pek çok konu var. Gümrük birliği, vize serbestisi, göç, ekonominin pek çok yönüyle ilgili üst düzey görüşmeler ve biz bu konularda Türkiye ile işbirliği yapmaya hazırız. Ancak katılım süreci üyelikle, üyelik de demokrasi düzeyiyle ilgilidir. Bunun değişmeyeceğini düşünüyorum.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İsveç, uyuşturucu kaçakçığılından hükümlü bir PKK’lıyı Türkiye’ye iade etme kararı aldı

    İsveç, uyuşturucu kaçakçığılından hükümlü bir PKK’lıyı Türkiye’ye iade etme kararı aldı


    İsveç, uyuşturucu kaçakçığlından hükümlü bir PKK’lıyı Türkiye’ye iade etme kararı aldı

    İsveç, uyuşturucu kaçakçığılından hükümlü bir PKK’lı Türkiye’ye iade etme kararı aldı. Karar, NATO üyeliği Türkiye tarafından onaylanmayan İsveç’in Ankara’nın talepleri doğrultusunda terör yasalarında yaptığı değişiklerin ardından geldi.

    İsveç hükümeti kararı, pazartesi günü özel bir toplantıda aldı. İsveç Yüksek Mahkemesi de ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ne de İsveç’in kendi iade yasasının Türkiye’nin talebini yerine getirmeye bir engel oluşturmadığına hükmetmişti.

    İsveç Adalet Bakanlığı yetkilisi Eşref Ahmed “Hükümet 12 Haziran 2023 tarihinde, Türkiye’de uyuşturucu suçundan dört yıl yedi ay hapis cezasına çarptırılan 35 yaşındaki bir Türk vatandaşının iade talebini kabul etmeye karar verdi.” açıklamasında bulundu.

    Uyuşturucu kaçakçılığından hüküm giymiş, şartlı tahliye edilmişti

    Hakkında iade kararı alınan 35 yaşındaki şahıs geçen yıl İsveç’te Türkiye’nin talebi üzerine tutuklanmıştı. Bu kişinin HDP ile ilgili faaliyetlerinin yanı sıra, İsveç’te de terör örgütü olarak kabul edilen PKK’ya sosyal medyada alenen destek verdiği iddia ediliyor.

    Türk savcıların İsveç Yüksek Mahkemesi’nde söz konusu kişi hakkında bir terör örgütüyle bağlantılı olmak ya da Türk cumhurbaşkanına hakaretten dolayı hakkında yürütülmekte olan bir soruşturma olduğu iddiasını reddettiği bildiriliyor.

    Türkiye’de uyuşturucu taşıma suçundan dört yıl hapis cezasına çarptırılmış, ancak cezasının ikinci yılında şartlı tahliye edildikten sonra İsveç’e giderek burada çalışmaya başlamıştı. İadenin önümüzdeki haftalarda gerçekleşmesi bekleniyor.

    Türkiye’nin NATO vetosu

    Ankara yaklaşık 13 aydır, “terörist” olarak tanımladığı 12 kişinin iadesi talebinde bulunarak İsveç’in NATO üyelik talebini veto ediyor. İsveç ise yargının bağımsız olduğunu belirterek siyasi bir talebin hukuki kararlar üzerine dayatılamacağını savunuyordu.

    Buna karşın İsveç, NATO vetosunu kırmak için yeni bir terörle mücadele yasasını yürürlüğe soktu.

    İsveç Yüksek Mahkemesi geçtiğimiz günlerde ilk kez ‘PKK sempatizanı’ olduğu belirtilen bir kişinin Türkiye’ye iadesine yeşil ışık yakmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupa Birliği, Türkiye seçimlerini nasıl görüyor?

    Avrupa Birliği, Türkiye seçimlerini nasıl görüyor?


    Kahramanmaraş depremlerinin ardından yapılan yardımlar ve dayanışma mesajları ile yeniden ısınan Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri son yıllarda düşünce özgürlüğü, Kıbrıs ve insan hakları ihlalleri̇ gibi birçok alanda yaşanan sorunlardan ötürü çıkmazda.

    14 Mayıs tarihini “AB-Türkiye ilişkilerini sıfırlamak için bir fırsat” olarak gören Brüksel, seçimleri yakından takip edecek.

    İki farklı dış politika

    Geçen yıl Avrupa Birliği’nin Rusya yaptırımlarına katılmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik sürecini de uzun süredir engelliyor.

    Ankara ile Brüksel arasında Suriye, Doğu Akdeniz, Kıbrıs gibi konularda da uzun yıllardır görüş ayrılığı bulunuyor.

    Millet İttifakı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidara gelmeleri halinde AB ile ilişkilerde farklı bir yol izleyecekleri mesajını veriyor.

    Daha önceki açıklamalarında Avrupa Birliği’ne tam üyeliği hedeflediklerini belirten Kılıçdaroğlu, ocak ayında Türkiye’de görevli AB büyükelçileri ile bir araya gelerek AB üyelik sürecine verdikleri önemi anlattı.

    euronews Türkçe’ye konuşan European Policy Centre düşünce kuruluşunda siyasi analist Amanda Paul, Türkiye’de muhalefetin “çok farklı bir gündemi olduğunu” söylüyor.

    Muhalefetin AB ve ABD ile ilişkileri yeniden düzenlemeye öncelik verdiğini söyleyen Paul, “Siyasi tutuklularla ilgili iktidar tarafından alınan kararları iptal edecekler, yani daha demokratik bir yaklaşımları olacak.” görüşünü dile getiriyor.

    AB ‘endişeli’

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 18 Mart 2016’da imzaladığı AB-Türkiye mutabakatına göre, Avrupa’daki düzensiz göçmenler ve sığınmacılar Türkiye’ye geri gönderiliyor. 

    Bu anlaşma dolayısıyla Türkiye, AB’ye girmeye çalışan yaklaşık 4 milyon Suriyeliyi kontrol ediyor. 

    Ancak Kılıçdaroğlu, Suriyeli mültecileri en geç 2 yıl içinde kendi ülkelerine gönderme vaadinde bulunuyor.

    Amanda Paul, mültecilerin Suriye’deki insan hakları koşullarından dolayı geri yollanmasının ”pek olası olmadığını” söylerken euronews Türkçe’ye konuşan üst düzey bir AB diplomatı “yasa dışı göçü idare etmek için Türkiye’ye ihtiyacımız var” dedi.

    AB, Kılıçdaroğlu’nun mülteci konusundaki çıkışlarını toplumun desteğini almak amacıyla yaptığını düşünse de, ülkelerine dönmek istemeyen mültecilerin batıya doğru akın etme olasılığı AB’yi tedirgin ediyor.

    “AB, Erdoğan iktidarının devamından yana” söylemi

    Bu durum Türkiye’de özellikle muhalefet kesiminde “AB’nin Erdoğan’ın iktidarının devamından yana olduğu” algısını besliyor. Bu söylem zaman zaman muhaliflerce de dile getiriliyor.

    Seçimle ilgili hiçbir zaman spekülasyonda bulunmadıklarını söyleyen AB diplomatı, Brüksel’in Erdoğan’ın iktidarını desteklediği söylemlerini “saçmalık” olarak niteledi. 

    Adının gizli kalmasını isteyen diplomat “Avrupa’da herkes Erdoğan’ın gitmesini sabırsızlıkla bekliyor” ifadelerini kullandı. Söz konusu yetkili ayrıca AB-Türkiye ilişkilerinin ve Rusya-Ukrayna tahıl anlaşması gibi gelişmelerin “Erdoğan sayesinde değil”, “ona rağmen başarılı olduğunu” ileri sürdü. 

    “Türk diplomasisi oldukça kabiliyetli” diyen yetkili, “Putin’in sadece kendisi ve Erdoğan gibi otokratlarla konuşmayı kabul ettiğini”de sözlerine ekledi.

    Amanda Paul ise ”Erdoğan kazanırsa, son birkaç yıldır yaşananların devamını göreceğiz ve belki de şu anda olduğundan daha da zor bir ortak olacak, çünkü kendini daha güçlü hissedecek” diyor.

    AB’nin, Erdoğan’ın kazanması halinde gerçekleri kabul etmesi gerektiğini de belirten Paul, Brüksel’in çıkarları olan ortaklarla işbirliği yapmak zorunda olduğunu söylüyor:

    ”İktidara kim gelirse gelsin, AB Türkiye ile çalışmak için daha fazla inisiyatif almalı. Bu seçimler AB-Türkiye ilişkilerinin sıfırlanması için kaçırılmaması gereken bir fırsat”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Carnegie Europe’dan Türkiye’de olası seçim senaryoları değerlendirmesi ve AB’ye tavsiyeler

    Carnegie Europe’dan Türkiye’de olası seçim senaryoları değerlendirmesi ve AB’ye tavsiyeler


    Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Europe’da yayımlanan bir makalede Türkiye’de yapılacak gelecek seçimden çıkması muhtemel sonuçlara göre Avrupa Birliği’ne çeşitli tavsiyeler veriliyor.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve muhalefetin kazandığı iki farklı senaryo dışında başa baş yarış ve ittifakların bölünmesi olasılıkları ve AB’ye etkileri tartışıldı.

    Rusya’nın Türkiye’yi ‘jeopolitik tuzağa düşürdüğü’ öne sürülen analizde, Ankara -Moskova ilişkileri ve AB’ye yansıması da ele alındı.

    Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Europe’da Marc Pierini ve Francesco Siccardi tarafından ‘Türkiye’nin yönünü anlamak: Üç senaryo‘ başlıklı bir analiz yayınlandı.

    Avrupa Komisyonu Türkiye temsilciği de yapan Fransız diplomat ve büyükelçi Pierini ile düşünce kuruluşunun yöneticilerinden Siccardi tarafından kaleme alınan analizde, 2018 sonrası Türkiye’nin uyguladığı politika değişikliği, Rusya ve Avrupa Birliği ilişkileri incelendi.

    Makalenin girişinde Türkiye’deki son gelişmeler ve mevcut politikaların arkasındaki itici güçler değerlendirildikten sonra Avrupalı ve Batılı liderlere ‘teorik olarak Ankara’dan kısa ve orta vadede hazırlanmaları gereken 3 senaryonun sunulacağı’ kaydedildi.

    Gezi Parkı protestolarının Türkiye için önemli bir dönüm noktası olduğu belirtilen makalede, daha sonra yolsuzluk operasyonları yapıldığı hatırlatıldı. Operasyonların ardından 45 bin polisle birlikte 2 bin 500 hakim ve savcının yerlerinin değiştirildiği hatırlatıldı.

    Bu süreçte yapılan seçimler sonrası Türkiye ile ilgili şu değerlendirme yapıldı: “Ülkede muhalefetin hakları giderek kısıtlandı; halkı bayrak ve liderlik etrafında toplamak için daha fazla milliyetçi söylem kullanıldı, Kürt azınlıkla uzlaşma süreci terk edildi ve Türkiye’nin Suriye’deki operasyonları kamuoyunu etkilemek, ülkenin moralini yükseltmek ve siyasi muhalifleri zayıflatmak için kullanıldı.”

    15 Temmuz başarısız darbe girişiminin sadece ordunun siyaset üzerindeki etkisine kesin bir son vermekle kalmadığı ayrıca ‘hükümetin sözde düşmanlarına karşı da kapsamlı tasfiyeyi tetiklediği’ kaydedildi.

    AKP ve MHP iş birliği dış politikada dönüm noktası

    Ak Parti ve MHP arasındaki ittifakın dış politikada bir dönüm noktası olduğu ve ülkeyi daha fazla sağa kaydırdığı belirtildi. Bu noktadan sonra Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Libya ve Suriye’de daha iddialı bir dış politika izlediği vurgulandı.

    Türkiye’nin Rusya’dan hava savunma sistemi almasının, “Stratejik perspektiften Moskova’ya güney kanadında önemli bir avantaj sağladığı” savunulurken, Batılı ülkeleri yeni anlaşmalar yapmaya ittiği kaydedildi. ABD’nin bu nedenle Yunanistan ve Romanya ile olan askeri iş birliğini genişlettiği ve Fransa’nın da benzer adımlar attığı hatırlatıldı.

    Rus füzeleri nedeniyle Türkiye’nin F-35 programından çıkarıldığı, ABD’den F-16 alımlarının da zor olduğu belirtilerek, “Türk Hava Kuvvetleri caydırıcılık özelliğinin azalması riskiyle karşı karşıya, bu da Rusya için bir kazanç” denildi.

    Türk politikasının itici güçleri

    Makalede Türk politikasını etkileyen konulardan ilk sıraya konulan ekonomi başlığı altında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın enflasyonu düşürmek için ‘Merkez Bankası’na düşük faiz dayattığı’ belirtildi. Bu politikanın bilinen bütün ekonomi teorilerine ters olduğu ve Türk Lirası’nın değer kaybına yol açtığı kaydedildi. Bu süreçte Merkez Bankası ve Hazine ve Maliye Bakanlıkları’nda çok sayıda görev değişimi yapıldığı da hatırlatıldı.

    Hukukun üstünlüğü başlığı altına Gezi Parkı protestoları ve cevapsız kalan yolsuzluk suçlamalarının tek parti iktidarında çatlak meydana getirdiği kaydedildi. “Kısmen hukuk devleti mimarisinin ortadan kaldırılmasıyla elde edilen siyasi kontrol, liderliğin en önemli önceliği haline geldi.” denilirken bunun negatif etkilerinin 2019 yerel seçimleri ile 2021’de yapılan öğrenci eylemlerinde görüldüğü kaydedildi.

    ‘Jeopolitik Rus tuzağı’

    Türkiye ile Rusya ilişkilerinin değerlendirildiği başlık altında 2016’da Erdoğan ve Putin arasında başlayan diyaloğun Ankara’nın 2019’da S-400 almasıyla doruğa çıktığı vurgulanarak, “Bu ilişki, Rusya’nın Ankara’yı NATO’nun Avrupa savunmasında ve siyasi mimarisinde kama olarak etkili bir şekilde kullanmasına izin veren fırsatçı bir zihin yakınlaşmasının başlangıcı oldu.” denildi.

    Makalede Türkiye’nin S-400 alımı sayesinde Rusya’nın iki stratejik kazanım elde ettiği belirtildi. Buna göre Moskova ABD yapımı Petriot veya Fransız İtalyan üretimi Eurosam füzelerinin güney cephesine yerleştirilmesi ihtimalini ortadan kaldırdı. Ayrıca NATO hava savunma sistemi kapsamında 125 ABD yapımı F-35 savaş uçağının gönderilmesi olasılığı da engellendi.

    Makalede şu ifadeler kullanıldı:

    “Ankara’da başarı olarak görülen Rusya-Türkiye ilişkisi, gerçekte Türkiye için stratejik bir tuzak üretti. Mevcut koşullar altında, Ankara’nın hava gücü büyük ölçüde azalırken, Ankara, Güney Kafkasya ve Suriye’deki operasyonlarını yürütmek için kısmen Moskova’ya bağımlı.”

    Seçim sonrası 3 senaryo; AB ve Batı’ya etkisi

    “Türkiye’nin Batılı ortakları, 2023’te cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde üç teorik senaryo ile karşı karşıya kalacak: ‘aynı durumun devamı, bir devrin sonu veya sürpriz senaryolar’. Batılı politika yapıcılar her olasılığa karşı hazırlıklı olmalıdır.”

    Son anketlerin muhalifleri gösterse de Cumhurbaşkanlığına yakın bir kaynağın Erdoğan’ın kazanmasının büyük olasılık olduğunu söylediği aktarılan makalede, seçim zaferinin “Erdoğan’ın merkezi otorite tercihini, denetimsiz sandık demokrasisini, kamu politikalarında sık sık dini referansları ve iddialı dış politika tercihini pekiştirecektir” denildi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazanması durumunda ortaya çıkacak senaryo şu ifadelerle değerlendirildi.

    “Batılı ülkeler, Yunanistan, Kıbrıs ve Afrika ülkeleri de dahil olmak üzere muhtemelen daha iddialı dış ve askeri politikalarla karşı karşıya kalacaklardır. NATO içinde artan zorluklar ve AB’de devam eden gerilimle karşı karşıya kalacaklardır. Daha da önemlisi, Türkiye’nin Rusya ile ilişkisi ve S-400 füze sistemi konuşlandırması, Türkiye’nin Batılı ortakları için önemli bir olumsuz faktör haline gelecektir. Bu senaryoda, ihtiyatlılık ve çevreleme AB tarafı için anahtar kelimeler olabilir.”

    Muhalefet kazanırsa

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaybetmesi durumunda anayasa değişikliği ile parlamenter sistemin geri gelebileceği belirtildi. Ancak Erdoğan’ın 2015 haziran ve kasım aylarında yapılan seçimleri nasıl tersine çevirmeyi başardığı hatırlatıldı.

    Bazı analistlerin Erdoğan döneminin son erdiği varsayımları yazıldıktan sonra şu değerlendirme yapıldı:

    “Bu senaryoda, Ankara’nın son yıllarda uyguladığı yıkıcı politikaların sonunun habercisi olacağı varsayılıyor. Yeni rejimin tonu muhtemelen daha ılımlı olacak. Ancak Rusya ile net bir kopuş şöyle dursun, mevcut politikaların tamamen tersine çevrileceği üzerine bahse girmek bile tehlikeli olacaktır. Çünkü bu politikaların altında yatan nedenlerden olan, Batı karşıtı duygular devam edecek ve Rusya, Türkiye ile yapılan çok sayıda anlaşmada yer alan stratejik kazanımlarının yeni yönetimin devreye girmesiyle aşınmasını kabul etmeyecektir. Bu senaryoda, AB’den yoğun diplomatik angajman gerekli olacaktır.”

    Sürpriz senaryolar

    Yazarlar son başlık ‘sürpriz senaryolara’ “Günümüz siyaset sahnesindeki tansiyon ve Erdoğan’ın iktidarı kaybetmesiyle bağlantılı korkular düşünüldüğünde, bir takım beklenmedik gelişmelerin yaşanması imkansız değil.” cümlesiyle başladı.

    Sürpriz senaryolara ilk örnek olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cumhuriyetin 100. kutlamalarına başkanlık etmesi için seçimlerin ertelenebilmesi olasılığı gösterildi. Ancak kanunların savaş dışında seçim ertelenmesine izin vermediği hatırlatıldı.

    Türkiye’nin çevresindeki güvenlik risklerinin de belirsizlik yarattığı belirtilerek, Suriye’de Rusya ile olası çatışma, Ukrayna’da yükselen tansiyonla Karadeniz’de Moskova ile gerilim bunlara örnek olarak sayıldı.

    Ak Parti ile MHP arasındaki ittifakın dağılması durumun da ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazanmasının ‘imkansız’ olacağı kaydedildi. Ayırca baş başa geçecek bir seçim yarışının Yüksek Seçim Kurulu’nca iptal ve yeniden seçim kararına yol açabileceği ve bunun da en az 4 ay süreceği kaydedildi.

    AB’ye hazırlıklı ol tavsiyesi

    “Bütün bu senaryolarda Türkiye’nin Batılı ortakları birden fazla ekonomik, finansal risk ve uluslararası gerilimle karşı karşıya kalacaktır.” ifadeleri yer alan makalede, “AB, özellikle bazıları ağır bir güvenlik ve dış politika boyutuna sahip olabilecek bu tür beklenmedik senaryolara karşı tamamen hazırlıklı olmalıdır” denildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***